NURHAK’TAN BUGÜNE: SİNANLAR YAŞIYOR, MÜCADELE SÜRÜYOR!
31 Mayıs 1971’de Nurhak Dağları’nda Amerikan emperyalizmine, NATO’ya ve onların Türkiye’deki işbirlikçi egemenlerine karşı savaşırken katledilen THKO savaşçıları Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan, Buca Eski Mezarlığı’nda Alpaslan Özdoğan’ın mezarı başında düzenlenen etkinlikle anıldı.
Anmaya Emek Partisi ve Nato karşıtı Birlik katılmadı. Ayrıca anma yaptılar.
Ege 78’liler ve İmece-Der tarafından gerçekleştirilen anmaya, Sinan Cemgil’in yoldaşlarından Ahmet Tuncer Sümer ve Cengiz Baltacı da katıldı. Anma programını Günseli Kaya yönetti.
Etkinlik, Alpaslan Özdoğan şahsında devrim ve sosyalizm mücadelesinde yaşamını yitiren tüm devrimciler ve komünistler adına yapılan saygı duruşuyla başladı.
NURHAK’TA HEDEF ALINAN ÜÇ DEVRİMCİ DEĞİL, HALKIN KURTULUŞ UMUDUYDU
İlk sözü alan İmece-Der adına Günseli Kaya, Nurhak’ta katledilenlerin yalnızca üç devrimci olmadığını, emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesinin ve sosyalizm idealinin hedef alındığını vurguladı.
Kaya konuşmasında, Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan’ın Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarını engellemek amacıyla harekete geçtiklerini, ancak mücadelelerinin bunun çok ötesine uzandığını belirtti.
“Sinanlar yalnızca Denizleri kurtarmaya gitmediler. Onlar Türkiye’nin emperyalizme bağımlı hale getirilmesine, NATO üsleriyle kuşatılmasına, Amerikan çıkarlarının ileri karakolu yapılmasına ve işbirlikçi tekelci kapitalist sömürü düzenine karşı mücadele ediyorlardı” dedi.
Konuşmasında Kürecik Radar Üssü’nün tarihsel ve siyasal anlamına özel vurgu yapan Kaya, Kürecik’in yalnızca bir radar tesisi değil, emperyalist bağımlılığın ve NATO tahakkümünün sembolü olduğunu ifade etti.
“Kürecik’ten İncirlik’e, İzmir’deki NATO karargâhlarından ülkenin dört bir yanına yayılan askeri üs ve tesislere kadar bütün bu yapılanmalar Türkiye halkının güvenliği için değil, emperyalist stratejilerin hayata geçirilmesi için kurulmuştur” diyen Kaya, Türkiye’nin NATO üyeliğinin bağımsızlığın değil bağımlılığın kurumsallaştırılması anlamına geldiğini belirtti.
Truman Doktrini’nden Marshall Planı’na, Johnson Mektubu’ndan günümüzdeki askeri ve ekonomik bağımlılık ilişkilerine kadar uzanan tarihsel süreci değerlendiren Kaya, Türkiye’nin onlarca yıldır emperyalist sistemin askeri ve siyasi ihtiyaçlarına göre şekillendirildiğini ifade etti.
Konuşmasının devamında NATO’nun yalnızca dış müdahalelerin değil, Türkiye’deki kontrgerilla faaliyetlerinin ve faşist saldırıların da önemli bir parçası olduğunu belirten Kaya şunları söyledi:
“Maraş’tan Çorum’a, 1 Mayıs 1977 katliamından 12 Eylül faşist darbesine kadar uzanan karanlık süreçlerde kontrgerillanın ve NATO’nun kirli savaş aygıtlarının izleri vardır. NATO’nun tarihi darbelerin, işgallerin, katliamların ve savaşların tarihidir.”
Kaya, emperyalist savaşların Ortadoğu’dan Ukrayna’ya kadar geniş bir coğrafyada sürdüğünü, buna rağmen NATO’nun hâlâ bir savunma örgütü gibi sunulmaya çalışıldığını belirterek bunun büyük bir aldatmaca olduğunu söyledi.
Konuşmasının sonunda güncel mücadele görevlerini sıralayan Kaya şu çağrıyı yaptı:
“Sinanları anmak yalnızca geçmişe saygı değildir. Sinanları anmak emperyalizme karşı bağımsızlığı savunmaktır. Faşizme karşı özgürlüğü savunmaktır. Sömürü düzenine karşı sosyalizmi savunmaktır. NATO üslerinin kapatılmasını istemektir. İşçi sınıfının bağımsız siyasal mücadelesini büyütmektir. Türk ve Kürt halklarının, bütün milliyetlerden emekçilerin ortak kurtuluş mücadelesini örgütlemektir.”
Kaya konuşmasını güçlü karşılık bulan şu sloganlarla tamamladı:
“Emperyalizme karşı bağımsızlık!
Faşizme karşı demokrasi!
Sömürüye karşı sosyalizm!
Sinanlar yaşıyor, mücadelemizde yaşıyor!”
ALPASLAN ÖZDOĞAN’IN DEVRİMCİ YAŞAMI ANLATILDI
Saygı duruşunun ardından söz alan Caner Canlı, Alpaslan Özdoğan’ın yaşamını ve mücadele tarihini anlattı.
Buca’nın emekçi mahallelerinden ODTÜ sıralarına, Filistin direnişinden Diyarbakır Cezaevi’ne uzanan yaşam çizgisinin devrimci adanmışlığın örneği olduğunu belirten Canlı, Alpaslan Özdoğan’ın yalnızca bir devrimci değil aynı zamanda yoldaşlığın, fedakârlığın ve dayanışmanın sembol isimlerinden biri olduğunu ifade etti. Canlı Denizlerin yoldaşı Taylan Özgürü’de andı. Taylan’ın fotoğrafını Alpaslan’ın mezarına bıraktı. Taylan’ın ablası Hale Özgür Kıyıcı ve Mustafa Lütfi Kıyıcı’nın selamlarını iletti ve Sinanları saygıyla andıklarını belirtti.
Canlı, Nurhak’ta toprağa düşenlerin Türkiye devrimci hareketine bıraktıkları mirasın bugün hâlâ yol göstermeye devam ettiğini vurguladı.
NURHAK’TAN KIZILDERE’YE UZANAN DİRENİŞ BAYRAĞI
Ege 78’liler adına konuşan Temur Taştemur, Nurhak’ın Türkiye devrimci hareketinin en önemli dönüm noktalarından biri olduğunu belirtti.
“Sinan, Kadir ve Alpaslan ne reformizmin ne de revizyonizmin dar kalıplarına sığabilecek insanlardı. Onlar emperyalizme karşı uzlaşmayan, faşizme boyun eğmeyen, halkların kurtuluş mücadelesinin öncüleri oldular” diyen Demir, Nurhak’tan Kızıldere’ye, darağaçlarından işkencehanelere uzanan direniş çizgisinin bugünün mücadelelerine ışık tuttuğunu ifade etti.
Demir daha sonra Sinan Cemgil’in yoldaşlarından Oktay Kaynak’ın gönderdiği şiiri okudu. Şiirde 68 kuşağının devrimci iradesi ve fedakârlığı şu sözlerle dile getirildi:
“Onurlu bir yaşam için
Özgürlük demokrasi istediler
Eşitlik olsun dediler Dünyada
Umut ektiler
Ve gittiler
Güzel çocuklardı
Şu 68’liler
Aydınlık olsun istediler Dünya
Eşit paylaşılsın ekmek
Karanlığı yırttılar
Aydınlattılar
Ve gittiler
Güzel çocuklardı
Şu 68’liler
Yaktılar isyan ateşini
Yazıldı adları gökyüzüne
Okyanuslara kazıldı
Baş eğmediler
Ve gittiler
Güzel çocuklardı
Şu 68’liler
Güzelleşsin diye Dünya
Yirmili yaşlarında
Ellerindeki tek varlığı
Yaşam denen o mucizevi yolculuğu verdiler
Verdiler
Ve gittiler
Güzel çocuklardı
Şu 68’liler”
“ONLAR ÖLDÜRÜLDÜ, BEN HÂLÂ YAŞIYORUM”
Daha sonra söz alan Sinan Cemgil’in yoldaşlarından Ahmet Tuncer Sümer, duygu yüklü konuşmasında yılların ardından bile mücadele arkadaşlarını anmanın ağır sorumluluğunu taşıdığını belirtti.
“Ben onların yoldaşıyım. Aynı ekiptendik. Yanlarındaydım. Onlar öldürüldü, ben hâlâ yaşıyorum. Bunun bir tür mahcubiyetini de yaşıyorum. Onlarla birlikte olmak bir onurdu.”
Sümer’in sözleri katılımcılar tarafından uzun süre alkışlandı.
İŞÇİ SINIFI MÜCADELESİNİN DEĞERLERİ DE UNUTULMADI
Anmanın ikinci bölümünde işçi sınıfı mücadelesinin iki önemli ismi de mezarları başında anıldı.
İlk olarak Lastik-İş Sendikası’nın örgütlenme çalışmaları sırasında MHP’li faşistler tarafından katledilen işçi Avni Ece’nin mezarı ziyaret edildi. Burada saygı duruşunda bulunularak işçi sınıfı mücadelesinde yaşamını yitirenler anıldı.
Ardından TÜM-TİS’in mücadeleci yöneticilerinden Şahap Tunar’ın mezarı başına geçildi.
İmece-Der’den Nadir Kaya, Şahap Tunar’ın yaşamını anlattı. Buca’nın emekçi mahallelerinde başlayan yaşamını işçi sınıfının örgütlü mücadelesine adayan Tunar’ın, gençlik yıllarından itibaren devrimci hareket içinde yer aldığı ve son nefesine kadar işçi sınıfının örgütlenmesi için mücadele ettiği vurgulandı.
TÜM-TİS’in ülke çapında büyümesinde önemli rol oynayan Şahap Tunar’ın yalnızca bir sendikacı değil, işçi sınıfının kurtuluş mücadelesine kendisini adamış enternasyonalist bir devrimci olduğu ifade edildi.
MÜCADELE SÜRECEK
Nurhak’tan bugüne uzanan devrimci mücadele geleneğinin sahiplenildiği anma, emperyalizme, faşizme ve sömürü düzenine karşı mücadelenin büyütülmesi çağrısıyla sona erdi.
Sinanlar, Kadirler, Alpaslanlar yalnızca bir dönemin kahramanları değildir.
Onlar hâlâ bağımsızlık diyenlerin, eşitlik diyenlerin, sömürüye ve zulme karşı direnenlerin saflarında yaşamaktadır.
Çünkü Nurhak yalnızca bir anı değil, bir mücadele çağrısıdır.
Çünkü Sinanlar yaşıyor.
Mücadelemizde yaşıyor.







