8 Mayıs: Faşizmin Yenilgisinin 81. Yılında Tarihsel Miras ve Savaşa, Faşizme Karşı Mücadele

 

8 Mayıs 1945, insanlık tarihinin en önemli dönüm noktalarından biridir. O gün, Nazi Almanyası kayıtsız şartsız teslim olmuş, milyonlarca insanın ölümünden, toplama kamplarından, işkencelerden, yağmadan ve savaş yıkımından sorumlu olan faşist rejim askeri olarak yenilgiye uğratılmıştır. 8 Mayıs, yalnızca bir savaşın sona erdiği tarih değil dünya halklarının faşizme karşı dişe diş mücadelesinin zaferle sonuçlandığı gündür.

Faşist Almanya’nın başkomutanlık temsilcileri 7 Mayıs 1945’te teslimiyet tutanağını imzaladı. Ardından 8 Mayıs 1945 tarihinde, Sovyetler Birliği ve müttefik kuvvetlerin başkomutanlık temsilcileri huzurunda kesin teslim belgesi yürürlüğe konuldu. 8 Mayıs’ı 9 Mayıs’a bağlayan geceden itibaren, doğu ve batı cephelerinde ağır yenilgiler alan Alman birlikleri silah bırakmaya ve teslim olmaya başladı.

Bu zafer, başta Sovyet halkları olmak üzere dünya halklarının büyük fedakârlıklarıyla kazanıldı. Sosyalist Sovyetler Birliği’nin oğulları ve kızları, Stalin’in başkomutanlığında Stalingrad’dan Berlin’e uzanan büyük direniş hattını can bedeline ördüler. Stalingrad önlerinde verilen destansı mücadele, faşizmin askeri olarak çöküşünün başlangıcı oldu. Kızıl Ordu’nun ilerleyişi yalnızca Sovyet topraklarını değil, Avrupa halklarını da faşist işgalci yayılmacılıktan ve Nazi barbarlığından kurtardı.

İkinci Dünya Savaşı boyunca Sovyetler Birliği 20 milyondan fazla yurttaşını kaybetti. Savaşın toplam bilançosu ise yaklaşık 60 milyonu aşkın insanın yaşamını yitirmesi oldu. İnsanlık tarihinin gördüğü en büyük yıkımlardan biri yaşandı. Faşizm; kadınlara, çocuklara, işçilere, köylülere, farklı halklara, siyasal muhaliflere ve Yahudilere karşı toplama kamplarında, gaz odalarında, sokaklarda ve işgal altındaki kentlerde sistematik işkenceler, insanlık dışı uygulamalar ve  katliamlar gerçekleştirdi.

Ancak faşizmin yenilgisi yalnızca düzenli orduların savaşıyla gerçekleşmedi. Avrupa’nın ve Balkanlar’ın dört bir yanında partizan direnişleri yükseldi. İtalya’da, Yunanistan’da, Fransa’da, Yugoslavya’da, Arnavutluk’ta, Belçika’da ve Bulgaristan’da anti-faşist direniş güçleri işgalcilere karşı savaştı. Komünist partilerin öncülüğündeki partizan mücadeleleri, halk savaşının ve örgütlü direnişin tarihsel örneklerini yarattı. Asya’da ise Çin Komünist Partisi önderliğindeki direniş güçleri Japon militarizmine ve faşizmine karşı mücadelede belirleyici rol oynadı.

Faşizmin yenilgisi insanlığa yalnızca askeri bir zafer değil, aynı zamanda büyük tarihsel dersler bıraktı. Anti-faşist mücadele; dayanışmanın, fedakârlığın, örgütlü direnişin ve halkların birleşik mücadelesinin neler başarabileceğini gösterdi. Faşizme ve emperyalist işgallere karşı savaşan milyonlarca insan, korkusuzluğun, paylaşmanın, yurtseverliğin ve mücadele disiplininin tarihsel örneklerini yarattı.

Ancak 8 Mayıs 1945’te kazanılan zafer, faşizmin bütün biçimleriyle tarihten silindiği anlamına gelmedi. Emperyalist sistem, savaş sonrasında da halklara yeni sömürgecilik biçimleri dayattı. Asya’da, Afrika’da ve Latin Amerika’da darbeler, kontrgerilla örgütlenmeleri, işkence merkezleri, siyasal provokasyonlar ve faşist diktatörlükler devreye sokuldu. Emperyalist burjuvazi ve onun yerli işbirlikçileri, Nazizmin yöntemlerini farklı biçimlerde yeniden üretti.

Faşizm artık yalnızca siyah gömlekler ya da kahverengi üniformalarla ortaya çıkmıyor. Günümüzde medya tekelleri, güvenlik devleti uygulamaları, ırkçı ve şoven söylemler, dinsel gericilik, farklılıklara karşı ayrımcılık, göçmen düşmanlığı, militarizm ve olağanüstü hal rejimleri aracılığıyla yeniden örgütleniyor. Emperyalist savaş politikalarıyla birleşen bu süreç  halkların demokratik haklarını, bağımsızlıklarını hedef alıyor.

Bugün dünya yeni savaşların ve krizlerin içinden geçiyor. Ukrayna-Rusya savaşı,  ABD ve İsrail Siyonizm’inin Filistin halkına yönelik saldırıları ve soykırım politikaları, Ortadoğu’daki emperyalist müdahaleler, ABD emperyalizminin İran’a saldırıları, Asya’daki gerilimler; emperyalist rekabetin halklara ödettiği ağır bedellerdir. Savaş politikaları, enerji  kaynaklarına sahip olmak ve kullanmak hedefiyle pazar savaşlarını beraberinde getiriyor, dünya emekçilerini yoksullaştırıyor; silah tekellerini ve uluslararası sermaye çevreleri egemen varlıklarını büyütmeye çalışıyor.

Türkiye de bu tablonun dışında değildir. Siyasal bağımsızlığı görünürde korunurken diplomatik, ekonomik anlaşmalar ve  ilişkilerle ekonomik, siyasi, askeri bağımlılık ilişkileri derinleşmektedir. Emperyalist sistemle kurulan bağımlılık ilişkileri ve faşist-gerici yönetim biçimi ideolojik ve kültürel alanlarda yeni mevziler edinmeye çalışırken, sınırlı demokratik hakların, sözüm ona “yasal ve uluslararası hukukun de güvence altına aldığı”  kazanımların yok sayılmasını, tasfiyesini, muhalefetin susturulmasını ve savaş politikalarının yaygınlaştırılmasını da beraberinde getiriyor.  İşçi sınıfı ve emekçiler ekonomik kriz, işsizlik, yoksulluk, geleceğe güvencesizlik ve baskı altında yaşamaya zorlanırken dış politikada militarist ve yayılmacı yönelimler güçlendiriliyor.

Bu nedenle 8 Mayıs yalnızca geçmişte kazanılmış bir askeri zaferin yıldönümü değildir. Aynı zamanda bugünün mücadele çağrısıdır. Faşizme, emperyalizme, savaşa, sömürüye ve baskıya karşı birleşik, demokratik ve örgütlü mücadeleyi geliştirme, büyütme günüdür.

NATO ve benzeri emperyalist askeri bloklar, halkların özgürlüğünü değil emperyalist çıkarları koruyan yapılardır. Dünya halklarının kaynaklarını savaşlara ayıran, ülkeleri askeri üslerle kuşatan ve bölgesel çatışmaları derinleştiren bu savaş politikalarına karşı mücadele etmek, anti-faşist mücadelenin güncel görevlerinden biridir. Emperyalist savaşların durdurulması, yabancı askeri üslerin kapatılması, halkların kendi kaderini tayin hakkının savunulması ve eşitlik temelinde kardeşliğin geliştirilmesi bugün büyük önem taşımaktadır.

8 Mayıs’ın mirası, özgürlük, eşitlik, barış ve halkların kardeşliği mücadelesidir. Faşizme karşı direnen, toplama kamplarında, zindanlarda, işkencehanelerde, darağaçlarında, kırlarda ve kentlerde yaşamını yitiren milyonların anısı, bugünün mücadele sorumluluğunu omuzlarımıza yüklemektedir.

Faşizm değil özgürlük, savaş değil barış diyenlerin sesi Stalingrad’dan partizan dağlarına, direniş barikatlarından bugünün meydanlarına uzanan tarihsel bir mücadele zincirinin devamıdır.

8 Mayıs, insanlığın faşizme boyun eğmediğinin tarihsel kanıtıdır. Ve bugün hâlâ dünya halklarının önünde duran görev açıktır: Emperyalizme, savaşa ve faşizme karşı birleşik mücadeleyi büyütmek; halkların eşit, özgür ve sömürüsüz geleceğini kurmak.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.