2026 yılı için açıklanan 28 bin 75 TL’lik asgari ücret, bir kez daha bu ülkede ücretlerin nasıl bir siyasal tercih doğrultusunda belirlendiğini açık biçimde ortaya koymuştur. Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun sahnelediği bu tiyatroda sonuç baştan bellidir: İşçi sınıfına sefalet, sermayeye ise kâr. Yüzde 27’lik artış oranı, yalancı TÜİK verilerine dayandırılarak “enflasyona ezdirmeme” söylemiyle sunulsa da, gerçek yaşam koşulları bu yalanı anında teşhir etmektedir.
Türk-İş’in kendi araştırmasına göre açlık sınırı 29 bin 828 TL’ye, yoksulluk sınırı ise 97 bin TL’nin üzerine çıkmıştır. Bekâr bir işçinin aylık yaşam maliyeti dahi 38 bin lirayı aşarken, açıklanan asgari ücret açlık sınırının altında kalmıştır. Bu tablo, milyonlarca işçi ve emekçinin bilinçli olarak açlığa ve yoksulluğa mahkûm edildiğini göstermektedir. Daha ücretler cebe girmeden temel tüketim maddelerine yapılan zamlarla bu artış fiilen erimiştir.
Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun yapısı bu sömürü düzeninin aynasıdır. İşçileri temsil etmeyen, patronlar ve iktidar tarafından şekillendirilen bu komisyon, yıllardır bir tiyatro sahnesi işlevi görmektedir. Türk-İş’in bu yıl masaya oturmaması, bu gerçeği değiştirmemiş; aksine komisyonun göstermelik niteliğini bir kez daha açığa çıkarmıştır. Bu oyunda roller değişse de senaryo aynıdır: Hükümet ve patronlar birlikte karar alır, işçiler ise seyirci koltuğuna mahkûm edilir.
Bugün Türkiye’de asgari ücret istisna değil, temel ücret haline gelmiştir. İşçilerin en az yarısı asgari ücretle çalışmaktadır. Avrupa’da asgari ücretle çalışanların oranı en yüksek ülke Türkiye’dir. Buna karşın ücret düzeyi Avrupa sıralamasında en alt sıralarda yer almaktadır. Bu durum, Türkiye’nin sermaye için bir “ucuz işgücü cenneti”ne dönüştürüldüğünü, işçi sınıfı içinse bir cehennem haline getirildiğini göstermektedir.
Kapitalizmin derinleşen krizi koşullarında iktidar, krizin faturasını işçi ve emekçilere kesmektedir. Orta Vadeli Programlar, esnek çalışma modelleri, tamamlayıcı emeklilik sistemi, vergi soygunu ve sosyal hak gaspları bu saldırıların parçalarıdır. MESEM adı altında çocuk emeği sömürüsü meşrulaştırılırken, işten atmalar ve güvencesiz çalışma yaygınlaşmaktadır. Sermaye vergi aflarıyla korunurken, işçilere fedakârlık dayatılmaktadır.
Bu düzen, tüm kurumlarıyla sermayeyi koruyan bir düzendir. Bu nedenle sorun yalnızca asgari ücretin miktarı değil, ücretlerin belirlendiği sınıfsal ve siyasal düzendir. İşçi sınıfı kendi kaderini eline almadığı sürece, bu tiyatro her yıl yeniden sahnelenecektir.
Çözüm nettir: İşçileri temsil etmeyen Asgari Ücret Tespit Komisyonu lağvedilmeli, ücretler grevli toplu sözleşme hakkı temelinde, gerçek işçi örgütleri tarafından belirlenmelidir. Asgari ücret açlık değil, yoksulluk sınırının üzerinde olmalıdır. Ancak bunlar nihai değil, geçici kazanımlardır.
Kalıcı kurtuluş, sömürüye dayalı kapitalist düzenin ortadan kaldırılmasından geçmektedir. İşçi sınıfının insanca bir yaşamı ancak üretim araçlarının toplumsallaştırıldığı, planlı ve eşitlikçi bir sosyalist düzende mümkündür. Sefalet ücretine mahkûm değiliz. Örgütlenerek, birleşerek ve mücadeleyi büyüterek bu düzeni değiştirebiliriz. İşçi sınıfının kurtuluşu, kendi eseri olacaktır.
