İHD İzmir Şubesi ve TİHV, Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası kapsamında düzenledikleri açıklamada, gözaltında kaybedilenlerin akıbetinin açıklanmasını, sorumluların yargılanmasını ve cezasızlık politikalarına son verilmesini istedi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), 17-31 Mayıs Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası kapsamında Alsancak’taki Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması gerçekleştirdi.
“Kayıplar Bulunsun, Failler Yargılansın” pankartının açıldığı açıklamada, gözaltında kaybedilenlerin akıbetinin ortaya çıkarılması ve sorumluların yargı önüne çıkarılması talebi yinelendi. Etkinlik boyunca sık sık “Kayıplar belli, failler nerede?”, “Zorla kaybetme insanlık suçudur” ve “Kayıplar bulunsun, adalet sağlansın” sloganları atıldı.
Basın açıklamasına insan hakları savunucuları, demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri, çok sayıda yurttaş ile DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın katıldı.
Ortak basın metni, Türkçe olarak Evrim Kubilay, Kürtçe olarak ise Mustafa Kızartıcı tarafından okundu. Açıklamada, gözaltında kaybetmelerin insanlığa karşı işlenmiş ağır bir suç olduğu vurgulanarak, kayıpların akıbetinin açıklanması, hakikatlerin ortaya çıkarılması ve cezasızlık politikalarına son verilmesi çağrısı yapıldı.
Basın açıklaması yapıldıktan sonra beş dakika oturma eylemi yapıldı. Ardından Gündoğdu Meydanı’na yürüyen katılımcılar kayıplar için denize karanfil bıraktı.
Açıklamanın tam metni şöyle:
“YILLARDIR ISRARLA SORUYORUZ: “KAYIPLARIMIZ NEREDE?”
İnsanlığa karşı suç niteliğindeki gözaltında zorla kaybetme, yakın tarihimizin en utanç verici insan hakları ihlallerinden biridir.
İnsan hakları savunucuları ve kayıp yakınları olarak, her yıl “Kayıplar Haftası” olarak ilan edilen 17 – 31 Mayıs tarihleri arasında gözaltında kaybedilenlerin akıbetine ışık tutmak, bu ağır insan hakkı ihlalinin üzerinin örtülmesini önlemek, cezasızlıkla mücadele etmek, hakikat, adalet ve yüzleşme taleplerini yinelemek amacıyla bir dizi etkinlik gerçekleştiriyor, mücadeleyi büyütmeye çalışıyoruz.
Tarihi çok eskilere dayanan zorla kaybetme eylemleri, 1915 Ermeni soykırımı ile başlar ve Türkiye’nin mutlaka yüzleşilmesi gereken bir hakikatidir. Özellikle 1990’lı yıllarda sistematik ve yaygın hale gelen gözaltında zorla kaybetmeler; yalnızca bireylere değil, toplumun tamamına yönelmiş ağır bir devlet şiddeti biçimi olarak hafızalara kazındı.
Bu dönemde insanlar evlerinden, işyerlerinden, köylerinden, sokak ortasında gözaltına alındı ve bir daha kendilerinden haber alınamadı. Aileleri ise yıllarca belirsizlik, yas ve adalet arayışı içinde süren bir yaşama mahkûm edildi. Ancak, aradan geçen bunca zamana rağmen hakikat ortaya çıkarılmadı. Etkin soruşturmalar yürütülmedi, sorumlular korundu. Açılan az sayıda dava ise yıllarca sürüncemede bırakılmak ya da zaman aşımı gerekçesiyle kapatılmak suretiyle cezasızlık politikaları sürdürüldü. Bunun en ağır örneklerinden biri, yakın zamanda Dargeçit davasında yaşandı.
Uluslararası insan hakları hukuku zorla kaybetme eylemlerini insanlığa karşı işlenen bir suç olarak nitelemekte ve bu suçun önlenmesi sorumluluğunu da devletlere vermektedir. Oysa Türkiye bu sorumluluğu yerine getirmekten, hakikatle yüzleşmekten ve BM Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşmesi‘ni imzalamaktan ısrarla kaçınmaktadır.
Kuruldukları günden bu yana, gözaltında kaybetmelere karşı hakikat ve adalet mücadelesinin etkin öznelerinden olan kurumlarımız, cezasızlığın son bulması ve benzer acıların bir daha asla yaşanmaması için mücadele etmektedirler. Bilhassa İHD ve kayıp yakınları tarafından, başta İstanbul; Diyarbakır, Batman ve İzmir olmak üzere pek çok kentte, her cumartesi, hakikat ve adalet talebiyle gerçekleştirilen oturma eylemleri ile kayıpların bulunması, faillerin cezalandırılması ve toplumsal hafızanın korunması için güçlü çağrılar yapmaktadır.
Kayıplar Haftası vesilesiyle hatırlatmak isteriz ki, gerçek bir toplumsal barış, ancak geçmişte işlenen ağır insan hakları ihlalleri ve acılarla yüzleşildiğinde mümkündür. Hakikatin açığa çıkmadığı, adaletin sağlanmadığı ve cezasızlığın sürdüğü koşullarda ise insan haklarına saygı, barış ve demokrasi, kalıcı bir şekilde tesis edilemez.
Bu nedenle de yıllardır ısrarla yinelediğimiz talepleri bir kez daha dile getiriyoruz:
- Gözaltında kaybedilen tüm kişilerin akıbeti açıklansın.
- Zorla kaybetme suçu Türk Ceza Kanunu’nda insanlığa karşı suç olarak açık biçimde düzenlensin.
- Tüm gözaltında kayıp dosyalarında cezasızlık uygulamalarına son verilsin.
- Sorumlular bağımsız ve etkin soruşturmalar sonucunda adalet önüne çıkarılsın.
- Galatasaray Meydanı’ndaki Anayasa ve hukuk dışı mekân yasağı ile sayı sınırlamasına derhal son verilsin, Cumartesi İnsanları taleplerini özgür bir şekilde getirebilsin.
- Türkiye, Birleşmiş Milletler Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşmesi’ni imzalasın, onaylasın ve etkin biçimde uygulasın.
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin zorla kaybetmelere ilişkin kararları eksiksiz biçimde uygulansın.
Bugün burada kaybedilen tüm insanlarımızın anısı önünde saygıyla eğiliyor, hakikat ve adalet arayışını kararlılıkla sürdüreceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz.
Kayıplar Bulunsun, Failler Yargılansın!
İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi
Türkiye İnsan Hakları Vakfı İzmir Temsilciliği”


