Akbelen’de Yargılanan Yaşam Mücadelesi. Biz Bu memleketin Gerçek Sahipleriyiz.Direniş Sürüyor.

“BİZ BU MEMLEKETİN GERÇEK SAHİPLERİYİZ”

Akbelen direnişinin simge isimlerinden Esra Işık’a “2 yıl 1 ay hapis cezası, kamu görevlisine görevinden dolayı alenen hakaret suçundan 44 bin 200 lira adli para cezasına” hükmetti. Milas Adliyesi’nde yalnız bir çevre savunucusu değil, toprağını, emeğini ve yaşamını savunan köylülerin yıllardır süren mücadelesi yargılandı

MUĞLA / MİLAS – Milas Adliyesi, karar duruşmasının görüleceği sabah erken saatlerden itibaren alışılmışın dışında bir kalabalığa ev sahipliği yaptı. Akbelen Ormanı’nın gölgesinde yıllardır nöbet tutan İkizköylü kadınlar, köylüler, çevre ve yaşam savunucuları, insan hakları örgütleri, barolar ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri adliye önünde buluştu. Kimi elinde zeytin dalı taşıyor, kimi “Toprağı savunmak suç değildir” yazılı dövizlerle bekliyordu. Ortak beklenti ise yalnızca mahkemenin vereceği karar değildi; Akbelen’de yıllardır süren mücadelenin yargı önündeki son halkasına tanıklık etmekti.

Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki dava, Ağır Ceza Mahkemesi salonunda görüldü.  Duruşma  salonuna onlarca kişi içeri giremedi. Koridorlar ve adliye bahçesi kısa sürede doldu. Saatlerce kapı önünde bekleyen köylüler, duruşmadan gelecek haberi birbirlerine fısıldayarak takip etti. Duruşmayı izlemek isteyen çok sayıda yurttaşın salona alınamaması da adliye önünde tepkiyle karşılandı.

Duruşmayı İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz, Aydın Barosu Başkanı, Muğla Barosu Başkanı,  Esra Işık’ın avukatı  Av. Arif Ali Cangı,  DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın, CHP Muğla Milletvekili Gizem Özcan, Umut-Sen Örgütlenme Koordinatörü Başaran Aksu, BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen, Türkiye İnsan Hakları Vakfı Genel Sekreteri Coşkun Üsterci, Uluslararası Af Örgütü Temsilcisi, İmece-Der Başkanı Günseli Kaya, çok sayıda hukukçu, çevre örgütü temsilcisi ve İkizköylü kadınlar takip etti. Çok sayıda avukatın duruşmaya katılması, davanın yalnızca yerel bir ceza yargılaması olarak görülmediğini ortaya koydu.

42 günlük tutukluluğun ardından karar günü

İkizköy Mahalle Muhtarı Nejla Işık’ın kızı Esra Işık, Akbelen Ormanı çevresindeki acele kamulaştırma kararına karşı yıllardır süren direnişin öne çıkan isimlerinden biri. Cumhurbaşkanlığı’nın 10 Ocak 2026 tarihli kararıyla Bağdamları, Çakıralan, Çamköy, İkizköy, Karacaağaç ve Karacahisar mahallelerinde bulunan 679 parsel tarım arazisinin, Yeniköy Termik Santrali’ne kömür sağlanması amacıyla acele kamulaştırılması sürecinde yapılan bilirkişi keşfi sırasında yaşanan protestoların ardından 30 Mart gecesi gözaltına alınan Işık, ertesi gün tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Yaklaşık 42 gün tutuklu kalan Esra Işık, Danıştay’ın acele kamulaştırmaya ilişkin yürütmeyi durdurma kararının ardından adli kontrol şartıyla tahliye edilmiş, daha sonraki duruşmada yurt dışına çıkış yasağı da kaldırılmıştı. Karar duruşması ise Akbelen mücadelesinin en çok takip edilen davalarından biri hâline geldi.

Savunma: “Yargılanan yalnızca Esra değil”

Duruşmada söz alan avukatlar, dosyanın yalnızca “görevi yaptırmamak için direnme” ve “hakaret” suçlamalarıyla sınırlı görülemeyeceğini savundu. Savunmalarda, 30 Mart’taki bilirkişi keşfi sırasında usul kurallarına uyulmadığı, delillerin eksik toplandığı, bazı tanıkların dinlenmediği ve keşif sürecinde yaşanan müdahalelerin yeterince araştırılmadığı ifade edildi.

Avukatlar, çevre hakkı, ifade özgürlüğü ve adil yargılanma hakkının Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altında olduğuna dikkat çekerek, yaşam alanlarını savunmanın suç olarak değerlendirilemeyeceğini dile getirdi. Bilirkişi keşfi sırasında jandarma müdahalesi ve şirket görevlilerinin tutumunun da etkin biçimde soruşturulması gerektiği savunuldu.

Savunmanın önemli isimlerinden Av. Arif Ali Cangı ise çevre davalarının yalnızca ceza hukuku kapsamında ele alınamayacağını belirterek, acele kamulaştırma süreci, çevre hakkı ve yaşam hakkının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Cangı, Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararına rağmen yaşanan uygulamaların hukuk devleti ilkeleri açısından ciddi tartışmalar doğurduğunu ifade ederek, dosyada usule ilişkin önemli eksiklikler bulunduğunu savundu.

Mahkemenin kararı

Yargılamanın ardından mahkeme kararını açıkladı.

Mahkeme, Esra Işık hakkında “kamu görevlisine görevinden dolayı alenen hakaret” suçundan 44 bin 200 lira adli para cezasına hükmetti. Bu suç yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildi.

Mahkeme ayrıca “görevi yaptırmamak için direnme” suçundan 2 yıl 1 ay hapis cezası verdi. Hapis cezası yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılması, cezanın ertelenmesi veya seçenek yaptırımlara çevrilmesi talepleri ise reddedildi.

Kararın açıklanması, adliye salonunda beklenmedik bir şaşkınlık yaratmadı. Duruşmayı takip eden hukukçular ve yaşam savunucuları, dava boyunca yaptıkları değerlendirmelerde böyle bir karar ihtimalini dile getirmişti. Kararın ardından açıklama yapan bazı avukatlar ve destekçiler, yargının bağımsız hareket etmediğini düşündüklerini, kararın yaşam alanlarını savunanlara yönelik bir baskı niteliği taşıdığını savundu. Bu değerlendirmelere karşılık, hukuki mücadelenin istinaf ve diğer yargı mercilerinde sürdürüleceği vurgulandı.

Kararın ardından bütün gözler Milas Adliyesi’nin kapısına çevrildi. Saatlerdir dışarıda bekleyen yüzlerce kişi, Esra Işık’ın yapacağı ilk açıklamayı dinlemek üzere adliye önünde toplandı. Alkışlar ve sloganlar arasında başlayan basın açıklaması, yalnızca bir mahkeme kararına verilen tepki değil, Akbelen’de yıllardır süren direnişin yeni bir aşamasının ilanı niteliğindeydi.

“Bu dava bitmedi; toprağımızı da geleceğimizi de savunmaya devam edeceğiz”

Mahkeme kararının açıklanmasının ardından Milas Adliyesi’nin önü bir kez daha Akbelen direnişinin buluşma alanına dönüştü. Saatlerdir adliye önünde bekleyen köylüler, hukukçular ve yaşam savunucuları, Esra Işık’ın adliye kapısından çıkmasını alkışlarla karşıladı. İkizköylü kadınlar birbirlerine sarılırken, adliye önünde tek bir duygu hâkimdi: Üzüntü kadar öfke, öfke kadar da mücadele kararlılığı.

Basın açıklaması başlamadan önce kalabalık hep bir ağızdan, “Direne direne kazanacağız”, “Bu dava daha bitmedi”, “Toprağı savunmak suç değildir” sloganlarını attı. Sloganlar yalnızca Milas Adliyesi’nin önünde yankılanmıyor, altı yıldır Akbelen Ormanı’nda tutulan yaşam nöbetinin de devam edeceğini ilan ediyordu.

Esra Işık, konuşmasına mahkeme kararını değerlendirerek başladı. Verilen cezanın kendisi açısından sürpriz olmadığını ifade eden Işık, asıl yargılananın Akbelen’de yıllardır süren yaşam mücadelesi olduğunu söyledi.

“Bugün bu ülkede toprağını savunmanın suç sayıldığını bir kez daha gördük. Ama biz bu memleketin gerçek sahipleriyiz. Bu toprağı ekip biçen, üreten, çocuklarımız için geleceği korumaya çalışan biziz. Bizi yargılayabilirsiniz ama toprağımızdan vazgeçiremezsiniz” dedi.

Konuşması boyunca sık sık alkışlarla kesilen Işık, Akbelen mücadelesinin hiçbir zaman yalnızca birkaç ağacı koruma mücadelesi olmadığını vurguladı.

“Biz zeytinimizi savunduk. Suyumuzu savunduk. Ormanımızı savunduk. Çocuklarımızın geleceğini savunduk. Şirketlerin milyonlarca liralık kârı için köylerimizin yok edilmesine razı olmadık. Eğer bunları savunmak suçsa, biz bu mücadeleden geri adım atmayacağız.”

Esra Işık, Cumhurbaşkanlığı kararıyla başlatılan acele kamulaştırma sürecinin köylülerin yaşamını doğrudan hedef aldığını belirterek, yıllardır ekip biçtikleri toprakların enerji şirketlerinin maden sahalarına dönüştürülmek istendiğini söyledi.

“Bugün bizi cezalandırdıklarını düşünüyor olabilirler. Ama biz biliyoruz ki bu karar, yalnızca Esra Işık’a verilmiş bir ceza değildir. Bu karar, toprağını, zeytinini, suyunu savunan bütün köylülere verilmek istenen bir gözdağıdır. Biz bu gözdağına boyun eğmeyeceğiz.”

 

“Hukuki mücadele şimdi yeni başlıyor”

Esra Işık’ın ardından söz alan avukatlardan Arif Ali Cangı, mahkemenin kararını hukuken isabetli bulmadıklarını belirterek, davanın bu kararla sona ermediğini söyledi.

Cangı, savunma boyunca dile getirdikleri usul itirazlarının dikkate alınmadığını ifade ederek, bilirkişi keşfi sırasında yaşanan eksikliklerin ve delil toplama sürecindeki sorunların yargılama açısından önemli olduğunu vurguladı.

“Bu dosyada yalnızca bir ceza yargılaması yapılmıyor. Aynı zamanda yaşam hakkı, çevre hakkı ve adil yargılanma hakkı tartışılıyor. Savunmalarımız boyunca bunları ayrıntılı biçimde ortaya koyduk. Buna rağmen verilen kararı hukuka uygun bulmuyoruz.”

Kararın istinaf mahkemesine taşınacağını açıklayan Cangı, gerekli görülmesi halinde Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de başvuracaklarını söyledi.

“Bu dava burada bitmedi. Hukuki mücadelemiz bütün yargı yollarında sürecek. Aynı zamanda Akbelen’de acele kamulaştırmaya karşı açılan davaları da takip etmeye devam edeceğiz.”

Cangı, Danıştay’ın acele kamulaştırmaya ilişkin yürütmeyi durdurma kararını anımsatarak, çevre davalarının yalnızca ceza hukuku bakımından değil, Anayasa’nın güvence altına aldığı yaşam hakkı ve çevrenin korunması ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Altı yıllık direniş

Akbelen’de verilen mücadele bugün yalnızca İkizköy’ün mücadelesi olarak görülmüyor. 2019’dan bu yana Yeniköy ve Kemerköy Termik Santrallerine kömür sağlamak amacıyla genişletilmek istenen maden sahalarına karşı köylülerin yürüttüğü direniş, Türkiye’de ekoloji hareketinin en uzun soluklu mücadelelerinden biri hâline geldi.

Cumhurbaşkanlığı’nın 10 Ocak 2026 tarihli acele kamulaştırma kararıyla 679 parsel tarım arazisinin kamulaştırılmasının önünün açılması, direnişi yeni bir aşamaya taşıdı. MAPEG tarafından başlatılan değer tespiti ve el koyma işlemleri, bilirkişi keşifleri ve sonrasında yaşanan gözaltılar ile tutuklamalar, hukuki mücadelenin de büyümesine neden oldu.

Esra Işık’ın 42 gün tutuklu kalması, yalnızca İkizköy’de değil, Türkiye’nin birçok kentinde dayanışma eylemlerine yol açtı. Barolar, insan hakları örgütleri, çevre platformları ve demokratik kitle örgütleri süreci yakından izledi.

Adliye önünden Akbelen’e uzanan kararlılık

Basın açıklamasının sonunda söz alanlar, verilen kararın mücadeleyi durdurmayacağını ifade etti. Konuşmalarda sık sık, Akbelen’in yalnızca bir orman değil; üretim alanı, geçim kaynağı ve ortak yaşam alanı olduğu vurgulandı.

Açıklamanın ardından adliye önünde yeniden sloganlar yükseldi.

“Direne direne kazanacağız!”

“Bu dava daha bitmedi!”

“Toprağı savunmak suç değildir!”

İkizköylü kadınlar, ertesi gün yeniden köylerine ve yıllardır nöbet tuttukları yaşam alanlarına döneceklerini söyledi. Hukukçular ise dosyanın istinaf sürecini yakından takip edeceklerini açıkladı.

Milas Adliyesi’nde görülen dava sona erdi. Ancak Akbelen’de verilen mücadele sona ermedi.

Mahkemenin kararı, bir davanın hükmü olarak kayıtlara geçti. Köylüler ve yaşam savunucuları ise mücadelelerinin süreceğini vurgulayarak Milas’tan ayrıldı.

Adliye önünde günün sonunda geriye kalan en güçlü cümle ise Esra Işık’ın sözleri oldu:

“Biz bu memleketin gerçek sahipleriyiz. Toprağımızı da, yaşamımızı da terk etmeyeceğiz.”

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.