İzmir’de Emek ve Demokrasi Güçlerinin Yürüyüş ve Basın Açıklamasına, Polis Ablukası. Yürüyüş Engellendi..

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, Ortadoğu’da derinleşen savaş politikalarına, Rojava’da sürdüğü belirtilen sivil katliamlara ve emperyalist müdahalelere karşı Alsancak’ta sokağa çıktı. ÖSYM binası önünde toplanan kitle, Türkan Saylan Kültür Merkezi önüne yürümek istedi ancak yürüyüş polis tarafından engellendi. Yürüyüş izni verilmeyen kitle, polis ablukası altında basın açıklaması yapmak zorunda kaldı.

Eylemde “Ortadoğu’da halkların kaderi emperyalizme ve gerici karanlığa teslim edilemez” pankartı açılırken, “Rojava direnecek, çeteler kaybedecek, insanlık kazanacak” dövizleri taşındı. Sık sık “Katil IŞİD işbirlikçi AKP”, “Rojava halkları yalnız değildir” sloganları atıldı.

Basın açıklamasını İzmir Barosu Genel Sekreteri Zöhre Dalkıran okudu. Açıklamada, emperyalizmin Ortadoğu’da bir kez daha kanlı bir senaryoyu devreye soktuğu belirtilerek, IŞİD, El Kaide ve El Nusra artığı cihatçı yapıların kadınları, çocukları ve silahsız sivilleri hedef aldığı vurgulandı. Suriye’de IŞİD ideolojisinin kendisinden olmayan tüm halklara ve inançlara karşı soykırım pratiği yürüttüğü ifade edilirken, Filistin’in yok edilmesinin ardından Suriye ve İran’da da katliamlarla bölgesel dengelerin yeniden şekillendirilmeye çalışıldığına dikkat çekildi.

Açıklamada, sivil katliamlarını çeşitli gerekçelerle meşrulaştırmaya çalışan medya ve siyasal çevrelerin de bu suçların ortağı olduğu belirtilerek, HTŞ’nin emperyalist güçler tarafından desteklenen kanlı bir siyasi aparat olduğu vurgulandı. Suruç, Ankara Gar ve Atatürk Havalimanı katliamlarını gerçekleştiren zihniyetin bugün Suriye’de iktidar haline getirilmek istendiğine dikkat çekildi.

“Bizler İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri olarak halkların barış içinde, özgürce bir arada yaşama iradesini, masum sivillerin yaşam biçimlerini, dini inanışlarını, etnik kökenini, mezhebini haklı bir katliam sebebi olarak gösteren barbarlığa, vahşete, emperyalizmin kanlı eli rolünü oynayan IŞİD artıklarına karşı insanlığın, yaşam hakkının, özgürlüklerin ve barışın yanında yer aldığımızı bir kez daha duyuruyoruz.

Bizler Atatürk Havalimanı katliamı, Suruç Katliamı ve Ankara Gar Katliamı başta olmak üzere ülkemizde yaşanan onlarca katliamın sorumlularının bugün bir ülkede iktidar olduğu şartlarda neler yapabildiğini halkımızın da görmesi gerektiğini, bu güçleri desteklemenin, sırtını sıvazlamanın nasıl sonuçlara mal olduğunu kavraması gerektiğini düşünüyoruz.

Suriye’de, İran’da farklı aparatlar tarafından hayattan kopartılan masum sivillerin ölümlerinin önüne geçilmek zorundadır.

Bunu dünya devletlerinden beklemek, tüm dünyanın gözü önünde yok edilen Filistin örneği düşünüldüğünde abestir ancak halklar barışı, kardeşliği ve bir arada özgürce yaşama iradesini sahiplendiği oranda bu barbarlık çağı kapanabilecektir.

Cihatçı, IŞİD artığı silahlı güçlerin sivillere karşı eylemlerinin bir an önce sonlandırılması bugün en acil ihtiyacımızdır.

Barış ve kardeşlik bugün için en acil ihtiyacımızdır.

Birlik, mücadele ve dayanışma bugün için en acil ihtiyacımızdır.

Bu vahşete halkların son vereceğine inancımız tamdır.”

Basın açıklamasının ardından Dem Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın söz aldı. Konuşmasına kısa süre önce yaşamını yitiren Selim Sadak için başsağlığı dileyerek başlayan Akın, yaşananların yalnızca Suriye’nin değil tüm bölgenin ve Türkiye’nin geleceğini doğrudan ilgilendirdiğini söyledi.

“Bugün üzgünüz, öfkeliyiz” diyen Akın, Ortadoğu’da son yaklaşık 15 gündür çok büyük ve kritik gelişmeler yaşandığını vurguladı. Yaklaşık 11 yıldır IŞİD’e karşı verilen mücadelenin ardından ortaya çıkan halk gerçekliğinin hedef alındığını belirten Akın, Rojava’da Kürtlerin, Arapların, Alevilerin ve farklı inanç gruplarının birlikte kurduğu sistemin tasfiye edilmek istendiğini ifade etti.

Akın, “Bugün IŞİD katillerinin arkasına dizilen uluslararası güçler; Amerika, İsrail ve ne yazık ki Türkiye’nin de içinde olduğu bir ittifakla, Suriye’de halkların kazanımlarını yok etmeye çalışıyor” dedi. Halep’te çatışma yaşanmaması için geri çekilen güçlerin ardından sivillerin hedef alındığını belirten Akın, çok sayıda insanın katledildiğini, kadınların öldürüldüğünü söyledi.

“IŞİD katilleri 10 yıldır cezaevlerinde tutulan unsurlarını serbest bırakıyor, Kürt halkı başta olmak üzere tüm halklara karşı yeni bir katliam dalgası örgütleniyor” diyen Akın, bu sürecin uluslararası güçlerin desteğiyle yürütüldüğünü, Türkiye’deki siyasi iktidarın da bu tabloya sessiz kalarak sorumluluk aldığını ifade etti.

İzmir’in merkezinden açık bir uyarı yapmak istediğini söyleyen Akın, “Bu ülkede laikim, çağdaşım, barıştan yanayım diyen herkes şunu bilmelidir: IŞİD zihniyetinin desteklendiği bir Suriye hükümeti kurulursa, Türkiye’de hiç kimsenin can güvenliği kalmaz” dedi. Ankara Gar Katliamı’nı hatırlatan Akın, “103 canımızı katlettiler. Bugün o zihniyetle işbirliği yapanlar, orada hükümet kurdurmaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.

Akın konuşmasını, “Ya katillerin safındasınız ya da halkların, barışın ve özgürlüğün yanında” sözleriyle sürdürerek, Kürt halkına yönelik düşmanlıktan vazgeçilmesi çağrısı yaptı. “Biz birlikte yaşamak istiyoruz” diyen Akın, Rojava’daki katliamları sonuna kadar protesto edeceklerini, dayanışmayı sürdüreceklerini söyledi.

Milletvekili İbrahim Akın’ın konuşmasının ardından İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, eylemi sonlandırdıklarını ve kitlenin dağılacağını duyurdu.

Konuşmaların ardından kitle, Türkan Saylan Kültür Merkezi önüne yürümek istedi. Polis, yürüyüşe bir kez daha izin vermedi. Bunun üzerine bazı gençler ara sokaklardan barikatları aşarak sahile ve ardından caddeye çıktı. Polis, yürüyen gruba sert biçimde müdahale etti.

Müdahale sırasında İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şube Yöneticisi Avukat Nazlı Turan ile Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) İzmir Şube Yöneticisi Avukat Hanım Çelik’in polis tarafından darp edildiği  ve  altı kişinin  darp edilerek gözaltına alındığı öğrenildi.

Rojava’ya Yönelik Saldırılar İzmir Alsancak’da Emek ve Demokrasi Güçleri Tarafından Protesto Edildi..

Rojava  bölgesinde yaşayan Kürtlerin yaşam hakkı ve güvenliğine yönelik saldırılar, zorla yerinden etme politikaları ve halkların iradesini yok sayan  savaş konsepti   İzmir’de Alsancak Garı önünde, emek ve demokrasi güçlerinin katılımıyla protesto edildi. Eylem öncesinde Alsancak Garı ve çevresi demir bariyerler ve yoğun polis gücüyle abluka altına alındı. Yürüyüş yapılarak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde yapılmak istenen basın açıklaması polis tarafından engellendi.

Polis ablukası altındaki katılımcılara yönelik kışkırtıcı ve provokatif sloganlar ve sataşmalar çevik kuvvet polislerinin gözü önünde yapılırken, eylemciler soğukkanlılığını koruyarak provokasyonları boşa çıkardı.

“Rojava yalnız değildir, saldırılar durdurulsun” pankartı ve “Stop the genojide Rojava”, “Rojava direnecek çeteler kaybedecek” dövizlerinin taşındığı  Basın açıklaması gergin bir ortamda ve abluka altında yapıldı. Açıklamanın ardından katılımcılar kısa bir süre oturma eylemi gerçekleştirdi. Eylem, herhangi bir olumsuzluk yaşanmadan sona erdi.

Basın açıklamasının Türkçe metni, çağrıcı kurumlar adına  Halkların Demokratik Kongresi (HDK) İzmir Meclisi’nden Vezan Karabulut,  Kürtçesini Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivisti Emine Bozdağ  okudu.

Açıklamanın tam metni şöyle:

“Rojava Yalnız Değildir!

Rojava’ya Yapılan Saldırılar Derhal Durdurulsun…

Bugünlerde dünyanın dört bir yanında, hukukun ve insan haklarının yok sayıldığı, savaşın ise olağan bir yönetim biçimi hâline getirildiği tarihsel bir eşikten geçmekteyiz. Küresel sistem, kendi krizini halkların iradesini yok sayarak, halkları katlederek ve halkları binlerce yıllık yaşam yerlerinden ederek yapmaktadır. Bu yönelim tesadüfi değildir. Daha fazla savaş, daha fazla göç ve daha fazla yoksulluk bilinçli olarak yapılmaktadır. Tarih bize krizlerin savaşla çözülemeyeceğini göstermiştir. Savaş yalnızca felaketi büyütür. Buna rağmen aynı yöntemlerde ısrar edilmesi, yaşanan yıkımın bir sonuç değil, bir tercih olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Ortadoğu, bu tercihin en ağır sonuçlarının yaşandığı coğrafyadır. Bugün bölgede yürütülen savaşlar, klasik askeri çatışmalar değildir. Sorumluluğun dağıtıldığı, şiddetin taşeronlaştırıldığı yeni bir savaş düzeni devreye sokulmaktadır. Devletler, doğrudan hesap vermemek için cihatçı ve paramiliter yapıları sahaya sürmekte; bu yapılar aracılığıyla toplumsal dokular parçalanmakta, suçlar görünmez kılınmaktadır. Bu düzende halklar yalnızca hedef değildir; aynı zamanda susturulması gereken bir engel olarak görülmektedir.

Rojava’ya yönelik saldırılar, bu savaş politikalarının en açık örneklerinden biridir. Bugün Rojava’da yaşananlar, yerel bir çatışmanın sonucu değil; uluslararası ve bölgesel güçlerin çıkar hesapları doğrultusunda şekillenen planlı bir yıkım sürecidir. Kürt halkının hedef alınmasının nedeni çok açıktır: Rojava’da ortaya çıkan irade, emperyalist planlara boyun eğmeyen, yönlendirilemeyen ve teslim alınamayan bir halk gerçekliğini temsil etmektedir.

Rojava; Kürtlerin, Arapların, Süryanilerin, Ermenilerin, Türkmenlerin; Alevilerin, Ezidilerin, Hristiyanların ve Sünnilerin ortak iradesiyle, kadınların öncülüğünde kurulan tarihsel bir özgürlük deneyimidir. Bu deneyim, Ortadoğu’da savaşın, mezhepçiliğin ve erkek egemenliğinin kader olmadığını göstermiştir. Tam da bu nedenle Rojava yalnızca askeri değil, ideolojik olarak da hedef alınmaktadır.

Bugün Kobanî fiilen kuşatma altındadır. DAİŞ artığı HTŞ güçleri, sivillerin yaşam koşullarını hedef alan saldırılarla kenti teslim almaya çalışmaktadır. Bu, askeri bir çatışma değildir. Bu, yaşamı boğma girişimidir. Bu, halk iradesini kırma politikasıdır.

HTŞ gerçeği açıktır.

İsimler değişmiş olabilir.

Bayraklar yenilenmiş olabilir.

Ancak bu yapı, ideolojisi ve pratiğiyle DAİŞ’in devamıdır.

2025 itibarıyla Suriye’de yaşananlar, DAİŞ’in ortadan kaldırılmadığını; yalnızca farklı biçimlerde yeniden sahaya sürüldüğünü göstermektedir. Bu süreklilik, savaşın bitirilmek istenmediğini; kontrollü biçimde sürdürüldüğünü ortaya koymaktadır.

Rojava’ya yönelik saldırıların hedefi artık gizlenemez durumdadır. Amaç yalnızca bir bölgenin kontrolü değildir. Amaç; Kürt halkının tarihsel varlığını tasfiye etmek, Rojava’yı Kürtsüzleştirmek ve bölgeyi tekçi, cihatçı ve karanlık bir yapıya teslim etmektir. Çok kimlikli, özgür ve eşit bir yaşam ihtimali bu düzen açısından kabul edilemezdir.

Kürt halkı yüzyıllardır inkâr, imha ve asimilasyon politikalarının hedefi olmuştur. Ortadoğu’da egemen kılınan tekçi ulus-devlet anlayışı, her karşılaşmada savaş ve şiddet üretmiştir. Kürt halkının direnişi ise bu yapının gerçek yüzünü her defasında açığa çıkarmıştır. Bu hakikatin görünür hâle gelmesi, saldırıların daha da sertleşmesine yol açmaktadır.

Rojava’da kadın özgürlüğünü esas alan, çocukların geleceğini önceleyen, gençlerin söz ve karar sahibi olduğu toplumsal model; cihatçı zihniyetler ve onları kullanan güçler için varoluşsal bir tehdittir. Bu nedenle siviller hedef alınmakta, demografik yapı zorla değiştirilmeye çalışılmakta ve halklar yerinden edilmektedir. Bu tablo, açık biçimde insanlığa karşı suç niteliği taşımaktadır.

Kürt halkının IŞİD’e karşı yürüttüğü mücadele, hiçbir zaman pazarlıkların konusu olmamıştır. Bu mücadele; kadınların köleleştirildiği, çocukların katledildiği, halkların kimlikleri nedeniyle yok edilmek istendiği bir barbarlığa karşı insanlığın savunma mücadelesidir. Kürt halkı bu süreçte yalnızca kendisi için değil, tüm halklar için bedel ödemiştir. Bu mücadelenin yok sayılması, insanlığın ortak hafızasına yönelmiş bir saldırıdır.

Türkiye’nin Suriye ve Rojava politikaları bu yıkım tablosundan bağımsız değildir. Güvenlik söylemiyle sürdürülen askeri ve siyasi müdahaleler, halkların iradesini hedef almakta; savaşı derinleştirmektedir. Bu yaklaşım barışa hizmet etmemekte aksine yıkımı sürekli hâle getirmektedir.

Bugün emperyalist merkezlerin, özellikle ABD eksenli politikaların tercihi açıktır: kriz karşısında demokrasiyi değil savaşı, halk iradesini değil sömürü düzenini devreye sokmaktadır. Diplomasi, sahadaki yıkımı perdeleyen bir araç hâline getirilmiştir. Buradan tüm demokratik kamuoyuna açık çağrımızdır:

Rojava halkıyla dayanışma, bir tercih değil; insanlığa karşı bir sorumluluktur.

Çünkü şu anda Rojava’da yaşanılanlar bir güvenlik meselesi değil, bir tasfiye politikasıdır. Bu bir çatışma değil, bir kuşatmadır. Bu bir geçici durum değil, bilinçli bir yönelimdir.

Hepimiz biliyoruz ki; Halkların iradesine dayanan bir direniş yenilmez. Ki bunu 2014 yılında Kobane direnişinde gördük. Halkların iradesi ile IŞİD barbarlığı durduruldu. Savaş, inkâr ve cihatçı karanlık kaybetti. Dün olduğu gibi bugünde Halkların iradesi kazanacak. Rojava’da özgürlük, eşitlik ve barış mücadelesi kazanacaktır

Savaşa hayır, barış hemen şimdi!

Yaşasın halkların eşitliği!

Bijî Aşitî!

 

Rojava’ya yönelik saldırıları ve katliam politikalarını reddediyoruz

Rojava halkları yalnız değildir

Kobanî teslim olmayacak!

Kobanî onurumuzdur!

Yaşasın rojava direnişi!

Yaşasın halkların eşitliği ve kardeşliği!

Emperyalist savaş düzenine karşı halkların direnişi kazanacak!

 

KURUM İSİMLERİ

DEM PARTİ

DEVRİMCİ PARTİ

DOSTLUK VE KÜLTÜR DERNEĞİ

DEMOKRATİK BÖLGELER PARTİSİ

EMEKÇİ HAREKET PARTİSİ

EMEP

EZİLENLERİN SOSYALİST PARTİSİ

EMEKLİLER MECLİSİ SENDİKASI

HALKEVLERİ

ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ

DEMOKRATİK ALEVİLER DERNEĞİ

HALKLARIN DEMOKRATİK KONGRESİ

İZMİR DERSİM KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ

KALDIRAÇ

KIZIL PARTİ

KÖZ

ODAK

ÖZGÜR BARETLİLER

ÖZGÜR HUKUKÇULAR DERNEĞİ

SOSYALİST DEMOKRASİ HAREKETİ

SOSYALİST EMEKÇİLER PARTİSİ

SOSYALİST MÜCADELE İNSİYATİFİ

SOSYALİSTLER PARTİSİ

TEWJERA JINEN AZAD (TJA)

TÜRKİYE İŞÇİ PARTİSİ

TOPLUMSAL ÖZGÜRLÜK PARTİSİ

YEŞİL SOL PARTİ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Grev ve Direniş Pancar’a Taşındı: Temel Conta İşçileri Mücadeleyi Sürdürüyor

İzmir’in Kemalpaşa ilçesinde faaliyet gösteren Temel Conta fabrikasında yaklaşık 408 gündür devam eden işçi direnişi, işverenin makineleri devlet koruması eşliğinde Pancar’daki fabrikaya taşıması üzerine yeni bir boyut kazandı. İşçiler, yaşanan bu gelişmenin ardından grev çadırlarını da Pancar’daki Temel Conta fabrikası önüne taşıyarak direnişlerini burada sürdürme kararı aldı.

Bugün Pancar’da bir araya gelen emek ve demokrasi güçleri, Temel Conta işçileriyle dayanışmak amacıyla fabrika önünde toplandı. Türk-İş 3. Bölge Temsilciliği, sendikalar, kitle örgütleri, siyasi partiler ve devrimci kurum temsilcilerinin katıldığı buluşmada basın açıklaması gerçekleştirildi. Açıklamalarda işçilerin taleplerinin haklılığına dikkat çekilirken, yaşananların grev hakkına yönelik açık bir saldırı olduğu vurgulandı.

“Grev Çadırını Söküp Pancar’a Getirdik”

Basın açıklamasında konuşan Türk-İş Ege Bölge Temsilcisi Hayrettin Çakmak, makinelerin taşınması sürecinde yaşananlara sert tepki gösterdi. Çakmak, kolluk kuvvetleri eşliğinde yapılan taşınma sırasında 17 kadın işçinin tartaklandığını belirterek şunları söyledi:

“Kolluk kuvvetlerini kullanarak kadın emekçilerimizi ötekileştirerek, makinelerimizi, tezgâhlarımızı söktüler ve buraya taşıdılar. Ama bir şeyi unuttular: Emekçi kardeşlerimizi orada bıraktılar.

Biz hiçbir şeyi unutmayız, unutturmayız. Bu yüzden grev çadırımızı da söktük ve buraya getirdik.”

Artık adalet istediklerini ve masada çözüm aradıklarını ifade eden Çakmak, Temel Conta yönetimine çağrıda bulunarak, toplu sözleşme masasına oturulmasını istedi. Çakmak, “Biz üzüm yemek istiyoruz, bağcıyı dövmek istemiyoruz. Üretmek istiyoruz, ülke ekonomisine zarar vermek istemiyoruz” dedi.

Bu Mücadele Sadece Bir Fabrikanın Değil”

Dayanışma buluşmasında konuşan Petrol-İş Sendikası Aliağa Şube Başkanı Hasan Toptan ise Temel Conta direnişinin artık yalnızca bir işyeri uyuşmazlığı olmadığını vurguladı. Toptan, yaşanan süreci şöyle değerlendirdi:

“Temel Conta işçilerinin 408 gündür sürdürdüğü bu onurlu mücadele, emeğe, örgütlenme hakkına ve anayasal haklara karşı yürütülen açık bir saldırının adıdır. Grev çadırının yerinin değiştirilmesi, direnişi görünmez kılma ve işçiyi yalnızlaştırma girişimidir.”

Grev kırıcı uygulamaların açıkça suç olduğunu belirten Toptan, makinelerin taşınmasının grev kırıcılığı anlamına geldiğini ve anayasanın açıkça ihlal edildiğini ifade etti. Devlete ve hükümete de seslenen Toptan, grev hakkının yalnızca kâğıt üzerinde bırakılmaması gerektiğini söyledi.

 Halaylar, Sloganlar ve Dayanışma Mesajları

Basın açıklamalarının ardından alanda sık sık “İşçilerin birliği sermayeyi yenecek”, “Direnen işçiler yenilmez”, “Çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakacağız” sloganları atıldı. Direniş halayları çekilirken, alanda coşkulu ve kararlı bir atmosfer hâkimdi.

İmece-Der’den dört kişinin de katıldığı dayanışma ziyaretinde, işçilere mücadelede yalnız olmadıkları mesajı verildi. Katılımcılar, Temel Conta işçilerinin taleplerinin tüm işçi sınıfının talepleri olduğunu vurguladı.

“Grev Çadırı Burada, Direniş Devam Ediyor”

Temel Conta işçileri, baskılara, taşınma girişimlerine ve grev kırıcı uygulamalara rağmen mücadeleden vazgeçmeyeceklerini belirtti. Pancar’daki fabrika önüne kurulan grev çadırında direnişin süreceği ifade edilirken, işçiler destek veren tüm sendikalara, siyasi partilere, kitle örgütlerine ve emek dostlarına teşekkür etti.

Temel Conta direnişi, Pancar’da da grev çadırıyla, dayanışmayla ve kararlılıkla devam ediyor.

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri Hrant Dink’i Katledilişinin 19. Yılında Andı: “Adalet Sağlanmadan Bu Dava Kapanmaz”

 

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’i katledilişinin 19’uncu yılında Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde düzenlenen basın açıklamasıyla andı. Anmada faşizme, cezasızlığa ve siyasi cinayetlere karşı  mücadelenin önemine  vurgu yapıldı. .

Anmaya katılanlar, “Faşizme inat kardeşimsin Hrant” pankartı açarken, “Türk  Kürt Ermeni yaşasın halkların kardeşliği”, “Ji boa Hrant, ji bo dad ê” (Hrant için, adalet için) ve “Buradayız Ahparig” dövizleri taşıdı. Eylem boyunca “Faşizme karşı omuz omuza”, “Karanlığa teslim olmayacağız”, “Susma sustukça sıra sana gelecek” ve “Faşizme inat kardeşimiz Hrant” sloganları atıldı.

Basın Açıklamasını İzmir Baro Başkanı Sefa Yılmaz Okudu.

Basın açıklamasında, Hrant Dink’in 19 Ocak 2007’de güpegündüz sokak ortasında katledildiği hatırlatılarak, bu cinayetin münferit olmadığı, halkların kardeşliğini savunan bir sosyalistin hedef alınarak öldürüldüğü vurgulandı.

Açıklamada Hrant Dink’in hafızalara kazınan sözlerine de yer verildi:

“Kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim… Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce…”

Bu sözleriyle barış ve birlikte yaşam umudunu büyüten Hrant Dink’nin, sistemli bir hedef gösterme ve linç sürecinin ardından katledildiği ifade edildi.

“Cinayete Giden Yol Adım Adım Döşendi”

Basın açıklamasında, Hrant Dink’i hedef gösteren, linç eden ve hakkında açılan siyasi davalarla yıpratmaya çalışanların, cinayete giden süreci adım adım ördüğü belirtilerek, bu sürecin hiçbir aşamasında gerçek sorumluların etkin biçimde soruşturulmadığına dikkat çekildi.

Cinayet sonrası yürütülen yargı sürecinin, bir çocuk sanık ve birkaç faille sınırlandırılmak istendiği vurgulanırken, Hrant Dink’i unutmayan yüzbinlerce insanın davanın peşini bırakmadığı ifade edildi.

Aradan geçen yaklaşık 20 yıla rağmen, ülkede hiçbir demokrat, aydın ve ilerici insanın adaletin yerini bulduğuna inanmadığı dile getirildi.

Rakel Dink’in Sözleri Hatırlatıldı.

Açıklamada, Hrant Dink’in cenazesinde eşi Rakel Dink’in yaptığı tarihi konuşmaya da yer verildi:

“Yaşı kaç olursa olsun; 17 veya 27, katil kim olursa olsun, bir zamanlar bebek olduklarını biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılmaz kardeşlerim”…

Bu sözlere atıfla, yıllar boyunca bu “karanlığın” sorgulanmaması ve yargılanmaması için devletin tüm imkânlarının seferber edildiği vurgulandı.

Resmî Raporlar ve Yargı Süreci Hatırlatıldı.

Basın açıklamasında, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Alt Komisyonu’nun 2008 tarihli raporunda, Hrant Dink’e yönelik tehlikenin kolluk kuvvetleri tarafından bilindiğinin ancak hiçbir önlem alınmadığının tespit edildiği hatırlatıldı.

İlk davada sanıkların örgüt üyeliğinden beraat ettirildiği, ancak savcının “örgüt de var, delil de var” diyerek kararı temyiz ettiği ve Yargıtay’ın bu kararı bozduğu aktarıldı.

2014’ten itibaren kamu görevlilerinin de yargılandığı davalarda, sanıkların “tasarlayarak öldürme” ve “silahlı örgüt” suçlamalarıyla karşı karşıya kaldığı belirtildi.

FETÖ’nün cinayetteki rolüne ilişkin iddiaların ise ancak 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra dikkate alındığı, cinayetin “şiddet içeren bir başlangıç eylemi” olarak tanımlandığı ifade edildi. Aralarında Fethullah Gülen, Zekeriya Öz ve Ekrem Dumanlı’nın da bulunduğu firari sanıkların dosyaya eklendiği hatırlatıldı.

85 sanıklı davada verilen müebbet, hapis ve beraat kararlarına rağmen toplum vicdanının hâlâ rahatlamadığı vurgulandı.

Ali Aydın, Metin Göktepe, Uğur Mumcu ve Onat Kutlar da Anıldı

Açıklamada, geçtiğimiz hafta öldürülen İHD İzmir Şubesi eski Eşbaşkanı Av. Ali Aydın da anıldı. Ali Aydın’ın iyi bir insan hakları savunucusu ve devrimci olduğu belirtilerek, bu cinayetin de münferit olarak görülemeyeceği ifade edildi. ” Ömrünü insanlığın kurtuluşu mücadelesine vermiş bir arkadaşımızın münferit bir cinayete kurban gittiğini düşünemeyişimizin nedenlerinden birisi Hrant’tır, birisi yine Ocak ayı içinde kaybettiğimiz Metin Göktepe, Uğur Mumcu ve Onat Kutlar’dır. Bu ülkenin aydınlık insanlarını bir bir hayattan kopartan cinayet şebekelerinin bir gün hukuk önünde gerçekten hesap verdiğini görmek için yaşıyor ve mücadeleyi sürdürüyoruz.”

“Bu Düzeni Değiştirecek Olan Emekçilerdir”

Basın açıklaması, şu sözlerle sona erdi:

“Bu ülkenin emekçileri Hrant başta olmak üzere tüm katledilen arkadaşlarımızı yattıkları yerden kaldıracak, bir daha kimsenin düşmeyeceği bir düzeni yaratacaktır.”

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, Hrant Dink’i katledilişinin 19. yılında sevgi, saygı ve adalet mücadelesiyle andıklarını vurguladı.

Karşıyaka Emekliler Platformu’ndan Geçim İsyanı: “20 Bin TL ile Yaşanmaz!”

Karşıyaka Emekliler Platformu, artan enflasyon, hayat pahalılığı ve yetersiz emekli maaşlarına karşı 17 Ocak 2026 Cumartesi günü Karşıyaka İZBAN İstasyonu önünde bir araya geldi. Emekliler, buradan Karşıyaka Çarşısı’na yürüyerek çarşı girişinde basın açıklaması yaptı.

Yürüyüş boyunca sık sık
“Gün gelecek devran dönecek, AKP emekçilere hesap verecek”,
“Hak verilmez alınır, zafer sokakta kazanılır”,
“Hak, hukuk, adalet”,
“Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz”,
“Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz”
sloganları atıldı.

Çarşı boyunca yürüyen emekliler, esnaf ve yurttaşlar tarafından yoğun alkışlarla karşılandı. Çok sayıda yurttaş yürüyüşe destek verirken, emeklilere dayanışma mesajları iletildi.

 

 

Basın Açıklamasını Ömer Seyfettin Atılgan Okudu

Çarşı girişinde yapılan basın açıklamasını Karşıyaka Emekliler Platformu adına Ömer Sefettin Atılgan okudu. Atılgan, emeklilerin yıllarca alın teriyle bu ülkeyi ayakta tuttuğunu belirterek, bugün emeklilerin açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkûm edildiğini söyledi.

Atılgan açıklamasında, TBMM’ye sunulan iktidar teklifine dikkat çekerek, en düşük emekli aylığının Ocak 2026 itibarıyla 20.000 TL’ye çıkarılmasının, mevcut 16.881 TL’ye göre yaklaşık %18,48 artış anlamına geldiğini ancak bunun emeklilerin gerçek alım gücü kaybını karşılamaktan uzak olduğunu vurguladı.

“Maaşlarımız Enflasyon Karşısında Eriyor”

Basın açıklamasında Aralık 2025 verileri hatırlatılarak, emeklilerin yaşadığı derin yoksullaşma somut rakamlarla ortaya kondu:

  • TÜİK’e göre yıllık resmi enflasyon: %30,89

  • ENAG’a göre yıllık gerçek enflasyon: %56,14

  • Gıda enflasyonu: %55–65

  • En düşük emekli maaşı (mevcut): 16.881 TL

  • Açlık sınırı (TÜRK-İŞ, Aralık 2025 – 4 kişilik aile): 30.143 TL

  • Yoksulluk sınırı (TÜRK-İŞ, Aralık 2025): 98.188 TL

  • Bayram ikramiyesi (2025): 4.000 TL

  • İlaç fiyatları: Yıllık ortalama %60–80 zamlandı

Açıklamada, önerilen 20.000 TL’lik emekli maaşının, açlık sınırının 10.143 TL altında kaldığına dikkat çekilerek, bu ücretle temel yaşam ihtiyaçlarının karşılanmasının mümkün olmadığı vurgulandı.

“Bütçe Var, Emekliye Yok” Tepkisi

Basın açıklamasında, kamu bütçesinin farklı alanlara aktarılırken emeklilerin geçim sorununa kalıcı ve adil çözümler üretilmemesinin toplumsal bir adaletsizlik olduğu ifade edildi. Sağlık katkı paylarının artması, ilaç fiyatlarındaki yüksek zamlar ve düşük bayram ikramiyeleri emeklilerin yaşamını daha da zorlaştıran başlıca unsurlar olarak sıralandı.

Emekliler Taleplerini Sıraladı

Karşıyaka Emekliler Platformu, açıklamanın devamında taleplerini kamuoyuyla paylaştı:

  • En düşük emekli maaşı asgari ücret seviyesine (en az 28.075 TL) çıkarılmalı ve otomatik olarak enflasyona endekslenmeli,

  • Bayram ikramiyeleri asgari ücret düzeyine yaklaştırılmalı,

  • Sağlıkta tüm katkı payları kaldırılmalı,

  • Banka promosyonları güncellenmeli ve emeklilere adil pay verilmeli,

  • Emekli sendikaları tanınmalı, toplu sözleşme ve görüşme hakkı güvence altına alınmalı.

  • Dayanışma Çağrısı

Basın açıklamasında son olarak, geçinememe noktasına gelen emeklilerin sabrının tükendiği vurgulandı. Emekliler; işçilere, gençlere, kadınlara ve tüm duyarlı yurttaşlara dayanışma çağrısı yaparak, “Birlikte daha güçlü olacağız” mesajı verdi.

Eylem, alkışlar ve sloganlarla sona erdi.

Hak Savunucularından Ortak Çağrı: “Ali Aydın Cinayeti Aydınlatılsın, Cezasızlık Son Bulsun”

İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İzmir Şubesi, Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) İzmir Şubesi ve Eşit Haklar İçin İzleme Derneği, İHD İzmir Şube binasında ortak bir basın açıklaması düzenledi. Açıklamada, 14 Ocak 2026’da İzmir’in Çiğli ilçesinde öldürülen insan hakları savunucusu ve İHD İzmir Şubesi önceki dönem Eş Başkanı Av. Ali Aydın’ın cinayetinin tüm yönleriyle aydınlatılması çağrısı yapıldı.

Ortak açıklama, hak savunucuları adına İHD İzmir Şube Eşbaşkanları Ahmet Rodi Polat ve Zilan Gümüş tarafından okundu. Açıklamada, Ali Aydın’ın öldürülmesinin “münferit bir adli vaka” olarak ele alınamayacağı vurgulanarak, olayın siyasi ve örgütlü boyutlarının da soruşturulması gerektiği ifade edildi.

“Canavarca hisle öldürüldü”

Basın açıklamasında, 69 yaşındaki Av. Ali Aydın’ın 14 Ocak 2026 sabahı Çiğli’de yürüyüş yaptığı güzergâhta canavarca hisle öldürülmüş halde bulunduğu hatırlatıldı. Olayın ardından M.D.E. (30) isimli bir şüphelinin gözaltına alındığı ve cinayeti işlediğini kabul ettiği belirtilirken, Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturma hakkında gizlilik kararı aldığı bilgisi paylaşıldı.

Açıklamada, ilk etapta olayın basit bir adli vaka gibi sunulmaya çalışıldığı ancak Ali Aydın’ın yaşamı, kimliği ve yürüttüğü insan hakları mücadelesi dikkate alındığında ciddi soru işaretlerinin bulunduğu ifade edildi. Aydın’ın uzun yıllar boyunca insan hakları alanında faaliyet yürüttüğü, Alevi kimliğiyle ve hak ihlallerine karşı mücadelesiyle bilinen bir isim olduğu hatırlatılarak, saldırının “rastlantısal” olmadığına dair kaygıların güçlü olduğu belirtildi.

“İHD tarihinde öldürülen 27. hak savunucusu”

Açıklamada, Türkiye’de insan hakları savunucularının uzun yıllardır baskı, tehdit ve saldırılara maruz kaldığına dikkat çekildi. İHD’nin 1986’daki kuruluşundan bu yana 26 üyesinin çeşitli saldırılarda yaşamını yitirdiği, Ali Aydın’ın ise bu uğurda öldürülen 27. kişi olduğu vurgulandı.

Vedat Aydın’dan başlayarak 1990’lı yıllarda öldürülen İHD üyelerine, 2015 yılında Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin katledilmesine uzanan süreç hatırlatıldı. Açıklamada, bu cinayetlerin büyük bölümünde faillerin ya hiç bulunamadığı ya da yargılamaların gerçek sorumluları açığa çıkarmadan sonuçlandığı belirtildi. Tahir Elçi davasında, polisler hakkında “ölümcül atışın kimin tarafından yapıldığının tespit edilemediği” gerekçesiyle beraat kararı verilmesi, cezasızlığın simgesi olarak gösterildi.

Hak savunucuları, bu cezasızlık ortamının yeni saldırıları teşvik ettiğini vurgulayarak, saldırıların amacının insan hakları mücadelesini sindirmek olduğunu ifade etti. Ancak açıklamada, bu saldırıların mücadeleyi durdurmayacağı, aksine kararlılığı güçlendirdiği dile getirildi.

“Tek bir meczubun eylemi söylemi kabul edilemez”

Basın açıklamasında, Ali Aydın cinayetiyle ilgili olarak geçmişteki pek çok siyasi cinayette olduğu gibi “tek bir meczubun eylemi” söyleminin üretildiğine dikkat çekildi. Şüphelinin adliye koridorlarında, hastanede ve soruşturmanın çeşitli aşamalarında attığı sloganlar ile kullandığı ifadelerin, cinayetin siyasal bir arka planı olabileceğine dair güçlü kaygılar yarattığı belirtildi.

Bu noktada, 2021 yılında İzmir’de HDP İl binasında öldürülen Deniz Poyraz davası hatırlatıldı. Açıklamada, Deniz Poyraz cinayetinde de olayın arka planının araştırılmadığı, davanın “münferit” bir saldırı gibi ele alındığı ve bu duruma karşı davayı izleyen avukatların sert tepkiler gösterdiği anımsatıldı.

Hak savunucuları, Ali Aydın cinayetinde de benzer bir senaryonun tekrarlanmasına izin vermeyeceklerini vurgulayarak, şüphelinin yalnızca “adli vaka” olarak sunulmasına karşı uyarıda bulundu. Ali Aydın’ın ailesinin dile getirdiği “Bu saldırı bireysel değildir, arkasındaki kişiler ortaya çıkarılsın” çağrısının sonuna kadar desteklendiği ifade edildi.

“Baskı iklimi saldırılara zemin hazırlıyor”

Açıklamada, Türkiye’de insan hakları savunucularının yalnızca düşüncelerini açıkladıkları ya da hak ihlallerini görünür kıldıkları için yargılandıkları, gözaltına alındıkları ve çeşitli engellemelerle karşılaştıkları belirtildi. 2022 yılı verilerine göre en az 4 bin 819 hak savunucusunun yargısal veya idari taciz, fiziksel şiddet, tehdit ya da hedef göstermeye maruz kaldığı bilgisi paylaşıldı.

Bu baskı ortamının, insan hakları mücadelesini suç gibi gösterdiği ve savunucuları korumasız bıraktığı vurgulandı. Ali Aydın’ın da yıllarca bu baskılara karşı mücadele ettiği belirtilerek, öldürülmesinin mevcut politik iklimden bağımsız değerlendirilemeyeceği ifade edildi.

Dört maddelik çağrı

İHD İzmir Şubesi, yaşanan saldırının ardından taleplerini şu başlıklar altında sıraladı:

  • Etkili ve şeffaf soruşturma yürütülmesi: Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, gizlilik kararını gerçeği karartmak için değil failleri ortaya çıkarmak için kullanması, delillerin eksiksiz toplanması çağrısı yapıldı.

  • Tek fail varsayımından vazgeçilmesi: Olayın münferit bir hadise olarak ele alınmaması, azmettirenler ve olası örgütlü yapılar varsa açığa çıkarılması istendi.

  • Hak savunucularının korunması: Devletin, insan hakları savunucularının can güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmesi, nefret söylemleri ve hedef göstermelerin engellenmesi talep edildi.

  • Cezasızlığın sona erdirilmesi: Yargının yalnızca tetikçiyi değil, varsa arkasındaki güçleri de ortaya çıkararak adaleti tesis etmesi çağrısında bulunuldu.

“Bu davanın takipçisi olacağız”

Açıklamanın sonunda, Ali Aydın’ın öldürülmesinin yalnızca bireysel bir suç olmadığına dair şüphelerin sürdüğü vurgulandı. Hak savunucuları, arka plandaki karanlık motivasyon aydınlatılana kadar davanın takipçisi olacaklarını ilan etti.

Ali Aydın’ın ailesine, sevenlerine ve tüm insan hakları camiasına başsağlığı dilenirken, “Hakikat ortaya çıkana, adalet yerini bulana kadar vazgeçmeyeceğiz” denildi. Açıklama, “Ali Aydın için adalet istiyoruz. Karanlık değil, aydınlık kazanacak” sözleriyle sona erdi.

Av. Ali Aydın Son Yolculuğuna Uğurlandı. Dersim’in Asi Rüzgârı, İnsanlığın Onuru Seninle Olsun…

İnsan Hakları Derneği eski başkanı, eski İnsan Hakları Derneği Ege Bölge Temsilcisi, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği Yönetim Kurulu üyesi, sosyalist ve yaşamını hak mücadelesine adamış bir hukukçu olan Av. Ali Aydın, insanlık dışı ve vahşi bir saldırı sonucu katledildi. Hukuka, barışa ve insan onuruna adanmış bir yaşamın böylesi karanlık bir cinayetle sonlandırılması, yalnızca sevenlerinde değil, toplumun vicdanında da derin bir yara açtı. Av. Ali Aydın, gözyaşları, öfke ve yükselen adalet talebi eşliğinde son yolculuğuna uğurlandı.

Av. Ali Aydın için ilk anma töreni ve basın açıklaması Karşıyaka Adliyesi önünde gerçekleştirildi. Çok sayıda avukatın yanı sıra siyasi parti temsilcileri, demokratik kitle örgütleri ve yurttaşların katıldığı törende, adliye önünde toplanan kalabalık tek bir gerçeğe dikkat çekti: Bu cinayet yalnızca bir kişiye değil, hak mücadelesine, hukuka ve toplumsal barışa yönelmiş açık bir saldırıdır. Yapılan açıklamalarda, bu vahşi eylemin cezasızlıkla geçiştirilemeyeceği vurgulandı.

Törende konuşan İzmir Barosu Başkanı Av. Sefa Yılmaz, Av. Ali Aydın’ın mesleğini hiçbir zaman yalnızca bir iş olarak görmediğini ifade ederek, onun yaşamını adalete adadığını söyledi. Yılmaz, “Ali, adalet duygusunu hayatının merkezine koymuş bir hak savunucusuydu. İyi bir baba, iyi bir eş, iyi bir öğretmen ve her şeyden önce onurlu, vicdanlı bir insandı” dedi. Ali Aydın’ın her koşulda barışı savunduğunu belirten Yılmaz, baskıya, tehdide ve karanlığa boyun eğmeyen bir duruş sergilediğini vurguladı.

Cinayetin işlendiği ilk andan itibaren İzmir Barosu’nun süreci yakından takip ettiğini belirten Yılmaz, şüphelinin tutuklanmış olmasının adaletin sağlandığı anlamına gelmediğini dile getirdi. Olayın aydınlatılması için hâlâ yanıtlanmamış birçok soru bulunduğunu ifade eden Yılmaz, bu cinayetin sıradan bir adli vaka olarak ele alınamayacağını söyledi. Geçmişte benzer biçimde işlenen ve tam anlamıyla aydınlatılamayan cinayetlerle örtüşen yönler bulunduğuna dikkat çeken Yılmaz, soruşturmanın tüm yönleriyle, eksiksiz, şeffaf ve derinlemesine yürütülmesi taleplerini Cumhuriyet Başsavcılığına ilettiklerini açıkladı.

Konuşmasında cinayeti sert sözlerle kınayan Yılmaz, hukuku savunanlara yönelen bu tür saldırıların adalet mücadelesini durduramayacağını vurgulayarak, “Bu karanlık şiddet bizi korkutamaz, susturamaz. Hak, özgürlük ve barış mücadelesi bu cinayetle sona ermeyecek. Ali’nin inandığı yoldan, adalet talebimizden asla vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Av. Ali Aydın için Evka 2 Cemevi’nde düzenlenen ve yoğun katılımla gerçekleşen cenaze töreninde konuşan Aydın’ın eşi Kızbes Aydın, “O, mazlumun yanında, hak ve hukuk mücadelesi veren biriydi. Bu saldırı bireysel bir saldırı değildir. Bu müptezelin arkasındaki gücü açığa çıkarmak için hep birlikte mücadele edelim. Ali Aydın’a saldırı halka saldırıdır. İnsan ve kadın haklarına saldırıdır. Mücadele veren bütün kardeşlerimiz gerçeğin açığa çıkması için mücadele vermelidir. Herkes bu işin peşinde olsun. Bu müptezeli kullananlar ortaya çıkartılsın. Ali hep mazlumları savunuyordu. Onun bir suçu yoktu” dedi.

Ardından konuşan İHD Onursal Başkanı Akın Birdal da “Bu sadece bir müptezelin yaptığı cinayet değildi. Bu yine devletin bir suçudur. Uyuşturucunun bu kadar yaygınlaşması devletin politikası haline getirilmişse her türlü acılar yaşanılabilir. Aydın, insan hakları ve adalet savunucusu. Aydın’ı bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. Ali Aydın, eşit ve özgür bir hayalin yolcusuydu. Çok üzgünüz. İnsan hakları mücadelesine 26 arkadaşımızı kaybettik Ali Aydın 27’ncisi oldu. Onun yarım kalan mücadelesini sürdüreceğiz” dedi.

Av. Ali Aydın için Evka 2 Cemevi’nde düzenlenen ve yoğun katılımla gerçekleşen cenaze töreninin ardından, Ali Aydın Yeni Çiğli Mezarlığı’nda toprağa verildi. Ardında derin bir yas, büyük bir öfke ve büyüyerek yükselen bir adalet talebi bırakan bu cinayet, hukukçulara ve topluma yönelen şiddet karşısında daha güçlü bir dayanışmanın ve kararlı bir adalet mücadelesinin zorunluluğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

 

 

Karanlığın Eli Aydınlığı Engelleyemez. Ali Aydın Bizlerle..

Sevgili  mücadele arakadaşımız, yoldaşımız Ali Aydın,

22 Ocak 1957 tarihinde  Dersim’de doğdu. Mersin  Öğretmen Okulu 1975 dönemi mezunuydu. 1980 öncesi dönemde “Halkın Kurtuluşu-Yurtsever Devrimci Öğretmen (YDÖ)” hareketi içinde yer alan, yaşamını baştan sona halktan, emekten, hak ve özgürlüklerden yana kurmuş bir mücadele insanıydı.

Kazım Karabekir Öğremen Okulu mezunu, Eski İzmir Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Kızbes Seyhan ile evli olan Ali Aydın’ın biri kız iki yetişkin evladı var.

Meslek yaşamı boyunca Kars merkez ve Sakarya’da öğretmen olarak çalıştı. Bilgisini, emeğini ve yüreğini çocuklara, halka adadı. 1999 Depremi sonrasında İzmir’e yerleşti ancak nerede yaşarsa yaşasın, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesi onun için hep yaşamın asli parçası oldu.

Mücadeleyi yalnızca geçmişinde bırakmadı. Yıllar sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi, avukat oldu. Hukuku, bir kariyer aracı değil ezilenlerin, mağdurların ve hakları gasp edilenlerin savunma hattı olarak gördü. Emekliliğine rağmen aktif mücadeleden hiç kopmadı.

Eğitim Sen İzmir 2 No’lu Şube’de 2008-2011   döneminde  Eğitim  Sekreteri  ve 2011-2014 döneminde ise Özlük Hakları ve Hukuk Sekreterliği görevini üstlendi.

Uzun yıllar İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi yönetim organlarında yer aldı ve Ege bölge temsilciliği yaptı. 2023–2025 döneminde İHD İzmir Şubesi Eş Başkanı olarak görev yaptı.

Çağdaş Hukukçular Derneği üyesiydi. İnsan hakları ihlallerini ısrarla takip eden, adalet arayışından asla geri durmayan bir hukukçuydu. Eşit Haklar İçin İzleme Derneği’nde de yönetim kurulu üyesiydi.

Ne yazık ki Ali Aydın,14 Ocak 2026 Çarşamba sabahı, İzmir EVKA 2 de ormanlık alanda yürüyüş yaparken saldırıya uğradı, başı taşla ezilerek vahşice katledildi.

Katilin abisinin ihbarı üzerine yakalanan failin, sonrasında dosya hakkında gizlilik kararı bulunduğu bilgisini edindik.

Ali Aydın yalnızca bir insan hakları savunucusu değil dürüstlüğüyle, mütevazılığıyla, ilkeli duruşuyla hepimize yol gösteren bir vicdan insanıydı.

Onu aramızdan alan karanlık, aslında onun temsil ettiği hakikat, adalet ve eşitlik mücadelesine saldırmıştır.

Sevgili  mücadele arkadaşımızı Perşembe (bugün) saat 15.30 da EVKA-2 Cemevi’nden alarak Harmandalı Mezarlığı’nda toprağa vereceğiz.

Acımız büyük, öfkemiz diri, sözümüz nettir:

Ali Aydın’ın eşitlik ve insan hakları mücadelesi yarım kalmayacak.

Onun adalet arayışı, bizlerin de yolumuz olmaya devam edecek.

Işıklar içinde uyu Ali Aydın…

Dersim’in asi rüzgârı, insanlığın onuru seninle olsun.

 

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri’nden ABD Müdahalesini Protesto, Venezuela Halkı İle Dayanışma Eylemi. Katil ABD Venezüella’dan Defol!

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, ABD’nin Venezuela’ya yönelik işgal politikalarını ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in “Özel operasyon birimi Delta Force (JSOC)” tarafından ABD’ye götürülmesini protesto etti.

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri’nin çağrısıyla Alsancak’ta bulunan Türkan Saylan Kültür Merkezi (TSKM) önünde bir araya gelen kitle, ABD emperyalizminin Venezuela’ya dönük müdahalelerine karşı çıkarak Venezuela halkıyla dayanışma mesajı verdi.

Eylemde, “Katil ABD Venezuela’dan defol”, “Emperyalistler, işbirlikçiler 6. Filoyu unutmayın”, “NATO’dan çıkılsın, üsler kapatılsın”, “Yaşasın halkların kardeşliği” ve “Kahrolsun ABD emperyalizmi”, “Faşizme karşı omuz omuza” sloganları atıldı.

Basın açıklamasını KESK Dönem Sözcüsü Başak Edge Gürkan okudu.

Açıklamanın tam metni şöyle:

“Değerli basın mensupları, değerli halkımız,

Dünyanın dört bir yanını kana bulayan, ülkeleri felaketlere sürükleyen, darbelerin, çatışmaların, iç savaşların arkasındaki temel güç olan Amerikan emperyalizmi dün Venezuela’ya bir darbe gerçekleştirmiş, Venezuela Devlet Başkanı Maduro Amerikan askerleri tarafından kaçırılarak bir gemiye konulmuş ve ABD’ye götürülmüştür.

Bir devlet, başka bir devletin topraklarına girip o devletin başkanını kaçırmakta, kendi topraklarına götürerek yargılayacağını ilan etmektedir.

ABD Başkanı Trump dün yaptığı açıklama ile tüm dünyaya hiç çekinmeden, “ABD tarihindeki en çarpıcı ve etkili askeri güç gösterilerinden biri” diyebilmektedir.

Yine Trump, açık seçik, en ufak bir sıkılma dahi duymadan, “Venezuela’yı biz yöneteceğiz” sözlerini kullanabilmektedir.

Trump, muzaffer bir kumandan edasıyla yaptığı açıklamada büyük ABD’li petrol şirketlerinin ülkeye girerek milyarlarca dolarlık yatırım yapacağını, ‘harap durumdaki petrol altyapısını onaracağını’ ve ülke için gelir yaratacağını da söyleyerek Venezuela’yı yağmalamak istediklerini ikrar etmiştir. Onun bu ikrarı ağızdan kaçan bir cümle değil, kimsenin kendilerini engelleyemeyecekleri özgüveniyle büyük bir pervasızlıkla söylenmiş skandal sözlerdir.

Ve dünyada demokrasi kelimesini dilinden düşürmeyen devletlerin hiçbiri bu duruma karşı çıkmamaktadır. Birleşmiş Milletler’den Avrupa Konseyi’ne uluslararası kurumların hiçbiri bu barbarca işgale, bu her türlü uluslararası hukuku, kaideyi, demokratik değerleri ayaklar altına alan darbeye tek söz etmemektedir.

Trump ve Amerikan emperyalizmi işte tam da bu yüzden bu kadar kolay bir şekilde, bir film sahnesi anlatır gibi yabancı bir devlet başkanını tüm dünyanın gözü önünde kaçırıp kendi ülkesinde yargılayacağını ve o ülkeyi artık kendilerinin yöneteceğini diline dolayabilmektedir.

Amerikan emperyalizmi, emperyalist dünya düzeninin bir parçası olarak dünya kaynaklarını tekrar ve tekrar paylaşma üzerine kurulu bu ekonomik ve siyasi barbarlık döneminde en azgın, en pervasız, en cani yönüyle üzerine düşen rolü oynamaktadır.

Değerli basın emekçileri,

Dünya tarihi Amerikan emperyalizminin insanlık düşmanı suçlarıyla doludur. Hiroşima’dan Vietnam’a, Şili’den Sovyetlerin yıkılışına, Irak’tan Suriye’ye, Afrika’dan 12 Eylül’e, 12 Mart’a kadar insanlığa karşı işlenen tüm suçların arkasında muhakkak Anglo-Amerikan emperyalizmi vardır. Gözümüzün önünde haritadan silinen ve soykırıma uğrayan Filistin’de Amerika’nın kanlı postallarının izleri halen kurumamıştır.

Irak’ın yağmalanmasına nükleer silah bahanesi vardı. Afganistan işgalinde, Suriye’nin kan gölüne çevrilmesinde, Ukrayna savaşında hep bir tehdit algısı yaratılmış ve kitleler buna ikna edilmeye çalışılmıştı. Libya talan edilirken demokrasi ve diktatörlük karşıtlığı ön plandaydı. Bugün Venezuela’ya karşı girişilen gayri-nizami harp ve darbenin gerekçesi de narkoterörizm  ve ‘Maduro diktatörlüğü’ olmuştur. Öncelikle; içinde ABD’nin olmadığı bir dünya uyuşturucu trafiği ve organizasyonu düşünülemez. Önemle altını çizmek isteriz ki; Amerikan emperyalizminin ekonomik-siyasi çıkarları için çıkarttığı savaşlar, giriştiği işgallerin gerekçelerine inanmak imkansızdır. Böylesi bir gerekçe gerçek olsa dahi hiçbir devlet, bir başka devletin egemenlik sahasında bizzat veya kuklaları vasıtasıyla askeri müdahalede bulunarak o devletin başkanını kaçıramaz. Amerikan emperyalizmi uluslararası hukuk ve uluslararası ilişkileri Venezuela olayı ile bir daha silinmeyecek şekilde baştan yazmıştır ve buna benzer doğrudan müdahalelerin önü artık kapanamayacak şekilde açılmıştır.

Değerli basın emekçileri,

Tek kutuplu bir dünya düzeni emperyalizmin talan, işgal ve barbarlığının önünde durulamaması sonucunu yaratmıştır. Ancak şu bilinmelidir ki yakın tarihimiz emperyalizmi yerle bir eden Kurtuluş Savaşımızı da yazmaktadır. Emperyalizm her ne kadar meydanı boş bulmuş gibi görünse de halkların birlikteliği ve devrimci öfkesi karşısında yenilmeye mahkumdur. Bu yenilgi en bilimsel bir gerçekliktir.

Bugün pervasızca yağmalayan, katleden, yok eden emperyalizm kendi mezar kazıcılarını da yaratmaktadır. Emperyalizm daha önce dünyanın dört bir yanında yaşadığı yenilgilerin benzerlerini defalarca kez yaşayacaktır. İnsanlık bu barbarlığı ve soygun düzenini artık taşıyamaz durumdadır. İnsanlık, insanlığını kazanmak için emperyalizmi bir daha siyaset sahasına çıkamayacak şekilde silecek ve eşit, özgür, mutlu, barış dolu bir dünya yaratacaktır.

Kahrolsun emperyalizm!”

 

ABD Emperyalizminin Venezuela Saldırısını ve İşgalini Kınıyoruz! Venezuela Halkı Yalnız Değildir!

ABD emperyalizmi, Venezuela’nın başkenti Caracas’a yönelik gerçekleştirdiği hava saldırılarıyla bir kez daha halkların iradesini, devletlerin egemenliğini ve uluslararası hukuku açık biçimde çiğnemiştir. ABD Başkanı Donald Trump’ın talimatıyla düzenlenen bu saldırılar, askeri bir operasyon olmanın ötesinde açık bir işgal ve rejim değişikliği girişimidir.

Trump’ın saldırı sonrası yaptığı açıklamalar, emperyalist niyetin doğrudan itirafıdır. Trump, Venezuela’daki petrol sektörünü “tam bir fiyasko” olarak tanımlamış, ABD’li büyük şirketlerin ülkeye girerek petrol altyapısını onaracağını ve Venezuela’nın “para kazanmaya başlayacağını” söylemiştir. Bu ifadeler, saldırının demokrasi ya da insan haklarıyla değil, Venezuela’nın petrolü ve stratejik kaynaklarının gaspıyla ilgili olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Trump ayrıca gerekmesi halinde “ikinci ve çok daha büyük bir saldırıya hazır olduklarını” açıklamış ABD’nin “güvenli ve sağduyulu bir iktidar geçişi” sağlanana kadar Venezuela’yı yöneteceğini, askeri birliklerinin de Caracas’ta kalacağını ilan etmiştir. Bu sözler, emperyalist işgalin ve sömürgeci yönetim planının açık beyanıdır.

ABD yıllardır Venezuela’yı ambargo, ekonomik kuşatma, sabotaj ve darbe girişimleriyle teslim almaya çalışmaktadır. Bugün gelinen aşamada bu politika, doğrudan askeri saldırıya dönüşmüştür. Amaç nettir: Bolivarcı çizgiyi tasfiye etmek, yerine ABD çıkarlarına bağlı bir iktidar kurmak.

Bu saldırı aynı zamanda ABD emperyalizminin küresel hegemonya krizinin bir ürünüdür. Venezuela’ya yönelik askeri müdahale, Çin’in Latin Amerika’daki etkisini kırmaya dönük bir paylaşım savaşının da bir parçasıdır. Avrupa Birliği’nin sessizliği ise emperyalist suç ortaklığının göstergesidir.

Bizler, bağımsızlık, özgürlük ve emekçi halkların iradesini, çıkarlarını savunanlar olarak altını çizmek isteriz ki :

Venezuela’nın egemenliğini ve bağımsızlığını savunmak, mevcut hükümeti politik olarak desteklemek anlamına gelmez. Ancak emperyalist saldırı karşısında tarafsızlık yoktur. Emperyalizme karşı çıkmayan, fiilen onun safında yer alır.

Bizler, ülkelerin bağımsızlık ve özgürlüğünü, her devletin kendi sınırları çerçevesinde egemenliğini ve ülke halklarının iradesini savunanlar olarak:

ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırılarını derhal durdurmasını,

ABD güçlerinin Venezuela’dan koşulsuz çekilmesini,

Türkiye’nin NATO’dan çıkmasını,

İncirlik ve Kürecik başta olmak üzere tüm ABD üslerinin kapatılmasını,

Türkiye’nin emperyalist savaşların  lojistik üssü haline getirilmesine son verilmesini savunuyoruz.

ABD emperyalizminin Venezuela halkına ve ülkesinin kaynaklarına, zenginliklerine  sömürü ve kölelik dayatmasına karşı çıkıyoruz Emperyalist barbarlık yenilecek, halkların direnişi kazanacaktır.

Venezuela halkı yalnız değildir!

Emperyalist savaşa hayır!

Yaşasın halkların kardeşliği!