AHMET NİHAT DİRİM

                                                                                 AHMET  NİHAT DİRİM (14.04.1959-03.04.2022)

                              A. Nihat Dirim, Foça’ lıydı. Foça’nın eski Belediye Başkanlarından Selçuk Dirim ve eşi Zühre hanımın  iki oğlundan küçük kardeşti.  İlkokulu ve ortaokulu Foça’da okudu. İzmir Atatürk Lisesi’nden mezun oldu.   Ankara’da  Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Kimya bölümüne kayıt yaptırdı.  Nihat Foça’ya sevdalıydı, sevdasından ayrı kalamadı, Foça’ya yakın olmak için 1978-1979 Öğrenim yılında Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde öğrenimine devam etti  ve  1982 yılında mezun oldu.

Üniversite öğrenciliği yıllarında  devrimci bir öğrenciydi. İzmir Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği (YDGD) üyesiydi. Dönemin devrimci yayını Halkın Kurtuluşu gazetesinin  bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm ile ilgili düşüncelerini savundu. YDGD’nin etkinliklerinin okulda örgütleyicisiydi.

Ziraat Fakültesi’nde başarılı bir öğrenciydi. Öğrenci arkadaşlarının sevdiği, arkadaş canlısı, paylaşımcı, dayanışmacı,  özverili  özerk-demokratik üniversite mücadelesinin militanıydı. Okulundan zaman buldukça İşçilerin ve emekçilerin  grev ve direnişleriyle dayanışma içinde olmaya çaba gösterirdi. 1980 de Faşist Milliyetçi Cephenin iktidarı döneminde Tariş işçilerinin bir bölümünün işten atılması ve Tariş İplik Fabrikasının faşistleştirilmesine karşı direnen işçilerle dayanışma içinde oldu.

A. Nihat Dirim Ziraat Fakültesini bitirdikten sonra askerliğini yaptı. 1985 yılında Ziraat Fakültesinde birlikte eğitim gördüğü Berrin Benzinkaya ile evlendi. Bu evlilikten Kerem ve Yunus isimli iki oğulları oldu. İkinci evliliğini yaptığı Çiğdem hanım  ile Deniz isimli üçüncü oğlu dünyaya geldi. Yaşama veda ettiğinde Öngör hanım  ile evliydi.

Foça’da devrimci-demokrat kimliği ile tanınırdı. Dostları ve arkadaşlarının desteği ve dayanışması ile 1989 seçimlerinde CHP’den Belediye Başkanlığına aday oldu, seçimi kazandı. Foça Belediyesi’nde 1989-1999 yıllarında iki dönem Belediye Başkanlığı yaptı. Foçalılar birlikte “yerel yönetimi birlikte yönetmeliyiz” diyerek demokratik ve katılımcı bir başkan olarak Foça’ya önemli hizmet verdi.  Foçalılar yaşamdan ayrıldıktan sonra bugün bile Nihat’ı efsane başkan olarak  tanımlarlar.

Nihat Dirim’in babası Foça’nın eski Belediye Başkanlarından Selçuk Dirim .  Türkiye’de turizmin yeni  geliştiği yıllarda,  Fransız Tatil Köyünü Foça’ya kazandırmıştı. Nihat  dostumuzda,  İkinci  Mersinaki’de  ihalede halkın  ve Yerel yönetimin çıkarını gözeterek, yap işlet devret modeli ile  ‘Club Phokaia’nın yapımını sağladı.  Foça’da balıkçılığa ve balıkhaneye önem verdi, sorunlarını çözdü.

Foça’nın Akdeniz Foklarını korumak için Pilot Bölge olması için çok çaba harcadı. Sualtı Derneği (SAD) ve Akdeniz Fokları Araştırma Grubu (AFAG) ile tüm Akdeniz bölgesi için önemli çalışmalar yaptı. Foça’yı tanıtmak için  uluslararası konferanslar yapılmasını sağladı.

Nihat her dönemde Ege Denizinin iki yakasındaki halkların ve yönetimlerinin barışını savundu. Barış için uluslararası düzeyde ilişkiler kurarak,  Marsilya kenti  ile  Foça arasındaki bağları güçlendirdi; Yunanistan barış çevreleriyle ve  Midilli  yerel yöneticileriyle  iyi ilişkiler kurarak Midilli ve Foça’da yaşayan halklarını,  ‘Ege’nin iki yaka insanını’ bir araya getirmişti. Foça’nın güzelliğini doğasını, mimari yapısını  korumak için çok çaba harcadı. Foça İlçesinde alınan sit kararlarının altında hep Nihat’ın imzası vardır. Foça bugün talan edilmemiş ve yağmalanmamışsa sit kararlarıyla, eski kent ve doğası-tabiat ve kültür varlıkları korunmuşsa Nihat’ın sayesinde onun devrimci-demokrat yüreği sayesinde olmuştur.

A. Nihat Dirim, 2001-2003 tarihleri arasında da siyasi kimliği ile CHP Foça ilçe başkanlığı yaptı.  Ege Barış ve İletişim Derneğinin 17 Şubat 2022’de Foça’da düzenlediği toplantıda, Nihat Dirim’e  ‘Barış Belediyeciliği Emek Ödülü’ verilmişti. 2006 yılında devrimci demokrat arkadaşlarıyla İmece Vakfı  kuruluş çalışmalarına girişimci olarak yer aldı. İmece-Der etkinliklerini destekledi.

İleriki  yıllarda kanser hastalığına yakalandı. Uzun süre tedavi gördüğü kanser hastalığı 63 yaşında onu aramızdan aldı. Devrimci-demokrat bir yürek sustu. 5 Nisan Salı günü Foça Demokrasi Meydanında tören düzenlendi. Törene Foçalılar, CHP İlçe ve İzmir İl yöneticileri, Milletvekilleri, Parti meclisi üyeleri,  devrimci-demokrat siyasi parti ve kitle örgütü temsilcileri, Foça Barış Kadınları, Foça çevre mücadelesinden dostları ve sosyalist yoldaşları  katıldı. Konuşmalar yapıldı. Törende  ‘Karşı kıyıdan’  Saronikos Başkanı Petros Filippu, Palea Fokea Topluluğu Başkanı Athanasios Papoutsis ve Kristalli Gilnadaki’nin taziye mesajları okundu.

Nihat Dirim Foçalıların ve mücadele arkadaşlarının omuzlarında Demokrasi Meydanından Eski Foça mezarlığına kadar yürünerek uğurlandı.

Nihat dostumuz, anısı ve mücadelesi ile yaşayacak.

Sevgi ve özlemle..

 

 

HAYDAR GÜNEŞ

                                                                                 HAYDAR GÜNEŞ  (1956-06.02.2022)

İzmir-Narlıdere YDGD kurucularından Haydar Güneş’i Ankara’da kaybettik. Yozgat Kuyumcu köyünde ugurlandı…Başımız sağolsun, yıldızlar yoldaşı olsun..

ÜMİT BALİMOHAÇ

 ÜMİT BALİMOHAÇ (27.02.1956-07.12.2021)

Arkadaşımız Ümit Balimohaç  yoldaşımızı kaybettik.
Dostların başı sağolsun.
Anıları ve mücadelesiyle sosyalizm mücadelesinde yaşasın.
09.12.2021 Perşembe günü Öğleyin Balıkesir
Köybaşıoğlu Camiinden uğurlandı.
Sevgi ve özlemle anıyoruz.

AZİMET BEYAZIT

                                                                            AZİMET BEYAZIT (1958-10.08.2021)

E.Ü İşletme Bölümü mezunu devrimci arkadaşımız Azimet Beyazıt’ı yitirmenin üzüntüsü içerisindeyiz. Ailesine, yakınlarına dostlarına baş sağlığı dileriz…

Sevgi ve özlemle anıyoruz.

RECEP SOYSAL

                                                                           RECEP SOYSAL (31.01.1958-14.10.2023)

Recep Soysal  Balıkesir’in Dursunbey ilçesinde 1958 yılında doğdu. Mehmet Sadık ve Semiha hanımın oğluydu. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi memleketinde bitirdi. Balıkesir İşletme Turizm Yüksek Okulu  öğrencisiydi. Demokrat bir çevrede büyüdü, lise yıllarından itibaren edebiyata, sanata, kültüre duyarlı, okuyan araştıran pırıl pırıl bir gençti. İşçileri emekçileri devrimcileri çok sevmişti. Arkadaşları ve yoldaşlarıyla her şeyini paylaşırdı. Recep Soysal  henüz onüç ondört yaşındayken bu ülkede sokak ortalarında devrimciler öldürülüyor, idam sehpalarında can veriyordu. Bu koşullarda büyüyen bir gencin yaşam serüvenine yaşadığı siyasal ortamın içinden  bakalım.

12 Mart 1971 Yarı-askeri faşizm döneminde  gençliğe acımasızca saldırıldı. Büyük illerde sıkıyönetim ilan edildi. Devrimci gençlik örgütlerin yöneticileri üyeleri gözaltına alındı, tutuklandı. İşkence merkezlerinde, devrimci gençlere yoğun işkenceler yapıldı. Yetmedi, gençlik örgütleri kapatıldı, çok sayıda üyesi, yöneticisi tutuklandı, yargılandı. 1968-72 dönemi devrimci gençlik önderlerinin büyük çoğunluğu ya katledildi, ya da ağır hapis cezalarıyla zindanlara dolduruldu. Suçları ABD emperyalizmine, NATO’ya, 6. Filo ya karşı çıkmak, özerk demokratik üniversite için mücadele etmek, işçilerin emekçilerin grev ve direnişlerinin, topraksız köylülerin toprak işgallerinin ve Kürt halkına uygulanan zulme karşı  onların yanında yer almak ve dayanışma eylemleri yapmaktı. Tek şiarları  ‘Bağımsız Demokratik Türkiye’  idi.

Ülkelerini ve halklarını çok seviyorlardı. Gencecik fidanları sokakta, okulda, işkencehanelerde, idam sehpalarında kırmalarına karşın bitiremediler, tohum oldular yeniden yeşerdiler.  Faşizmin bütün zor politikaları ve uygulamalarının  emperyalizme ve faşizme karşı mücadelenin tohumlarının yeşermesini engelleyemediği açıklıkla görüldü. 12 Mart yarı-askeri faşist darbesi döneminde uygulanan faşist teröre, baskı ve sindirme çabalarına rağmen, işçilerin emekçilerin, gençlerin bağımsızlık demokrasi ve sosyalizm yolunda mücadelelerinin önü kesilemedi. Üniversiteler bilim ve özgürlük düşmanlarının zor politikalarına karşı tohumları içinde barındırıyordu. Bilim ve özgürlük tutkusunu faşizm ve sermaye kıramamıştı.   1970’li yılların başlarında öğrencilerde militan bir mücadele havası hakimdi. İdam edilen Deniz Gezmiş’in Kızıldere’de katledilen Mahir Çayan ve arkadaşlarının ve  işkenceyle öldürülen  ser verip sır vermeyen İbrahim Kaypakkaya  işçiler, emekçiler ve öğrenci gençlikte direnişin ve mücadelenin tohumlarına dönüşmüştü.. Faşizm ve sermaye kendi sınıf çıkarları için memleketteki devrimci-demokrat muhalefeti tasfiye edememişti.

1974’ten itibaren gerçek bir kitlesel kabarış yaşayan anti-emperyalist ant-faşist gençlik hareketi, daha nitelikli politik bir hatta sahipti. Yüksek öğrenim gençliği içinde başlayan kitlesel gençlik mücadeleleri, kısa sürede çok yaygın biçimde liseli gençliğe yayıldı. En ücra kasabalarda, köylerde devrimci gençlik çevreleri ve örgütlenmeleri ortaya çıktı. Bu dönemin gençlik hareketi, 1965-71 dönemi gençlik hareketinden çok daha yaygın ve kitleseldi. . Mücadele beraberinde büyük kentlerde İYÖKD, AYÖD vb kitlesel gençlik örgütlerinin oluşumunu sağladı..1974-1980 döneminin tüm merkezi gençlik örgütleri (YDGF DEV-GENÇ, DEV-GÖR vb.), açık bir siyasal kimliğe sahiptiler.

Balıkesir ilinde Necati Eğitim Enstitüsü ve 1975-1976 öğrenim döneminde Bursa İktisadi Ticari ilimler Akademisi (İTİA) ne bağlı olarak açılan Balıkesir İşletme Turizm Yüksek Okulu (BİTYÖ) ve 1976 yılında Balıkesir Devlet Mimarlık Mühendislik Akademisi  açılmıştı. Yüksek öğrenim gençliği üzerindeki 12 mart sürecindeki zor politikası  Necati Eğitim Enstitüsü’nde kısmen başarılı oldu. 1973 yılında faşizm ve yandaşları Necati Eğitim Enstitüsü’ne etkili duruma geçtiler. Devrimci demokrat gençliğe okullarda ve yurtlarda baskı ve terör uyguladılar. 1973 yılından başlayarak devrimci, demokrat öğrencileri okullara, yurtlara sokmamaya, kayıtlarının silinmesine çalıştılar.

1973’ yılında  Necati Eğitim Enstitüsü’nde yatılı öğrenci statüsü kaldırıldı ve gece öğretimine geçiş yapıldı. Bu durum okulda öğrenci sayısını artırdı. Öğrenci sayısı 1980’ne doğru 4.500’ün üzerine çıktı. 1975-1976 Öğretim yılı boykot yılıdır ve bu öğrenim döneminde, başta yurtsever devrimci geçler olmak üzere, devrimci demokrat gençler  “öğrencilerin can güvenliği” talebiyle  boykotlar yaptılar.  Bu süreçte okul tümüyle faşistlerin kontrolüne geçti. 1976 yılındaki faşist saldırılar karşısında devrimci demokrat öğrenciler geri çekildi ve nasıl yeniden örgütlenebileceklerini,  faşist saldırılar karşısında kendilerini nasıl savunacaklarını tartışmaya, gözden geçirmeye başladılar.

 Devrimci-demokrat öğrenciler 1975 mayısında Balıkesir Yüksek öğrenim Derneği’ni (BYÖD) kurdu. 1976 yılında Balıkesir İşletme Yüksek Okulu öğrenci Derneği (BİTYÖ-DER) kuruldu. Öğrenci kitlesi örgütlü duruma gelmişti.  Devrimci-demokrat öğrenciler  1976 yılında Necati Eğitim Enstitüsü’ne devam edebildiler. Geçen süreç içerisinde az sayıdaki faşist  boykota katılmayan öğrencileri baskı altında tutup  şiddet uygulayabildi. 1976 yılından itibaren N.E.E’de faşist saldırılar baskılar karşısında devrimciler öğrenciler direnmeye ve faşist işgali kırmaya çalıştılar. Devrimci öğrenciler Nisan 1978’de Anafartalar Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği (YDGD) ni kurdular.

 Tarih 15 Mayıs 1978. YDGD’ li bir fidan henüz yirmi yaşında Naver Engin. Necati Eğitim Enstitüsünde sınıfı basan eli bıçaklı sopalı saldırganlar tarafından kendi sınıfında göğsünden bıçaklanarak öldürüldü. Faşistler bu okul baskınında Pol-Bir’li bazı polislerden de yardım aldılar, tanıklar polislerin baskın sırasında kapıları tutarak saldırganlara yardımcı olduklarını söylediler. Necati Eğitim Enstitüsü’nde  Naver Engin öldürüldü, 8’i ağır 28 öğrenci de çeşitli yerlerinden ciddi biçimde yaralanmıştı. Naver’i arkadaşları kendi çabalarıyla hastaneye götürdüler, devletin hiçbir kurumu gencecik fidanı yaşatmak için çaba göstermedi.

“Bu olaydan 5 ay sonra Yol-İş eski başkanı Baki Yeşiloğlu gönderildiği Balıkesir Cezaevi’nde bir saldırı sonucu öldürüldü. Ardından “Ya kan kusturacağız, ya tam susturacağız” sloganı ile devrimci demokrat ailelerin kapılarının altından TİT imzalı bildiriler atıldı, tehdit edildiler. Aynı günlerde Necati Eğitim Enstitüsü Fizik Kimya Biyoloji Bölümü öğrencisi Dursun Duman’ın evi taranarak öldürüldü. Ve katiller Adalet Partisi il yönetiminden birine ait metruk bir eve sığındıkları, orada ihbar üzerine yakalandıkları, bu olayın da üzerine gidilmediği, failler belliyken yargılanmadığı, ceza almadığı bilinmektedir. Naver Engin’i öldürmekle suçlanan iki isim (K.K ve Y.B) Dursun Duman öldürüldüğünde Balıkesir Cezaevi’nde tutukludurlar. Olayın ardından isyan çıkarırlar, isyan sırasında iki kişi daha öldürülür. Ne ilginçtir ki fail konumunda yargılanmakta olan bu iki isim isyancıların temsilcileri olarak Adalet Bakanı ile görüşürler. Bunlar yaşanırken mi, daha sonramı bilmiyoruz. Ama aynı yıl (1978), Muhsin Yazıcıoğlu Balıkesir Cezaevini ziyaret eder. Balıkesir Cezaevi bahçesinde bu isimlerle gurup fotoğrafı çektirir. Bu fotoğraf bugün internette hala dolaşmaktadır.”(1)

Sağ sol çatışması değil faşist katliam var. 1978 yılı, Türkiye’nin yakın tarihine ‘faşist katliamlar yılı’ olarak geçti. 16 Mart, Bahçelievler, Çorum ve Maraş başta olmak üzere, faşizm ve tetikçileri kendileriyle aynı görüşte olmayan insanlara, devrimci ve demokratlara, bilim insanlarına yönelik sistematik kıyıma girişti.  Çocuk, genç, yaşlı binlerce insan meydanlarda, sokaklarda, evlerinin önünde, okul çıkışında tek tek ya da topluca kurşunlandı, bombalandı, öldürüldü. Devrimciler demokratlar, faşizme ve onun sivil çetelerine karşı dişe diş mücadele ettiler. Faşizm sivil çeteleri  ile halkı teslim almak istiyordu. Devrimcilere demokratlara, emekçilere faşizmin saldırılarına karşı direnmekten başka seçenek yoktu. İşçi sınıfı ve emekçiler de hayatın içinde bunu yaptı. Naver Engin’in öldürülmesi olayında açıkça görülmektedir. Devletin bir kısım kolluk gücüyle birlikte sınıf kapıları tutularak silah ve bıçaklarla sınıf basıp yurtsever bir devrimci öğrenci gögsünden bıçaklanarak öldürülmüştür. Faşist diktatörlüğün kurumları birlikte hareket etmiş ve 8 öğrenci ağır 28 öğrenci yaralanmıştır. Öğrenciler faşist sürülerine karşı direnmiştir. Kalemleriyle sıralarıyla direnmiştir. Faşizm, devrimci-demokrat damarı sindirememiş ve teslim alamamıştır. . Ülke sathında bütün saldırılar, merkezi olarak  faşizmin sivil ve resmi çetelerince gerçekleştiriliyordu. Bazı yazarlar kırk yıl sonra sağ sol çatışması vardı, kör terördü diye yazmaya utanmaktan bir nebze olsun kaçınmıyorlar. Bunu da buraya not olarak düşelim.

Anafartalar Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği üyesi olan Naver Engin’in öldürülmesinin arkasından  devrimci gençlere yönelik faşizmin zor politikaları yoğunlaştı. “Yaşasın İşçi-Köylü-öğrenci gençliğin örgütlü mücadelesi” bildirisinin dağıtılması ve N.E.E, Mimarlık Mühendislik Akademisi (BMMA) ve BİTYO da örgütlenme ve mücadele çağrısı yapan bildiriler basıldı ancak  bildiri yasaklandı. Devlet güçleri derneği bastı bildirilere, gazetelere el koydu ve dernek üç ay kapatıldı.  Anafartalar Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği  31.03.1979 tarihinde yaptığı genel kurulda ismini Balıkesir YDGD olarak değiştirdi.

Recep Soysal, Balıkesir devrimci demokrat gençliğinin mücadelesinin içinde yer alan Anafartalar YDGD kurucusu, sonraki yıllarda devrimci gençliğin önderi, yöneticisi yılmaz direngen bir  devrimci sosyalist  gençti. İşçi sınıfının partisine bağlı, halkın kurtuluşu yolunda Balıkesir’de yapılan tüm etkinliklerde, gazete dağıtımında, halk gecelerinin örgütlenmesinde, aydınlatma faaliyetlerinin örgütlenmesinde, 1978 Maraş katliamından sonra dağıtılan bildiriden de  yargılandı ve  bir yoldaşı ile birlikte 159. maddeden  24 ay ceza aldı. 1 Mayıs 1979 İşçi sınıfının Birlik Mücadele ve Dayanışma günü mitinginde, 15.12 .1979 tarihinde yapılan “Zamlara faşist katliamlara karşı birlik ve mücadele gecesi” nde faşizme karşı direnişlerin örgütlenmesinde aktif bir militandı. Bildiri, afiş dağıtımı, miting tertip komitesi üyeliği gerekçe gösterilerek nedeniyle cezalar da almıştı.

Zamlara Faşist Katliamlara Karşı Birlik ve Mücadele Gecesi”nde  tertip komitesi adına yaptığı konuşmada Recep Soysal  “İşçiler –köylüler, emekçiler, memurlar, öğretmenler, öğrenciler genç arkadaşlar mücadele saflarımızı belirleyelim. Devrim cephesinde yerimizi alalım. Ona omuz verelim. Mücadelemiz ortak, kurtuluşumuz birdir…kardesler genel greve hazırlanalım, diktatörlüğü geriletelim, diktatörlük bu mücadeleyi durduramayacak, yerle bir olacaktır.. zafer mücadele edenlerin olacaktır Partinin önderliğinde bağımsız-demokratik Türkiye’yi kurmak için ileri”

İşçilerin emekçilerin, halk gençliğinin faşizme ve sermayeye karşı mücadelesinin büyüdüğü koşullarda işbirlikçi tekelci burjuvazinin temsilcileri ekonomik ve siyasi krizden çıkış yolu aramaya başlamışlardı. ABD emperyalizmi ve Nato faşist generallerin askeri bir darbe yapmasının önünü açarak yönlendirdi. 12 Eylül faşist cuntası darbe  yaptı.

ABD emperyalizmi ve işbirlikçileri, devrimci-demokrat  muhalefeti bastırmak ve yok etmek ve kapitalist sistemin çıkarlarını teminat altına almak tekelci burjuvazinin isteklerini ifade eden 24 Ocak kararlarını hayata geçirmek için 12 Eylül askeri cuntasını iş başına getirdi ve destekledi. 12 Eylül askeri faşist darbesi, işçilerin emekçilerin gençliğin faşizme ve sivil resmi çetelerine karşı dişe diş mücadele vermesini içine sindiremeyen ve gelişen mücadeleyi katliamlarla bastıramayan güçlerin  yeni bir politik manevra ile düzeni yıkılmaktan korumak ve ekonomik krizin önünü açmak  üzere mali sermayenin  uluslararası ölçekte de ihtiyaç duyduğu yapısal dönüşümleri gerçekleştirmek için yapılmıştı.  Öncesinde Türkiye devrimci sosyalist hareketi ve işçi hareketi örgütlü ve en kitlesel gücüne ulaşmıştı, yükselen mücadele devrimci durum düzeyine sıçramıştı. Sermayenin  ekonomik ve siyasi krizi  olağan yöntemlerle  krizden çıkamaz duruma gelmişti.

Faşizm ve sermaye  12 Eylül cuntası ile  devrimci sosyalist harekete işçi sınıfına ve emekçilere  her alanda saldırı dalgasını yoğunlaştırdı. Devrimci sosyalist örgütleri, mücadeleci sendikaları, demokratik kitle örgütlerini kapattı, yöneticilerini, üyelerini gözaltına aldı, tutukladı. Devrimci demokrasi güçleri zindanlara kapatıldı bir milyon insan işkencelerden geçirildi, öldürüldü. Mali sermaye  yeni dünya düzenine uygun  neoliberal politikalarla (özelleştirmeler, güvencesiz ve esnek çalışma biçimleri, taşeronlaşma, KİT lerin özelleştirilmesi,  eğitim ve sağlığın ticarileştirilmesi vd.), ılımlı İslami bir cumhuriyete doğru adımlar atılması için güdükte olsa laisizmde önemli gedikler açtı.  Devrimci demokrasi güçlerini tasfiye ederken Amerikan emperyalizminin  bölgedeki ve ülkemizdeki ılımlı İslami projelerine yol açtı.  Türkiye halkının sonraki onlarca yılını tekelci kapitalist sitemin istek ve taleplerine uygun dizayn etti. Mali sermayenin iktidarı askeri faşist cunta,  direnen emekçileri devrimcileri katletti.

12 Eylül faşizminin mali sermayenin isteklerine uygun neoliberal politikalarla bu gerici ve yıkıcı etkisi, günümüze dek varlığını sürdürdü. 12 Eylül faşizminin dağıtıcı, tahrip edici etkisi  hukuktan siyasete, çalışma hayatına, özelleştirmeler, akademiye, eğitime, sağlığa, edebiyata, sanata,  işçiler emekçilere dokunan her alanda ne yazık ki sürmektedir. Amerikancı, 12 Eylül generallerinin tekelci kapitalizmin istekleri doğrultusunda oluşturdukları eksen bütün ağırlığıyla sürmektedir. Tek çıkış yolu, işçilerin emekçilerin devrimci demokrasi güçlerinin örgütlenmesi, direnmesi ve  iktidara yürümesidir.

12 Eylül sürecinde Recep Soysal’da gözaltına alındı, tutuklandı arkadaşlarının anlatımıyla,  “‘ sen Balıkesir G K B – İ K ( Genç Komünistler Birliği İl Komitesi ) üyesisin ‘ dediklerinde Recep  ‘ ben tek bir örgüt üyesiyim oda YDGD ( Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği ) dir ‘ diyerek devrimci ilkeli bir duruş sergiledi. İşkenceci zalimler umduklarını alamadı, hevesleri kursaklarında kaldı. İşkencedeki bu yiğit direnişi işkencecileri, işkence emri verenleri, yönlendirenleri, işkencecileri koruyanları hüsrana uğrattı . Onlar, dağ gibi koca yürekli, kaya gibi sağlam bir iradeye çarpmışlardı . Aynı mücadele mahkeme salonlarında  cezaevi zindanlarında da devam etti . Cezaevlerini mücadele alanına çeviren yoldaşlarıyla beraber Recep Soysal özgürlük ve demokrasi özleminden geri adım atmadan her mücadelede her eylemde yer aldı önderlik etti .”

Recep Soysal Sıkıyönetim Askeri mahkemesi tarafından TCK 141. Maddeden 9 yıl  hapis cezası aldı. Askeri Yargıtay cezayı bozdu, 168.maddeye silahlı örgüt üyeliğine çevirdi. 13 yıl 4 ay ceza aldı. Cezasını yattı çıktı. Okulunu bitirdi yaşama atıldı, sigorta acentesi açtı.  Evlendi, iki çocuğu oldu.

Bu yürekli devrimci zamanın, yaşadıklarının ağırlığıyla hastalandı, kalp krizi geçirdi. Devrimci bir yürek sustu.

Sevgi saygı ve özlemle…

 

 

(1) NECATİ EĞİTİM ENSTİTÜSÜNDE BİR SALDIRI, BİR ÖLÜM: NAVER ENGİN – – Ali Türer | Marmara Yerel Haber

 

NEJAT ERDOĞAN

 

                                                                             NECAT ERDOĞAN (1958-13.06.2019)

1980 Buca Eğitim Enstitüsü Beden Eğitimi Bölümü mezunu devrimci mücadele yoldaşımız  NECAT ERDOĞAN’ı  sağlık sorunu nedeniyle  kaybettik.

14 Haziran Cuma ikindi Üçyol Bahçelievler  Hacı Halil Camisinden uğurlandı.

Anıları ve mücadelesiyle yaşasın.

Sevgi ve özlemle

METİN PALA

   METİN PALA (1956-25.03.2020)

Milas İçmeler Köyünden olan, Metin Pala  Buca Eğitim Enstitüsü Beden Eğitim Bölümü’nden mezun oldu.  Sporu çok severdi. Güreşçi ve boksördü. Öğrencilik yıllarında  özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinin  yürekli bir neferiydi. Buca Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği aktif üyesiydi. öğrencilik yıllarından sonra beden eğitimi öğretmenliği yaptı. Emekli oldu.

Eşi Engin’le aşkını herkes bilirdi. Çok zor kavuşmuşlardı birbirlerine. Zorlukları birlikte aştılar. İki çocukları oldu.  Sonraki yıllarda sevgili eşi Engin’i zamansız bir şekilde kaybetmesi çok etkiledi Metin’i.
Yaşamının ritmi bozuldu.  Vücudu olumsuz sinyaller vermeye başladı.  Kızı Aynur Pala‘nın ısrarı ile ondan alınan böbreği  Metin Pala’ya can oldu. Sağlık durumu iyileşti. Hayata tekrar sıkı sıkı tutundu.

Metin amansız hastalığa yakalandı. Dokuz Eylül Üniversitesinde tedavi gördü.  Hastalık tekrar tekrar ortaya çıktı. Pandemi döneminde Metin’i  kaybettik. Bugün metin İçmeler köyü mezarlığında yatıyor.  Doğduğu yer olan Milas İçmeler Köyü’nde uğurlanmasını istemişti. Dileği gerçekleştirildi. Bugün Metin İçmeler Köyü (Mahallesi) Mezarlığında yatıyor.    Pandemi nedeniyle ve ailesinin isteği üzerine  yoldaşları katılamadı ama  Metin’i  yüreklerinde  sessizce, sevgiyle uğurladılar.

Sevgi ve özlemle anıyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

SEBAHATTİN BEYAZ

SEBAHATTİN BEYAZ   (1958-11.04.2018)

Yitirdiğimizde tam altmış yaşındaydı. 90 gün boyunca Haydarpaşa Numune hastanesinde tedavi görüyordu, Şeker hastalığı bütün vücudunu sarmış, bir bacağı diz kapağının altında kesilmiş, diğer ayağının kesileceği günü bekliyordu.

Kesilen ayağı, defin işlemleri yapılarak 1997 yılında ölen annesinin yanına gömülmüştü. Kız kardeşi Zeliha 90 gündür başında bekliyordu, koltukta uyumaya çalışıyordu. 11 Nisan 2018 günü sabah 06 da doktor ölüm haberini bildirdi. Bir taraftan şeker hastalığı, bir taraftan iki böbreksiz diyalizle yaşam vücudunu dirençsiz hale getirmişti, ama yine de 90 gündür hayata tutunmaya çalışıyordu.

Babası Köy Enstitüsü mezunu demokrat bir öğretmendi, ilk görev yeri Kırklareli Pınarhisar ilçesiydi. Sebahattin de 1958 yılında burada dünyaya geldi. Daha önce iki kardeşi dünyaya gelmiş ancak yaşamamış, Sebahattin’in doğumundan önce yaşamları sönümlenmişti. Pınarhisar’dan sonra babasının Balıkesir’e tayini çıktı. Baba her yıl farklı bir köye giderek eğitim veriyordu. 1960 yılına kadar gittiği köylere aileyi de götürüyor, her yıl farklı bir köyde yaşıyorlardı. Nitekim diğer kardeşlerden Selahattin ve Zeliha bu köylerde dünyaya geldi. Tek maaşlı üç çocuklu bir ailenin çocuğu olması daha küçük yaştayken yokluğu, yoksulluğu, yaşadıkları köyler, beldeler de toprak emekçilerinin, halkın yokluğunu yoksulluğunu görmesini sağladı. Bu yaşam ileriki yaşamındaki siyasal eğilimini belirlemesinde belirleyici oldu.

1969 yılında anne ve 3 çocuk babanın memleketi olan Rize ili Pazar ilçesinde bir Laz köyü olan Aktaş (Xunar) da yaşadılar, o yıl baba aileden ayrı Balıkesir’in köylerinde görevine devam ediyordu. Köyde yaşam sürerken 4.kardeş Fatma dünyaya gelmişti. Köyde tek odada ailenin bütün bireyleri yaşam sürdürürken Sebahattin Pazar ilçesinde Ortaokula başladı. 1970 yılında ise baba il merkezinde ev kiralayıp bütün aileyi Balıkesir’e getirdi ancak, görevi gereği hafta başı köye gidip hafta sonu eve gelebiliyordu. Bu süreç devam ederken Sebahattin’in Balıkesir’de lise yılları başladı. Lise yıllarında okul arkadaşları ile ilişkisi okul dışında da devam ediyordu. Deniz Gezmişler’in idamı üzerinden henüz  üç yıl geçmiş ama Sebahattin’in üzerindeki etkisi silinmemişti.

Lise yıllarında gerek okul gerekse okul dışındaki arkadaşları ile haftalık “Halkın Kurtuluşu “gazetesi okumaya başladılar. İlk bağlantı, örgütlenme böylelikle başlamış oldu. Gençler 26 Evler Mahalle kahvesinde toplanıyorlar, gazete okuyorlar, genellikle birlikte zaman geçiriyorlardı, değişim çok hızlıydı, çok hızlı çoğalıyorlardı. Lise öğreniminden sonra Balıkesir Necati Eğitim Enstitüsü’ne kayıt yaptırdı.

Balıkesir  “Necati Eğitim Enstitüsünde” il dışından getirilen faşist çeteler okullara yerleştirilmiş, demokrat devrimci öğrencilerin okumasına izin vermiyorlardı. Bu süreç Balıkesir’de anti faşist mücadele ile geçti, Necati Eğitim Enstitüsündeki işgal kırılarak devrimci öğrenciler okula devam ederken, Balıkesir işletmecilik yüksek okulunda örgütlenme hızla ilerliyordu. Halkın Kurtuluşu gazetesi, ilerleyen sayılarda sadece haber değil aynı zamanda teorik yazılarla örgütlenmenin gelişimini ve disiplinini sağlıyordu.

Liseli yıllarından itibaren Sebahattin Halkın Kurtuluşu yolunda bağımsızlık demokrasi ve sosyalizm mücadelesine katıldı. Balıkesir’de YDGD kurucuları arasında yer alarak  YDGD’nin  kapatılmadan önceki başkanlığını  da yaptı.

12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin hemen sonrasında Balıkesir’de ilk gözaltına alınanlar arasında yer aldı. Uzun süre emniyette işkence gördü, 60 günlük işkence sonrası yargılanma süreci önce Balıkesir daha sonra Buca Cezaevi’nde tutuklu olarak devam etti. Dava sonucu 6 yıl ağır hapis cezası ve 2 yıl Rize ili Pazar ilçesinde gözetim altında tutulma, o dönemdeki anlatımla “sürgün” cezası aldı.

Gözetim süreci sonrası Balıkesir’e gelerek bir süre yaşamına devam etti, daha sonra İzmir ili Selçuk ilçe garajında bir büfe işletmeye başladı. Bu süreçte annesi, babası ve iki kız kardeşi de yanına gelerek yaşamlarını birlikte sürdürdüler. Daha sonra uzun süre Balıkesir’in  Altınoluk beldesinde değişik işlerde çalışarak  yaşamını sürdürdü.

2010 yılında böbrekleri artık çalışmaz hale gelmişti. Diyaliz ile makineye bağlı süreç başladı. Bu süreçte malulen emekli oldu. 2014 yılında kendi başına yaşama olanağı kalmadığından kardeşleri onu yaşadıkları İstanbul’a getirerek yaşamı birlikte sürdürmeye başladılar. Böbrek yetmezliği dışında şeker hastalığı da iyice vücuduna tutsak almıştı. Uzun süren yaşam mücadelesi 11 Nisan 2018 de son buldu.

Cenazesi  yoldaşlarının  omzunda  İstanbul  Nakkaştepe Mezarlığı’nda annesinin yanına gömüldü.

Sevgi, saygı ve özlemle..

 

HARUN BAYRAK

  HARUN BAYRAK  (1955-22.11.2019)

Harun Bayrak 1950 Yugoslavya doğumlu.  Bir  çocuklu,  Şehit Nedim Özbulak İskele Okulu mezunu.  Emekçi-üretici bir ailenin çocuğuydu.  Urla’nın taşını toprağını, zeytinini,  balıkçılığını bilirdi.   Gençlik yıllarından itibaren başta ABD emperyalizmi olmak üzere, her türden emperyalizme ve gericiliğe karşı  mücadele etti. 70’li yıllarda Urla Kültür Dayanışma Derneği’nde  ve sonraki yıllarda Urla YDGD kurucusu ve Başkanlığı görevinde bulundu.  Faşizme ve sermayeye karşı halkı aydınlatma mücadelesinde pek çok kez gözaltına alındı. 12 Eylül faşist askeri cuntası döneminde işkenceler gördü. 12 Eylül faşist cuntası döneminin işkence ve baskılarının ruhsal izleri Harun arkadaşımızda yaşadığı hiçbir dönemde silinmemişti. Faşizmin ağır koşullarında özgürlük ve demokrasiyi savundu.

9o’li yılların başında Urla  Belediyesi ne işçi olarak girdi. DİSK İN 1992 tarihinde yeniden kurulması sonrasında, uzun yıllar Urla Belediyesi’nde çalışan Harun yoldaşımız üst üste 3 dönem Genel-İş 4 Nolu Şubenin başkanlığı yaptı.   İşçilerin emekçilerin Harun abisiydi.

Emekli olduktan sonra ise sendikal mücadeleden kopmayarak Emekli-Sen de çalışmaya başlamış ve  Urla temsilciliğini yapmıştı. Kimi zaman işsizlik ve ekonomik zorluklar çoğu zaman gördüğü işkence ve baskı döneminin izleriyle içe dönük yaşamış, kendini izole etmiş, hekime gitmeyi de reddetmişti. Herşeye karşın böylesi dönemlerde bile siyasal inançlarından, sınıfsız ve eşit bir toplum hayalinden, bu hayalin heyecanından uzaklaşmamıştı. Zaman zaman sitemkar, küskün, çevresine güvensiz, her zaman mücadelede istekli, geçmişte güvendiği dostlarıyla devrimci coşkulu olan sevgili yol arkadaşımız 22 kasım 2019 da zeytin toplamak üzere çıktıktan sonra geri dönmemiş, 26 kasım da cansız bedeni zeytinlikte bir  çukura düşmüş olarak bulunmuştu. Bu trajik ölüm hepimizi derinden sarstı. Sosyalizm mücadelesinde adıyla yaşasın.

Özlem sevgi ve saygıyla anıyoruz.

MEHMET AKYOL

                                                                       MEHMET AKYOL  (26.08.1964-19.03.2021)

Ana doğum yılı 1961, kimliğinde 1964 yazıyor.

Kayseri ili Sarız ilçesi Dallıca köyü doğumlu. Dokuz çocuklu bir ailenin altıncı çocuğudur. İlk okulu Cumhuriyet Mahallesi Şair Eşref İlkokulunda, ortaokulu ve liseyi Örnekköy Havva Özişbakan Lisesi’nde tamamladı. 1974 yılına dek Karşıyaka Naldöken Mahallesinde yaşayan aile o yıldan itibaren belediyenin çok çocuklu ailelere cüzi kiralarla oturmak üzere verdiği  Cumhuriyet Mahallesindeki belediye konutlarına geçtiler. Daha o yıllarda mahallenin her yaştan çocuklarıyla iyi ilişkiler geliştirmişti, ortak oyunlar kurmaya, toplu hareket etmeye çok yatkındır. Ortaokul yıllarında kendi sokakları başta olmak üzere yakın sokaklarda yaşayan çocuklarla mahalle takımı kurdu, daha uzak mahallelerdeki çocuklarla maç yapabilmek için tek tüpün üzerinde kazanlarda renkli boyalarla kaynattıkları tişörtlerle forma yaparak “takım” oluşturup kolektif ruhla, heyecanla birlikte oynamayı, güçlenmeyi, ortak hareket etmeye yatkınlığını ortaya koymuştu, mahalle takımı mahalleler arası alanlarda boy göstermeye başlamıştı bile.

Aile içerisinde de kardeşleriyle iyi anlaşan, paylaşımcı bir çocuktur. İlkokul dönemlerinde tek maaşlı, dokuz çocuklu bir ailenin çocuklarından biri olmak onda kendiliğinden bir sınıf bilinci yaratmıştır. Kimi zaman mahalle arkadaşlarıyla birlikte topladıkları hurdaları toplar, satar parayı paylaşır, kendine düşenle bazen ihtiyacını karşılar kimi zaman da anasına verirdi. Ortaokulda okul tatilinde inşaatta da kısa zamanlı çalıştığını anlatıyor kardeşlerinden bir tanesi.

Orta sonlu yıllardan yani 14 yaşlarından başlayarak politikaya ilgisi de başlar. O yıllar 1. Milliyetçi Cephe yıllarıdır; hem İzmir’de hem genel olarak tüm yurtta sınıf mücadeleleri yükselmekte siyasi iktidar sivil faşistleri de devreye sokarak emekçi halk ve örgütlü kesimlere yönelik saldırılarını arttırmıştır. İşçiler hızla örgütlenmekte, başta üniversiteler olmak üzere lise ve ortaokullarda da sorunlar memleket sorunlarıyla birlikte ele alınıp tartışılmaktadır; yaşamın her alanında fabrikalarda, atölyelerde, hastanelerde,  okullarda büyük bir siyasal canlılık, hareketlilik gözlenmektedir. Çelişkiler keskinleşmekte, ülkede devrimci aydınlar, yazarlar, akademisyenler, sendikacılara pusular kurulmakta, siyasal cinayetler işlenmektedir.

1978 Yılında Maraş katliamıyla birlikte protestolar öğretmen boykotları, miting ve gösteriler artar. Böylesi bir ortamda hızla politikleşen Mehmet artık tarafını seçmiştir, Halkın Kurtuluşu gazetesini almakta okumakta ve okutmaktadır;  okumakla yetinmez, gazete satışlarına çıkmaktadır. Zaten ailesinin de anlatımıyla ilk okulun son sınıflarından itibaren eve giren gazete dahil eline geçen her yayını, kitabı, dergiyi okumaya meraklıdır; artık okuduğu kitaplar da yolunu aydınlattığını düşündüğü teorik kitaplar olmuştur. Lisede İzmir Liseliler Birliği’ni örgütleyenlerden biri olur.

Lise son sınıftayken 30 Mart 1980 de, diğer devrimci öğrencilerle birlikte Kızıldere katliamını okulda, öğle arasında bir forum düzenleyerek anma kararı almışlardır. O yıl şubat ayında Tariş’te faşist kadrolaşmaya karşı başlayan grev ve direnişler Gültepe Mahallesi başta olmak üzere birçok mahallede destek gösteri ve direnişlere, üniversitelerde gösteri ve boykotlara yol açmış ve şubatta İzmir’de sıkıyönetim ilan edilmiştir. Forum yapılacağı ihbarını alan sıkıyönetim güçleri okulun etrafını sararak okul idaresine önceden aldıkları istihbarata uygun isim listesi vererek listedeki öğrencilerin kendilerine teslim edilmesini ister. Bunun üzerine İzmir Liseliler Birliği (İz.LB)  ve diğer devrimci öğrenciler her katta barikatlar kurarak direniş kararı alırlar. Direniş sırasında öğrenciler okulun anons sisteminden yararlanarak dışarıdaki kolluk güçlerine kendilerinin sadece anma düzenlemek istediklerini, suç işlemediklerini, asker ve polislerin zor ve güç kullanmalarının doğru olmayacağının propagandasını yaparlar ancak sonuçta kolluk güçleri aşağıdaki spor salonundan girerler, ellerinde oradan aldıkları lobutlar ve taşıdıkları coplarla şiddet yoluyla öğretmenler odasının kapısını kırarlar, öğretmenleri darp ederler, biri kısa süre sonra hastaneye kaldırılır; kolluk güçleri barikattaki sıraları devirip aşağıya atarak direnişi kırar içer girerler. O gün okuldaki hizmetliler, öğretmenler dahil yaklaşık 900 kişiyi  gözaltına alarak o dönem var olan Karşıyaka Stadyumuna götürürler.  Listede “elebaşı” olarak gösterilen öğrencilerin başlarında yer alır Mehmet Akyol, diğer öne çıkan öğrencilerle Karşıyaka Karakolu’na götürülürler, el falakası çekildiği, kaba dayaktan geçirildikleri anlatılır; suçlamaları kabul etmezler ancak savcılık, polis tutanaklarını esas alarak tutuklanmalarını ister, sorgu hakimi de tutuklama kararı verir. Buca Cezaevi’ne götürülürler, mahkeme sonrası 5 yıl 7 ay mahkumiyet kararı verilir, ancak kimlikteki yaşı 18 yaş altında göründüğünden indirim yapılır, tabii o dönem davalar geç açılmaktadır, duruşmalar bittiğinde yaklaşık iki yıl olmuştur, tahliye edilirler, Yargıtay kararı onaylayınca da kalan ceza sürelerini Kuşadası Cezaevinde tamamlarlar. Buca Cezaevi’nde onunla birlikte kalan arkadaşları  yaşından olgun, okuyan, tartışan, sorgulayan, siyasal görüşlerinden ve dik duruşundan ödün vermeyen, direngen tutumunu anlatırlar.

Cezaevinden çıktıktan sonra askere gider, Bitlis Tatvan ’da  18 ay er olarak askerliği tamamlar. Askerlik sonrası ablasının yanına Antalya ya gider, kısa bir süre orada kalır, orada tanıştığı, arkadaş olduğu biri aracılığıyla İzmir’ de gümrükleme bürosunda çalışmaya başlar. Kısa zamanda işi iyice kavrar, sektördeki ilişkilerini geliştirir. Bu arada yine Antalya da tanıştığı Hatun’la evlenir, liseyi dışarıdan bitirir; gümrükleme bürosunda işi öğreten arkadaşlıyla kendi bürosunu açar. Bu arada gümrük müşaviri olmak üzere Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesini bitirir. Baba olmuştur, oğlu olur, adını Önder Sinan koyarlar, geleceğe umutla oğlunun büyümesi, okuması için elinden geleni yapar. Mesleki alanda da artık müşavirlik yapacak iş deneyimine, birikimine, sosyal konuma sahiptir ve gümrük müşaviri olur. Ortaklaşmacı, paylaşımcı, insana güvenen anlayışı ve yaşam biçimi nedeniyle kurduğu işler ne yazık ki aynı anlayışla sürdürülmeyince ekonomik zorluklar yaşar yine de insana dair umudunu yitirmez.

Cezaevi sonrası yaşamında olduğu gibi mesleğini sürdürürken de her zaman anti-faşist, anti- emperyalist, emekten, emekçiden, ezilenlerden yana duruşunu korur, sadece konuşmaz, doğru bulduğu eylemlerde daima yer alır, mitinglere, gösterilere katılır; okumayı, okuduklarını tartışmayı, sorgulamayı ertelemez, siyasal gelişmeleri izler, sorgular; geçmişiyle bağını koparmaz, yol arkadaşlarını bulur, dostluk bağlarını sürdürür. İki dönem bu bağların korunduğu Derneğimizde (İmece Dostluk Dayanışma Derneği) yönetim, denetleme organlarında görev alır; geçmişin heyecanı, hesapsızlığı, sınıfsız-sömürüsüz dünyaya özlemiyle yıllık buluşmaların organizasyonunda yer alır.

Geleceğe ilişkin umutları, düşleri bitmemişti, capcanlıydı;   COVİT 19 un en can aldığı, hızla yayıldığı günlerde Covid-19  pandemi döneminde Çiğli Bölge Hastanesinde  kaybettik,  virüs bizden kopardı yiğit  can dostumuzu. Bizlerle yaşayacak.