Rojava’ya Yönelik Saldırılar İzmir Alsancak’da Emek ve Demokrasi Güçleri Tarafından Protesto Edildi..

Rojava  bölgesinde yaşayan Kürtlerin yaşam hakkı ve güvenliğine yönelik saldırılar, zorla yerinden etme politikaları ve halkların iradesini yok sayan  savaş konsepti   İzmir’de Alsancak Garı önünde, emek ve demokrasi güçlerinin katılımıyla protesto edildi. Eylem öncesinde Alsancak Garı ve çevresi demir bariyerler ve yoğun polis gücüyle abluka altına alındı. Yürüyüş yapılarak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde yapılmak istenen basın açıklaması polis tarafından engellendi.

Polis ablukası altındaki katılımcılara yönelik kışkırtıcı ve provokatif sloganlar ve sataşmalar çevik kuvvet polislerinin gözü önünde yapılırken, eylemciler soğukkanlılığını koruyarak provokasyonları boşa çıkardı.

“Rojava yalnız değildir, saldırılar durdurulsun” pankartı ve “Stop the genojide Rojava”, “Rojava direnecek çeteler kaybedecek” dövizlerinin taşındığı  Basın açıklaması gergin bir ortamda ve abluka altında yapıldı. Açıklamanın ardından katılımcılar kısa bir süre oturma eylemi gerçekleştirdi. Eylem, herhangi bir olumsuzluk yaşanmadan sona erdi.

Basın açıklamasının Türkçe metni, çağrıcı kurumlar adına  Halkların Demokratik Kongresi (HDK) İzmir Meclisi’nden Vezan Karabulut,  Kürtçesini Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivisti Emine Bozdağ  okudu.

Açıklamanın tam metni şöyle:

“Rojava Yalnız Değildir!

Rojava’ya Yapılan Saldırılar Derhal Durdurulsun…

Bugünlerde dünyanın dört bir yanında, hukukun ve insan haklarının yok sayıldığı, savaşın ise olağan bir yönetim biçimi hâline getirildiği tarihsel bir eşikten geçmekteyiz. Küresel sistem, kendi krizini halkların iradesini yok sayarak, halkları katlederek ve halkları binlerce yıllık yaşam yerlerinden ederek yapmaktadır. Bu yönelim tesadüfi değildir. Daha fazla savaş, daha fazla göç ve daha fazla yoksulluk bilinçli olarak yapılmaktadır. Tarih bize krizlerin savaşla çözülemeyeceğini göstermiştir. Savaş yalnızca felaketi büyütür. Buna rağmen aynı yöntemlerde ısrar edilmesi, yaşanan yıkımın bir sonuç değil, bir tercih olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Ortadoğu, bu tercihin en ağır sonuçlarının yaşandığı coğrafyadır. Bugün bölgede yürütülen savaşlar, klasik askeri çatışmalar değildir. Sorumluluğun dağıtıldığı, şiddetin taşeronlaştırıldığı yeni bir savaş düzeni devreye sokulmaktadır. Devletler, doğrudan hesap vermemek için cihatçı ve paramiliter yapıları sahaya sürmekte; bu yapılar aracılığıyla toplumsal dokular parçalanmakta, suçlar görünmez kılınmaktadır. Bu düzende halklar yalnızca hedef değildir; aynı zamanda susturulması gereken bir engel olarak görülmektedir.

Rojava’ya yönelik saldırılar, bu savaş politikalarının en açık örneklerinden biridir. Bugün Rojava’da yaşananlar, yerel bir çatışmanın sonucu değil; uluslararası ve bölgesel güçlerin çıkar hesapları doğrultusunda şekillenen planlı bir yıkım sürecidir. Kürt halkının hedef alınmasının nedeni çok açıktır: Rojava’da ortaya çıkan irade, emperyalist planlara boyun eğmeyen, yönlendirilemeyen ve teslim alınamayan bir halk gerçekliğini temsil etmektedir.

Rojava; Kürtlerin, Arapların, Süryanilerin, Ermenilerin, Türkmenlerin; Alevilerin, Ezidilerin, Hristiyanların ve Sünnilerin ortak iradesiyle, kadınların öncülüğünde kurulan tarihsel bir özgürlük deneyimidir. Bu deneyim, Ortadoğu’da savaşın, mezhepçiliğin ve erkek egemenliğinin kader olmadığını göstermiştir. Tam da bu nedenle Rojava yalnızca askeri değil, ideolojik olarak da hedef alınmaktadır.

Bugün Kobanî fiilen kuşatma altındadır. DAİŞ artığı HTŞ güçleri, sivillerin yaşam koşullarını hedef alan saldırılarla kenti teslim almaya çalışmaktadır. Bu, askeri bir çatışma değildir. Bu, yaşamı boğma girişimidir. Bu, halk iradesini kırma politikasıdır.

HTŞ gerçeği açıktır.

İsimler değişmiş olabilir.

Bayraklar yenilenmiş olabilir.

Ancak bu yapı, ideolojisi ve pratiğiyle DAİŞ’in devamıdır.

2025 itibarıyla Suriye’de yaşananlar, DAİŞ’in ortadan kaldırılmadığını; yalnızca farklı biçimlerde yeniden sahaya sürüldüğünü göstermektedir. Bu süreklilik, savaşın bitirilmek istenmediğini; kontrollü biçimde sürdürüldüğünü ortaya koymaktadır.

Rojava’ya yönelik saldırıların hedefi artık gizlenemez durumdadır. Amaç yalnızca bir bölgenin kontrolü değildir. Amaç; Kürt halkının tarihsel varlığını tasfiye etmek, Rojava’yı Kürtsüzleştirmek ve bölgeyi tekçi, cihatçı ve karanlık bir yapıya teslim etmektir. Çok kimlikli, özgür ve eşit bir yaşam ihtimali bu düzen açısından kabul edilemezdir.

Kürt halkı yüzyıllardır inkâr, imha ve asimilasyon politikalarının hedefi olmuştur. Ortadoğu’da egemen kılınan tekçi ulus-devlet anlayışı, her karşılaşmada savaş ve şiddet üretmiştir. Kürt halkının direnişi ise bu yapının gerçek yüzünü her defasında açığa çıkarmıştır. Bu hakikatin görünür hâle gelmesi, saldırıların daha da sertleşmesine yol açmaktadır.

Rojava’da kadın özgürlüğünü esas alan, çocukların geleceğini önceleyen, gençlerin söz ve karar sahibi olduğu toplumsal model; cihatçı zihniyetler ve onları kullanan güçler için varoluşsal bir tehdittir. Bu nedenle siviller hedef alınmakta, demografik yapı zorla değiştirilmeye çalışılmakta ve halklar yerinden edilmektedir. Bu tablo, açık biçimde insanlığa karşı suç niteliği taşımaktadır.

Kürt halkının IŞİD’e karşı yürüttüğü mücadele, hiçbir zaman pazarlıkların konusu olmamıştır. Bu mücadele; kadınların köleleştirildiği, çocukların katledildiği, halkların kimlikleri nedeniyle yok edilmek istendiği bir barbarlığa karşı insanlığın savunma mücadelesidir. Kürt halkı bu süreçte yalnızca kendisi için değil, tüm halklar için bedel ödemiştir. Bu mücadelenin yok sayılması, insanlığın ortak hafızasına yönelmiş bir saldırıdır.

Türkiye’nin Suriye ve Rojava politikaları bu yıkım tablosundan bağımsız değildir. Güvenlik söylemiyle sürdürülen askeri ve siyasi müdahaleler, halkların iradesini hedef almakta; savaşı derinleştirmektedir. Bu yaklaşım barışa hizmet etmemekte aksine yıkımı sürekli hâle getirmektedir.

Bugün emperyalist merkezlerin, özellikle ABD eksenli politikaların tercihi açıktır: kriz karşısında demokrasiyi değil savaşı, halk iradesini değil sömürü düzenini devreye sokmaktadır. Diplomasi, sahadaki yıkımı perdeleyen bir araç hâline getirilmiştir. Buradan tüm demokratik kamuoyuna açık çağrımızdır:

Rojava halkıyla dayanışma, bir tercih değil; insanlığa karşı bir sorumluluktur.

Çünkü şu anda Rojava’da yaşanılanlar bir güvenlik meselesi değil, bir tasfiye politikasıdır. Bu bir çatışma değil, bir kuşatmadır. Bu bir geçici durum değil, bilinçli bir yönelimdir.

Hepimiz biliyoruz ki; Halkların iradesine dayanan bir direniş yenilmez. Ki bunu 2014 yılında Kobane direnişinde gördük. Halkların iradesi ile IŞİD barbarlığı durduruldu. Savaş, inkâr ve cihatçı karanlık kaybetti. Dün olduğu gibi bugünde Halkların iradesi kazanacak. Rojava’da özgürlük, eşitlik ve barış mücadelesi kazanacaktır

Savaşa hayır, barış hemen şimdi!

Yaşasın halkların eşitliği!

Bijî Aşitî!

 

Rojava’ya yönelik saldırıları ve katliam politikalarını reddediyoruz

Rojava halkları yalnız değildir

Kobanî teslim olmayacak!

Kobanî onurumuzdur!

Yaşasın rojava direnişi!

Yaşasın halkların eşitliği ve kardeşliği!

Emperyalist savaş düzenine karşı halkların direnişi kazanacak!

 

KURUM İSİMLERİ

DEM PARTİ

DEVRİMCİ PARTİ

DOSTLUK VE KÜLTÜR DERNEĞİ

DEMOKRATİK BÖLGELER PARTİSİ

EMEKÇİ HAREKET PARTİSİ

EMEP

EZİLENLERİN SOSYALİST PARTİSİ

EMEKLİLER MECLİSİ SENDİKASI

HALKEVLERİ

ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ

DEMOKRATİK ALEVİLER DERNEĞİ

HALKLARIN DEMOKRATİK KONGRESİ

İZMİR DERSİM KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ

KALDIRAÇ

KIZIL PARTİ

KÖZ

ODAK

ÖZGÜR BARETLİLER

ÖZGÜR HUKUKÇULAR DERNEĞİ

SOSYALİST DEMOKRASİ HAREKETİ

SOSYALİST EMEKÇİLER PARTİSİ

SOSYALİST MÜCADELE İNSİYATİFİ

SOSYALİSTLER PARTİSİ

TEWJERA JINEN AZAD (TJA)

TÜRKİYE İŞÇİ PARTİSİ

TOPLUMSAL ÖZGÜRLÜK PARTİSİ

YEŞİL SOL PARTİ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.