İzmir Karşıyaka Çarşı girişinde yıllardır süren adalet nöbeti bir kez daha gerçekleştirildi. Ohal döneminde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle (KHK) ihraç edilen kamu emekçileri, işlerine geri dönme talebiyle sürdürdükleri oturma eyleminin 373’nci haftasında bir araya geldi. On yılı aşkın süredir devam eden hukuksuz ihraçlara karşı mücadeleyi büyüten kamu emekçileri, sermaye iktidarının ve otoriter yönetim anlayışının yarattığı mağduriyetleri teşhir ederek görevlerine geri dönme taleplerini yineledi.
Eylemde ilk olarak yıllardır Khk’lilerin mücadelesiyle dayanışma içerisinde bulunan İmece-Der’in Başkanı Günseli Kaya söz aldı.
“Khk’ler devletin sınıfsal niteliğinden bağımsız değerlendirilemez”
Kaya konuşmasına, Khk meselesinin yalnızca bir hukuk ya da idare sorunu olarak ele alınamayacağını vurgulayarak başladı. Ohal döneminde gerçekleştirilen kitlesel kamu tasfiyelerinin devletin sınıfsal karakteri ve egemenlik ilişkileri bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini belirten Kaya, devletin tarih boyunca egemen sınıfların çıkarlarını koruyan temel aygıt olarak işlev gördüğünü söyledi.
Toplumun büyük bölümüne devletin tarafsız, kutsal ve toplumun üzerinde bir kurum olarak sunulduğunu ifade eden kaya, gerçekte devletin ekonomik ve siyasal egemenliği sürdüren bir mekanizma olduğunu belirtti.
“Egemen sınıflar nüfusun küçük bir azınlığını oluşturur. Bu nedenle iktidarlarını yalnızca ekonomik güçle değil, polis, ordu, yargı, bürokrasi ve ceza sistemi gibi zor aygıtlarıyla sürdürürler” diyen Kaya, devletin “kutsallığı” üzerine kurulan resmi ideolojinin bu gerçekliği görünmez kılmaya çalıştığını ifade etti.
Ohal döneminde çıkarılan Khk’lerin de bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Kaya, yaklaşık 125 bin kamu görevlisinin herhangi bir adil yargılama yapılmaksızın görevlerinden uzaklaştırıldığını hatırlattı.
Öğretmenlerden akademisyenlere, sağlık emekçilerinden kamu çalışanlarına kadar çok geniş bir kesimin ihraç edildiğini belirten Kaya, çok sayıda kişinin hakkında herhangi bir mahkeme kararı ya da kesinleşmiş suçlama bulunmadan mesleklerinden edildiğini vurguladı.
“1402’liklerden KHK’lere, devletin tasfiye geleneği”
Konuşmasında 12 Eylül askeri faşist darbesi sonrasında uygulanan 1402 sürgünlerini hatırlatan Kaya, devletin olağanüstü dönemlerde muhalif kesimleri tasfiye etme pratiğinin yeni olmadığını söyledi.
1402 Sayılı yasa kapsamında yaklaşık 5 bin kamu görevlisinin görevlerinden uzaklaştırıldığını hatırlatan Kaya, akademisyenlerden sanatçılara kadar çok sayıda aydının bu süreçte tasfiyeye uğradığını belirtti.
Ancak yıllar süren hukuk mücadeleleri sonucunda bu ihraçların önemli bölümünün geçersiz hale geldiğini ve çok sayıda kişinin görevine döndüğünü ifade eden kaya, bugün Khk’lilerin yürüttüğü mücadelenin de tarihsel olarak benzer bir hak arama mücadelesi olduğunu dile getirdi.
1402’likler ile KHK’liler arasındaki en önemli ortak noktanın olağanüstü hukuk mekanizmalarının devreye sokulması olduğunu söyleyen Kaya, aradaki temel farkın ise tasfiyelerin boyutu olduğunu vurguladı.
“Khk’lar topluma verilmiş bir gözdağıdır”
Kaya, KHK uygulamalarının yalnızca ihraç edilenlere yönelik olmadığını belirterek, bunun bütün topluma verilmiş bir disiplin ve korku mesajı olduğunu söyledi.
Egemen sınıfların kriz dönemlerinde hukuk devleti söylemini geri plana iterek olağanüstü yönetim yöntemlerine başvurabildiğini ifade eden Kaya, KHK’lerin devlet aygıtının yeniden düzenlenmesi ve siyasal iktidarın ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi sürecinin önemli araçlarından biri haline geldiğini belirtti.
Son yıllarda ortaya çıkan yolsuzluk iddiaları, mafya-siyaset-sermaye ilişkileri ve devlet içerisindeki güç mücadelelerinin resmi devlet söylemini daha fazla sorgulanır hale getirdiğini söyleyen kaya, geniş toplum kesimlerinin artık devletin hangi çıkarları koruduğu sorusunu daha yüksek sesle sormaya başladığını ifade etti.
Konuşmasının sonunda Khk’lilerin mücadelesinin yalnızca işe dönüş mücadelesi olmadığını vurgulayan Kaya, bunun aynı zamanda demokrasi, hukuk ve toplumsal adalet mücadelesi olduğunu belirterek dayanışma çağrısı yaptı.
KESK ve Eğitim Sen: “OHAL rejiminin hukuksuzluklarıyla hesaplaşılmalıdır”
Daha sonra Eğitim Sen 2 no’lu Şube Başkanı Zeliha Danyeli basın açıklamasını okudu.
Açıklamada OHAL döneminde çıkarılan Khk’lerle on binlerce kamu emekçisinin hiçbir adil yargılama süreci işletilmeden görevlerinden ihraç edildiği belirtilerek, aradan geçen yıllara rağmen yaşanan mağduriyetlerin devam ettiği vurgulandı.
Kamu emekçilerinin yalnızca işlerinden edilmediği, aynı zamanda sosyal güvencelerinden, mesleklerinden ve geleceklerinden de koparıldığı ifade edildi.
KESK, ilk günden bu yana OHAL khk’lerinin darbe girişimiyle mücadele sınırlarını aşarak toplumsal muhalefeti tasfiye etmenin aracı haline getirildiğini savundu.
Açıklamada, sendikal faaliyet yürütenlerin, barışı savunanların, demokratik hak ve özgürlük mücadelesi verenlerin, kadın hakları ve toplumsal eşitlik taleplerini yükseltenlerin hedef haline getirildiği belirtildi.
Kadınlar hedefte
Basın açıklamasında kadın kamu emekçilerinin yaşadığı mağduriyetlere özel olarak dikkat çekildi.
Kadınların eşitlik, özgürlük ve yaşam hakkı mücadelesi nedeniyle kamusal alandan dışlanmaya çalışıldığı belirtilirken, ihraçların kadınları ekonomik ve sosyal açıdan daha ağır sonuçlarla karşı karşıya bıraktığı ifade edildi.
Açıklamada ayrıca kadınların yaşam hakkına yönelik saldırıların, erkek şiddetinin ve kadın yoksulluğunun derinleştiği bir dönemde nafaka hakkının hedef alınmasının kabul edilemez olduğu vurgulandı.
Kadınların ekonomik bağımsızlığını ortadan kaldıracak düzenlemeler yerine sosyal adalet ve eşitlik temelinde politikalar geliştirilmesi gerektiği belirtildi.
Ayrımcılığa ve nefret söylemine tepki
Basın açıklamasında, izmir’de bir hastane açılışında rahmi koç tarafından dile getirilen ve kamuoyunda tartışma yaratan ifadeler de eleştirildi.
Kadınları ve kürtleri hedef alan ayrımcı söylemlerin mizah ya da ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği belirtilirken, ana dilinde kamusal hizmet alma hakkının alay konusu yapılmasının toplumsal barışa zarar verdiği ifade edildi.
KESK, kadınların kimliğini, dilini ve varlığını hedef alan her türlü ayrımcı yaklaşımın karşısında olmaya devam edeceklerini açıkladı.
Irmak Ayşe Koparan için etkin soruşturma talebi
Açıklamada Ağrı’nın Hamur ilçesinde görev yapan öğretmen Irmak Ayşe Koparan’ın şüpheli ölümü de gündeme getirildi.
Olayın yalnızca bireysel bir ölüm vakası olarak ele alınamayacağı belirtilirken, olası ihmal, baskı, mobbing ve idari sorumlulukların etkin ve bağımsız biçimde araştırılması gerektiği ifade edildi.
Gerçeğin açığa çıkarılması ve sorumluların hesap vermesi talep edildi.
“son KHK’li görevine dönene kadar mücadele sürecek”
Basın açıklamasının sonunda ohal döneminin hukuksuz uygulamalarıyla hesaplaşılması gerektiği vurgulanarak siyasi gerekçelerle ihraç edilen tüm kamu emekçilerinin görevlerine ve tüm özlük haklarına eksiksiz biçimde iade edilmesi talep edildi.
Karşıyaka çarşı’da 373 haftadır sürdürülen direniş,KHK’lilerin yalnızca işlerini değil, emeklerini, onurlarını ve geleceklerini savunma mücadelesi olarak sürüyor.
Kamu emekçileri eylemi, “işimizi geri istiyoruz”, “khk’ler gidecek biz kalacağız” ve “yaşasın örgütlü mücadelemiz” sloganlarıyla sonlandırdı.
