Nehirlerin Kardeşliği Manisa’da: Gediz için Ortak Direniş Büyüyor

Manisa’dan Gediz İçin İsyan Yükseldi: “Sermayenin Yağmasına Karşı Yaşamı Savunacağız!”

Emek ve ekoloji örgütleri, doğanın sermaye birikim aracına dönüştürülmesine karşı “kurtuluş yok tek başına” sloganıyla birleşti

Ege’nin dört bir yanından gelen çevre örgütleri, ekoloji platformları, emek örgütleri, sendikalar, meslek odaları, çevre inisiyatifleri ve demokratik kitle örgütleri Manisa-Yunusemre İlçesi 100. Yıl meydanında düzenlenen Büyük Gediz Buluşması’nda bir araya gelerek sermaye politikalarının yarattığı ekolojik yıkıma karşı ortak mücadele çağrısı yaptı.

“Nehirlerin Kardeşliği” şiarıyla gerçekleştirilen buluşma, yalnızca Gediz Nehri’nin kirliliğine karşı bir tepki değil; toprağın, suyun, havanın ve yaşamın şirketlerin kâr hırsına teslim edilmesine karşı yükselen kitlesel bir itiraz olarak tarihe geçti.

Yüzlerce yurttaşın doldurduğu meydanda “Gediz özgür akacak”, “Su yaşamdır satılamaz”, “Yaşamı savunacağız”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganları yankılandı. Niyazi Koyuncu’nun türküleri ve direniş ezgileri ise Karadeniz’den Ege’ye uzanan halk mücadelelerinin ortak hafızasını meydanla buluşturdu.

Ancak Manisa’da yükselen ses yalnızca Gediz için değildi. Bu ses; maden şirketlerinin talan ettiği dağlardan, enerji projeleriyle kurutulan derelerden, zehir saçan sanayi bölgelerinden, geçimlik tarımı tasfiye eden neoliberal politikalardan ve yaşam alanlarını savunan halk direnişlerinden besleniyordu.

Gediz Kirlenmedi, Kirletildi.

Etkinlikte Yunusemre Belediye Başkanı Semih Balaban, DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın, Turgutlu Belediye Başkanı Çetin Akın, Alaşehir Belediye Başkanı Ahmet Öküzcüoğlu, Karabağlar Belediye Başkanı Helil Kınay, CHP Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu ve Emek Partisi İzmir İl Başkanı Elif Çuhadar, Yunusemre İlçe Başkanı Yalçın Arcak da yer aldı.

“Büyük Gediz Buluşması – Nehirlerin Kardeşliği” çatısı altında bir araya gelen kurumlar  adına , Manisa Emek ve Demokrasi Güçleri adına temsilciler de konuşmalar yaptı.

Etkinlikte  bulunan bütün CHP Belediye Başkanları konuşma yaptı.  Yunusemre Belediye Başkanı Semih Balaban, DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın, Turgutlu Belediye Başkanı Çetin Akın, Alaşehir Belediye Başkanı Ahmet Öküzcüoğlu, Karabağlar Belediye Başkanı Helil Kınay ve CHP Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu da yaptıkları konuşmalarda Gediz Havzası’nın korunmasının önemine değindiler.

Ancak Ege’nin ve Türkiye’nin farklı il ve ilçelerinden çok sayıda çevre örgütü, ekoloji platformu ve yaşam savunucusunun katılımına rağmen, bu yapıların programda kendilerini ifade edebilecekleri bir alan bulamaması tepkilere neden oldu. Katılımcılar, Gediz Havzası’nı savunan yerel inisiyatiflerin ve çevre mücadelelerinin sesine yeterince yer verilmemesini eleştirdi.

Mitingde yapılan konuşmalarda özellikle vurgulanan gerçek şuydu: Gediz Havzası’nda yaşanan felaket bir “çevre kazası” değildir. Gediz kirlenmedi; yıllardır uygulanan politikalar sonucunda sistemli biçimde kirletildi.

Binlerce yıldır Ege’nin en verimli tarım havzalarından birini besleyen, milyonlarca insanın yaşamına can veren Gediz Nehri bugün ağır metaller, kimyasal atıklar, sanayi deşarjları ve tarımsal zehirlerle boğuşuyor.

Bu tabloyu yaratan yalnızca birkaç fabrikanın ihmali değildir. Sorunun kökeninde doğayı sınırsız bir hammadde deposu, suyu metalaştırılacak bir kaynak, toprağı ise sermaye birikiminin aracı olarak gören kalkınma anlayışı bulunmaktadır.

Gediz Havzası’nda faaliyet gösteren organize sanayi bölgeleri, tekstil, deri, metal ve kimya tesisleri yıllardır nehir üzerinde ağır bir yük oluştururken, denetimsizlik ve cezasızlık politikaları bu yıkımın sürmesine olanak sağlamıştır.

Sermaye Büyürken Nehirler Ölüyor

Çevre örgütleri tarafından yapılan değerlendirmelerde, Türkiye’de uzun yıllardır uygulanan neoliberal ekonomi politikalarının doğal varlıkları sermayenin hizmetine sunduğu ifade edildi.

Nehirler enerji şirketlerine, tarım alanları rant projelerine, meralar ve ormanlar madencilik şirketlerine açılırken; kamu yararı söylemi altında yaşam alanlarının tasfiyesi hızlandırıldı.

Gediz’de yaşananlar da bu tablonun bir parçasıdır.

Bir tarafta üretim maliyetlerini düşürmek için çevre yatırımlarından kaçınan şirketler, diğer tarafta denetim görevini yerine getirmeyen kamu mekanizmaları bulunmaktadır. Sonuç ise kirlenen nehirler, zehirlenen tarım alanları ve sağlık riskleriyle karşı karşıya bırakılan milyonlarca emekçidir.

Mitingde yapılan konuşmalarda şu vurgu öne çıktı:

“Ekolojik yıkımın bedelini patronlar değil, işçiler, köylüler ve yoksullar ödüyor.”

Ekoloji Mücadelesi Aynı Zamanda Bir Emek Mücadelesidir.

Gediz Havzası’nda yaşanan kriz yalnızca doğanın krizi değildir. Bu kriz aynı zamanda emekçilerin, üreticilerin ve halkın yaşam koşullarını hedef alan bir sınıf sorunudur.

Kirlenen suyla sulanan tarlalarda üretim yapan köylüler, sağlıksız çevre koşullarında yaşamak zorunda kalan mahalleler, sanayi bölgelerinde çalışan işçiler ve gıda güvenliği tehdidiyle karşı karşıya bırakılan milyonlarca insan aynı ekolojik yıkımın mağdurlarıdır.

Bu nedenle meydanda sıkça dile getirilen görüşlerden biri şuydu:

“Emek mücadelesi ile ekoloji mücadelesi birbirinden ayrı değildir.”

Doğanın sömürülmesi ile emeğin sömürülmesi aynı sistemin iki farklı yüzüdür. Kârı önceleyen üretim ilişkileri hem işçiyi hem doğayı tüketmektedir.

İklim Krizi ve Talan Politikaları

Konuşmalarda iklim krizinin sermaye politikalarından bağımsız düşünülemeyeceği de vurgulandı.

Kuraklığın derinleştiği, su varlıklarının azaldığı bir dönemde nehirlerin kirletilmesi, ormanların yok edilmesi ve su kaynaklarının şirket çıkarlarına göre yönetilmesi gelecekte daha büyük felaketlerin önünü açmaktadır.

İklim krizinin yükü emekçilere ve yoksul halk kesimlerine yüklenirken, krizin temel sorumluları olan büyük şirketlerin ayrıcalıklarının korunmaya devam ettiği ifade edildi.

Gediz’i Savunmak Yaşamı Savunmaktır

Büyük Gediz Buluşmasında yapılan ortak açıklama, yalnızca bir çevre talebi değil aynı zamanda toplumsal bir mücadele programı niteliği taşıyordu.

Katılımcılar, suyun kamusal bir hak olduğunu, yaşam alanlarının şirketlerin kâr hesaplarına kurban edilemeyeceğini ve Gediz Havzası’nın korunmasının Ege’nin geleceğini korumak anlamına geldiğini vurguladı.

Manisa’dan yükselen çağrı açıktı:

Gediz’i savunmak yalnızca bir nehri savunmak değildir. Bu mücadele emeği, toprağı, suyu, gıdayı ve geleceği savunma mücadelesidir. Yaşamı metalaştıran, doğayı sermayenin sınırsız sömürüsüne açan politikalara karşı halkın ortak direnişini büyütme mücadelesidir.

Çünkü Gediz özgür akmadan Ege özgür nefes alamaz. Nehirler şirketlerin değil halklarındır. Su yaşamdır, yaşam satılık değildir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.