İzmir’de Yaşam Savunucuları Haykırdı: “Ekolojik Yıkıma, Talana ve Ranta Karşı Direniş Var!”

 

5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde İzmir’de yaşam savunucuları, meslek odaları, demokratik kitle örgütleri ve yurttaşlar ekolojik yıkıma, rant politikalarına ve sermayenin doğa talanına karşı sokaktaydı. TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu, İzmir Barosu, İzmir Tabip Odası, Konak Kent Konseyi, Ege Kent Konseyleri Birliği, EGEÇEP ve İzmir Yaşam Alanları’nın çağrısıyla gerçekleştirilen yürüyüşte, “Kentte Ekolojik Yıkıma ve Talana Karşı Dayanışma Var, Direniş Var” sloganı yükseldi.

Mimarlık Merkezi önünde toplanlar dövizler, pankartlar ve sloganlarla Türkan Saylan Kültür Merkezi önüne yürüdü. Yürüyüş boyunca “Bu daha başlangıç mücadeleye devam”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Yaşamı savunacağız”, “İklimi değil sistemi değiştir” sloganları yankılandı.

Etkinliğe Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu da katılırken, İmece-Der’de  destek verdi. İzmir Müzisyenler Derneği üyeleri müzik dinletileriyle etkinliğe destek ve güç verdi.

Gezi Şehitleri ve Yaşam Savunucuları Unutulmadı.

Basın açıklaması öncesinde Konak Kent Konseyi adına yapılan konuşmada Gezi Direnişi’nin yaşamını yitirenleri, Gezi tutsakları ve yaşam savunucuları selamlandı.

Katılımcılar hep bir ağızdan

“Mehmet Ayvalıtaş burada!”

“Abdullah Cömert burada!”

“Ali İsmail Korkmaz burada!”

“Berkin Elvan burada!”

“Can Atalay burada!”

“Tayfun Kahraman burada!”

“Mücella Yapıcı burada!” diye haykırdı.

Konuşmada ayrıca HES’lere karşı mücadelede yaşamını yitiren Metin Lokumcu, Finike’de katledilen Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu, İkizdere direnişinin simgelerinden Reşit Kibar ve geçtiğimiz yıl yaşamını yitiren gazeteci ve belgeselci Hakan Tosun da anıldı.

“Onlar yalnızca anılarımızda değil; mücadelemizde, direnişimizde ve dayanışmamızda yaşamaya devam ediyor” denildi.

“İklim Krizi Kapitalist Yağmanın Sonucudur”

 

Söz alan, Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu da yaptığı konuşmada, “Artık kutlanacak bir çevre bırakılmadığını görüyoruz. Çevreyi korumak gönüllülük değil, yaşamı savunmanın zorunlu bir parçasıdır. Toprağı çocuklarımızdan emanet aldığımız bilinciyle hareket etmek zorundayız” dedi.

İklim hareketinin dünya çapındaki temel sloganlarından biri olan “İklimi değil, sistemi değiştir”  çağrısını hatırlatarak,  günümüzde yaşamı savunmanın ve mücadeleyi büyütmenin kararlılığını vurguladı.

Kurumlar adına okunan ortak açıklamayı Konak  Kent Konseyi Başkanı Hamit Mumcu yaptı. Açıklamada  iklim krizinin yalnızca çevresel bir sorun olmadığı vurgulanarak bunun mevcut üretim ve tüketim sisteminin yarattığı çok boyutlu bir toplumsal kriz olduğu ifade edildi. Uluslararası iklim zirvelerinin ve COP süreçlerinin yıllardır gerçek çözümler üretmek yerine sermaye çevrelerinin çıkarlarını koruyan politikalarla ilerlediği belirtilerek şu değerlendirme yapıldı:

“Yıllardır süren iklim zirvelerine rağmen küresel emisyonlar artmaya devam ediyor. Fosil yakıt yatırımları sürüyor. İklim krizinin faturası ise en çok yoksul halklara ve kırılgan topluluklara kesiliyor. İklim krizinin çözümü karbon ticaretinde, piyasa mekanizmalarında ya da gönüllü taahhütlerde değil; fosil yakıtlardan çıkışı sağlayacak gerçek politikalarla mümkündür.”

Açıklamada doğanın metalaştırılmasına dayanan ekonomik model eleştirilerek, “Doğayı sermayenin sınırsız kâr hırsına teslim eden politikalar sürdükçe iklim krizinin çözülmesi mümkün değildir” denildi.

“COP31 Öncesinde Talan Politikaları Sürüyor”

2026 yılında düzenlenecek COP31 öncesinde Türkiye’nin gerçek bir iklim politikası üretmek yerine madencilik, enerji, sanayi, turizm ve rant projelerini büyüttüğüne dikkat çekilen açıklamada, ormanların, kıyıların, tarım alanlarının ve meraların sermayeye açıldığı belirtildi.

Yaşam savunucuları, ülkenin dört bir yanında süren ekolojik yıkım projelerine dikkat çekerek Kaz Dağları, Akbelen, İkizdere, Murat Dağı, Alakır Vadisi, Gediz ve Büyük Menderes havzalarının sermaye projeleriyle kuşatma altında olduğunu ifade etti.

İzmir’in Dört Bir Yanında Ekolojik Yıkım

Açıklamada İzmir’deki çevre sorunları da ayrıntılı biçimde sıralandı.

Aliağa’da sanayi tesisleri, termik santraller ve gemi söküm faaliyetlerinden kaynaklanan kirliliğin halk sağlığını tehdit ettiği vurgulanırken; Bergama, Efemçukuru, Gördes ve Çal Dağı’ndaki madencilik projelerinin yarattığı tahribatın büyüdüğü belirtildi.

Gediz ve Büyük Menderes havzalarında faaliyet gösteren jeotermal santrallerin suyu ve toprağı kirlettiği, bilirkişi raporlarının bunu ortaya koyduğu ifade edildi.

Yaşam savunucuları ayrıca;

*İnciraltı’nın imara açılmasına,

*Basmane Çukuru ve Buca Cezaevi arazilerinin rant projelerine dönüştürülmesine,

*Kültürpark’taki yeşil alanların yapılaşma baskısı altına alınmasına,

*Çeşme ve Yarımada’yı sermayeye teslim edecek turizm projelerine,

*Deprem sonrasında ortaya çıkan asbest ve çevre kirliliğine karşı alınmayan         önlemlere,

*Nükleer santral projelerine,

*Ormanların, meraların ve doğal sit alanlarının yağmalanmasına

karşı mücadeleyi sürdüreceklerini ilan etti.

“Çevre Mücadelesi Aynı Zamanda Emek ve Demokrasi Mücadelesidir”

Ortak açıklamada ekoloji mücadelesinin yalnızca doğayı koruma mücadelesi olmadığı vurgulandı.

 

“Çevre mücadelesi aynı zamanda yaşam, sağlık, emek, demokrasi ve adalet mücadelesidir” denilen açıklamada, bilimden, kamusal yarardan ve halkın ortak çıkarlarından yana bir mücadele hattının büyütüleceği ifade edildi.

“Doğa Meta Değil Yaşamdır”

Etkinlikte söz alan Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu da çevreyi korumanın artık gönüllülük değil, yaşamsal bir zorunluluk olduğunu belirterek, iklim hareketinin temel sloganlarından birini hatırlattı:

“İklimi değil, sistemi değiştir.”

Basın açıklaması, alanda bulunan yüzlerce kişinin hep birlikte yaptığı çağrıyla sona erdi:

“Doğa sermayenin değil, yaşamındır!

Ormanlar, dereler, kıyılar satılık değildir!

Ekolojik yıkıma karşı direniş var!

Talana karşı dayanışma var!

Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!”

Yaşam savunucuları, Dünya Çevre Günü’nde bir kez daha ilan etti: Ekolojik yıkıma, rant projelerine ve doğa talanına karşı mücadele büyüyor; İzmir’den yükselen direniş sesi ülkenin dört bir yanındaki yaşam mücadeleleriyle birleşiyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.