İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri; Savaşa Hayır, Savaşa Karşı Barışı Savunuyoruz..

 

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri  Alsancak’ta Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde açıklama yaptı. Katılımcılar, “Savaşa hayır barış hemen şimdi”, Savaşa değil emekliye bütçe”, “Gün gelecek devran dönecek katiller halka hesap verecek”, “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Emperyalistler işbirlikçiler altıncı filoyu unutmayın”, “Kahrolsun ABD emperyalizmi” sloganları atıldı.

Açıklamayı Disk Ege Bölge Temsilcisi Memiş Sarı okudu.

Açıklama şöyle;

“Emperyalist güçler arasındaki hegemonya ve paylaşım kavgası, yayılmacı politikalar bir coğrafyayı daha fiilen savaş alanına çevirdi. Ukrayna üzerinde giderek tırmandırılan kriz Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile savaşa dönüştü. Yedinci gününde savaş şimdiden sivil yerleşim alanlarının tahribine, yaralanmalara, ölümlere, göç dalgasına, yaşama dair her şeyin yıkımına yol açtı.

Çıkarları dışında hiçbir şeyi umursamayan NATO, Rusya’ya karşı kuşatma, yayılma ve genişleme stratejisi uygularken Rusya eski gücüne kavuşmak için kendi içerisinde baskı politikalarını süreklileştirirken dışarıya yönelik hegemonik güç politikalarını hayata geçirmektedir.

Ukrayna’da bir arada yaşam kültürünü zedeleyen, iki farklı gelecek ve uygarlık tasavvuru arasında derinleşen kutuplaşma, bir savaş makinesi olan NATO üzerinden ABD yayılmacılığı ve ABD’nin zayıflayan hegemonyasını yeniden tesis etmek için savaş makinesini harekete geçirmesi, Doğu Avrupa’nın silahlandırılmasına hız kazandırılması bunun karşısında ise Çarlık Rusya’sının genişlemeci eğilimlerine özlem duyan Putin’in yayılmacı emellerini gerçekleştirmek için tırmanan krizi fırsata çevirmesiyle savaş adeta yıllardır kurgulandı.

Bu savaş sadece Ukrayna’yı değil, tüm dünya halklarını tehdit ediyor.

Bu savaş halkların değil, emperyalist devletlerin, kapitalistlerin savaşı!

Savaş halklar için ölüm, yıkım, acı, göz yaşı demektir.

Savaş bütün yaşamını bir çantaya sığdırmaya çalışıp yurtsuzlaştırılmak demektir.

Savaş işsizlik, yoksulluk, açlık demektir; sömürünün, baskının, şiddetin artmasıdır.

İnsanın en temel hak ve özgürlüklerinin, hukukun, adaletin hiçe sayılmasıdır savaş.

Ekolojik yıkımdır; doğanın, canlıların yok edilmesidir savaş.

Savaş emeğin haklarının yok edilmesi, halkın ekmeği küçülürken silah tüccarlarının, zenginlerin daha da zenginleşmesi demektir. Savaşın kaybedeni, en büyük bedeli ödeyeni halklar iken bir avuç kapitalist karına kar katar savaşlar üzerinden.

Savaşı durdurmak için geç değildir. Bunun için,

Rusya saldırılarını durdurmalı, NATO silahlanmayı ve yayılmayı esas alan politikalarından vazgeçmelidir.

Askeri paktlar dağıtılmalı, başka ülkelerdeki askeri varlıklar sonlandırılmalıdır. Bu kapsamda Ukrayna’daki tüm yabancı güçler geri çekilmelidir.

Ülkemizde ve dünyada savaşa, silahlanmaya ayrılan kaynaklar kamusal hizmetlere, insan onuruna yaraşır bir yaşam için kullanılmalıdır.

Savaş çığırtkanlarına, savaştan nemalanmak, kendi baskı politikalarına yeni bir gerekçe yaratmak isteyenlere taviz verilmemelidir.

AKP iktidarı bu savaşa ateş taşıyacak her hamleden kaçınmalı, kişisel çıkar peşinde silah satışı kesilmeli, ABD ve NATO’nun her tür talebi reddedilmelidir.

İki emperyalist güç arasında salınan AKP’nin ülkemizi Ortadoğu’da içine ittiği savaşa karşı çıktığımız, halkların kendi haklarındaki kararları kendilerinin vermesini ve barışı savunduğumuz gibi Ukrayna halkının da emperyalist güçler arasındaki savaşta en büyük bedeli ödemesine seyirci kalmayacağız. Hangi coğrafyada olursa olsun savaşa karşı durmaya devam edeceğiz.

Ülkemizde ve dünyada savaşa, silahlanmaya ayrılan kaynakların halkların ihtiyaçları, kamusal hizmetlerin ücretsiz sunulması, insan onuruna yaraşır bir yaşamın kurulması, demokrasi ve barışın tesisi için kullanılması mücadelemizi sürdüreceğiz.

Bir kez daha vurgulamak istiyoruz:

ABD’nin emperyalist saldırganlığına, NATO üzerinden uyguladığı genişleme politikasına ve Rusya’nın yayılmacılığına da karşı çıkıyoruz

Bugün bu topraklarda tek adam rejimine, emek sömürüsüne, siyasal İslamcı faşizme karşı eşitlik, özgürlük için emek ve demokrasi mücadelesi verenler olarak emperyalizme, gericiliğe, savaşa karşı mücadeleyi birleştirmek ve büyütmek sorumluluğunu taşıyoruz. Bir kez daha altını çizerek belirtiyoruz; Savaşa derhal son verilmeli, gecikmesizin diyalog ve müzakere süreci başlatılmalıdır.

Emekten demokrasiden yana tüm güçleri savaş karşıtı bu tutumu büyütmeye, emperyalizme, savaşa hayır demeye çağırıyoruz.”

Emperyalist ve gerici savaşlara hayır. İşgale ve katliama hayır!


ABD emperyalizmi ve NATO’nun  Doğu Avrupa’da  yayılma politikası ile Rusya’nın  nüfuz alanı içerisinde bulunan Ukrayna’nın doğusunda  bağımsızlıklarını ilan eden Donetsk Halk Cumhuriyeti ile Lugansk Halk Cumhuriyeti’nde   suikastlar ve patlamalara eşlik eden provakatif kışkırtıcı örtülü savaş politikaları  tırmanarak halkların iradesini ve çıkarlarını yok sayan , bir çatışmaya evrildi. Rusya’nın askeri güçleri Ukrayna’ya savaş ilan etti.  ABD ve batı ülkelerinin savaş yığınakları, karşılıklı silahlanma ve provakatif politikalar ile  savaş tırmanarak fiilen çatışmaya dönüştü..Bazı bölgeler fiilen işgal edildi ve savaş tüm hızıyla sürüyor.

Emperyalist Rusya haftalardır  savaş tamtamları içinde Ukrayna hükümetini yıkmak ve çevre ülkelerde yayılma politikası gereği olarak  saldırı savaşını başlattı. Emperyalist Rus savaş makinesi bu kez mazlum Ukrayna halkına karşı harekete geçirildi. ABD ve batılı emperyalistler Rusya’ya karşı yaptırımlarını açıkladı. İngiltere, Almanya ve Fransa  gibi Batılı emperyalist ülkeler  ABD ile birlikte Rusya’ya karşı etki ve nüfuz alanı savaşını sürdürüyorlar. Her alanda ekonomik, siyasi, ideolojik savaş hazırlıkları ve Rusya’ya  ekonomik abluka politikası  kıyasıya sürüyor. Dünyanın jandarması, emperyalist NATO ittifakı, Ukrayna’yı korumak kollamak  söylemleriyle  savaş çığlıkları atıyor.

Rus oligarklarının Ukrayna’ya  karşı başlattığı savaş politikaları,  Doğu Avrupa ülkelerini  yayılma alanı olarak gören batılı emperyalist  devletler ve onların işbirlikçisi  Zelenski  Hükümetini devirerek, tutuklayarak ya da anlaşma masasına oturtarak  nüfuz alanını genişletmek istemektedir.  Savaşın Ukrayna ile sınırlı kalmayarak, emperyalistler arası bir savaş durumuna gelmesi ve bütün bir coğrafyayı etkileyecek daha geniş boyutlar kazanması da olası.  Emperyalistler arası savaş politikalarının, kapitalist haydutların Doğu Avrupayı ve bölgemizi  ne denli tehlikeli bir savaş atmosferine soktukları görülmektedir.  Putin savaş bildirgesinde; “Her şeye rağmen 2021 aralık ayında ABD ve müttefikleriyle Avrupa’da güvenliğinin temininin ilkeleri ve NATO’nun genişlememesi üzerine, bir kez daha müzakere girişiminde bulunduk. Hepsi boşuna.  ABD’nin tutumu değişmiyor. Rusya ile, bizim için kilit önem taşıyan meselede, müzakere etmeyi zorunluluk kabul etmiyor, kendi amaçlarını kovalıyor, kaygılarımızı ihmal ediyorlar.”  söylemiyle Batı ile Rusya arasındaki yayılma savaşlarının çerçevesini de açıklıyor. Ukrayna’ya karşı yürütülmekte olan savaşın stratejik hedefi doğu Avrupa’da Rus  emperyalizminin nüfuz alanını genişletmek ve pekiştirmek, Ukrayna halkını  köleleştirmek ve hakimiyetini sürdürebilmek için  batılı emperyalistlerin Ukrayna’daki işbirlikçilerinin etkisini kırmak,  Doğu Avrupa’da mevzi kazanmaya çalışmaktır.

Rus emperyalizminin savaş politikası bu bölgede hakimiyet  kurma ve etkisini artırma mücadelesidir. Rusya’nın askeri saldırıları karşısında ABD emperyalizminin,  Doğu Avrupa ülkelerinde silah mevzilerini güçlendirme ve hazırlık yaptığı gözlenmektedir ve bu hedefle ekonomik yaptırım politikalarını devreye sokmuştur. Emperyalistler arasındaki hegemonya, etki mücadelesi hızla savaş politikalarına dönüşme potansiyelini taşımaktadır. ABD emperyalizmi, Rusya’nın saldırısına karşı çıkma maskesini taşımakta ve buna uygun açıklamalar yapmaktadır. Oysa ABD de  batılı emperyalistler de  halklara “özgürlük” ve “bağımsızlık” değil, hegemonya ve sömürü taşımaktadırlar. Kapitalizmin tarihi, halkların ve milletlerin, sömürü, katliam ve talanının  tarihidir. Tekelci kapitalizm (emperyalizm)  dünya halkları üzerindeki egemenliğini korumak ve sömürüsünü devam ettirebilmek için,  işbirlikçi gerici-faşist rejimler aracılığıyla her türlü zor politikalarını uygulamaktadır. Afganistan, Irak, Suriye,  Libya ve diğer yoksul ülkelerdeki katliamlar, bombalamalar ve insanlık dışı şiddet politikaları henüz bölge halkları ve milletlerinin hafızalarında tazedir ve asla Irak, Afganistan halkların  belleklerinden silinmeyecektir. Açlık, yoksulluk, içindeki  Afganistan’ı  geçmişte işgal eden ne Rus emperyalizmi ne de  İslami paramiliter çeteleri  örgütleyerek destekleyen ve  Afganistanı   gerici Taliban rejimine teslim eden ABD ile AB emperyalizmininin Ukrayna’daki politik manevraları,  kapitalist emperyalizmin kirli ve özgürlük düşmanı talancı yüzünü örtmeyecektir.

ABD ve batı emperyalizminin Vietnam’da,  Endonezya’da, Irak’ta, Afganistanda milyonlarca insanı katletmesi Afrika’yı ve Balkanlar’ı yeni nüfuz bölgeleri yaratmak üzere kanlı boğazlaşmalar içine itmeleri hala belleklerimizde. Filistin halkının kırılmasına destek veren, İsrail siyonizmini destekleyen  batılı emperyalistler,  kendi ekonomik ticari çıkarları için Ukrayna’ya özgürlük değil ancak kölelik getirir, onların Rus oligarklarından  farkları yoktur.  Emperyalizm özü, sömürü, soygun, sınırsız  şiddet ve gericiliktir. Tekelci kapitalizmin  karakteri siyasi gericilik ve onun yoğunlaşmış biçimi de faşizmdir. Emperyalist politikacıların sözde açıklamaları yalan üzerine kuruludur, gerçekleri gizlemeye yöneliktir. Halkların ezilen tüm katmanlarıyla örgütlenmesinden, mücadeleden ve tam bağımsızlık için, devrim için ileri atılmaktan başka bir kurtuluş yolu  yoktur. İşçi sınıfı ve emekçilerin iktidarı emperyalist savaşları nihayete erdirecek tek güçtür.

Rusya’nın Ukrayna’ya asker göndermesi, bombalaması ve işgal etmesini lanetliyoruz. Rusya, Ukrayna sınırları içindeki bütün askerlerini derhal çekmelidir. NATO, ABD ve İngiltere Ukrayna’yı ve bölgedeki diğer ülkeleri en ağır silahlarla donatmaktadır. ABD ve Nato güçleri Ukrayna sınır bölgelerindeki askerlerini çekmelidir. NATO, Doğu Avrupa’ya yaptığı askeri yığınak derhal durdurulmalı, bölgedeki bütün askerlerini ve silahları geri çekmelidir. ABD, Avrupa’daki bütün askeri üslerini kapatmalı, askerlerini ve silahlarını geri çekmelidir. Rusya, Ukrayna’daki bütün askeri gücünü derhal çekmeli, yayılmacı politikalarından vazgeçmelidir. Müdahale ve işgal sonucu  verdiği zarar tazmin edilmeli halkların özgür iradesine saygı gösterilmelidir.

Zelenski iktidarı da Ukrayna halkının etnik demografik özgünlüklerini tanıyarak, halkın iradesinin özgür koşullarda belirlenerek, tekçi, baskıcı politikalarından  ve  etnisite, milliyet ayrımcı politikalarından vaz geçmelidir.

Emperyalist savaşa karşı halklar, ulusal, etnik farklılıklar ne olursa olsun, eşitlik temelinde kardeşliğin, ezen iktidarlara karşı birlikte ortak mücadelenin örneğini oluşturmalı, ortak düşmanlarına karşı kararlılıkla dik durmalıdır. Savaşa karşı halklar mücadeleyi yükseltmeden bir avuç kan emici uluslararası tekelerin sömürü ve talanından kurtulamaz.  Savaşa karşı mücadeleyi yükseltmek halkların birliğini dayanışmasını gerçekleştirmenin zamanıdır. . Ağır bir ekonomik kriz içinde açlık ve yoksullukla boğuşan Türkiye işçi sınıfını, emekçileri ve gençliği emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı dünya ve bölge halklarıyla omuz omuza savaşa karşı  mücadele etme göreviyle karşı karşıyadır ve savaşa karşı etkin bir mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz,

Savaşa hayır!

Kahrolsun emperyalizm!

Kahrolsun emperyalist savaş!

Bütün ülkelerin işçileri ve ezilen halklar, birleşiniz!

Aliağa Gemi Söküm İşçileri, insanca yaşayacak ücret, sosyal hak taleplerimiz ve kötü çalışma koşullarının düzeltilmesi için direne direne kazanacağız.

İnsanca yaşayacak ücret talebi ve çalışma yaşamı koşullarının düzeltilmesi ve sosyal hakları için  üretimi durduran  ve dokuz gündür direnen Aliağa Gemi Söküm İşçileri  Aliağa Demokrasi Meydanı’nda açıklama yaptı.

Açıklamaya İzmir, Aliağa, Dikili Emek ve Demokrasi Güçleri, siyasi partiler, sendikalar ve kitle örgütleri katıldı.  Direnen işçiler dokuz gündür kendilerine destek veren siyasi partiler ve  kitle örgütlerine ayrıca teşekkür etti.

Bakırçay havzasında  fabrikalarda yaşamını yitiren işçiler için saygı duruşuyla başlayan  eylem,  gemi söküm işçisi iki işçinin çalışma yaşamının kötü  koşullarını anlatan konuşmalarıyla devam etti.

Çağdaş Hukukçular Derneği’nden Ali Ekiz’de gemi söküm işçilerinin haklı direnişlerinin yanında olduklarını ve hukuki her türlü desteği verdiklerini açıkladı.

İşçiler ve katılımcılar   “İşçiyiz haklıyız kazanacağız”, “susma sustukça sıra sana gelecek”, ” Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”,  “İşçilerin birliği sermayeyi yenecek”, “ Açlıktan ölmeyiz biz bu yoldan dönmeyiz”, “Bu daha başlangıç mücadeleye devam”, “Birleşe birleşe kazanacağız”, “Direnişin simgesi gemi söküm işçisi”, “Direne direne kazanacağız” sloganlarını  attı..

Açıklamayı direnen işçiler adına  Erdem Pektaş okudu. Açıklama şöyle;

“Merhaba arkadaşlar;

Bizler günlerdir insanca çalışma ve yaşam koşulları talebiyle direnen Aliağa Gemi Söküm işçileriyiz.  Haklarımızı,  alın terimizin karşılığını istiyoruz. Yıllardır tersane patronlarının bizlere reva gördüğü yaşamı, çalışma koşullarını kabul etmiyoruz. Günlerdir taleplerimizi tek tek sıraladık. Ancak görmeyen gözler, duymayan kulaklar için bir kez daha buradan haykırmak için toplandık.

Kardeşler diyoruz ki; Gemi söküm cehennem işçiler köle kalmayacak!

Dünya’nın 3. büyük, Avrupa’nın ise tek gemi söküm tersanesi olduğumuz ifade ediliyor. Yıllık 200 milyon dolarlık iş hacminden söz ediliyor. Tersane patronları kâr rekorları kırıyor. Ama biz, tersanede tüm değerleri yaratan işçiler olarak emeğimizin, alınterimizin karşılığını alamıyoruz. Her gün artan enflasyon karşısında biraz daha eziliyoruz. İnsanca yaşanabilecek bir ücret istiyoruz!

Arkadaşlar; Bizler burada ağır şartlarda çalışıyoruz. Ağır sanayi olmamıza rağmen, bu iş kolunda sayılmıyoruz. Uzayıp giden mesailer, sadece kağıt üzerinde kalan denetimler, alınmayan önlemler hemen her gün ölüme ya da sakatlanmalara davetiye çıkartıyor. Çoğu durumda işverenler Kişisel Koruyucu Donanımı ya kendimizin almasını istiyor ya da zamanında ve tam olarak dağıtmıyor. Sosyal tesisler neredeyse kullanılamaz durumda. Güvenli ve insanca çalışma koşulları istiyoruz.

Kardeşler; burada bizler güvencesiz çalışıyoruz. Yağmur yağdığında ya da hava şartları kötü olduğunda çalışmıyoruz ve ücretlerimiz kesiliyor. SGK’larımız çalıştığımız gün kadar yatırılıyor. Mesai ücretlerimiz kesiliyor. Çoğu durumda maaşlarımızın bir kısmı bankaya bir kısmı elden veriliyor.  Burada kuralsızlık kural haline gelmiş bulunuyor.

Düşünün ki, her bir işçinin en doğal ve temel hakkı olan yıllık izin için biz Gemi Söküm işçisinin direnmesi, talep etmesi gerekiyor. Mazeret izinlerinin ücretlerden kesilmemesi, resmi tatillerin ek mesai ücretleri üzerinden hesaplanması zaten olması gereken başlıklarken, biz Gemi Söküm işçileri için mücadele konusu durumunda. Bu liste daha da uzatılabilir.

Arkadaşlar; Tersanelerde birileri  hukuksuzluk arıyorsa, tersane patronlarının bizlere dayattığı çalışma koşullarına, kuralsızlıklara baksın! Ancak bizler artık yeter diyoruz! Artık haklarımızı istiyoruz. Artık yan yana geldik, birlik olduk ve taleplerimizin bir an önce karşılanmasını istiyoruz. Bunun için direniyoruz.

Biz ne mi istiyoruz? Öncelikle üç maddelik kırmızı çizgimiz var. Bunlar;

1- ücretlerimize zam yapılmasını istiyoruz.

2-Haklı taleplerimizden kaynaklı gerçekleştirdiğimiz eylemlerimizden kaynaklı kimsenin işten atılmayacağına dair güvence istiyoruz. Açılan davanın geri çekilmesini bekliyoruz.

3- Taleplerimiz ve temsilcilerimiz protokol altına alınarak tanınsın istiyoruz.

Arkadaşlar; eylemimizin ilk günü belirlediğimiz diğer taleplerimiz şunlar;

1-Maaşların alınan ücret üzerinden bankaya yatırılması istiyoruz.

2-Mesai saat ücretlerinin 4 saatinin 1 yevmiye olması istiyoruz.

3-Hava olumsuz koşullarında çalışılmaması durumunda yevmiyelerin kesilmemesini istiyoruz.

4-KKD’lerin (Kişisel Koruyucu Donanım) zamanında eksiksiz dağıtılmasını istiyoruz.

5-Oksijen lambalarının bakımı ve eksikliklerinin giderilmesini istiyoruz.

6-Sigortaların kesilmemesini istiyoruz.

7-Sosyal tesislerin düzeltilmesini istiyoruz.

8- Mazeret izinlerinin yevmiyeden kesilmemesini istiyoruz.

9-Resmi tatillerin ekstra mesai olarak verilmesini istiyoruz.

10-Yıllık izinlerin verilmesini istiyoruz.

11-Mevcut sertifikanın bütün şantiyelerde geçerli olmasını istiyoruz.

12-İşe giriş kısmında sağlık raporu ücretinin işveren tarafından karşılanmasını istiyoruz.

13- Zamların 6 ayda bir yapılmasını istiyoruz.

14- Gemi sökümün ağır sanayi olarak tanınmasını istiyoruz.

Kardeşler; Biz Gemi söküm işçilerinin hep birlikte aldığımız kararla ortaya çıkan taleplerimiz bunlar. Taleplerimiz kabul edilene kadar haklı ve meşru mücadelemizi sürdürmekte kararlıyız. İlk günden bu tarafa, ‘direne direne kazanacağız’ sloganını haykırıyoruz. Haklı ve meşru mücadelemizin karşısında olanlar, kazanacağımızı yaşayarak görecekler, buna inanıyoruz. Sadece kendimiz için değil işçi sınıfı için direniyoruz. Bugün ülkenin dört bir tarafından hakkına, emeğine, alınterine ve geleceğine sahip çıkan kardeşlerimiz mücadele ediyor. Onları ve hak mücadelelerini selamlıyoruz. Onların bizlere gönderdiği dayanışma mesajlarının mücadelemizde bizlere güç verdiğini ifade etmek istiyoruz. Yaşasın sınıf dayanışması diyoruz.

Birleşe birleşe kazanacağız!

İşçilerin birliği sermayeyi yenecek!

Direnen Aliağa Gemi Söküm İşçileri

 

 

 

 

İZMİR KADIN PLATFORMU; GEÇİNEMİYORUZ KRİZİ BİZ YARATMADIK BEDELİNİ DE ÖDEMEYECEĞİZ ZAMLARI GERİ AL

 

İzmir Kadın Platformu Karşıya İzban çıkışında hayat pahalılığına, zamlara, işsizliğe karşı açıklama yaptı. “Krizi biz yaratmadık bedelini de ödemeyeceğiz. Zamları geri al” pankartı açan kadınlar  “Zamlara karşı isyandayız”,  “Bu  zamlarla yaşanmaz zamlar geri alınsın”, “Hükümet istifa”, “Yaşasın kadın dayanışması”, “Enerji haktır satılamaz”, “Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek”  sloganlarını attı.  Boş tencere içerisinde faturaları yakarak zamları protesto etti. Açıklamayı  Halkevleri Ege Bölge  Temsilcisi Evrim Çakır yaptı.

Açıklama şöyle;

“Bizler her gün daha da derinleşen ekonomik kriz koşulları altında hayatta kalmaya çalışan kadınlarız. Her gün evlerimizde, marketlerde, pazarda, tükettiğimiz enerjide  hesap yapmaktan bıkıp usananlarız. Gıdadan, faturalara, hijyen ürünlerinden, sağlığa bütün temel ihtiyaçlara getirilen vergilerden, zamlardan bıktık usandık.

Bugün krizin, yoksulluğun, işsizliğin, güvencesizliğin yükünü bizim sırtımıza yıkan patriyarkal kapitalizme karşı ayağa kalkıyor hep birlikte bir kez daha sesleniyoruz. Geçinemiyoruz, artık yeter, inin sırtımızdan!

Bütün yetkileri elinde toplayan tek adam rejiminin bu ülkeye sunduğu tek gerçek kriz, yoksulluk, işsizlik ve faşizm. Bugün yaşadığımız kriz karşısında koruduğu, güvence verdiği ise bu ülke halkları değil, bir avuç sermayedar.

Geçtiğimiz aylarda döviz kurlarında yaşanan hareketlenmede birileri servetine servet katarken, bizler daha da yoksullaştık. Aldığımız maaşlar enflasyon karşısında eridi. Ülkenin bütün kaynaklarının peşkeş çekildiği şirketlerin zararı elektriğe, doğalgaza yapılan fahiş zamlarla bizlere kesildi.

Bu ağır ekonomik kriz  kadın yoksulluğunu giderek katmerlendirdi. Pandemide birçoğumuz ya işten çıkarıldık ya da kötü ve güvencesiz çalışma koşullarında çalışmak zorunda bırakıldık. Kimimiz artan kira fiyatları yüzünden özgürleşmek üzere ayrıldığı evlere geri döndü, kimimizin şiddet gördüğü evlerden çıkma ihtimali yok edildi.

Bütün bunlar yaşanırken, çocuklar, kadınlar, LGBTİ+’lar istismara ve şiddete daha açık hale getirilirken Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nden çekildi. Şimdi de zaten çok sınırlı miktarlarda verilen nafaka hakkımız gasp edilmeye çalışılıyor.

Bizlerden evlerimizde oturup dişimizi sıkmamızı, olanla yetinmemizi, krizin faturasını ödememizi bekleyenlere sesleniyoruz: Hayatlarımız için, haklarımız için ne oturup dişimizi sıkacağız, ne de böyle yaşamaya razı geleceğiz.

Krize, yoksulluğa, güvencisizliğe, patriyarkal  kapitalizme karşı isyanımızla, öfkemizle yan yana gelecek, yaşamak istediğimiz eşit, özgür, sömürüsüz bir dünya için mücadelemizden bir adım geri atmayacağız.

Ve her yıl olduğu gibi bu yıl 8 Mart’ta da taleplerimizle yan yana gelecek, haklarımızı kazanmak için direnişi büyüteceğiz.

Taleplerimiz;

* Gıdaya, elektriğe, doğalgaza, bebek bezinden hijyenik pede, en temel ihtiyaçlara yapılan zamlar geri alınsın. Vergiden muaf tutulsun.

* Temel kamusal hizmetler paralı olmaktan çıkartılsın ve kadınların/LGBTİ+’ların ihtiyaçları dikkate alınarak genişletilsin.

* Ülkenin bütün kaynaklarına çöken, bütün temel haklarımızı bize fahiş fiyatlarla satan şirketler kamulaştırılsın.

* Kiralara üst sınır getirilsin.Ev işçisi kadınlar için babalarına, kocalarına bağlı olmaksızın sağlık sigortası yapılsın. Emeklilik hakkı tanınsın.

* İşsiz kadınların, kayıt dışı ve göçmen kadınların hakları güvence altına alınsın!

* Esnek ve güvencesiz çalıştırma ve kadınları işgücünün dışına atan ayrımcılık yasaklansın. Kadınların tam zamanlı, güvenceli ve insanca bir gelir sağlayan işlerde çalışabilmesine olanak veren istihdam politikaları üretilsin.

* Eşdeğer işe eşit ücret istiyoruz. Çalışma koşullarındaki cinsiyetçilik ve her türlü ayrımcılık son bulsun.

* Bakım işleri toplumsallaştırılsın. Yaygın yaşlı ve çocuk bakım merkezleri açılsın.

* Kürtaj hakkı dahil, cinsel sağlık ve üreme sağlığı haklarımız güvence altına alınsın, erişilebilir ve ücretsiz olsun.

* Boşanma durumlarında kadınlara konut ve geçim güvencesi sağlansın.

* Nafaka hakkımız gasp edilemez. Nafaka miktarları insanca yaşamaya yetecek düzeye çekilsin.

* Kadınları ve LGBTİ+ları erkek ve devlet şiddeti karşısında savunmasız bırakan yasal düzenlemeler iptal edilsin. İstanbul Sözleşmesi yeniden imzalansın, uygulansın.”

 

CARRAR ANA’NIN TÜFEKLERİ

CARRAR ANA’NIN TÜFEKLERİ

18 Şubat 2022 jSaat: 20.oo/ Çiğli Belediyesi Fakir Baykurt Salonu

Oyun, İspanya iç savaşı döneminde küçük bir balıkçı köyünde geçmektedir.
1936 yılında demokratik yollarla iktidara gelen ” İspanya Sosyalist Partisi ” ve ” İspanya Komünist Partisi” nin oluşturduğu HALK CEPHESİ iktidardayken, General Franco tarafından cumhuriyete karşı bir ayaklanma başlatılır.
Franco’ nun, büyük toprak sahipleriyle birlikte yaptığı zulüm ile halk cephesinin mücadelesi Carrar Ana’yı da taraf ya da bitaraf olmak üzerinden konumlandırmaktadır.
Tarafsız olmanın, zulme karşı olmak olmadığını, aksine zulmedene hizmet ettiğini Carrar Ana ‘ nın cepheden gelen kardeşi Pedro ile diyaloglarında usta kalemiyle ele alan Brecht, bizi diyalektik tiyatronun gözlemcisi olmaya davet ediyor.
Yazar: Bertolt Brecht
Çeviri: Yılmaz Onay
Yönetmen: Kazım Başer
Oyuncular: Ali Karabıyık, Belkıs Akıncı, Demet Çalışkan, Diyar Kurt, Emine Akyol, Esengül Uzun, Günseli Kaya, Mehmetcan Akgün, Mehmet Sedat Özkoç, Muharrem Budak, Neşe Bilgin
Sahne Amiri: Demet Çalışkan
Afiş çizim- Tasarım: Afak B. Başer
Prodüksiyon: İmece Dostluk Dayanışma Derneği

 

 

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri; elektrik, doğal gaz, akaryakıt faturalarını yaktı, elektrik, doğalgaz zamlarının geri çekilmesini, KDV’nin sıfırlanmasını istedi.

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri  hayat pahalılığına, zamları işsizliği  protesto etmek için Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması düzenledi. İnsanın yaşamını sürdürebilmesi için ihtiyacı olan temel  tüketim  maddelerine  ve doğal gaz, elektrik,  akaryakıta yapılan zamları  protesto etmek için “Zamlar geri alınsın, geçinemiyoruz” pankartı açan emek ve demokrasi güçleri  “Saraya değil emekçiye bütçe”,  ” Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”  , “Zam zulüm işkence işte AKP”, “Birleşe birleşe kazanacağız”,  “AKP mezara, halk iktidara”, “Zafer direnen emekçinin olacak”,   “AKP’den hesabı emekçiler soracak”,  “Yapılan zamlar geri alınsın”,   “Yaşasın sınıf dayanışması”,  “Gemi söküm işçisi yalnız değildir”,  sloganlarını attı.  Açıklama sonrası  faturalar yakıldı.

Emek ve Demokrasi Güçleri adına açıklamayı  KESK İzmir Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü ve Eğitim Sen İzmir 1 No’lu Şube Başkanı Necip Vardal yaptı.

Açıklama şöyle;

“Türkiye ekonomisindeki baş aşağı gidiş hızlanıyor. Döviz kurlarındaki büyük artışla parası pul olan, yüksek enflasyonla ve işsizlik sarmalıyla boğuşan emekçiler büyük bir yıkımla karşı karşıya. Özellikle son aylarda en temel ihtiyaçlara gelen ve ardı arkası kesilmeyen zamlar toplumu büyük bir sefalete sürüklüyor. Çalışma koşulları giderek ağırlaşıyor, ücretler hızla eriyor. Bunun karşısında memleketin bütün birikimlerinin üzerine çöreklenmiş bir avuç sermayedar ise krizi adeta fırsata çevirerek servetlerini katlamaya devam ediyor.

Yirmi yıl boyunca AKP iktidarı, memleketin neredeyse bütün varlıklarını özelleştirerek, yüksek dış borç, yüksek faiz ve ucuz işçilik politikası uygulayarak, tarımı çökerterek, ekonomik kalkınmayı sadece inşaat sektörüne bağlayarak ve bu yolla kamu kaynaklarını yandaşlarına peşkeş çekerek emekçi halka derin bir yoksulluğu dayattı. Şimdi ise tüm bu yaşananlar karşısında hiçbir sorumluluk kabul etmiyor. Bununla da yetinmiyor, hamasi nutuklarla memlekette yalan rüzgârları estiriyor. Emekçiye açlık ücreti, zengine hazine garantisi Asgari ücrete allayıp pullayarak yaptıkları zam daha emekçilerin eline geçmeden sıfırlandı. Ocak ayı verilerine göre açlık sınırı 4249 lira olarak hesaplanırken belirledikleri 4253 liralık asgari ücretle geniş işçi ve emekçi kitleleri yıl boyunca yarı aç yarı tok yaşamaya mahkûm ettiler.

Gıda ürünlerinden doğalgaza, akaryakıttan elektriğe kadar tüm ürünlere birbiri ardına gelen zamlar, emeğiyle geçinen geniş toplum kesimlerinin hayatlarını sürdürülemez hale getirdi.

Ülkenin dört bir yanından hayat pahalılığına ve fahiş zamlı faturalara karşı yapılan eylemlerle isyan büyüyor. Şirketleri zengin etmek için garibanın, yoksulun, emekçinin cebindeki üç kuruşu çalıyorlar! İktidar eliyle malum şirketler daha da kazansın diyerek elektriğe %125 zam yaptılar, kademeli tarife getirdiler.

Elektrikte kademeli tarifeyi kademeli zulüm yaptılar.

Asgari ücrete yapılan zammın %43,6 yani neredeyse yarısı yok oldu. Elektrik, doğalgaz ve akaryakıta yapılan zamların bütçeye aylık maliyeti şimdiden 565 TL oldu. Bu faturalar ödenmez; bu faturaları ödetmeye kalkmak bu karda kışta milyonlarca insanı elektriksiz bırakmak demektir. Geçen yıl 5 milyon ailenin elektriğinin kesildiği düşünülürse bu yıl bu sayı katlanarak artacaktır. Bu büyük eziyete son verilmeli, zamlar geri çekilmelidir!

Kara kışın ortasında, bu hayat pahalılığı ve ekonomik kriz içinde yurttaştan daha fazla fedakarlık beklemek aymazlıktır.  Ülkemizdeki ekonomik ve siyasi istikrarsızlığın bedelini biz ödemek istemiyoruz.

Değerli Basın Emekçileri;

Bir tarafta yoksulluk  diğer tarafta israf;  bir tarafta açlık, diğer tarafta şatafatın yaşandığı ülkemizde bir kesim lale devri yaşarken, her yerden emekçiler ve yoksul halkımızın geçinemiyoruz çığlıkları yükselmeye devam ediyor. Geleceğe dair kaygılarımız her geçen gün artıyor.

Siyasal iktidarın neo-liberal ekonomi politikaları cilalanıp cilalanıp topluma sunulurken emekçilerin payına daha fazla sömürü daha fazla yoksulluk düşüyor. Sermaye sahipleri servetlerinin üzerine servet katarken neşeleri Maliye Bakanı’nın gözlerinin içindeki ışıltıya yansıyor.

Değerli Basın Emekçileri;

Ekonomi literatürüne bir katkı da bugün burada biz koyuyoruz ve diyoruz ki “Yoksulluk emekçilerin gözlerinin içindeki öfkedir!”.

Evet arkadaşlar açlıkla yoksullukla boğuşan emekçiler öfkelidir!

Tarlasını ekemeyen ürünü para etmeyen köylü öfkelidir!

Ataması yapılmayan öğretmen, sağlıkçı öfkelidir!

KPSS yazılı sınavında başarılı olup mülakat sınavlarında elenen gençler öfkelidir!

Elektrik faturası işyeri kirasını aşan esnaf öfkelidir!

Emeklilikte yaşa takılanlar, işsizler öfkelidir!

Hayata öğrenim kredisi borcuyla dezavantajlı başlayan gençler öfkelidir!

Emekçilerden alıp zenginleri besleyen bu düzene son vermek için örgütlenelim!Tüm yaşananlar gösteriyor ki, halk kendisine reva görülen bu zulme karşı ayağa kalkmalı, krizi yaratan sermayeden ve onun iktidarından hesap sormalıdır.

Biz diyoruz ki:

Başta gıda ürünleri olmak üzere elektrik, doğalgaz, akaryakıt, ulaşım gibi temel ihtiyaç kalemlerine yapılan zamlar geri alınmalı, vergiler düşürülmelidir.

Yoksulluk sınırının altında yaşayan kesimlerin temel gereksinimleri karşılanmalıdır.

Öncelikle 150 kWh elektrik yardımı uygulaması şeffaflaştırılarak ölçütleri kamuoyu ile paylaşılmalı ve yardım sınırı aylık 230 kWh’a yükseltilmelidir.

Konutlarda elektrik, doğalgaz ve suya yansıyan KDV sıfırlanmalıdır.

Enerji bir insan hakkıdır; Maddi imkansızlık nedeni ile elektrik, doğalgaz,  su faturalarını ödeme zorluğu çekenlerin elektrik, gaz ve suyu kesilmemeli, bu ihtiyaçlar kamu kaynaklarından sağlanıp, halkın karanlıkta, soğukta ve susuz kalmaları önlenmelidir.

Kalıcı çözüm için enerji şirketleri derhal kamulaştırılmalıdır.

Kamu hizmetlerinin piyasalaştırılmasına, tasfiyesine ve özelleştirme soygununa son verilmelidir.

Hızla artan fiyatlar karşısında düşük ücretleri hızla eriyen çalışan ve emeklilerin gelirleri insanca yaşamalarına imkan verecek düzeye yükseltilmelidir.

Ülkedeki gelir adaletsizliği tarihin hiçbir döneminde görülmemiş boyutlara ulaştı. Eşitsizliğin en altına itilen kadın yoksulluğu daha da artarken, işini ilk kaybedenler kadın emekçiler oluyor. ILO 190 sayılı sözleşme uygulanmalı, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı geri alınmalıdır!

Değerli Basın Emekçileri;

Yaşadığımız yoksulluğun sembolü haline gelen elektrik ve doğal gaz faturalarımızı yakarak tepkimizi öfkemizi bir kez daha haykırıyor, elektrik ve doğalgaz zamlarının geri çekilme talebimizi yeniliyoruz.

İnsanca bir yaşamı direne direne kazanacağız.”

 

8 Şubatta hastanelere gitmiyoruz. Alınmış randevuları iptal ediyoruz. Sağlık emekçilerinin hak mücadelesinin yanındayız.

Sınırlardaki şiddeti ve geri göndermeleri durdurun! İnsanlığı Savunun!

İzmir’de Halkların Köprüsü Derneği, meslek ve  hak örgütleri,  siyasi partilerin içinde yer aldığı 42  örgüt  Edirne’de donarak yaşamını yitiren mültecilerle ilgili  Yunanistan konsolosluğu önünde basın açıklaması düzenledi.

Açıklamayı Hakların Köprüsü Derneği Genel Sekreteri  Yusuf Ak okudu.  Yusuf Ak açıklamanın aynı anda Yunanistan ve İspanya’da da yapıldığını söyledi.

“Sınırlardaki Şiddeti ve Geri Göndermeleri Durdurun! İnsanlığı Savunun!

Yunanistan’da, politik ve sosyo-ekonomik olan insanlık dışı koşullardan kaynaklı kendi ülkelerini terk etmeye zorlanan insanlar yüksek güvenlikli sınırlara, sınır şiddetine ırkçı ve mülteci düşmanı uygulamalara maruz kalmaktadırlar. Bizler geriye göndermeleri(PUSHBACKS), sınır şiddetini ve hareket halindeki insanları insanlıktan çıkartan bütün uygulamaların sonlanmasını talep ediyoruz. Buradan bir kez daha; her konuda insanlık onurunun, hayatın ve hareket özgürlüğünün bir hak olduğunu beyan ediyor; devletlerin ve sınırların zulümüne karşı yürütülen bütün bu mücadelelerle dayanışma içinde bulunduğumuzu haykırıyoruz.

GERİ GÖNDERMELER HAYATA, İNSANLIK ONURUNA VE HAKLARINA KARŞI İŞLENEN SİSTEMATİK ŞİDDET EYLEMLERİDİR VE YASADIŞIDIR!

Geri-göndermeler(PUSHBACKS), bir grup insanın ya da tekil bireylerin yasal süreç başlatma ya da sığınma başvurusunda bulunma fırsatı bulamadan bir bölgeden geri itilmesi ya da gayri resmi olarak sınır dışı edilmesidir. Bu Yunanistan ve diğer Avrupa ülkelerindeki göç düzeninin gayri resmi de olsa önemli bir parçası haline gelmiştir. Son yıllarda, Ege Denizini ve Meriç nehrini geçen onbinlerce insan Yunanistan’dan Türkiye’ye geri gönderilmiştir.

Geri-göndermeler, işkence ve ölüm riski bulunduran yasadışı faaliyetlerdir. Meriç Nehri’nin bulunduğu bölgede, nehirden zorla Türkiye’ye geri gönderilmeden önce; gözaltında çok ağır bir şekilde darpa uğrayan, aşağılanan, bütün kişisel eşyaları çalınan insanlar aynı zamanda gözaltı süreci boyunca aç susuz muameleye maruz kalmaktadırlar. Zira sınırı geçen ve ülkenin içlerine doğru ilerleyen insanlarda iç bölgelerden toplanmakta, polis tarafından sokaklardan veya kamplardan kaçırılmakta ve Türkiye’ye geri gönderilmektedirler.”….

“AVRUPA BİRLİĞİNİN SINIR REJİMİ KATLETMEKTEDİR!

Sınırlardaki silahlanma, örülen duvarlar ve gözetim teknolojileri AB tarafından finanse edilmektedir ve devletin, derin devletin şiddeti Avrupa’ya ulaşmaya çalışan insanları daha tehlikeli yollar izlemeye zorlamaktadır. Türk-Yunan sınırında binlerce insan katledilmiştir. Ege denizi Avrupa’ya ulaşmaya çalışan insanların mezarlığı haline gelmiştir. Sadece 2021 Aralığında denizde batan tekne ve botlardan kaynaklı 30 insan yaşamını yitirirken onlarcası hala kayıptır.

Bu ölümler kaza değil tersine AB sınır rejiminin Yunan Devletiyle beraber işlediği cinayet eylemleridir. Sınırların güvenliğinin arttılmasına yönelik siyasi söylemler ve devlet politikaları, göç edenleri insanları kriminalize etmekte, onları insanlıktan çıkartmakta, yaşanan istismarlara, hak ihlallerine ve can kayıplarına karşı bizleri kayıtsız bırakmaya çalışmaktadır. İnsanların savaştan, zulümden, yoksulluktan kaçtıklarını ve hayatta kalmak için AB sınırlarına girmeye çalıştıkları gerçeğini muğlaklaştırmaya çalışmaktadırlar. “Hareket halindeki insanlar”, devletlerin önlerine koyduğu engellere aldırmadan hareket özgürlüğü için mücadele etmeye devam edeceklerdir.

DENİZLERDE İNSAN HAYATLARI İÇİN VERİLEN MÜCADELE VE DAYANIŞMA SUÇ DEĞİLDİR!

Yunan Hükümeti sınırları geçmeye çalışan insanları kurtarmak için yapılan her türlü eylemi, “Yasadışı göçleri kolaylaştırdığı veya teşvik ettiği” şeklindeki sağcı safsatalarla karalamakta, insan hayatı için gösterilen dayanışma kaçakçılık ve casusluk yaftasıyla hedef alınmaktadır.

Zülümle, sömürüyle ve savaşla harap edilen bir dünyada özgürlük, dayanışma ve insanlık onuru için mücadele edenlerle birlikte her daim yan yana duracağımızı belirtmekteyiz.

GERİ GÖNDERMELER VE SINIR ŞİDDETİ REJİMLERİ DERHAL DURDURULMADIR!

İspanya’nın Ceuta ve Melilla bölgelerinden Orta Akdeniz’e, Fransız-İtalyan sınırından Balkanlar’a, Yunanistan’daki durum “hareket halindeki insanlara” karşı AB’nin yürüttüğü daha geniş bir geri gönderme ve devlet şiddeti kampanyasının sadece bir parçasıdır. 6 Şubat’taki eylemlilikler, göç mağdurları ve onların aileleri için hakikat, adalet ve tazminat talep eden Küresel Mücadele Günü’nün bir parçasıdır. Gün boyunca, Avrupa’da ve ötesinde protestolar ve “Anma Eylemlilikleri” gerçekleşecektir.

AB sınırlarında barbarlıkla karşı karşıya kalan herkes yerliler ve mülteciler; hayat, haysiyet ve özgürlük için hep birlikte ayağa kalkmaktan başka bir yol yoktur!”

Halkların Köprüsü Derneği, An-Yakay Der, Demokratik Alevi Derneği, DBP İzmir İl Örgütü, Dikili Kadın Platformu, Emek Partisi, Göç İzleme Platformu, HDP İzmir İl Örgütü, Hepimiz Göçmeniz Irkçılığa Hayır Platformu, Kar Değil Yaşam İnsiyatifi, Devrimci Sosyalist İşçi Partisi, HDK Göç ve Mülteciler Meclisi, HDK İzmir İl Meclisi, İMECE-Der, İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, İzmir Alevi Bektaşi Federasyonu Bileşenleri, İzmir Barosu, İzmir Dersim Derneği, İzmir Halk Evleri, İzmir Müzisyenler Derneği, Kadınlar Birlikte Güçlü İzmir, KESK İzmir Şubeler Platformu, Kesk İzmir Kadın Meclisi, Medya-Der, Mor Dayanışma, Mülteci Dayanışma Platformu, Mülteci Medyası, Özgür Baretliler, Suriyeli Mültecilerle Dayanışma Derneği,SYKP İzmir İl Örgütü, TJA, TİHV İzmir Temsilciliği, SES, Yaşamak Derneği, Yeni Demokrat Kadın, Yeryüzü Dayanışma Insiyatifi, Yeşil ve Sol Gelecek Partisi İzmir İl Örgütü, Genç LGBTİ+ Derneği, HDP Göçmen ve Mülteciler Komisyonu, Yaşam Hakları Derneği, Göç İzleme Derneği

Bertold Brecht 124. Doğum Günü Aramızda..

İmece Dostluk “Tarihe Yolculuk Maria Suphi ve Onbeşler”i anma, söyleşi-imza etkinliği yaptı.

Fotoğraf: İsmail Hakkı, Ethem Nejat, Mustafa Suphi

İmece Dostluk  Mustafa Suphi , Onbeşler ve Maria Suphiler ‘in  katledilmelerinin 101.yılında  anma ve söyleşi düzenledi.  101 yıl önce katledilen Türkiye Komünist  Partisi Kurucu Yöneticilerinin  anıldığı  toplantıda önce İmece Dostluk adına   aşağıda ki metin ve Nazım Hikmetin ” 28 Kânunisânî’yi Unutma!”  şiiri  okundu.  Onbeşler, Maria Suphi ve devrim sosyalizm mücadelesinde yitirdiklerimiz adına saygı duruşu yapıldı.

Fotoğraf: katılımcılar, Onbeşler ve devrim ve sosyalizm mücadelesinde yitirdiklerimize saygı duruşu 

Fotoğraf; Kenan Karabağ    “Maria Suphi Bir Direnişin Öyküsü” romanının yazarı

Kenan Karabağ  on  yıllık bir araştırma ve emek sonucu kaleme aldığı “Maria Suphi  Bir Direniş öyküsü” kitabını anlattı. 101 yıl önce öldürülen onbeşleri ve Maria Suphi’yi anlatan  Kenan Karadağ,  onbeşleri ve Maria Suphi’nin  Anadolu’daki zor günlerini , abluka altındaki ölüm yolculuklarını, Ankara hükümetinin bilgi onay ve talimatıyla hunharca öldürülerek, ağırlık bağlanarak Karadeniz’in derin sularına atılmalarının öyküsünü anlattı. Katliam gecesi darp edilerek  elleri ayakları bağlanarak Çömlekçi sahilinde bir eve kapatılan Maria Suphi iki buçuk yıl zincirlenerek hükümetin çete başlarından Yahya Kaptan, Nemlizade Ragıp  ve Rizeli çeteciler tarafından tecavüz edilen, ve direndiği için öldürülen ve Karadeniz’e atılan Maria Suphi’nin hazin olduğu kadar öfkelendirici  hikayesini  anlattı.

Fotoğraf : Demet Çalışkan, İmece dostluk adına  konuşma yaptı..

“Sevgili dostlar, yoldaşlar  hoş geldiniz, İmece Dostluk Dayanışma Derneği olarak hepinizi selamlıyoruz.

Hoş geldiniz Kenan Karabağ, MARİA’nın  varlığını araştırıp yazarak bilinir kılan yazar dostumuz, hoş geldiniz, iyi ki araştırdınız, yazdınız, iyi ki geldiniz! Teşekkür ederiz.

10 Eylül 1920’de Baku’ da kurulan TKP Kurucu Merkez Komitesi’nin, 28-29 Ocak 1921 tarihinde kara bir kış gününde katledilmesinin üzerinden 101 yıl geçti.

Karadeniz’in karanlık sularında,  gerçekleştirilen bu katliamın 101. Yılında, bizler, bugün, Mustafa Suphileri, Ethem Nejatları ve 15’leri ve bugüne de yeterince bilinmeyen, adı anılmayan 15 lilerin YANINDA VE ONLARDAN BİRİ  olan Maria Suphi’yi unutmadık, unutmayacağız.

Emperyalist işgal ve saltanat yıllarında  Baku’da kurulan TKP’nin  kurucu merkezi, emperyalist işgale karşı işçileri köylüleri  örgütleyerek bağımsızlık mücadelesine katılmak  için  Anadolu’ya geçme kararı almıştı. Ancak  Anadolu’ya geçer geçmez burjuvazinin temsilcileri tarafından  geleceğin alternatifi sosyalist bir iktidar seçeneği olarak görüldükleri için “yılan küçükken ezilir” bakışıyla katledilmişlerdi.

Mustafa Suphiler’in TKP’sinin  kurucu merkezinin katliamıyla eşitliğinin, özgürlüğün, anti-emperyalizmin, emeğin-emekçinin  yoksul köylülerin ve farklı milliyetlerin eşitlik mücadelesinin,  tasfiye edileceğini düşünen burjuvazi, 101 yıldır iktidar mücadelesinde aynı zor ve katliam yöntemlerini sürdürmekten hiç geri durmadı. 101 yıl boyunca komünistlere, devrimci-demokratlara  ve farklı miliyetlere karşı şiddet, kırım, kıyım ve zor, katliam politikaları sürdürdü.

Mustafa Suphiler in TKP’sinin sarayın saltanatına , emperyalist işgale, işbirlikçilerine, sömürücülere, zalimlere  karşı  yaktıkları  ateş bugün yanmaya devam ediyor. Sermayenin iktidarı ve faşizm bu ateşi söndüremeyecek!

Mustafa Suphileri anmak demek yeni sömürgeciliğe, işbirlikçi tekelci burjuvaziye ve kapitalist sisteme karşı mücadele etmek demektir.  İşçi sınıfının  sendikal  ve siyasi örgütlülüğünü yaratmak, güçlendirmek, desteklemek  demektir. Tüm ezilenlerin örgütlenme ve direnme hakkını savunmak demektir.

Bugün  düşünce,  ifade, basın  özgürlüğü  ve örgütlenme özgürlüğü için mücadele,  yerel yönetimlere atanan kayyımlara, seçmen iradesini yok sayan politik tercihle yapılan milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasına, üniversite ve fakültelere demokratik seçimi yok sayarak atanan kayyımlara karşı mücadelenin birleştirilmesinden geçiyor.

Politik duruşu ve ifadeleri, yazıları, konuşmaları nedeniyle sosyal medyada linç edilmeye çalışılan, tehdit edilen, hedef gösterilen, adli, idari baskı ve baskınlarla çembere alınan, özgürlüklerinden yoksun bırakılan  gazeteci, yazar ve sanatçılara sahip çıkmaktan geçiyor.

Bugün hak ve özgürlükler için mücadele, KHK ile atılan tüm kamu emekçilerine, işçi kıyımı ve cinayetlerine, kadınlara, farklı cinsel yönelimi olanlara  yönelik tecavüz, taciz ve her tür şiddette karşı mücadeleden geçiyor.

Bu mücadele, ajanlaştirilmak, muhbirleştirilmek için kaçırılan gençlere, devrimcilere, hak eşitliği temelinde kardeşlik isteyen Kürtlere; savaş-çatışma , zor ve baskı-diktatörlüklerden kaçan Suriyeli,  Afganlı, etnik, ulusal kökeni ne olursa olsun göçmen, mülteci insanların, işçilerin haklarına sahip çıkmaktan geçiyor.

Bu mücadele, sürdürülebilir ve geleceğe devredilebilir doğal yaşam ve çevre  haklarına sahip çıkmak üzere kapitalizme karşı mücadeleden geçiyor.

Çünkü tarih bize güçlerini birleştiren, mücadelesi ortaklaşan hiçbir gücün yenilemeyeceğini öğretti.

Bu mücadelenin bileşenlerinden biri olarak bir kez daha tekrarlıyoruz.

Birleşirsek mutlaka kazanacağız; biz kazanacağız, biz kazanacağız.”

Fotoğraf, Esengül Uzun  Nazım Hikmet’in  “28 Kânunisânî’yi Unutma!” şirini okudu

Nâzım Hikmet Ran

ta ata aa ta ta ha ta tta ta

tarih

sınıfların
mücadelesidir

1921

kanunisani 28
karadeniz
burjuvazi
biz

on beş kasap çengelinde sallanan
on beş kesik baş
yoldaş

bunların sen

isimlerini aklında tutma

fakat

28 kanunisaniyi unutma!
“siyah gece
“beyaz kar
“rüzgar
“rüzgar”.

trabzondan bir motor açılıyor
sa-hil-de-ka-la-ba-lık!
motoru taşlıyorlar
son perdeye başlıyorlar!

burjuva kemal’in omuzuna binmiş
kemal kumandanın kordonuna
kumandan kahyanın cebine inmiş
kahya adamlarının donuna
uluyorlar

hav… hav… hak… tü
yoldaş unutma bunu burjuvazi

ne zaman aldatsa bizi
böyle haykırır:

– hav…hav…hak…tü

– gördün mü ikinci motörü?

– içinde kim var?

– arkalarından gidiyorlar.

– ikinci motör birinciye yetişti

– bordoları bitişti

– motörler sarsılıyor

– dalgalar sallıyor sallıyor dalgalar.

– hayır

iki motörde iki sınıf çarpışıyor

– biz onlar!

– biz silahsız onlar kamalı

– tırnaklanmız

– kavga son nefese kadar

– kavga

– dişlerimiz ellerini kemiriyor
kamanın ucu giriyor

– girdi…

– yoldaşlar, ey!

artık lüzum yok fazla söze:

bakın göz göze

– karadeniz

on beş kere açtı göğsünü,
on beş kere örtüldü.
onbeşlerin hepsi
bir komünist gibi öldü

(nâzım hikmet, moskova 1923)

 

Fotoğraf; Kemal Dağlı -Şair

“İçimden geldi…

Dalga dalga vurur başın taşlara
Derin de mi yaran oy Karadeniz
Gözümde çağlayan kanlı yaşlara
Söyle dertlerini say Karadeniz

Pusuya mı düştün tora takıldın
Yelkeni mi battı yere çakıldın
Sanki kerem gibi kora yakıldın
Çırpınır yüreğin vay Karadeniz

Yüreğimde nefer şanı Mustafa
Soy adı Supi’dir dedi bir tayfa
Tarih kan ağlıyor bir kara sayfa
Sır dediler bana duy Karadeniz

İster yıllar geçsin isterse asır
Gam yeme zincirin kıracak esir
Mihmanım dağlara döşeğim hasır
Demlenir közün de çay Karadeniz

Maksudi Maria dostu anarken
Kalleş karanlıkta fener sönerken
On altı yoldaşım sana kanarken
Beni de kalbine koy Karadeniz

Kemal Dağlı”