KESK İzmir Şubeler Platformu; tek adam rejimini, 14 Mayıs da tarihin karanlık sayfalarına gönderme gibi bir görevimiz var.

Karşıyaka ilçesinde Çarşı girişinde, KHK’li eğitim emekçileri 253. hafta basın açıklaması ve oturma eylemini gerçekleştirdi. İzmir Emek ve Demokrasi güçleri ve Yeşil Sol Parti 1. ve 2. bölge adayları da eyleme katıldı ve katılımcıları selamladı. KESK İzmir Şubeler Platformu Dönem Yürütmesi Adına BTS İzmir Şube Başkanı Erdal Akyol açıklamayı yaptı.

Açıklama şöyle,

“15 Temmuz darbe girişimi sonrası siyasi iktidar hukuku lağvederek OHAL ve KHK ile yönetilen bir rejime geçiş yaptı. OHAL döneminde gece yarısı çıkarılan KHK’ler ile yüzbinleri aşan insan savunma hakkı bile tanınmadan ihraç edildi.

Kendi sesinden başka sese tahammülü olmayan bu iktidarın yarattığı sistemin sonucunu emekçiler canlarıyla ödedi. Dört bir yandan kuşatmaya dönüştürülen bu cezalandırma politikası nedeniyle insanlar yaşamlarını yitirmiş, ağır hastalıklara yakalanmış, tedavi olanağı dahi bulamamışlardır. Aileleriyle birlikte yüzbinlerce insanın anayasal haklarının ellerinden alınarak açlık ve sefalete mahkûm ettirilerek biat ettirilmeye çalışılması insan hakkı ihlalidir ve insanlık suçudur.

KHK lı kesklilere aclıgı sefaleti ağaç kabuğunu reva görenler öte taraftan fetöcülere milyarlık ihaleleri vermeye devam ediyorlar. 17-25 Aralık operasyonlarında bizzat ortagı tarafından suç duyurusunda bulunularak gözlatına alınan Taş Yapı İnşaat Şirketi Baskanı Emrullah Turanlı daha dün Konya Rayın altyapı ihalesi her zaman ki gibi pazarlık usulü ile adrese teslim olarak 1.8 Milyarlık TL ye verilmiştir. Turanlının şirketi 2011-2023 arasında 27 ayrı ihale ile 16.6 milyarlık iş almıstır.

Seçimlere kısa bir süre kala TÜİK Gelir Dağılımı İstatistikleri 2022 Araştırma sonuçları 4 Mayıs 2023 tarihinde yayımlandı. TÜİK tarafından yayımlanan gelir dağılımı istatistiklerinde bile son yıllarda gelir dağılımı bozulmasının önemli oranda arttığını ortaya koyuyor. Üzerinde kıyamet kopması gereken bir gelir adaletsizliği var ama hamasi konularla seçimin gerçek gündemi örtülmeye çalışılıyor.

Ama hiçbir örtü gerçek gündemi örtmeye yetmiyor. Seçim yaklaştıkça meydanlar, çanların tek adam rejimi için daha bir yüksek sesle çaldığını gösteriyor. Bunun içindir ki seçimi ikinci tura bırakmak için çabalayan iktidar, toplumda korku iklimi yaymaya çalışıyor. Muhalefetin seçim ofisleri, parti binalarına yönelik saldırılar, mitiglerdeki provokasyonlar, muhalefeti terörle eş tutan pankartlarla kitlesini konsolide etmenin arayışında. İktidarın saldırılarına tepki gösteren geniş halk kesimleri ise “Size verecek daha fazla zamanımız yok, ilk turda bitirelim” mesajı veriyor.

Saray ise kaybettiğini görüyor. Saray rejimi zorda. Yolsuzluk düzeni bir foseptik gibi patladı. Onun için de çok tehlikeli bir oyun sahnede. Paramiliter saldırılar hem seçimi etkilemek hem de gündemi değiştirmek için devreye sokulmuş görünüyor.

Çünkü Seçimi savaş alanı olarak görüyorlar. Çünkü iktidarı yüzde 99 büyük olasılıkla kaybettiklerini görüyorlar. İktidarda kalmaları gerekir. Hem talanın sürmesi hem örtbasların sürmesi için orada kalmaları gerekir. Onun içinde ne kadar yalan dolan varsa sahaya sürülüyor. Ama 21 yıllık AKP iktidarı artık yolsuzluk ve rant düzenini saklayamıyor.

Bu ranttan bu yolsuzluk düzeninden nemalananlar, memleketi soymak üzere milletvekili, bakan, bürokrat olanlar, sabah akşam soygun yapacak proje peşinde koşanlar halka hesap verecek. Çünkü artık toplum, hırsızlıkları deşifre olanların “Vatan elden gidiyor”, “Dış güçler bizi istemiyor”, “Yabancılar darbe yapacak” masallarına inanmıyor. Cin şişeden çıktı. Meydanlar değişimin ve arınmanın habercisi.

Hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet düzeni ortaya çıktıkça gündem değiştirme çabası da artıyor. Oysa Sarraf’ın kara para aklama operasyonları, Sezgin Baran Korkmaz’ın en tepe isimlere uzanan rüşvet ve ilişki ağı, Sedat Peker’in gündem yaratan ama üzerine iktidar ve yandaşlarınca toprak dökülen skandallar zinciri, Ali Yeşildağ’ın şu anki cumhurbaşkanı, eski başbakan ve bakanlar ile ilgili itiraf ve iddiaları. Hukuk devletleri iddia nereden gelirse gelsin araştırmak, sorgulamak gerekirse yargı kararı ile toplumu saran şüpheyi aydınlatmak zorundadır.

Türkiye, yürekli savcıların “Ne oluyor?” demesini bekliyor. İçeriden konuşan bu isimlerin işaret ettikleri irin yuvasına neşter atmak savcıların görevi.

Değerli Dostlar; Seçimi kazanmak uğruna neler yapıldığını görüyoruz, yapılan açıklamaları ibretle izliyoruz.
“Vur de vuralım, öl de ölelim” diyen bir avuç zavallıya bir bakan “Onun da sırası gelecek” diyebiliyor. Bir diğeri ‘Kılıçdaroğlu ve ortaklarına ya müebbet ya da bedenlerine birer kurşun’. diyebiliyor. Dün Milli iradeyi ağzından düşürmeyenler bugün milli iradeyi ağzına alamıyor, iktiar değişirse milli iradeye darbe diyebiliyor.

Bu tür faşizan açıklamaları şiddetle kınıyoruz.Bu açıklamalarda, bu açıklamaların peşinden gelen saldırılarda demokrasiye vurulan darbelerdir. Bu talihsiz açıklamaların arkasından Erzurum’da Ekrem İmamoğlu’na taşlı saldırı gerçekleşti. Yeşil Sol Parti’nin Tarsus’ta aracı taşlandı. Trabzon’da CHP milletvekillerine saldırı gerçekleştirildi. İşte bütün bu ırkçı söylemlerin arkasında gerçekleşen saldırıların bunları söyleyenlere ait olduğunu belirtmek isteriz. Bunun sorumlusu sizlersiniz. Bu saatten sonra insanlarımızın ayağına taş değse kılına zarar gelse bütün bunların sorumlusu bu söylemlerdir bunu söyleyenlerdir, söyletenlerdir.

Kaybedeceklerini anladıkça saldırıyorlar ve saldırdıkça kaybedeceklerini ne yazık ki bilmiyorlar. Artık Kürde, alevilere karşı düşmanlıklarını, demokrasiye karşı düşmanlıklarını, emekçiye, kadınlara ve muhalefete karşı düşmanlıklarını hiç gizlemiyorlar. Açık açık söylüyorlar. Televizyon programlarında mitinglerde, meydanlarda söylüyorlar. Onları kendi içlerinde düşmanlıkları ile baş başa bırakıyoruz. Biz Türkiye halklarıyla kendi içimizde Türküyle Kürdüyle, alevisi sünnisi ile tüm halklar ile barış içinde, refah ve huzur içinde yaşamak istiyoruz.

Tarihi seçime sadece 4 gün kaldı. Ve şimdi bizler için KHK lar ile işsizliği, açlığı, ağaç kabuklarını reva görenleri, KHK lı arkadaşlarımıza ölümü reva gören bu tek adam rejimini, 14 Mayıs da tarihin karanlık sayfalarına gönderme gibi bir görevimiz var.

İhraç edilen arkadaşlarımızı yalnız bırakmadık, alanlarda sesimizi çoğaltmaya devam ettik. Kral çıplak dedik ve demeye devam edeceğiz. Şimdi artık değiştirmek için alanlardayız ve değiştireceğiz.

KESK İzmir Şubeler Platformu Dönem Yürütmesi A.
BTS İzmir Şube Başkanı Erdal AKYOL”

İzmir Emek ve Demokrasi güçleri; “Bağımsızlık Demokrasi Sosyalizm İçin Denizlerin Mücadelesinde Birleşelim”

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri’nin çağrısıyla Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde “Bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm için Denizlerin yolunda birleşelim” pankartı açılarak Denizler anıldı. Denizlerin ışığıyla faşizme, sermayeye ve tek adam diktatörlüğüne karşı özgür ve demokratik bir ülke için mücadele çağrısı yapıldı. Katılımcılar, “Yusuf Hüseyin Deniz sürüyor sürecek mücadelemiz”, “Faşizme ölüm halka hürriyet”, “Emperyalistler, işbirlikçiler 6.filoyu unutmayın”, “Yaşasın devrim ve sosyalizm”, sloganları atıldı. Emek ve Demokrasi Güçleri bileşenleri, HDP Milletvekili Murat Çepni ve Yeşil sol parti milletvekili aday adayları da anmaya katıldı.

Emek ve Demokrasi Güçleri adına Gıda Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Başkanı İbrahim Uğur Toprak açıklamayı okudu. Açıklama sonrası söz alan Emek Partisi Gençliği de Denizlerden Erdallara emperyalizme ve faşizme karşı emeğin saflarında mücadele ettiklerini açıkladı.

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri adına okunan açıklama şöyle;

“Bugün 6 Mayıs. Deniz, Yusuf, ve Hüseyin’in elli bir yıl önce idam sehpasına götürüldüğü gün. Tam 51 yıl önce bugün, emperyalizme, eşitsizliklere, ayrımcılığa, sömürüye, kapitalist tahakküme ve savaşa karşı, tam bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesi veren 3 devrimci, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’a verilen idam cezası uygulandı. Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in mücadeleye atıldığı yıllar, tüm dünyada sol, sosyalist ve devrimci mücadelenin yükseldiği yıllardı ve giderek yükselen devrimci dalgayı, 3 fidan nezdinde yeşeren umudu, yok etmekti amaç. Ancak Denizler, hiçbir koşul altında mücadele kararlılığını kaybetmediler. Cesaretleri, azimleri ve kararlılıkları, sürüklenmeye çalıştığımız şu karanlık günlerde kurtuluşumuza ışık tutuyor. Denizleri anmak, umutsuzluğa kapılmadan, hiçbir koşula baş eğmeden kendi istek ve özlemlerimize sahip çıkmaktan geçiyor.

Mücadele hâlâ 6. Filo’ya secde edenlerle, onları denize dökenler arasında. Mücadele hâlâ sermayenin tahakkümünü sürdürmek için devrimci gençlerin üzerine salınan dinci-gerici ve sivil faşist çetelerle; tam bağımsız, eşit ve özgür bir ülke isteyen devrimciler arasında. Mücadelemiz o gün sermayenin ve darbecilerin safında, devrimcilere saldıran grupların parçası olup bugün ülkeyi daha da koyu bir karanlığa sürükleyen iktidar mensuplarına, onların taşıdığı zihniyete karşıdır.

Bu halk kendisine giydirilmek istenen gerici, faşist gömleği reddederek ülke tarihinin en onurlu, en haklı direnişini, Gezi’yi yaratmıştır, Gezi’nin değerlerinden, ruhundan asla taviz vermeden Gezi’ye yönelik intikam davasına karşı dayanışmasını ortaya koymuştur.

İşsizliğe, yoksulluğa, eşitsizliklere, sömürüye, doğanın ve kamu kaynaklarının yağma ve talanına, ama asıl önemlisi tüm bu sorunları yaratan emperyalist, kapitalist sisteme karşı, yollar yürümekle aşınmaz diyenlere karşı yürüye yürüye başka bir yolu açtı, Denizler, Mahirler, İbrahimler.

Bugün onların bize bıraktığı miras, nitelikli, ücretsiz ve yaygın kamu hizmeti mücadelesinde yaşıyor. Üniversite öğrencilerinin ve eğitim emekçilerinin bilimsel, özerk-demokratik üniversite mücadelesinde; sağlık emekçilerinin halk için sağlık mücadelesinde; ötekileştirilenlerin, kadınların, gençlerin, engellilerin eşitlik, özgürlük ve insanca yaşam, kamu kurumlarımızda işinin ehli liyakatli yöneticilerin olduğu, nitelikli kamusal hizmet mücadelelerinde yaşıyor.

Bugün onların mirası, HES’lere, nükleer santrallere karşı gelecek kuşaklar için verilen mücadelede; kentsel dönüşümle evinden, yurdundan edilmek istenenlerin öfkesinde; yağmalanmak istenen kentlerimize, su havzalarına, ortak yaşam alanlarımıza, yok edilmek istenen ortak belleğimize sahip çıkma mücadelesinde yaşıyor.

Bugün faşizmi ve tek adam diktatörlüğünün inşasını durdurmak, bu ablukayı dağıtmak zorundayız. Türkiye karanlık bir süreçten geçiyor. Karanlık ne kadar yoğunsa, aydınlık da o kadar yakın olacaktır bizim için. 14 Mayıs’ ta 6 Mayıs’ ın 3 fidanların ışığıyla, bu karanlık günleri bitirip daha demokratik, daha özgür ve barışçıl bir ülkede yaşayacağız ve onlara sözümüzü tutacağız; özgürlüklerin, demokrasinin egemen olduğu bir ülkeyi hep birlikte kuracağız!

Üç fidan halkın bağrında, bağımsız ve demokratik bir Türkiye mücadelesinde yaşamaya devam ediyor ve anıları mücadelemize ışık tutuyor.

Üç fidanı; Deniz’i, Yusuf’u, Hüseyin’i saygıyla anıyoruz.”

Aydınlık yarınlar için haydi 1mayıs’a

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), İzmir Tabip Odası, İzmir Barosu ve Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) bileşenlerinden oluşan İzmir 1 Mayıs Tertip Komitesi ve İzmir Emek Demokrasi Güçleri Konak Kemeraltı girişinde “AYDINLIK YARINLAR İÇİN HAYDİ 1 MAYISA” pankartı açarak, 1 Mayıs çağrısı için açıklama yaptı. Kemeraltı Çarşısı’nda bildiri dağıtıldı. “İşte 1 Mayıs alanlardayız”, “Birleşe birleşe kazanacağız”, ” “Yaşasın sınıf dayanışması” sloganları atıldı. 1 Mayısa çağrı metnini Türk-İş 3. Bölge Temsilcisi Hayrettin Çakmak okudu. DİSK Ege Bölge Temsilcisi Memiş Sarı ile KESK İzmir Şubeler Platformunu temsilen Necip Vardal da 1 Mayıs çağrısı yaptı.

“AYDINLIK YARINLAR İÇİN HAYDI
1 MAYIS ALANINA
Biz işçiler, emekçiler, emekliler, kadınlar, gençler 1 Mayıs’ta alanlarda buluşuyoruz.

Yandaşların, çetelerin, rantçıların, fırsatçıların ve emek hırsızlarının geliri artarken bu adaletsiz düzene karşı enflasyonun rekor kırdığı, halkın yoksullaştığı ve asgari ücretin ortalama ücret olduğu bir ülkede güvenceli bir iş, güvenceli bir gelecek, insanca bir yaşam ve insan onuruna yaraşır bir ücret talebi için 1 Mayıs’ta alanlardayız.

Ülkenin enkaz altında bırakıldığı bir deprem felaketi ile karşı karşıya kalmışken, asırlık yardım kuruluşlarını bile depremde çadır satar hale getiren insan yaşamını hiçe sayanlara karşı bozuk düzende sağlam çark olmaz demek için 1 Mayıs’ta alanlardayız.

Kuvvetler ayrılığının ortadan kalkmasıyla, yargı bağımsızlığını tamamen yitirdi, uluslararası anlaşmalar bir kenara bırakıldı, başkanlık rejimi hayata geçirildi ve adalet, demokrasi barış ortadan kalktı. Adalet barış, demokrasi ve kardeşliği yeniden inşa etmek için 1 Mayıs’ta alanlardayız.

Emperyalistlerin yürüttüğü savaşlar sonucunda yerinden yurdundan
edilen mülteciler ile yaşanan kriz sonucunda Aylan bebeğin sahile vuran küçücük bedenini unutturmamak ve “En güzel şiir barıştır” demek için 1 Mayıs’ta alanlardayız.
İklim krizinin ortasında, doğanın talanıyla yok oluşa dur demek için 1 Mayıs’ta alanlardayız.

En temel ihtiyacımız olan ücretsiz sağlık ve ücretsiz eğitim hakkı için 1 Mayıs’ta alanlardayız.

Çocuk istismarına, şiddete, mobinge, tacize, tecavüze ve kadın cinayetlerine karşı 1 Mayıs’ta alanlardayız.

Çocuklarımızın, gençlerimizin gülümseyerek mutlu, umutlu bir sabaha uyanmaları için 1 Mayıs’ta alanlardayız.

Karanlık gider Gezi kalır diyen ve geleceği çalınan gençlerin aydınlık yarınları için 1 Mayıs’ta alanlardayız.

1 Mayıs Mücadeledir.
1 Mayıs Dayanışmadır.
1 Mayıs Gelecektir.
2023 1 Mayısı yeni bir başlangıç olacaktır.
Yaşasın 1 Mayıs
İZMİR TERTİP KOMİTESİ”

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri çok sayıda hukukçu, gazeteci ve siyasetçinin 21 kentte gözaltına alınmasını protesto etti..

Diyarbakır Merkezli İçişleri Bakanlığı’nın yaptığı 21 kentte yapılan ev baskınlarında, aralarında çok sayıda hukukçu, gazeteci ve politikacının da bulunduğu 200’ün üstünde kişinin gözaltına alınmasına ülke sathında tepkiler gün boyunca devam etti. Çok sayıda kişinin gözaltına alınması açıklamalarla protesto edildi. İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri gözaltılara ilgili Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi üzerinde Mahmut Esat Bozkurt Caddesi girişinde basın açıklaması yaptı. Yeşil Sol Parti milletvekili adayları da açıklamaya katıldı. “Gözaltılar tutuklamalar baskılar bizi yıldıramaz”, “Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Faşizme karşı omuz omuza” sloganları atıldı.

Basın açıklamasını İzmir Barosu Başkan Yardımcısı Avukat Zöhre Dalkıran okudu. Açıklama şöyle,

“Bugün sabah saatlerinde aralarında avukat, sanatçı, gazeteci ve siyasetçinin bulunduğu çok sayıda yurttaşımız hakkında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü bir soruşturma kapsamında evlerinde, bürolarında ve dernek binalarında arama yapıldıktan sonra yakalama ve gözaltı işlemi uygulanmıştır. Haber verilmesi veya çağrılması halinde ifade verebilecek durumda olan kişilerin hukuka ve insan hakları temel ilkelerine aykırı bir biçimde ev baskını ile gözaltına alınması ile başlayan hukuka aykırı süreç dosyada gizlilik kararı alınması ve 24 saat avukat kısıtlaması kararı ile devam etmiştir.

14 Mayıs seçimini kaybedeceği gerçeğini gören siyasal iktidar, 20 yılı aşkın süredir devam ettirdiği politikalarıyla insan hakları mücadelesini sekteye uğratmak adına; yargı eliyle savunmayı, halkın haber alma hakkını ve muhalefeti halen etkisiz hala getirmeye çalışmaktadır. Toplumun tüm muhalif kesimlerine ve hak savunucularına karşı sürdürdüğü yargının sopa olarak kullanılmasını; avukatlar, gerçeği ortaya çıkaran basın emekçileri ve siyasetçiler üzerinde de sürdürmeye devam etmiştir.

Bizler, İzmir Emek ve Demokrasi güçleri olarak yasalara ve evrensel hukuk ilkelerine aykırı olarak hak savunuculuğunun, muhalif olmanın kriminalize edilmesini hiçbir şekilde kabul etmediğimizi bir kez daha yineliyoruz. Yargının giderek daha da siyasallaştığını, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının daha fazla ihlal edildiğini, fikir ve düşünce özgürlüğünün yok sayılarak hukuksuzca yüzlerce gazeteci, sanatçı, siyasetçi ve avukatların hapishanelerde tutulduğunu ve bugün de gözaltı ve tutuklama tehdidiyle siyasal iktidarın son çırpınışlarla rejimini devam ettirmeye çalıştığını gördüğümüzü, baskılara boyun eğmeyeceğimizi ve mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğimizi açıkça ifade ediyoruz.

Bizler, yargı makamlarına gözaltına alınan avukatların, gazetecilerin, sanatçıların ve siyasetçilerin de aralarında bulunduğu kişilerin adil yargılanma hakkı çerçevesindeki tüm haklarının sağlanması, bu çerçevede avukat görüş yasağı ve kısıtlama kararının kaldırılması çağrısında bulunuyor; yargısal süreci yakından takip edeceğimizi belirtiyoruz.”

TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu; Hukuksuzluğun yıldönümünde Gezi Direnişi’ne ve Gezi Davası tutsağı arkadaşlarımıza sahip çıkmaya devam ediyoruz.

TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu (İKK)’nın çağrısıyla İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri Gezi Parkı davasında haklarında 18’er yıl hapis cezası verilen Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman ve Can Atalay’ın tutukluluğunun birinci yılında İzmir Mimarlar Odası önünde toplanarak, “Gezi tutukluları serbest bırakılsın- GeziOnurumuzdur” pankartı açarak Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önüne kadar yürüyüş yaptı ve basın açıklaması gerçekleştirdi. Yürüyüşe Tayfun Kahraman’nın ailesi de katıldı. Yürüyüş boyunca “Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek”, “Mimarlar mühendisler susmadı susmayacak”, “Can Tayfun Mücella güzel günler ufukta”, ” Gezi onurumuzdur yargılanamaz”, “Susmuyoruz korkmuyoruz itaat etmiyoruz” sloganları atıldı.

Açıklamaya, Yeşil Sol parti Milletvekili adayları da destek verdi. Tayfun Kahraman’ın ağabeyi Arif Kahraman, “Bir yıldır haksız ve hukuksuz şekilde cezaevinde tutulan kardeşim ve arkadaşı adına verdiğiniz mücadeleden dolayı hepinize teşekkür ederim” dedi.

Açıklamayı TMMOB İzmir İl Koordinayon Kurulu adına Maden Mühendisleri Odası İzmir Şube Sekreteri M.Kemal Çakmak yaptı. Açıklama şöyle;

“Bugün 25 Nisan 2023…
Ülkemizin en görkemli halk hareketlerinden biri olan Gezi Direnişi hakkında iktidar güdümündeki mahkeme tarafından verilen o utanç vesikası kararının üzerinden tam bir yıl geçti.

Aralarında TMMOB Yönetim Kurulu Üyemiz Mücella Yapıcı, Şehir Plancıları Odamızın İstanbul Şubesi’nin eski başkanı Tayfun Kahraman ve Mimarlar Odamızın Hukuk Müşaviri Can Atalay’ın da bulunduğu arkadaşlarımız 1 yıldır, Osman Kavala ise 5 buçuk yıldır Gezi Direnişini örgütledikleri gerekçesiyle cezaevinde tutuluyor.
FETÖ hükümlüsü emniyet mensuplarının uydurduğu delillerle, FETÖ firarisi savcının kurguladığı iddianameyle yürütülen yargı süreci, AKP İktidarının hukuk ve adalet anlayışının çarpıklığının en somut göstergesi olarak tarihe geçmiştir.

Artık hepimiz biliyoruz ki; siyasi iktidar hukuku, adaleti sağlamanın, haksızlıkları gidermenin bir aracı olarak değil, toplumsal muhalefeti cezalandırmanın bir aracı olarak kullanmaktır.
Siyasi iktidar hukuku, kendi gelecek planı önündeki engelleri ortadan kaldırmanın bir aracı olarak kullanmaktadır.

Siyasi iktidar hukuku, siyaseten hesaplaşmaktan, siyaseten yüzleşmekten korktuğu gerçeklerden kaçmanın bir aracı olarak kullanmaktadır.

Dostlarımız suç işledikleri için değil, halkın çıkarlarını savundukları için, Taksim Meydanı’na ve Gezi Parkı’na sahip çıktıkları için, iktidarın rant projelerine karşı çıktıkları için, mesleki sorumluluklarının gereğini yerine getirdikleri için cezaevindeler.

Gezi Direnişi nasıl ki bu ülkenin yüz akı ve onurlu tarihinin bir parçasıysa, Gezi Davası’nda tutsak edilen arkadaşlarımız da bizim yüz akımız ve onurlu tarihimizin bir parçasıdır.
İktidarın ve yandaş medyanın pervasız saldırılarına rağmen, hiçbir iftira, hiçbir senaryo, hiçbir karar arkadaşlarımızın masumiyetine ve haklılığına leke düşürmeyi başaramamıştır.
Gezi Direnişinin arkasında dimdik durduğumuz gibi, Gezi Davasında yargılanan ve tutsak edilen arkadaşlarımızın da yanında dimdik durmaya devam ediyoruz.

365 gündür sürdürdüğümüz Adalet Nöbetleriyle, arkadaşlarımıza desteğimizi, arkadaşlarımızla dayanışmamızı dosta düşmana gösteriyoruz.

Tutsak arkadaşlarımıza verilen ve hiç azalmadan devam eden toplumsal destek onların mücadelelerindeki haklılıklarının göstergesidir.

Bizler AKP iktidarından adalet beklediğimiz için, AKP’nin oyuncağı haline gelmiş hakimlerden adaletli bir karar beklediğimiz için nöbet tutmuyoruz.
Bizler arkadaşlarımıza olan özlemimizi, arkadaşlarımızın suçsuzluğuna olan inancımızı göstermek için nöbet tutuyoruz.

Onların resimleriyle yan yana durmak bize kıvanç verdiği, onları seven dostlarıyla yan yana gelmek bize güven verdiği için nöbet tutuyoruz.
Onların içerideki direngenliği ve yaratıcılığı bize nasıl güven veriyorsa, adalet arayışındaki bu kararlılığımızın onlara güç ve moral verdiğini bildiğimiz için nöbet tutuyoruz.
Gezi Davası, ülkemizdeki diğer pek çok örneği gibi hukuki değil, siyasi bir davadır. Gezi Davası’nda verilen esaret kararları, siyaseten verilmiş kararlardır. Bu kararların hükmü de, siyasi iktidarın ömrü kadardır.

İnanıyoruz ki 14 Mayıs’tan sonra bu ülkede adalet yeniden işlemeye başlayacak. Yargı organları iktidarın talimatlarına göre değil hukuka göre karar vermeye başlayacak. Ve arkadaşlarımız özgürlüklerine yeniden kavuşacak.

İnanıyoruz ki yirmi gün sonra bambaşka bir ülkeye uyanacağız. Tüm dostlarımızla, özgürce, umutlu bir geleceği hep birlikte kuracağız.

Kahrolsun İstibdat, Yaşasın Hürriyet!
TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu

Yaşasın 1 Mayıs Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü!

1 Mayıs Geliyor..
Fabrikalarda, atölyelerde, işyerlerinde, tarlalarda, okullarda hayatı yeniden üretenler; güneşin her doğuşunda yeni bir güne umutla bakanlar 1 Mayıs geliyor..

Kapitalizmin sömürü baskı ve zulmünü yaşayanlar, düşük ücretle uzun sürelerle sosyal güvencesiz çalışanlar, açlıktan yoksulluktan ve sendikal örgütsüzlükten kurtulmak için güçlerini birleştiren işçiler, emekçiler; faşizme ve sermayeye boyun eğmeyen gezi tutsakları, adaletsiz hukuksuz kararnamelerle işlerinden atılan kamu emekçileri; okullarından atılan akademisyenler, öğretmenler, öğrenciler karanlık günler bir gün sona erecek aydınlık günler gelecek..

Faşizme ve sermayeye karşı, birleşik mücadelemizle hayat daha güzel olacak, kuşkumuz olmasın, hayatı güzelleştirecek olan bizlerin örgütlülüğü, bilinci ve üreten beynimiz ve kollarımızdır. 1 Mayısta işçiler emekçiler olarak bizler, tüm yok edilmeye çalışılan temel hak ve özgürlüklerimizi savunmak, kazanmak ve hayatımızı iyileştirmek için faşizme, tek adam düzenine karşı güç birliği içinde alanları dolduralım!

1 Mayısta depremin yarattığı sorunların çözümü için taleplerimizle de alanlarda olalım.. Düzenin ve siyasi iktidarın rantçı konut politikaları 11 ilde yüzbinlerce kişiyi, onbinlerce canlıyı yok eden bir depremi felakete dönüştürdü .. İnsanlar günlerce enkaz altında kaldı, yardım ulaşmadı, devletin eli kolu tutuldu… 6 Şubat depreminden bu yana geçen sürede barınma, beslenme, içilebilir suya ulaşma, sağlık, eğitim vb. yaşamsal sorunlar çözümlenmeden bütün ağırlığı ile deprem bölgesindeki halkı çaresiz bıraktı, bırakmakta. Deprem sonrası hızla oluşan toplumsal dayanışma seferberliği bu nedenle hâlâ önemini korumakta..

Siyasi iktidar faşist rejimi pekiştirdi, AKP-MHP’nin Hüda-Par ve Yeniden Refah Partisi’yle güçlendirdiği ittifak bir Taliban koalisyonu niteliği taşımakta. . Faşist blok, dinsel-koyu bir karanlık, toplumsal ve sosyal yaşamı şeriat kurallarına uygun hale getirme öncelikle kadınların tüm kazanılmış haklarının tasfiye edilmesine yönelmede ortak anlayış ve güç birliğini pekiştirdi. Hedeflerinde kazanılmış güdük temel hak ve özgürlüklerin tasfiyesi, hilafetin ve din devletinin kurulması ve öncelikle de kadınlar var.

14 Mayıs seçimlerine geri sayım başladı. Tekelci kapitalizmden, çürümüş kokuşmuş düzenden kurtuluş işçilerin ve emekçilerin siyasi iktidara yürüyüşü ile olacaktır. Kuşkusuz ezilen ve sömürülen sınıflar ve halklar için çare sandık değildir. Çare halkın kurtuluşu için işçi sınıfının ve tüm emekçilerin egemen sınıfın iktidarını devrimle tarihin çöplüğüne göndermesidir. Çare işçi sınıfının iktidarındadır. İşçi sınıfı ve emekçiler iktidar yolunda seçim dönemlerinde de mücadele edecek ve parlamenter mücadeleyi de sonuna kadar kullanacaktır. . Devrim yolu engebelidir, dolambaçlıdır, sarptır.. Bugün faşizmi, yirmi yıllık tek adam yönetimini ve uygulamalarını süpürmek görevdir.. İşçi sınıfı ve emekçiler iktidara giden yolun engellerini, dolambaçlarını aşarak, halkın kurtuluşunun yolunu açacaktır..

Bu 1 Mayıs Taliban ittifakına karşı mücadelenin de meşalesi olacak..1 Mayısta başlayan süreç, başta AKP olmak üzere faşist ittifak güçlerinin karanlık iktidarına son verecek.. İşçileri, emekçileri, herkesi umutlandıran şey karanlığı yırtarak tek adamı iktidardan gönderecek güçlü bir halk iradesinin ortaya çıkmış olmasıdır. Düzen partilerinden, soldaki partilere tüm muhalif güçlerin iradesiyle, cumhurbaşkanı seçiminde Kılıçdaroğlu isminde ortaklaşılarak, Meclis seçiminde de tüm çabalara karşın devrimci-demokrat güçlerin tek liste ile seçime katılması sağlanamasa da faşist ittifakı azınlığa düşürmenin momenti yakalanmıştır.

Muhalif güçler, seçim yenilgisi almış faşist blokun seçim sonuçlarını geçersiz ilan etmesini veya hileli yollara tevessül ederek seçimi kazanmış gibi iktidarını sürdürmek istemesini; provokasyonlarla saldırgan faşizm ile muhalefeti bastırmak istemesini de dikkate almakta. Faşist-gerici saldırılara karşı sol muhalefet parçalı durumunu aşarak bütün güçlerin birliğini gerçekleştirmeli; sandıklardan il ve ilçe seçim kurulları önünde kitlesel nöbetlere kadar her türlü seçenek en iyi biçimde değerlendirilmeli.. Halkın sandıkta çıkacak iradesini boşa düşürecek oyunlara karşı uyanık ve hazır olunmalıdır. Faşizmin ve sermayenin saldırılarına karşı halk güçlerinin örgütlü gücü, birliği ve haklı zeminde direnmesiyle engeller aşılacaktır..

İşçiler, emekçiler, güçlerini birleştirerek fabrikalardan, iş yerlerinden alanlara akmalı, her alan işçilerin emekçilerin taleplerini haykırdığı 1 Mayıs alanı olmalı! Faşizmin, gericiliğin, ve siyasi iktidarın acımasız, hukuk, kural tanımaz politikalarına, 14 Mayıs seçiminde sandık hilelerine, savaş politikalarına karşı direnelim..

İş ekmek, özgürlük ve barış taleplerine seslerimizi birleştirerek ve gürleştirerek haykırmak için haydi alanlara, eyleme, özgürleşmeye!
Yaşasın İşçi sınıfı ve Emekçilerin Birliği, Mücadelesi, Dayanışması!
Yaşasın İşçilerin Birliği Halkların Eşitliği, Kardeşliği!
KHK’ler sonuçları ortadan kaldırılarak iptal edilsin!
Zindanlar boşalsın, örgütlenme, ifade, toplantı ve eylem özgürlüğü!
Barış İçin Savaşa ve Faşizme Hayır!
Yaşasın Sosyalizm
Bıji 1 Gulan
Yaşasın 1 Mayıs

HÜSEYİN GÜNAY

                                                                                 HÜSEYİN GÜNAY (1955-18.04.2023)

İzmir Balçova İlçesi’nden yurtsever devrimci yoldaşımız Hüseyin Günay’ı amansız hastalık aramızdan aldı cenazesi yarın Balçova merkez camiinden öğleyin kaldırılacak.  Ailesinin sevenlerinin yoldaşlarının başı sağolsun. Faşizme ve sermayeye karşı  sosyalizm mücadelemizde yaşasın.

Sevgi ve özlemle

İzmir Kadın Platformu, faşist-gerici kadın politikalarına karşı sokağa çıktı..

İzmir Kadın Platformu Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde “Susmuyoruz korkmuyoruz itaat etmiyoruz” pankartı açarak, iktidarın faşist-gerici kadın politikalarına karşı sokağa çıktı. Kadınlar “Yaşasın kadın dayanismasi”, “Gözaltılar, tutuklamalar, baskilar bizi yıldıramaz”
“Jin jiyan azadi”, “Kadın yaşam özgürluk” sloganlarını attı. Basın açıklamasını KESK Şubeler Platformu’ndan Gülsev Sağıroğlu okudu.

Açıklama şöyle;

“BASINA VE KAMUOYUNA!
21.yüzyılın kadın yüzyılı olduğu farkındalığıyla içinde yaşadığımız atmosfer bize kadın öncülüğünün, toplumsallığın ne kadar elzem olduğunu bir kez daha gösterdi, göstermeye de devam ediyor. Kadınlar ve LGBTİ+’lar olarak, Şili’den Sudan’a, Arjantin’den ABD eyaletlerine, Türkiye ve Kürdistan’dan, İran, Fransa ve Almanya’ya kadar dünyanın her yerinde erkek-devlet şiddetine, kürtaj hakkının gaspına, yaşam tarzına müdahale edilmesine, taciz, tecavüz ve kadın cinayetlerine karşı kitlesel mücadeleler yürüttük, yürütüyoruz da.

Ülkemizde 6 Şubat tarihi itibariyle yaşanan depremler ve sel felaketleri ile birlikte bir kez daha gördük ki: doğal afetler değil, tedbirsizlik ve doğanın talan edilmesi yaşamları, yaşam alanlarını yok ediyor. Tüm kamu kaynaklarının ve doğanın ranta kurban edilmesinin en ağır sonuçlarını yaşamak zorunda bırakıldık.

İktidarın yıkım politikalarının yarattığı bu enkazdan yine toplumsal dayanışma ile çıkmaya çabaladık ve çabalıyoruz. Acılarımızı yasımızı dayanışmayla aşmaya çalışırken, kaybetme korkusundaki iktidar yine kadınları hedef alıyor. Bu insanlık dışı kapitalist ataerkil sistemi kabul etmeyen biz kadınlar ve LGBTİ+’lar önümüzdeki dönemde yapılacak seçimleri değişim ve dönüşümün bir parçası olduğu öngörüsü ve iradesiyle, kendi yaşamlarımızın karar aşamalarına yansıması için mücadele etmeye devam ediyoruz. Buna karşı Örgütlü kadın gücünün, kendi çıkarlarını zedeleyeceğini çok iyi bilen iktidar ve sermaye ikilisi kadınların çabaları ve direnci karşısında boş durmuyor. İlimizde bir hafta içerisinde, içlerinde birlikte yol yürüdüğümüz, bileşenlerimizden SKM; ÖGK, TJA lı arkadaşlarımızın da olduğu toplam 11 kadın arkadaşımız, uydurma gizli tanık ifadeleriyle evlerine yapılan baskınlar sonucu gözaltına alınarak tutuklandılar. Biliyoruz ki, iktidar bu baskılarla sesimizi kısmak, geride kalanlara gözdağı vermek, kadınların söz, karar ve yetki sahibi olmasını engellemek ve kendi kirli pratiklerini sergilemeye devam etmek istemektedir.
8 Mart’ta ülkenin her yerinde sokakları ve meydanları dolduran kadınlar ve LGBTİ+’lar olarak, dayanışmayı büyüterek, mücadelemizle Yaşamı yeniden inşa edeceğimizi tüm kararlılığımızla haykırdık. Bir kez daha sesleniyoruz: Toplumun ihtiyaçlarını göz önüne alarak ayakta kalmaya, yaşamaya, yaşatmaya çalışan, yaşam üzerindeki eril tahakkümleri teşhir eden kadınları baskı, gözaltı ve tutuklamalarınızla durduramazsınız, susturamazsınız! Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz!

Depremin ilk gününden beri açlığa, yoksulluğa ve soğuğa terk edilen binlerce kadın, çocuk ve LGBTİ+’lar olarak yaşananların sorumlusunun kim olduğunu çok iyi biliyoruz. Depremzede çocukların çeşitli cemaatlere “koruma” adı altında verilmesinin; Ensar Vakfına bağlı yurtlarda yaşanan istismar vakalarından, Hiranur Vakfı olayına kadar yaşadığımız sayısız acı deneyimlere, yenilerinin eklenmesi demek olduğunu da üzülerek biliyoruz. Tüm bu zulümler ve erkçi zihniyetin uygulamaları karşısında biz kadınlar; eşit, özgür, doğayla uyum içinde bir yaşamı hep birlikte inşa edeceğiz. Gözaltılar, Baskılar, Tutuklamalar Bizi Yıldıramaz!

Öldürmekle, tutuklamalarla, hapsederek eve kapatmaya çalıştığınız biz kadınlar ve LGBTİ+’lar olarak Mücadele ile edindiğimiz haklarımızdan; bizim için yaşamsal olan, İstanbul Sözleşmesinden vaz geçmeyeceğiz! Köhnemiş zihniyetin temsilcisi homofobik ve kadın düşmanı ittifaklara da sözümüz: 6284 Sayılı Kanunun tartışmaya açılmasını, önümüzdeki seçimler için pazarlık malzemesi yapılmasını asla kabul etmiyoruz!

Yaşasın kadın dayanışması
Kadın Yaşam Özgürlük!
Jin jiyan azadi

İZMİR KADIN PLATFORMU”

ASIM AYKUT SÜMER

                                                                           ASIM AYKUT SÜMER (1955-29.03.2023)

Sevgili arkadaşımızı, dostumuzu amansız hastalıktan kaybettik.

Anılarıyla bizimle yaşayacak…

Sevgi ve özlemle..

Ege Üniversitesi’nden KHK ile ihraç edilen ve altı yıl sonra İdare Mahkemesi kararıyla ihraçları iptal edilen akademisyenler 247.oturma eyleminde açıklama yaptı.

Karşıyaka çarşı girişinde KHK’li kamu emekçileri 247.hafta da oturma eylemini yaptı. Bu haftaki oturma eyleminde haksız, hukuksuz olarak “Barış Akademisyenleri Bildirisi” olarak bilinen ortak metni imzaladıkları için ihraç edilen ve Ankara 21. İdare Mahkemesi’nce ihraçları altı yıl aradan sonra iptal edilen akademisyenler adına açıklama yapıldı. Açıklamayı göreve iade edilen akademisyen Nermin Biter okudu.
Barış Akademisyenleri adına yapılan açıklama şöyle;

“Değerli arkadaşlar,
OHAL KHK’leri adaletsizliği ve hukuksuzluğuna karşı örgütlenmiş ve yıllardır onurla, sebatla sürdürülen oturma eylemlerinin 247.sinde, sizlerle beraber olmanın kıvancıyla hepinizi dostluk ve dayanışma duyguları ile selamlıyoruz. Merhaba!

“Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı ve kamuoyunda “Barış Akademisyenleri Bildirisi” olarak bilinen metni imzaladığımız için; barış, adalet, eşitlik ve özgürlük isteğini dile getiren binlerce arkadaşımız gibi OHAL KHK’leri ile 2017 Ocak’ta Ege Üniversitesi’ndeki işlerinden ihraç edilmiş akademisyenleriz.

Altı yıldan fazla bir zaman geçtikten sonra Ankara 21. İdare Mahkemesi hakkımızda “ihraç iptal kararları” verdi. AİHM’e iç hukuk yolları işliyor diyebilmek için bazılarımızın davalarının araçsallaştırıldığını düşünüyoruz. Öncelikle bizlerle aynı davadan yargılanıp beraat etmiş olan herkes için iptal kararları verilmeden bu kararı adaletin tecellisi olarak algılamadığımızı ifade etmek isteriz.

İdare mahkemelerinin verdiği ihraç iptal/işe iade kararlarının bölge idare mahkemelerinin yürütmeyi durdurma kararları ile bozulabildiğini ve yaşadığımız hukuk garabetinin devam edebileceğini görüyoruz.

Gerek iptal kararı verilen dosyalarımızda, gerekse işe iade yönünde olumlu bir karar verilmeyen dostlarımızın dosyalarında gerçek hukuki bir karar çıkmadan adaletten söz etmenin mümkün olmadığını biliyoruz. İşe iadesi reddedilenler ve kabul edilenler olarak dayanışmaya ve birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz. Kendi işlevlerinin dışına çıkarak ceza mahkemeleri gibi davranan idare mahkemelerinin, arkadaşlarımızı cezalandırmasını kabul etmiyoruz. Hepimiz geri döndüğümüzde, ancak o zaman geri dönüşümüz adalet kavramıyla birlikte anılarak bir kutlamaya dönüşebilir!

Mutlaka bir gün hepimiz döneceğiz! Hayattan ayrılan/koparılan dostlarımızı unutturmadan, bu ülke halklarına yaşatılan zulümleri unutturmadan ve yüzleşmeleri sağlayarak, hesabını sorarak geri döneceğiz! Barış içinde insanca, onurlu bir yaşam istediği için işlerinden olan; hapishanelerde tutsak edilen; baskılara maruz bırakılan bütün arkadaşlarımızla geri döneceğiz! Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını ve zaten eskisi gibi olanı da kabul etmeyeceğimizi bildirerek, hatırlatarak döneceğiz! Yeni bir yaşamı inşa etme iradesiyle, her birimize düşen sorumluluğun bilincinde olarak döneceğiz

Barış, adalet, eşitlik ve özgürlük içinde insanca onurlu bir yaşamı inşa etmek mümkün! Bu ülke halklarına reva görülen cehenneme katlanmanın zorluğunun yanında, barış içinde eşit ve özgür yurttaşlar olarak yaşayan bir toplumu inşa etmek, o kadar da uzak ve zor bir ihtimal değil! Bu yüzden önemli bir eşikteyken, var gücümüzle ve coşkumuzu kaybetmeden mücadelelerimizi ortaklaştırmaya devam edeceğiz!

Bunu başarabiliriz ve başaracağız! Hep birlikte, dayanışarak, politik kötülükle ve hukuksuzlukla mücadele ederek; hafızamıza ve hayal gücümüze sahip çıkarak, ve en önemlisi hakikatin her birimize yüklediği sorumluluğun bilincinde olarak!
Dostluk ve dayanışmayla…”