13 Mayıs 2014’te Manisa’nın Soma ilçesinde yaşanan ve 301 madencinin yaşamını yitirdiği Soma Katliamı’nın üzerinden 12 yıl geçti. Ancak aradan geçen yıllara rağmen ne acımız dindi ne de adalet sağlandı.
Soma’da yaşanan, bir “kaza” değil; göz göre göre gelen, öngörülebilir ve önlenebilir bir işçi katliamıdır. Aşırı üretim baskısı, alınmayan güvenlik önlemleri, yetersiz havalandırma, denetimsizlik, taşeronlaştırma ve azami kâr hırsı 301 madenciyi aramızdan aldı. Bilirkişi raporları, sensörlerin aylar öncesinden tehlikeyi gösterdiğini, karbonmonoksit oranlarının kritik seviyeleri geçtiğini, sıcaklığın 46 dereceye ulaştığını, işçilere gerekli eğitimlerin verilmediğini ve tahliye planlarının uygulanmadığını açıkça ortaya koydu. Buna rağmen üretim durdurulmadı; işçiler ölümün içine gönderildi.
Soma Katliamı, bu ülkede sermayenin insan yaşamının önüne geçirildiğinin en ağır örneklerinden biri olarak tarihe geçti. “Maliyet düşürme” adına işçilerin yaşamı hiçe sayıldı. Madenlerde üretim katlanarak artırılırken iş güvenliği önlemleri alınmadı. İşçiler baskıyla, dayıbaşı sistemiyle, güvencesiz ve insanlık dışı koşullarda çalıştırıldı.
Katliam sonrasında yürütülen yargı süreci ise adaletin değil cezasızlığın örneği oldu. Patronlar ve sorumlular korunup kollandı, cezalar düşürüldü, sanıklar tahliye edildi. 301 işçinin yaşamını yitirdiği bir davada gerçek sorumlular hak ettikleri cezaları almazken, Soma ailelerinin yanında duran avukatlar cezalandırıldı.
Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay Soma maden işçilerinin ve ailelerinin avukatlarıydı. Her ikisi de sermayeye karşı emekçilerin haklarını savundukları, işçi ailelerinin adalet mücadelesini büyüttükleri için hedef haline getirildi.
Can Atalay, Gezi Davası kapsamında “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım” suçlamasıyla 18 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 14 Mayıs 2023 seçimlerinde Hatay Milletvekili seçilmesine rağmen tahliye edilmedi. Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararlarına rağmen serbest bırakılmadı ve milletvekilliği düşürüldü. Bugün hâlâ cezaevindedir.
Selçuk Kozağaçlı ise 2017 yılında “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklandı. Sekiz yıllık tutsaklığın ardından tahliye edilmesine rağmen, savcılığın itirazı üzerine 24 saat geçmeden yeniden gözaltına alınarak tutuklandı ve tekrar cezaevine gönderildi. Bugün hâlâ Silivri Cezaevi’nde tutulmaktadır.
301 işçiyi göz göre göre ölüme gönderenler dışarıda dolaşırken, işçilerin haklarını savunan avukatların cezaevinde tutulması bu ülkedeki adalet sisteminin nasıl işlediğini göstermektedir. Soma yalnızca bir maden katliamı değil; aynı zamanda cezasızlığın, sermaye düzeninin ve emek düşmanı politikaların simgesidir.
Bugün hâlâ her yıl yüzlerce işçi “iş kazası” denilerek yaşamını yitiriyor. Çünkü egemenler için önemli olan işçinin yaşamı değil, sermayenin kârıdır. İş cinayetleri kader değildir, fıtrat değildir. İş cinayetleri; denetimsizliğin, sömürünün, taşeronlaştırmanın ve emek düşmanı politikaların sonucudur.
Soma’yı unutmadık, unutturmayacağız.
301 madenciyi, geride bıraktıkları aileleri, babasız büyüyen çocukları unutmadık. Adalet arayan annelerin, eşlerin, kardeşlerin mücadelesi sürüyor. Bizler de emeğiyle yaşayanların, madenlerde, fabrikalarda, inşaatlarda ölüm pahasına çalıştırılan işçilerin yanında olmaya devam edeceğiz.
Başta işçi sendikaları olmak üzere tüm emek örgütlerini ve halkımızı; güvencesiz çalıştırmaya, taşeronlaştırmaya, denetimsizliğe ve iş cinayetlerine karşı ortak mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.
Hayatlarımız sermayenin kâr hırsına kurban edilemez.
301 madenciyi saygıyla anıyoruz.
Soma’yı, Soma’nın avukatları Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay’ı unutmayacağız, unutturmayacağız.
