5 HAZİRAN DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ DOĞAMIZA, EMEĞİMİZE VE GELECEĞİMİZE SAHİP ÇIKIYORUZ!

Toprak, Su, Hava ve Ormanlar Halkındır!

Bugün 5 Haziran Dünya Çevre Günü. Ancak ülkemizde çevrenin korunmasını değil, toprağın, suyun, ormanların, kıyıların ve yaşam alanlarının sermayenin doymak bilmez kâr hırsı uğruna yağmalanmasını konuşuyoruz.

Çevre sorunu yalnızca doğanın korunması sorunu değildir. Çevre sorunu aynı zamanda sınıfsal bir sorundur. Doğayı talan edenlerle bu talanın sonuçlarına maruz kalanlar aynı kesimler değildir. Bugün ekolojik yıkımın bedelini işçiler, emekçiler, köylüler, küçük üreticiler, kadınlar, gençler ve yoksul halk kesimleri ödemektedir.

AKP–MHP iktidarının yıllardır uyguladığı neoliberal politikalar, ülkemizin doğal varlıklarını yerli ve yabancı sermayenin hizmetine sunmuştur. Ormanlar, milli parklar, meralar, zeytinlikler, tarım alanları, su havzaları ve kıyılar,  enerji, madencilik, inşaat ve turizm şirketlerinin kullanımına açılmıştır. Kapitalist ülkelerin terk ettikleri nükleer santraller, fosil yakıt kullanan termik santraller kadar güncel olarak giderek yaygınlaşmakta olan Jeotermal santraller yaşam alanlarını, sağlıklı, güvenli  yaşam koşullarını yok ediyor.  Kamusal varlıklar özelleştiriliyor, çevre koruma mekanizmaları başta maden ve zeytincilik yasaları olmak üzere sermaye lehine değiştiriliyor, “acele kamulaştırma” kararlarıyla köylüler yerinden yurdundan ediliyor;  halkın yaşam alanları sermaye birikiminin yeni kaynakları haline getirilmeye çalışılıyor.

Bugün yaşanan ekolojik yıkım, iklim krizi bir tesadüf değil, uluslararası sermaye çevrelerinin, çok uluslu şirketlerin ve büyük tekellerin çıkarlarını gözeten neoliberal politikaların sonucudur. Doğanın her alanı piyasa kurallarına göre alınıp satılan bir meta olarak görülüyor; su, toprak, yer altı zenginlikleri olduğu kadar halkın emeği, iş gücü de madenler şirketlerin kâr alanlarına dönüştürülüyor.

Bu ekonomik model yalnızca doğayı değil, emeği de sömürmektedir. İşçilerin düşük ücretlerle çalıştırılmasıyla ormanların, dağların ve derelerin yağmalanması aynı düzenin ürünüdür. Çünkü emeği sömüren anlayış ile doğayı kirleten, yok etmekte olan, sömüren anlayış aynı kaynaktan beslenmektedir.

Ege Bölgesi bu politikaların sonuçlarının açık biçimde görüldüğü bölgelerden biridir. Alabildiğine kirletilen Gediz, Büyük Menderes ve Küçük Menderes havzaları, iklim kriziyle birleşerek kuraklık tehdidini güçlendirmekte; jeotermal enerji projeleri tarım alanlarını yok etmekte, tarımsal ürünlerin üretimini acımasızca  bitirmekte; madencilik faaliyetleri ormanları ve su kaynaklarını kendi yararına kullanmakta, tahrip etmekte, kıyılar rant projeleriyle betonlaştırılmaktadır. Her yıl yaşanan büyük orman yangınları  iklim krizinin ve yanlış politikaların ağır sonuçlarını ortaya koymaktadır.

Bugün iklim krizi derinleşirken çözüm daha fazla maden ruhsatı vermek, daha fazla ormanı şirketlere açmak ve daha fazla betonlaşma yaratmak değildir. Çözüm, doğayı ve insanı merkeze alan, halkın ihtiyaçlarını esas alan, bilimsel, demokratik,  kamucu ve planlı politikaların hayata geçirilmesidir.

Bizler;

Ormanların, meraların ve zeytinliklerin sermayeye teslim edilmesine, maden ve enerji şirketleri uğruna yaşam alanlarının yok edilmesine, tarım alanlarının, su kaynaklarının ve kıyıların talan edilmesine, ekolojik yıkımı derinleştiren rant projelerine, çok uluslu şirketlerin ve yerli sermaye gruplarının doğa üzerindeki yağmasına, emek sömürüsü ile doğa sömürüsünü birlikte büyüten neoliberal politikalara karşı mücadelemizi sürdürmekte kararlılıyız.

5 Haziran Dünya Çevre Günü vesilesiyle bir kez daha ilan ediyoruz:

Doğa, toprağı, suyu, ağaçları, ormanları, havasıyla sermayenin değil halkındır, tüm canlılarındır!

Toprak, su, hava ve ormanlar şirketlerin kâr alanı değil, halkın ortak yaşam kaynakları, zenginliği, varlığımızın, geleceğimizin güvencesidir!

Çevre mücadelesi aynı zamanda yaşamı, emeği, geleceği savunma mücadelesidir!

Ekolojik yıkıma, sömürüye, talana ve rant düzenine karşı emekten, doğadan ve halktan yana bir gelecek için mücadeleyi büyüteceğiz!

Yaşasın doğa ve yaşam mücadelesi!

Yaşasın emek, demokrasi ve ekolojik adalet mücadelesi!

Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!

İmece-Der

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.