İzmir’de Madımak Katliamı Anıldı. Sivas’ın Ateşi Sönmedi, Gericilik ve Faşizm Yenilecek!

Madımak Katliamı’nın 33. yılında İzmir’de gericiliğe, faşizme ve cezasızlık politikalarına karşı öfke bir kez daha  sokağa taştı. Alevi Bektaşi Federasyonu Bileşenleri, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin çağrısıyla Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde düzenlenen kitlesel basın açıklamasında, Madımak’ta yakılarak katledilen 33 can anılırken, katliamın arkasındaki siyasal zihniyetin bugün de emekçilere, Alevilere, Kürtlere, kadınlara ve tüm toplumsal muhalefete yönelik saldırılarla varlığını sürdürdüğü vurgulandı.

Alevi Bektaşi Federasyonu Bileşenleri adına ilk konuşan Mehmet Bozkurt: Madımak Katliamı’nın üzerinden geçen yıllara rağmen adaletin sağlanmadığını belirterek, saldırının örgütlenme biçimi, devletin sorumluluğu, soruşturmadaki eksiklikler, inanç temelli ayrımcılığa karşı mücadele ve taleplerini kamuoyuyla paylaştı.

Madımak Katliamı Planlı ve Örgütlü Bir Saldırıydı

Bozkurt, 2 Temmuz 1993’te yaşanan Madımak Katliamı’nın kendiliğinden gelişen bir olay olmadığını, önceden planlanmış ve örgütlü bir saldırı olduğunu vurguladı. Çevre köylerden insanların toplanarak Sivas’a getirildiğini, bildiriler dağıtıldığını ve Madımak Oteli’nde bulunan aydın, sanatçı ve yurttaşların saatlerce otelde mahsur bırakıldığını ifade etti.

Yaklaşık sekiz saat boyunca süren saldırı sırasında güvenlik güçlerinin ve kamu otoritelerinin etkili bir müdahalede bulunmadığını belirten Bozkurt, olayın tüm ülke tarafından canlı yayınlarla izlendiğini hatırlattı. Bölgeye yakın askeri birliklerin bulunmasına rağmen gerekli müdahalenin yapılmadığını savunan Bozkurt, saldırının siyasi ve ideolojik olarak örgütlendiğini, kışkırtıcıların önceden hazırlık yaptığını dile getirdi.

Madımak’ta 33 canın yaşamını yitirdiğini hatırlatan Bozkurt, katliamı Türkiye tarihinin en büyük utançlarından biri olarak nitelendirdi.

“Adalet Sağlanmadı, Gerçek Sorumlular Yargılanmadı”

Konuşmasında devletin olay karşısındaki tutumunu da eleştiren Bozkurt, yetkililerin saldırıyı önlemede ve sonrasında etkili bir soruşturma yürütmede başarısız olduğunu söyledi. Gerçek faillerin ve olayın arkasındaki sorumluların tam anlamıyla yargı önüne çıkarılmadığını belirten Bozkurt, bazı kişilere müsamaha gösterildiğini ve kamuda görev almaya devam ettiklerini ileri sürdü.

Madımak davasında zaman aşımı kararlarını da eleştiren Bozkurt, insanlığa karşı işlenen suçların zaman aşımına uğramayacağını vurgulayarak, adaletin geciktirilmesinin benzer katliamların önünü açabileceği uyarısında bulundu.

“Eşit Yurttaşlık ve İnanç Özgürlüğü Vazgeçilmezdir”

Bozkurt, Alevi-Bektaşi toplumunun tarih boyunca barış, hoşgörü, demokrasi ve birlikte yaşam kültürüne önemli katkılar sunduğunu ifade etti. İnanç kimliği üzerinden yürütülen ayrımcı söylemleri ve nefret dilini kınayan Bozkurt, siyasal yaşamın tek kimlik ve tek inanç anlayışıyla şekillendirilmesinin toplumsal barışı zedelediğini dile getirdi.

Düşünceleri nedeniyle cezaevinde bulunan kişiler için zaman zaman af ve düzenlemeler gündeme getirildiğini hatırlatan Bozkurt, aynı adalet ve hakkaniyet ölçüsünün Madımak Katliamı’nın mağdurları ile sorumluları konusunda da gösterilmesi gerektiğini söyledi.

“Madımak Utanç Müzesi Olsun”

Konuşmasının sonunda taleplerini sıralayan Bozkurt, Madımak Oteli’nin insanlığa karşı işlenmiş bu suçun hafızasını yaşatacak bir  “Utanç Müzesi” haline getirilmesini istedi.

Toplumsal önyargıların ortadan kaldırılması ve benzer acıların tekrar yaşanmaması için bilimsel, laik, çağdaş ve evrensel bir eğitim anlayışının hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Bozkurt, Alevi toplumunun eşit yurttaşlık mücadelesinden vazgeçmeyeceğini vurgulayarak, adalet sağlanıncaya kadar mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceklerini ifade etti.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi adına  Kenan Yaşatürk okudu.  Kurumların da  destek verdiği açıklama  2 Temmuz 1993’te devletin gözü önünde gerçekleştirilen Madımak Katliamı’nın yalnızca tarihin karanlık bir sayfası olmadığı, aynı zamanda sermaye düzeninin, siyasal İslamcı gericiliğin ve cezasızlık politikalarının sürekliliğinin en çarpıcı örneklerinden biri olduğu ifade edildi.

Basın açıklamasına,  Sosyalist Mücadele İnisiyatifi, Yeşil Sol Parti, Ezilenlerin Sosyalist Partisi, Emek Partisi, Türkiye İşçi Partisi, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi, Sosyalist Emekçiler Partisi, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi, Toplumsal Özgürlük Partisi, Sosyalist Dayanışma Platformu, Konak Kent Konseyi, Halkların Demokratik Kongresi, Sosyalist Demokrasi Hareketi, Kaldıraç Hareketi, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği, Çağdaş Hukukçular Derneği, Komünist Köz, Devrimci Hareket, Emekçi Hareket Partisi, Sol Parti, Kızıl Parti, Halkevleri, İnsan Hakları Gündemi Derneği, Ege Barış ve İletişim Derneği ile Partizan, Dostluk Kültür Derneği ve İmece-Der de  destek verdi.

Katliamda yaşamını yitirenlerin fotoğraflarını taşıyan katılımcılar, “Sivas’ı unutma, unutturma”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Yaşasın halkların kardeşliği” “Sivasın hesabı sorulacak” sloganlarıyla  faşist-gerici katliamlarıı lanetledi.

“Madımak yalnızca geçmişte yaşanmış bir katliam değil, bugünün düzenidir”

Açıklamada, “Hesabı sorulmayan katliamlar yeni katliamlara davetiye çıkarır. Madımak’ın hesabı sorulmadığı için Çorum, Maraş, Gazi, Suruç, Ankara Gar ve daha nice katliamların önü açılmıştır. Egemenler katilleri korudukça, halkın adalet mücadelesi büyümeye devam edecektir.” denildi.

“Gerici-faşist iktidar Madımak zihniyetini sürdürüyor”

Açıklamada, AKP-MHP iktidarının baskıcı politikalarının Madımak’taki zihniyetin günümüzdeki devamı olduğu belirtilerek, kayyum uygulamalarından sendikal hak gasplarına, grev yasaklarından demokratik muhalefete yönelik baskılara kadar uzanan saldırıların aynı siyasal çizginin ürünü olduğu vurgulandı.

“İşçilerin grevlerini yasaklayanlar, halkın seçme ve seçilme hakkını gasp edenler, belediyelere kayyum atayanlar, öğrencileri, gazetecileri, sendikacıları tutuklayanlar ile Madımak’ın karanlığını besleyen anlayış aynı düzenin ürünüdür” ifadelerinin yer aldığı açıklamada, emekçilerin, ezilen halkların ve inanç topluluklarının ortak mücadelesinin büyütülmesi çağrısı yapıldı.

“Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı hâlâ tanınmıyor”

Basın açıklamasında, Alevilere yönelik ayrımcı politikaların sürdüğüne dikkat çekilerek cemevlerinin hâlâ ibadethane olarak kabul edilmemesi eleştirildi.

“Cemevleri yönetmeliklerle tanımlanamaz. Alevilerin inancı devletin lütfuna bırakılamaz. Eşit yurttaşlık anayasal güvence altına alınmalıdır. Devletin Alevisi olmayacağız” denilen açıklamada, asimilasyon politikalarına karşı mücadele kararlılığı dile getirildi.

“Emperyalist savaşlar halkları hedef alıyor”

Açıklamada Ortadoğu’da süren savaş politikalarına da geniş yer verildi. Filistin’de devam eden saldırılar, Suriye’de özellikle Alevilere yönelik katliamlar ve bölgeyi yeniden dizayn etmeye çalışan emperyalist müdahaleler kınandı.

NATO’nun emperyalist savaşların temel araçlarından biri olduğu belirtilen açıklamada, Türkiye’nin savaş politikalarının parçası haline getirilmesine tepki gösterildi. Halkların barış, eşitlik ve kardeşlik mücadelesinin büyütülmesi gerektiği vurgulandı.

“Madımak’ın hesabı emekçilerin birleşik mücadelesiyle sorulacak”

Açıklamanın sonunda, Madımak Katliamı’nın hesabının yalnızca mahkeme salonlarında değil, işyerlerinde, fabrikalarda, mahallelerde, üniversitelerde ve meydanlarda büyütülecek örgütlü mücadeleyle sorulacağı ifade edildi.

Pir Sultan Abdal’ın direniş geleneğine sahip çıkacaklarını belirten kurumlar, “Madımak Oteli gerçek anlamda Utanç Müzesi oluncaya, katliamın tüm sorumluları yargılanıncaya ve Aleviler eşit yurttaşlık hakkını kazanıncaya kadar mücadelemiz sürecek” dedi.

Basın açıklaması, “Sivas insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olmaz. Unutmadık, affetmedik, vazgeçmedik. Madımak’ın hesabını emekçilerin, halkların ve örgütlü mücadelesi soracak” sözleriyle sona erdi.

İzmir’deki anma, yalnızca 33 canı anmanın ötesinde; gericiliğe, faşizme, emperyalist savaşlara ve sermaye düzeninin baskı politikalarına karşı emek, laiklik, eşit yurttaşlık ve halkların kardeşliği mücadelesini büyütme çağrısına dönüştü.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.