
İzmir’de kamu emekçileri ve yurttaşlar, gazeteci ve hak savunucusu Hakan Tosun için adalet talebiyle bir araya geldi. KESK’e bağlı Tarım Orkam-Sen’in çağrısıyla Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde düzenlenen etkinlikte, Tosun’un ailesi, Kesk Kadın Meclisi ‘nden kadınlar, dostları bir araya gelerek hem yaşanan saldırının aydınlatılmasını hem de sorumluların en ağır şekilde cezalandırılmasını istedi.
Etkinlikte katılımcılar “Hakan Tosun caniler tarafından linç edilerek katledildi. Katilleri kim koruyor, adalet istiyoruz” pankartı açtı. Basın açıklamasına Hakan Tosun’un ablası Özlem Tosun’un yanı sıra KESK Kadın Meclisi yöneticileri ve çok sayıda yurttaş katıldı. Açıklama boyunca sık sık “Hak, hukuk, adalet” ve “Hakan için adalet, yaşam için adalet” sloganları atıldı.
“Hayatı boyunca adalet mücadelesi verdi”
Etkinlikte ilk konuşmayı KESK Kadın Meclisi yöneticisi İlkay Özdemir yaptı. Özdemir, Hakan Tosun’un yaşamı boyunca adalet ve hak mücadelesi verdiğini vurgulayarak sözlerine başladı.
Özdemir şunları söyledi:
“Hayatı boyunca adalet mücadelesi verdi.
Kimin ne zaman ihtiyacı olsa her an oradaydı.
Hiç aklına gelir miydi acaba, bir gün kendisi için insanların bir araya geleceği?
Kameralar tutulacak, mikrofonlar uzatılacak…
Hiç böyle bir ülke hayal etmedi.
Ama sonuna kadar mücadelesini sürdürdü.
Ta ki o caniler tarafından katledildiği ana kadar.
Şu anda savcılığın hazırladığı dosya ise içler acısı.
Biz bunu asla kabul etmeyeceğiz. Ailesi ve dostları olarak nefesimiz yettiği sürece bu mücadeleyi sürdüreceğiz.
Hakan nasıl mücadelede herkesin yanındaysa, şimdi biz de dostları ve ailesi olarak onun arkasındayız.
Sadece Hakan için değil, bu ülkede adalet isteyen herkesle birlikteyiz.
Artık kocaman bir aileyiz.
Kocaman sesler çıkarabiliyoruz.
Biz yalnız değiliz ve sonunda o adalete kavuşacağız.
Adalet için mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz.
Kimse sanmasın ki üç gün, beş gün sokaklarda bağırır çağırır, sonra unutulur gideriz.
Biz yılmadık, bundan sonra da yılmayacağız.
Hep beraberiz.
Çünkü adalet hepimize lazım.”
Konuşmanın ardından alanda bulunan yurttaşlar “Hak, hukuk, adalet” sloganları attı.
Özlem Tosun: “Bu ülkede yaşam hakkımızın nasıl elimizden alındığını konuşuyoruz”
Etkinlikte söz alan Hakan Tosun’un ablası Özlem Tosun da kardeşinin yaşamını yitirmesine ilişkin yürütülen soruşturmaya tepki gösterdi. Tosun, yaşananların yalnızca bir bireysel kayıp olmadığını, aynı zamanda yaşam hakkının nasıl ihlal edildiğini gösteren bir tablo olduğunu ifade etti.
Özlem Tosun konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Değerli basın emekçileri, değerli dostlar,
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün burada yalnızca dostumuz Hakan’ın anısı için değil; bu ülkede yaşam hakkının nasıl elimizden alındığını ve cezasızlık politikalarının nasıl işlediğini konuşmak için buradayız.
‘Hakan Tosun’a ne oldu?’ sorusunu günlerce sorduk.
Ailesi ve dostları olarak yaklaşık 30 saat boyunca kendisine ulaşamadık. Daha sonra bir hastanenin koridorunda, bilinci kapalı halde yattığını öğrendik.
O andan itibaren tek bir soruya odaklandık:
Hakan Tosun’a ne oldu?
Yüzlerce tanık ve kamera kaydı olmasına rağmen savcılığın hazırladığı raporda olay yalnızca ‘ağır yaralama’ olarak nitelendirildi.
Bu durum cezasızlık politikalarının bir sonucudur.
Katilleri koruyan, olayı küçülten ve yaşam hakkının gaspını basit bir olaya indirgeyen bir yaklaşım söz konusudur.
Biz açıkça söylüyoruz:
Hakan Tosun’a ne oldu?
Bu sorunun cevabını bulana kadar ailesi ve dostları olarak düzenli basın açıklamaları yapmaya ve kamuoyuna gerçekleri anlatmaya devam edeceğiz.
Cezasızlık politikalarına karşı mücadele edeceğiz.
Yaşam hakkımızın elimizden alınmasına izin vermeyeceğiz.”
Basın açıklaması: “Bu yalnızca bir ceza dosyası değil”
Etkinlikte daha sonra Tarım Orkam-Sen adına Sibel Çelik tarafından hazırlanan basın açıklaması okundu. Açıklamada soruşturma sürecindeki eksikliklere dikkat çekilerek olayın “yaralama” olarak nitelendirilmesine tepki gösterildi.
Basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
“Basına ve kamuoyuna,
10 Ekim 2025 tarihinde, arkadaşımız ve dostumuz Hakan Tosun’a ulaşamayan ailesiyle birlikte ‘Hakan Tosun nerede?’ sorusunu sormaya başladık. Yaklaşık 30 saat sonra Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nde olduğunu öğrendik. Bilincinin kapalı olduğunu öğrendiğimizde ise tek bir soruya odaklandık: ‘Hakan Tosun’a ne oldu?’
O andan itibaren kamuoyuna çağrıda bulunarak, Hakan’a ne olduğunun açıklığa kavuşturulması gerektiğini, kamera görüntülerinin eksiksiz şekilde toplanmasının ve tanık beyanlarının titizlikle alınmasının hayati önem taşıdığını ifade ettik.
Avukatlarımız vasıtasıyla dosyaya en kısa sürede ulaştık ve olayın nasıl gerçekleştiğini anlamaya çalıştık. Ancak soruşturmanın henüz başında basın aracılığıyla yalnızca bir kişinin Hakan’a yumruk attığı ve Hakan’ın yere düştüğü anlara ilişkin görüntüler servis edildi. Hakan’ın yalnızca bu yumruk nedeniyle hayatını kaybettiğine inanmamız beklendi.
Israrlı sorularımız ve avukatlarımızın incelemeleri sonucunda, olayın tutanaklarda aktarıldığı biçimde gerçekleşmediğini gördük. Dosyadaki eksikliklerin giderilmesi defalarca talep edilmesine rağmen bu talepler karşılık bulmadı.
Mevcut görüntüleri ayrıntılı biçimde inceledik, raporladık ve olay örgüsünün farklı olduğunu somut verilerle ortaya koyduk. Buna rağmen gözümüzle gördüğümüz ve delillerle ortaya koyduğumuz tablo yerine gerçeğe aykırı bir olay kurgusu yapılmış ve bu doğrultuda savcılık fezlekesi hazırlanmıştır.
Hakan Tosun, maruz kaldığı ağır ve sistematik şiddet sonucu hayatını kaybetmiştir. Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanarak Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilen fezlekede iki tutuklu şüphelinin ‘neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama’ suçundan cezalandırılması talep edilmiş; ayrıca şüpheliler lehine haksız tahrik hükümlerinin uygulanabileceği belirtilmiştir.
Bu hukuki nitelendirmenin dosya kapsamındaki delillerle uyumlu olmadığı açıktır. Eğer mahkeme bu doğrultuda karar verirse katiller yalnızca 2,5 yıl ceza çekip salınacaktır. Oysa kasten öldürmenin cezası müebbet hapistir.
Adli Tıp raporuna göre ölüm; künt kafa travmasına bağlı kafatası ve yüz kemik kırıkları, kafa içi kanama, beyin kanaması ve beyin doku harabiyeti sonucu meydana gelmiştir. Kamera kayıtlarında mağdurun baş bölgesine yönelik birden fazla ve yoğun tekme ve yumruk atıldığı görülmektedir.
Hakan ilk darbelerden sonra olay yerinden uzaklaşmaya çalışmış ancak sanıklar bir süre sonra tekrar gelerek darp etmeye devam etmiştir. Bu durum öldürme kastının açık göstergesidir.
Bu dosya yalnızca bir ceza dosyası değildir; yaşam hakkının korunması bakımından da temel öneme sahiptir.
Soruyoruz:
Katilleri kimler koruyor?
Hakan Tosun’un Dostları.”
“Hakan neden öldürüldü?”
Etkinliğin son konuşması ise KESK Kadın Meclisi adına yapıldı. Konuşmada, Türkiye’de uzun süredir cevapsız kalan birçok dosya hatırlatılarak Hakan Tosun’un ölümüyle ilgili soruların da yanıt beklediği vurgulandı.
Konuşmada şu ifadeler yer aldı:
“Bugün burada birçok soru soruyoruz.
Cumartesi Anneleri 1049 haftadır gözaltında kaybedilen yakınlarını soruyor.
Gülistan Doku nerede diye soruluyor.
Rojin Kabaiş’in katili kim diye soruluyor.
Bugün de aynı soruyu soruyoruz:
Hakan Tosun neden öldürüldü?
Bu yalnızca iki kişinin öfkesi sonucu yaşanan bir olay mıydı?
Yoksa Hakan’ın ekoloji mücadelesi, basın özgürlüğü ve hak mücadelesi nedeniyle mi hedef alındı?
Bu soruların cevabı etkili bir soruşturma yürütülmediği için hâlâ havada duruyor.
Hakan Tosun; ranta ve talana karşı çevre mücadelesi yürüten, basın özgürlüğünü savunan bir gazeteciydi.
Onun gerçek katilleri ortaya çıkana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.
Aynı zamanda kadınları yoksulluğa, şiddete ve güvencesizliğe mahkûm eden düzene karşı da mücadele edeceğiz.
Bu nedenle tüm kadınları 8 Mart’ta alanlara çağırıyoruz.
Hakan için adalet sağlanana kadar,
yaşam hakkımız için mücadele etmeye devam edeceğiz.”
Basın açıklaması sloganlarla sona ererken, katılımcılar Hakan Tosun için adalet sağlanana kadar mücadelelerini sürdüreceklerini vurguladı.