13 Ocak 2026 Tarihinde İzmir-Çiğli ilçesi Evka2 civarında tepelik yürüyüş alanında vahşice katledilen eğitimci-avukat-insan hakları savunucusu, geçen dönem İHD İzmir Şubesi eş eski başkanı Ali Aydın cinayeti davasının ilk duruşmasına İmece Dostluk Dayanışma Derneği olarak katılarak izledik.
Avukat ve insan hakları savunucusu Ali Aydın’ın öldürülmesine ilişkin davanın ilk duruşması, yalnızca sanığın değil, soruşturmanın kendisinin de tartışıldığı bir tablo ortaya koydu. Eksik incelemeler, tartışmalı delil toplama işlemleri, tanıkların birbirlerinin ifadelerini öğrenmesi, on binlerce sayfalık HTS kayıtları ve araştırılmayı bekleyen olası bağlantılar, dosyanın “fail belli” denilerek kapatılabilecek kadar basit olmadığını gösteriyor.
İnsan hakları savunucusu ve avukat Ali Aydın’ın öldürülmesine ilişkin davanın ilk duruşması Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada bir yandan sanığın çelişkili ifadeleri, diğer yandan soruşturmanın başlangıcından itibaren yapılan işlemlere ilişkin ciddi eleştiriler gündeme geldi.
Duruşmanın en dikkat çekici başlıklarından biri, Türkiye Barolar Birliği, İzmir, Gaziantep, Kocaeli ve Yalova Baroları ile İHD, ÖHD ve ÇHD’nin davaya katılma talepleriydi.
Mahkeme, İzmir Barosu’nun katılma talebini kabul ederken diğer barolar ile insan hakları ve hukuk örgütlerinin taleplerini, suçtan doğrudan zarar görmedikleri gerekçesiyle reddetti.
Oysa duruşmada yapılan savunmalar, meselenin yalnızca hukuki bir katılma talebinden ibaret olmadığını ortaya koydu.
İHD temsilcileri, Ali Aydın’ın uzun yıllardır insan hakları mücadelesinin içinde olduğunu, örgütün farklı kademelerinde görev yaptığını ve kimliğinin ya da yürüttüğü çalışmaların hedef alınmış olabileceğine ilişkin emarelerin bulunduğunu belirtti. İHD’nin geçmişte benzer biçimde kaybettiği 24 üyesine dikkat çekilerek, bazı dosyalarda faillerin dahi ortaya çıkarılamadığı hatırlatıldı.
ÇHD ve ÖHD temsilcileri de Ali Aydın’ın yalnızca bir avukat olmadığını; hak ve özgürlükler mücadelesinin içerisinde yer alan, meslektaşlarıyla birlikte yıllarca mücadele eden bir insan hakları savunucusu olduğunu vurguladı.
Bu nedenle davada yanıtlanması gereken soru yalnızca “Tetiği kim çekti?” sorusu değildir.
Asıl soru şudur: Ali Aydın neden hedef alındı?
Ve bu sorunun yanıtı, cinayetin arkasındaki bütün bağlantılar araştırılmadan bulunabilir mi?
Sanığın ifadeleri: Çelişki nerede başlıyor?
Duruşmada sanığa soruşturma aşamasındaki ifadeleri de soruldu.
Sanığın önceki beyanlarında suçlamayı kabul ettiği, Ali Aydın’ın öleceğini bildiğini ve kendisini bu olayın yalnızca “vesilesi” olarak tanımladığı yönündeki ifadeler gündeme getirildi.
Sanık ise mahkemede bu beyanlarından farklı bir anlatım ortaya koydu; olay sırasında akli durumunun yerinde olmadığını ve Ali Aydın’ı tanımadığını söyledi.
Bu çelişki, dosyanın en önemli başlıklarından biri olarak duruyor.
TBB adına konuşan Av. Berşan Kayıkçı, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için soruşturmanın etkin biçimde yürütülmesi gerektiğini, özellikle olası bir azmettirici ya da başka bir bağlantı ihtimalinin aydınlatılması gerektiğini ifade etti.
Çünkü bir cinayet dosyasını yalnızca sanığın kim olduğu üzerinden okumak, cinayetin nedenini ve varsa arkasındaki ilişkileri araştırmamak anlamına gelebilir.
“Fail teslim edildi” denilerek soruşturma bitirilebilir mi?
Katılanlar vekili Av. Eylem Yıldız’ın duruşmada yaptığı değerlendirmeler, soruşturmanın başlangıcına ilişkin daha ağır soruları gündeme taşıdı.
Yıldız, soruşturmanın gerektiği gibi yürütülmüş olması halinde dosyada çok daha fazla mesafe alınabileceğini belirterek, mevcut durumda delillerin peşinden adeta “iğneyle kuyu kazarak” gitmek zorunda kaldıklarını söyledi.
Yıldız’ın aktardığına göre;
– Olay yeri inceleme raporu ve krokisinde ciddi eksiklikler bulunuyor.
– El koyma ve muhafaza altına alma işlemlerine ilişkin tutanaklarda eksiklikler olduğu ileri sürülüyor.
– Olay yerinde bulunan bazı materyaller üzerindeki parmak izi incelemelerinin eksik bırakıldığı belirtiliyor.
– Sanıktan alınması gereken örneklerin zamanında ve usulüne uygun alınmadığı iddia ediliyor.
– Telefon incelemeleri konusunda önemli eksiklikler bulunduğu ifade ediliyor.
– On binlerce sayfalık HTS kayıtlarının incelenmesinde soruşturma makamlarının yaptığı analizlerin yetersiz olduğu ileri sürülüyor.
Bütün bunlar doğruysa ortada basit bir soru vardır:
Bir dosyada failin teslim edilmiş olması, delillerin eksiksiz araştırılmasını gereksiz hale getirir mi? Hayır.
Tam tersine, sanığın teslim olması soruşturmanın sonu değil, maddi gerçeğe ulaşma sürecinin başlangıcı olmalıdır.
Olay yeri: “Fail belli” demek incelemenin yerine geçmez
Duruşmada olay yeri incelemesine ilişkin yapılan eleştiriler özellikle dikkat çekiciydi.
Avukat Yıldız, yaklaşık 30 yıllık meslek yaşamında bu denli yetersiz bir olay yeri raporu ve krokisiyle karşılaşmadığını ifade etti.
Bu iddianın mahkeme tarafından bütün yönleriyle değerlendirilmesi gerekiyor.
Çünkü olay yeri, cinayet soruşturmasının hafızasıdır.
Bir iz kaybolursa, bir materyal incelenmezse, bir parmak izi araştırılmazsa, bir telefon görüntüsü alınmazsa ya da bir örnek zamanında toplanmazsa daha sonra bunun telafisi mümkün olmayabilir.
Delilin eksik toplanmasının bedelini soruşturmanın sonunda hakikat öder.
Bu nedenle “fail belli” yaklaşımı, hiçbir zaman “delilleri artık araştırmaya gerek yok” sonucuna dönüşmemelidir.
Tanıklar birbirlerinin ifadelerini öğrendi
Duruşmanın bir başka kritik başlığı ise tanıkların dinlenmesi sırasında ortaya çıktı. Tanıkların bir kısmının duruşma salonu dışında beklerken içeride yapılan tanıklıklardan cep telefonları aracılığıyla haberdar oldukları öğrenildi.
Katılan vekilleri bunun üzerine tanıkların birbirlerinden ayrılmasını, telefon kullanımının engellenmesini ve telefonların muhafaza altına alınarak incelenmesini talep etti.
Mahkeme bu talepleri kabul etmedi.
Böylece aynı olay hakkında ifade verecek kişilerin, kendilerinden önce konuşan tanıkların ne söylediğini öğrenip öğrenmedikleri tartışması dosyanın önemli başlıklarından biri haline geldi.
Üstelik avukatların aktarımına göre tanıkların ifadelerinde, kendilerinden önce konuşan kişilerin anlatımlarından sonra değişiklikler meydana geldi.
Burada da “şeytan ayrıntıda gizlidir.”
Çünkü adil yargılama yalnızca mahkeme salonunda sanığın savunma hakkının korunmasından ibaret değildir.
Delilin güvenilirliği, tanığın bağımsızlığı ve maddi gerçeğe ulaşma koşulları da adil yargılamanın parçasıdır.
40 binden fazla sayfalık HTS ve görüntüsü dahi alınmayan telefon.
ÖHD İzmir Şube Başkanı Av. Özcan Sarıoğlu ise soruşturmanın dijital deliller boyutuna dikkat çekti.
Sanığa ait telefonun soruşturma sırasında görüntüsünün dahi alınmadığını belirten Sarıoğlu, dosyada 40 binden fazla sayfalık HTS kaydı bulunduğunu ve avukatların bu kayıtları günlerdir incelemeye çalıştığını söyledi.
Böylesine büyük bir veri setinin yalnızca mevcut polis analizine dayanılarak değerlendirilmesi yeterli midir?
Yoksa olaydan önceki ve sonraki iletişim trafiği, kişiler arasındaki bağlantılar, konum hareketleri ve dijital izler bağımsız biçimde yeniden mi incelenmelidir?
Duruşmada yapılan talepler, bu soruların hâlâ yanıt beklediğini gösterdi.
Kısıtlama kararı ve soruşturmanın başındaki ilk düğüm
Av. Nergiz Tuba Aslan ise soruşturmanın daha ilk aşamalarında alınan kısıtlama kararını gündeme getirdi.
Aslan, bu kararın mağdur yakınları ve avukatlar bakımından uygulanmasının soruşturmanın denetlenmesini güçleştirdiğini belirterek, ilgili başvuruların yapıldığını ancak sonuç alınamadığını ifade etti.
Avukatların kendi olanaklarıyla olay yeri, HTS kayıtları, ifadeler ve diğer deliller üzerinde bağımsız çalışma yapmak zorunda kaldığını söylemesi de dosyanın bir başka çarpıcı yönünü oluşturdu.
Bir cinayet soruşturmasında delilleri devletin soruşturma organları toplar; mağdur tarafının avukatları ise bu delillerin peşine düşmek zorunda kalmamalıdır.
Avukatların görevi soruşturmanın yerine geçmek değil, soruşturmanın eksik bırakılan yönlerini mahkemenin önüne koymaktır.
Bir başka kritik soru: Ali Aydın’ın kimliği
Davanın siyasal boyutunun araştırılması talebi, duruşmanın hemen her aşamasında kendisini gösterdi.
Çünkü Ali Aydın’ın yaşamı yalnızca bireysel bir meslek pratiğinden ibaret değildi.
İnsan hakları savunuculuğu, demokratik örgütlenmeler, hukuk mücadelesi ve mesleki faaliyetleri birlikte değerlendirildiğinde, cinayetin arka planında herhangi bir siyasi saik bulunup bulunmadığı sorusunun araştırılması gerekir.
Bu ihtimali araştırmak, peşinen bir siyasi cinayet hükmü vermek değildir.
Tam tersine, maddi gerçeğe ulaşmanın gereğidir.
Eğer siyasi bir bağlantı yoksa, soruşturma bunu ortaya koymalıdır.
Eğer varsa, ortaya çıkarılmalıdır.
Dosyanın gerçek sınavı şimdi başlıyor
İlk duruşmanın sonunda mahkeme, tarafların genişletilmiş tahkikat taleplerinin bir bölümünü kabul etti ve davayı 20 Kasım 2026 saat 09.30’a bıraktı.
Bu karar, dosyanın önündeki araştırma alanının genişlemesi bakımından önem taşıyor.
Ancak bundan sonraki süreçte belirleyici olan yalnızca kaç delilin toplandığı değil, hangi delilin neden araştırıldığı ve hangi sorunun yanıtının arandığı olacak.
Çünkü Ali Aydın dosyasında tartışma artık yalnızca bir sanığın cezalandırılıp cezalandırılmayacağı tartışması değildir.
Tartışma, bir insanın neden öldürüldüğünün, bu cinayetin arkasında kimlerin bulunduğunun, soruşturma sürecinde hangi delillerin neden eksik bırakıldığının ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılıp çıkarılmayacağının tartışmasıdır.
Adalet, dosyanın en kolay açıklamasını bulmak değildir.
Adalet, zor soruların peşinden gitmektir.
“Fail teslim edildi” denilerek dosyanın kapağı kapatılırsa geriye yalnızca bir hüküm kalır; bütün bağlantılar araştırılır, eksik deliller tamamlanır ve çelişkiler giderilirse geriye hakikat kalır.
Ali Aydın’ın savunduğu insan hakları mücadelesinin özü de budur:
Hakikat karanlıkta bırakılmamalıdır.
Ve bu davada gerçekten cevaplanması gereken soru hâlâ aynı:
Şeytan ayrıntıda gizlidir. Peki Ali Aydın’ın ölümündeki ayrıntılar neden hâlâ bu kadar çok soru barındırıyor?
Davanın takipçisi olacak, hakikati aramaktan vaz geçmeyeceğiz.
