İzmir kadın Platformu: Eşit, Özgür, Sömürüsüz Bir Dünya İçin İsyandayız..

İzmir  Kadın Platformu’nun çağrısı ile Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde toplanan kadınlar   8 Mart Emekçi Kadınlar Günü nü  nedeniyle bir araya geldiler. Kadınlar Kıbrıs Şehitleri Caddesi üzerinde yürümek istemesini  polis barikat kurarak engellemek istedi. Kadınlar polis barikatına direnerek  “Aç aç, Barikatı aç ”  sloganları ile barikatı yarmak istedi. Direnen kadınlara  polis barikatı açtı.  Kadınlar  ÖSYM önüne kadar sloganlarla yürüdü.

Kadınlar açıklama ve yürüyüş boyunca    “her gün 8 mart her yer mücadele”, “yaşasın kadın dayanışması”, “eşit işe eşit ücret”, “kadınlar işe çocuklar kreşe”, “görünmeyen emek sesini yükselt”, “Jin jiyan azadi”, “cinsel, ulusal, sınıfsal sömürüye son”,  “kadınlar artık susmayacaklar susmayacaklar susmayacaklar”, “nafaka hakkı gasp edilemez”, “erkek adalet değil gerçek adalet”, “kadın cinayetleri politiktir”, “trans cinayetleri politiktir”, “sermayeye değil kadınlara bütçe”, “krizin yükü patronlara”, “susmuyoruz korkmuyoruz itaat etmiyoruz”, “yapılan zamlar geri alınsın”, “insanca bir yaşam istiyoruz”,  “Akp elini çocuklardan çek “, “nefrete inat yaşasın hayat!”, “savaşa hayır barış hemen şimdi”, “nato defol bu memleket bizim”, “kadınlar savaş istemiyor”, “kadın yaşam özgürlük”, “yapılan zamlar geri alınsın”, “geceleri de, sokakları da, meydanları da terk etmiyoruz”, “bağır bağır herkes duysun erkek şiddeti son bulsun”, “bir kişi daha eksilmeyeceğiz”, “dünya yerinden oynar kadınlar özgür olsa!”, “diyanete değil kadınlara bütçe”, “sözleşme bizim vazgeçmiyoruz”, “emeğimiz bizim, bedenimiz bizim, istanbul sözleşmesi bizim”, “katledilen kadınlar isyanımızdır”, “gelsin baba gelsin koca gelsin cop, inadına isyan inadına isyan inadına özgürlük”, “homofobiye, transfobiye geçit vermeyeceğiz”, “meydanlar, sokanklar, sözleşme bizim vazgeçmiyoruz” sloganlarını attı.

Feminist kadınları Leman Kafe önünden saat  20.00 de yapmak istediği yürüyüşe polis barikat kurarak  engel oldu. Ancak birbirine ulaşmaya çalışan iki grup sonuçta bir araya gelmeyi başardı.  Bu sırada polis saldırısı sonucu iki genç kadının  gözaltına  alındığı bilgisi geldi.

Saat 19.45 sularında İzmir Kadın Platformu adına  yapılan açıklama şöyle:

“Bugün 8 Mart, tüm dünyada emekçi kadınların kapitalist sömürüye, eşitsizliklere, mahkum edildikleri korkunç çalışma ve yaşama koşullarına karşı mücadele günü.

Bugün 8 Mart ve dünyanın her yerinde olduğu gibi İzmir’de eşitlik, özgürlük, insanca bir yaşam taleplerimizle sokaklardayız.

İstanbul Sözleşmesi’nden imzanın geri çekilmesine, kadınların vahşice katledilmesine, haklarımıza yönelik gerici saldırılara, krizin tüm yükünün üzerimize boca edilmesine, yoksulluğa, esnek, güvencesiz, kölece çalışmaya karşı isyanımızla buradayız.

HER GÜN 8 MART HER YER MÜCADELE

Ekonomik kriz gittikçe derinleşiyor, kriz derinleştikçe yoksulluk, işsizlik, güvencesizlik artıyor.  İşten çıkarmalarda kadınlar ilk sırada yer alıyor. Artan zamlar, yükselen faturalar ve sefalet ücretleriyle karşı karşıya kalan kadınlar bir dar boğazın içinde yaşamaya çalışıyor. Ekonomik özgürlükten yoksun kalan kadınlar olarak bir başkasına, daha da bağımlı kılınıyoruz. Her kriz döneminde olduğu gibi içinde yaşadığımız bu krizde de yaşlı, çocuk, hasta bakımı gibi bakım yükümlülükleri, evlerin angarya işleri ve hatta ev ekonomisi artan bir yükle tek başımıza bizim sırtımıza yükleniyor. Kamu kaynakları savaşa, silahlanmaya, yandaşa, asıl olarak da sermayeye peşkeş çekilirken kadınların talepleri görmezden geliniyor.

Temel ihtiyaçlarımıza yapılan zamlardan bıktık usandık. Doğum kontrol yöntemleri ve ürünleri; ped, tampon gibi hijyen ihtiyaçları temin edebilmek imkansız hâle geldi.  Sağlık hakkına erişemiyoruz. Çeşitli kanser türlerini önleyici etkisi bilinen HPV aşısını olamıyoruz çünkü devlet karşılamıyor. Ama aynı devlet lüks yattan yüzde 1 KDV alırken, pedden yüzde 18 KDV kesiyor, yandaşlara milyarlarca lira aktarıyor.

Biz kadınlar emeğimiz ve haklarımız için direnmekten, “krizin faturasını kadınlar ödemeyecek” demekten vazgeçmiyoruz.  Tüm kadınlar için güvenceli iş, insanca ve eşit ücret, ev içi emekte eşitlikçi bölüşüm, tüm çocuklar için nitelikli, güvenli devlet kreşleri, bakım, temizlik, beslenme gibi zorunlu ihtiyaçlar için kamusal politikalar geliştirilmesini talep ediyoruz. Temel ihtiyaçlarımızın ücretsiz karşılanmasını, HPV aşısının herkese ücretsiz uygulanmasını istiyoruz.

KRİZİN YÜKÜ PATRONLARA

Evde, iş yerlerinde, sokakta, kampüste tacize, tecavüze, mobbinge uğruyoruz. Her gün bir kız kardeşimiz daha vahşice katlediliyor. Hiçbirimiz kendini güvende hissetmiyor. Hayatını savunan kadınlar en ağır cezalarla cezalandırılırken katiller aramızda dolaşmaya devam ediyor. Şüpheli kadın cinayetleri aydınlatılmıyor.  LGBTİQ+’lar her gün bizzat iktidar tarafından gerici saldırılarla hedef haline getiriliyor. Bunun sonucunda şiddete maruz kalıyor, katlediliyor ya da intihara sürükleniyor. İzmir’de geçtiğimiz ay 3 trans bu nefret politikaları yüzünden katledildi. Buradan bir kez daha dile getiriyoruz, ayrımcı politikalarınıza karşı kadınlar ve LGBTİQ+’lar olarak dayanışmayı ve mücadeleyi büyütmekte kararlıyız. Katillerden hesabı hep birlikte soracağız.

NEFRETE İNAT YAŞASIN HAYAT

KADIN CİNAYETLERİ POLİTİKTİR

Bundan sadece birkaç hafta önce bir kadının sahne kıyafeti açık bulunarak laiklik karşıtı gerici açıklamalar yapanlara, bir başka kadın sanatçıyı  “dil koparma” yla tehdit edenlere sesleniyoruz. Bizler tüm saldırılarınıza rağmen makbul kadın olmadık. Susmadık, korkmadık, itaat etmedik. En güçlü sesimizle bir kez daha haykıralım:

SUSMUYORUZ KORKMUYORUZ İTAAT ETMİYORUZ!

Bugün katlettiğiniz kadınlar için de yan yanayız. Hakkında hala bir cinayet davası bile açılmamış olan Aleyna Çakır için buradayız. Ümit Can Uygun’dan ve onun sırtını dayadığı iktidardan hesap sormak için buradayız. İpek Er’e tecavüz edip, intihar etmesine sebep olan Musa Orhan tutuklansın demek için buradayız. Gülistan Doku’yu bulun, Nadira  Kadirova,  Yeldana  Kaharman’ın şüpheli ölümlerini aydınlatın demek için buradayız. Çilem Doğan’ın hayatı için buradayız. Katledilen tüm kadınların isimlerini aklımızda, kalbimizde taşıyoruz. Bu yüzden öfkemiz hiç bitmeyecek. Kadın cinayetleri tamamen son bulana kadar, failleri koruyanlar, aklayanlar hesap verene dek sürecek. Cezasızlıkla faillere cesaret veren düzeninize boyun eğmeyeceğiz. Kanı elinizde olan bütün kadınların hesabını mutlaka soracağız.

KADIN CİNAYETLERİ POLİTİKTİR

ERKEK ADALET DEĞİL GERÇEK ADALET

İstanbul Sözleşmesi’ni bir gecede fesheden AKP iktidarı; bu sefer de yoksulluk nafakasına yani kadınların medeni haklarına göz dikti. Uydurulmuş bir mağduriyetle evlilik boyunca çalışma hakkından yoksun bırakılan, boşanmayla da yoksulluğa sürüklenen kadınların boşanma hakkını kullanması fiilen engellenmeye çalışılıyor.  Bugünlerde tartışmaya açılan aile arabuluculuğu tasarısı da boşanma önüne fiili engeller çıkarmak konusunda atılan somut adımlardan biri. Ne yapmak istediğinizin farkındayız. Mücadeleyle kazandığımız haklardan vazgeçmiyoruz. Şiddetin arabuluculuğu olmaz, izin vermeyeceğiz. Nafaka hakkına, boşanma hakkına dokunmayı aklınızdan bile geçirmeyin diyoruz.

NAFAKA HAKKI GASP EDİLEMEZ

AKP iktidarı sadece haklarımıza göz dikmiyor, sindirme politikalarının bir parçası olarak eşitlik, özgürlük barış için mücadele eden kadınlara da saldırıyor. İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz dediğimiz için arkadaşlarımız yargılanıyor. İktidar politikalarını eleştirdiği için gazeteciler, siyasetçiler mesnetsizce tutuklanıyor, cezaevlerinde işkenceye maruz kalıyor. Cezaevinde demans teşhisi konulan ve geçtiğimiz günlerde ATK’ye sevk edilen eski HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk da bunlardan biri. Tüm hasta mahpusların tahliyesi sağlanana, düşüncesinden dolayı yargılanan tüm gazeteciler, kadın hakları savunucuları serbest bırakılana, haklarındaki davalar düşürülene kadar mücadelemiz sürecek. Birbirimizi yaşatmak için, faşizme, erkek/devlet şiddetine karşı yan yana, omuz omuza olacağız.

JİN JİYAN AZADİ

AKP iktidarının ırkçı politikaları, nefret söylemleri sonucu HDP İzmir İl binasına yönelik saldırıda katledilen Deniz Poyraz’ın davasının Kayseri’ye taşınmak istenmesi kabul edilemez.  Bu katliama yol verenler, hedef gösterenler, mahkeme salonunda katil Onur Gencer’e omuz verenler, bilsinler ki ne yaparlarsa yapsınlar bizler mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Bilinsin ki faşizan uygulamalarınız, sindirme politikalarınız biz kadınları bir adım geri attırmayacak, dayanışmamızdan, mücadelemizden, haklarımızdan ve hayatlarımızdan vazgeçmeyeceğiz.

DENİZ’E SÖZÜMÜZ BARIŞ OLACAK

DENİZ POYRAZ ÖLÜMSÜZDÜR

Emperyalist savaşlar dünyanın her yerinde kadınları yerinden ediyor. Göçmen kadınlar savaştan kaçarken göç yollarında tacize, tecavüze uğruyor, vardıkları topraklarda daha fazla yoksulluk, ayrımcılık, şiddetle karşı karşıya kalıyor. Savaş başlar başlamaz, Ukraynalı kadınlar hakkında ortalığa saçılan cinsiyetçi söylemlerinde gösterdiği gibi bu savaş kadınlara daha fazla sömürü, yoksulluk, ayrımcılık ve ölümden başka bir şey getirmeyecek. Biz kadınlar emperyalist savaşa karşı barış talebimizle sokaklardayız.

SAVAŞA HAYIR BARIŞ HEMEN ŞİMDİ

YAŞASIN KADIN DAYANIŞMASI

Farplas, Alpin Çorap, Oppo, Migros Depo, Pas South işçileri, pandemiyle mücadelede en ön safta yer alan sağlık emekçileri başta olmak üzere memleketin dört bir yanında “eşit işe eşit ücret” diyen, “insanca yaşamak istiyoruz” diye harekete geçen, sendikal hakları için direnen, ek zam talepleri ile iş bırakan, grev alanlarının direnci olan emekçi kadınlarız,

Şiddete karşı mücadele eden, yaşamına sahip çıkan, kadınların ve çocukların geleceğinin çalınmasına izin vermeyen tek adam rejiminin karşısında on binler olup sokakları dolduran, İstanbul Sözleşmesi’nden, haklarımızdan ve hayatlarımızdan vazgeçmiyoruz diyerek karanlığın üstüne el ele tutuşup yürüyen genç kadınlarız.

Yalnız 8 Mart’larda değil, her gün kadın dayanışmasını ve mücadelesini yükseltecek, yoksulluğu bize reva görenlere karşı, sömürü ve şiddete karşı eşit, özgür bir yaşamı birlikte kazanacağız.

Tekrar ediyoruz;

  • Yapılan zamların geri alınması, ücretlere ek zam yapılması için
  • Kadın istihdamında tek seçenekmiş gibi sunulan esnek-güvencesiz-kayıt dışı ve taşeron çalıştırmaya son verilmesi için!
  • Eşit işe eşit ücret, sendikal hak ve özgürlükler için
  • Bütçede, eğitimde ve her türlü yasa ve uygulamada toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanması için
  • Her mahalleye ve işyerlerine 7/24 açık, ana dilde hizmet veren kreş ve bakım evleri açılması için
  • İşyerinde şiddeti, ayrımcılığı ve mobbingi önleyen İLO 190 sayılı yasanın uygulanması için
  • Korunma ve sığınma talep edenler öncelikli olmak üzere her kadın ve LGBTİ+’lara iş ve sosyal güvence sağlanması için
  • İstanbul Sözleşmesi, 6284 sayılı yasa başta olmak üzere kadına yönelik her türlü şiddeti önleyen ve kadınları koruyan yasal düzenlemelerin uygulanması için
  • Nafaka hakkı için, istismar ve şiddet davalarında cezasızlığın son bulması için
  • Temel ihtiyaç ürünleri ve hizmetlerinin ücretsiz sağlanması için, doğum kontrol yöntemleri ve ürünleri; ped, tampon gibi hijyen ihtiyaçlarının ücretsiz sağlanması için,
  • Ücretsiz ve koşulsuz HPV aşısı için, fiili “kürtaj yasaklarını” kaldırmak için

İsyanı büyütüyor, mücadeleyi örgütlüyoruz.

YAŞASIN 8 MART MÜCADELEMİZ

İZMİR KADIN PLATFORMU -08.03


   Kaktüsler  Emekçi Kadınlar Günü’nde  

YAŞASIN 8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ

1857’de Newyork’ta çalışma koşullarının iyileştirilmesi istemiyle yapılan grevde çıkan fabrika yangınında can veren 129 kadın işçinin anısına selam olsun!  Selam olsun emeğin mücadelesine, eşitlik için ateşi çalmaya yola çıkıp meşale olan kadınlara!

Dünyada ve Türkiye’de mücadele tarihi boyunca hak ve özgürlükleri için, aydınlık, eşit bir yaşam için canlarını veren, fabrika önlerinde, akarsuların gözelerinde,  jeotermalin, maden şirketlerinin verdiği zararlara karşı incir tarlalarında, zeytin alanlarında havasını, toprağını, ağaçlarını, suyunu koruyan, nöbet tutan; mücadele sonucu cezaevlerinde tutulan, onurları adına hala direnen, eşitlik, özgürlük isteyen, bu eşitsiz, adaletsiz sistemde erkeklerin katlettiği ve faillerinin cezasız bırakıldığı kız kardeşlerimizi saygıyla anıyor, selamlıyoruz.

8 Mart 2022’ye ne yazık ki Ortadoğu’dan Asya’ya kadar, hemen her yerde sıcak savaşlarla girilmektedir. Çökmeye yüz tutmuş kapitalizmi kurtarmak ve dünyayı yeniden paylaşmak isteyen emperyalistler, alçak politikalarını alenen silahlarla sürdürmekteler. Suriye’de Afganistan’da, en son Ukrayna’da  savaş karşıtı çığlıklar atıp silah tekellerinin silah, mühimmat askeri araçlar satma yarışına girdikleri bir savaşı ne yazık ki izlemekteyiz. Nükleer savaşın tehdit ve şantaj olarak kullanıldığı, halkların birbirlerine düşmanlaştırıldığı, insanın, toprağın yaşam alanlarının yok edildiği koşullardayız.

Elbette bu savaşta , öncekilerde olduğu gibi önce kadınlar, çocuklar ve etnik, ulusal kökeni ne olursa olsun yoksullar vurulmakta, çaresiz bırakılmakta..

1977’den beri tüm dünyada, 1921’den beri Türkiye’de anılan 8 Mart’lar, ne bayram ne kutlamadır. Aksine, kadınların yaşam hakkı öncelikli olmak üzere haklı istemleri için, seslerini birlikte yükselttikleri mücadele, dayanışma günü olarak değerlendirilmektedir.

Geçmiş yıllarda utangaç, üstü örtülü yapılan, son yirmi yirmi beş yıldır açıktan, ülke nüfusunun yarısını, kadınları hedef alan bir yönetim anlayışı örümcek ağı gibi sardı ülkeyi. Kadınlar erkeğe, patrona, gerici geleneklere, kadın bedenini isabet alan fetvalara ve iktidarlara itaate zorlanmaktadır; toplumsal cinsiyet eşitsizliğini sözel ve fiili uygulamayla körükleyen, yerleştiren zihniyet, tüm bunların sonucunda, kadına karşı artan her türlü şiddetten ve cezasız bıraktıkları cinayetlerden de sorumludur.

Cinsiyet, ırk, renk, dil, din, görüş, ulusal veya sosyal köken, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsüne dayalı olarak ayrımcılık yapılmasının önüne geçerek kadınların can ve mal güvenliğinin de güvencesi olan Uluslararası İstanbul Sözleşmesi’nin geçersiz kılınması, bizim yetersiz bulduğumuz Medeni Yasa’nın güdükleştirilme çabaları, nafaka tartışmaları ile eğitim öğretimde anti laik uygulamalar at başı gitmektedir.

Yoksulluğa, işsizliğe, her alandaki eşitsizliğe, ev içi emeğin göz ardı edilerek sömürüsüne, çocuk, yaşlı bakımı gibi kamusal işlerin kadının sırtına yıkıldığı koşullarda yaşamaktayız. Yüzlerce yıldır işyerinde aynı işi aynı sürede yapan kadın ve erkeğe, kadın aleyhine eşitsiz ücret ödendiği,  siyasette, ekonomide, yönetim mekanizmalarında kadının yok sayıldığı dönemleri yaşamaktayız. Kadının cinsel meta olarak erkeğe tapulu sayıldığı,  her türden şiddete,  tacize tecavüze uğradığı koşulları ve idari, yargısal, yönetsel uygulamanın bu duruma yol verdiği, etkin önlemler almadığı erkek egen sistemin acılarını yaşamaktayız.  Cinsel kimliğinden, yöneliminden  dolayı LGBT+i bireylerin  nefret söylem ve cinayetlerine uğradığı  günlerdeyiz yine.Savaşa, güvencesizliğe, esnek, kayıt dışı çalışmaya,  krizin yüklerini ödemeye, evde tüm angarya işleri yapıp emeğimizin ücretlendirilmediği gibi  görünmez kılındığı  koşulları değiştiremedik.

Zamlara karşı, yaşam pahallılığına, yaşantımızın cehenneme çevrilmesine, erkek egemen şiddete, idari, adli pratiklere; kadın cinayetlerine, şiddetin her türüne HAYIR diyebilmek, özgürlük-eşitlik, ekmek için birleşerek dayanışarak mücadeleyi yükseltme görev ve sorumluluğu her zamankinden daha acil bir görevdir.

Ya boyun eğip kölece yaşamayı kabulleneceğiz ya ayağa kalkıp güçlerimizi birleştirerek mücadele edeceğiz, onurumuzla yaşayacağız. Gün sesimizi yükseltmek, gücümüzü ortaklaştırarak büyütmek günüdür. Biliyoruz, inanıyoruz kazananlar mücadele edenlerdir.

SAVAŞA HAYIR, İŞGALE SON!

KAYITDIŞI, ESNEK ÇALIŞMAYA, TAŞARONLUK  SİSTEMİNE HAYIR!

EŞİT İŞE EŞİT ÜCRET, İNSANCA YAŞAMA VE ÇALIŞMA KOŞULLARI İÇİN ÖRGÜTLÜLÜK-MÜCADELE!

KAHROLSUN ERKEK EGEMEN KAPİTALİST SİSTEM!

YENİ BİR DÜNYA MÜMKÜN!

YAŞASIN EŞİT, ÖZGÜR, SÖMÜRÜSÜZ BİR DÜNYA İÇİN  BİRLEŞİK MÜCADELE!

 

İmece Dostluk Dayanışma Derneği/ 8 Mart 2022.

 

 

 

 

 

 

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri; Savaşa Hayır, Savaşa Karşı Barışı Savunuyoruz..

 

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri  Alsancak’ta Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde açıklama yaptı. Katılımcılar, “Savaşa hayır barış hemen şimdi”, Savaşa değil emekliye bütçe”, “Gün gelecek devran dönecek katiller halka hesap verecek”, “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Emperyalistler işbirlikçiler altıncı filoyu unutmayın”, “Kahrolsun ABD emperyalizmi” sloganları atıldı.

Açıklamayı Disk Ege Bölge Temsilcisi Memiş Sarı okudu.

Açıklama şöyle;

“Emperyalist güçler arasındaki hegemonya ve paylaşım kavgası, yayılmacı politikalar bir coğrafyayı daha fiilen savaş alanına çevirdi. Ukrayna üzerinde giderek tırmandırılan kriz Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile savaşa dönüştü. Yedinci gününde savaş şimdiden sivil yerleşim alanlarının tahribine, yaralanmalara, ölümlere, göç dalgasına, yaşama dair her şeyin yıkımına yol açtı.

Çıkarları dışında hiçbir şeyi umursamayan NATO, Rusya’ya karşı kuşatma, yayılma ve genişleme stratejisi uygularken Rusya eski gücüne kavuşmak için kendi içerisinde baskı politikalarını süreklileştirirken dışarıya yönelik hegemonik güç politikalarını hayata geçirmektedir.

Ukrayna’da bir arada yaşam kültürünü zedeleyen, iki farklı gelecek ve uygarlık tasavvuru arasında derinleşen kutuplaşma, bir savaş makinesi olan NATO üzerinden ABD yayılmacılığı ve ABD’nin zayıflayan hegemonyasını yeniden tesis etmek için savaş makinesini harekete geçirmesi, Doğu Avrupa’nın silahlandırılmasına hız kazandırılması bunun karşısında ise Çarlık Rusya’sının genişlemeci eğilimlerine özlem duyan Putin’in yayılmacı emellerini gerçekleştirmek için tırmanan krizi fırsata çevirmesiyle savaş adeta yıllardır kurgulandı.

Bu savaş sadece Ukrayna’yı değil, tüm dünya halklarını tehdit ediyor.

Bu savaş halkların değil, emperyalist devletlerin, kapitalistlerin savaşı!

Savaş halklar için ölüm, yıkım, acı, göz yaşı demektir.

Savaş bütün yaşamını bir çantaya sığdırmaya çalışıp yurtsuzlaştırılmak demektir.

Savaş işsizlik, yoksulluk, açlık demektir; sömürünün, baskının, şiddetin artmasıdır.

İnsanın en temel hak ve özgürlüklerinin, hukukun, adaletin hiçe sayılmasıdır savaş.

Ekolojik yıkımdır; doğanın, canlıların yok edilmesidir savaş.

Savaş emeğin haklarının yok edilmesi, halkın ekmeği küçülürken silah tüccarlarının, zenginlerin daha da zenginleşmesi demektir. Savaşın kaybedeni, en büyük bedeli ödeyeni halklar iken bir avuç kapitalist karına kar katar savaşlar üzerinden.

Savaşı durdurmak için geç değildir. Bunun için,

Rusya saldırılarını durdurmalı, NATO silahlanmayı ve yayılmayı esas alan politikalarından vazgeçmelidir.

Askeri paktlar dağıtılmalı, başka ülkelerdeki askeri varlıklar sonlandırılmalıdır. Bu kapsamda Ukrayna’daki tüm yabancı güçler geri çekilmelidir.

Ülkemizde ve dünyada savaşa, silahlanmaya ayrılan kaynaklar kamusal hizmetlere, insan onuruna yaraşır bir yaşam için kullanılmalıdır.

Savaş çığırtkanlarına, savaştan nemalanmak, kendi baskı politikalarına yeni bir gerekçe yaratmak isteyenlere taviz verilmemelidir.

AKP iktidarı bu savaşa ateş taşıyacak her hamleden kaçınmalı, kişisel çıkar peşinde silah satışı kesilmeli, ABD ve NATO’nun her tür talebi reddedilmelidir.

İki emperyalist güç arasında salınan AKP’nin ülkemizi Ortadoğu’da içine ittiği savaşa karşı çıktığımız, halkların kendi haklarındaki kararları kendilerinin vermesini ve barışı savunduğumuz gibi Ukrayna halkının da emperyalist güçler arasındaki savaşta en büyük bedeli ödemesine seyirci kalmayacağız. Hangi coğrafyada olursa olsun savaşa karşı durmaya devam edeceğiz.

Ülkemizde ve dünyada savaşa, silahlanmaya ayrılan kaynakların halkların ihtiyaçları, kamusal hizmetlerin ücretsiz sunulması, insan onuruna yaraşır bir yaşamın kurulması, demokrasi ve barışın tesisi için kullanılması mücadelemizi sürdüreceğiz.

Bir kez daha vurgulamak istiyoruz:

ABD’nin emperyalist saldırganlığına, NATO üzerinden uyguladığı genişleme politikasına ve Rusya’nın yayılmacılığına da karşı çıkıyoruz

Bugün bu topraklarda tek adam rejimine, emek sömürüsüne, siyasal İslamcı faşizme karşı eşitlik, özgürlük için emek ve demokrasi mücadelesi verenler olarak emperyalizme, gericiliğe, savaşa karşı mücadeleyi birleştirmek ve büyütmek sorumluluğunu taşıyoruz. Bir kez daha altını çizerek belirtiyoruz; Savaşa derhal son verilmeli, gecikmesizin diyalog ve müzakere süreci başlatılmalıdır.

Emekten demokrasiden yana tüm güçleri savaş karşıtı bu tutumu büyütmeye, emperyalizme, savaşa hayır demeye çağırıyoruz.”

Emperyalist ve gerici savaşlara hayır. İşgale ve katliama hayır!


ABD emperyalizmi ve NATO’nun  Doğu Avrupa’da  yayılma politikası ile Rusya’nın  nüfuz alanı içerisinde bulunan Ukrayna’nın doğusunda  bağımsızlıklarını ilan eden Donetsk Halk Cumhuriyeti ile Lugansk Halk Cumhuriyeti’nde   suikastlar ve patlamalara eşlik eden provakatif kışkırtıcı örtülü savaş politikaları  tırmanarak halkların iradesini ve çıkarlarını yok sayan , bir çatışmaya evrildi. Rusya’nın askeri güçleri Ukrayna’ya savaş ilan etti.  ABD ve batı ülkelerinin savaş yığınakları, karşılıklı silahlanma ve provakatif politikalar ile  savaş tırmanarak fiilen çatışmaya dönüştü..Bazı bölgeler fiilen işgal edildi ve savaş tüm hızıyla sürüyor.

Emperyalist Rusya haftalardır  savaş tamtamları içinde Ukrayna hükümetini yıkmak ve çevre ülkelerde yayılma politikası gereği olarak  saldırı savaşını başlattı. Emperyalist Rus savaş makinesi bu kez mazlum Ukrayna halkına karşı harekete geçirildi. ABD ve batılı emperyalistler Rusya’ya karşı yaptırımlarını açıkladı. İngiltere, Almanya ve Fransa  gibi Batılı emperyalist ülkeler  ABD ile birlikte Rusya’ya karşı etki ve nüfuz alanı savaşını sürdürüyorlar. Her alanda ekonomik, siyasi, ideolojik savaş hazırlıkları ve Rusya’ya  ekonomik abluka politikası  kıyasıya sürüyor. Dünyanın jandarması, emperyalist NATO ittifakı, Ukrayna’yı korumak kollamak  söylemleriyle  savaş çığlıkları atıyor.

Rus oligarklarının Ukrayna’ya  karşı başlattığı savaş politikaları,  Doğu Avrupa ülkelerini  yayılma alanı olarak gören batılı emperyalist  devletler ve onların işbirlikçisi  Zelenski  Hükümetini devirerek, tutuklayarak ya da anlaşma masasına oturtarak  nüfuz alanını genişletmek istemektedir.  Savaşın Ukrayna ile sınırlı kalmayarak, emperyalistler arası bir savaş durumuna gelmesi ve bütün bir coğrafyayı etkileyecek daha geniş boyutlar kazanması da olası.  Emperyalistler arası savaş politikalarının, kapitalist haydutların Doğu Avrupayı ve bölgemizi  ne denli tehlikeli bir savaş atmosferine soktukları görülmektedir.  Putin savaş bildirgesinde; “Her şeye rağmen 2021 aralık ayında ABD ve müttefikleriyle Avrupa’da güvenliğinin temininin ilkeleri ve NATO’nun genişlememesi üzerine, bir kez daha müzakere girişiminde bulunduk. Hepsi boşuna.  ABD’nin tutumu değişmiyor. Rusya ile, bizim için kilit önem taşıyan meselede, müzakere etmeyi zorunluluk kabul etmiyor, kendi amaçlarını kovalıyor, kaygılarımızı ihmal ediyorlar.”  söylemiyle Batı ile Rusya arasındaki yayılma savaşlarının çerçevesini de açıklıyor. Ukrayna’ya karşı yürütülmekte olan savaşın stratejik hedefi doğu Avrupa’da Rus  emperyalizminin nüfuz alanını genişletmek ve pekiştirmek, Ukrayna halkını  köleleştirmek ve hakimiyetini sürdürebilmek için  batılı emperyalistlerin Ukrayna’daki işbirlikçilerinin etkisini kırmak,  Doğu Avrupa’da mevzi kazanmaya çalışmaktır.

Rus emperyalizminin savaş politikası bu bölgede hakimiyet  kurma ve etkisini artırma mücadelesidir. Rusya’nın askeri saldırıları karşısında ABD emperyalizminin,  Doğu Avrupa ülkelerinde silah mevzilerini güçlendirme ve hazırlık yaptığı gözlenmektedir ve bu hedefle ekonomik yaptırım politikalarını devreye sokmuştur. Emperyalistler arasındaki hegemonya, etki mücadelesi hızla savaş politikalarına dönüşme potansiyelini taşımaktadır. ABD emperyalizmi, Rusya’nın saldırısına karşı çıkma maskesini taşımakta ve buna uygun açıklamalar yapmaktadır. Oysa ABD de  batılı emperyalistler de  halklara “özgürlük” ve “bağımsızlık” değil, hegemonya ve sömürü taşımaktadırlar. Kapitalizmin tarihi, halkların ve milletlerin, sömürü, katliam ve talanının  tarihidir. Tekelci kapitalizm (emperyalizm)  dünya halkları üzerindeki egemenliğini korumak ve sömürüsünü devam ettirebilmek için,  işbirlikçi gerici-faşist rejimler aracılığıyla her türlü zor politikalarını uygulamaktadır. Afganistan, Irak, Suriye,  Libya ve diğer yoksul ülkelerdeki katliamlar, bombalamalar ve insanlık dışı şiddet politikaları henüz bölge halkları ve milletlerinin hafızalarında tazedir ve asla Irak, Afganistan halkların  belleklerinden silinmeyecektir. Açlık, yoksulluk, içindeki  Afganistan’ı  geçmişte işgal eden ne Rus emperyalizmi ne de  İslami paramiliter çeteleri  örgütleyerek destekleyen ve  Afganistanı   gerici Taliban rejimine teslim eden ABD ile AB emperyalizmininin Ukrayna’daki politik manevraları,  kapitalist emperyalizmin kirli ve özgürlük düşmanı talancı yüzünü örtmeyecektir.

ABD ve batı emperyalizminin Vietnam’da,  Endonezya’da, Irak’ta, Afganistanda milyonlarca insanı katletmesi Afrika’yı ve Balkanlar’ı yeni nüfuz bölgeleri yaratmak üzere kanlı boğazlaşmalar içine itmeleri hala belleklerimizde. Filistin halkının kırılmasına destek veren, İsrail siyonizmini destekleyen  batılı emperyalistler,  kendi ekonomik ticari çıkarları için Ukrayna’ya özgürlük değil ancak kölelik getirir, onların Rus oligarklarından  farkları yoktur.  Emperyalizm özü, sömürü, soygun, sınırsız  şiddet ve gericiliktir. Tekelci kapitalizmin  karakteri siyasi gericilik ve onun yoğunlaşmış biçimi de faşizmdir. Emperyalist politikacıların sözde açıklamaları yalan üzerine kuruludur, gerçekleri gizlemeye yöneliktir. Halkların ezilen tüm katmanlarıyla örgütlenmesinden, mücadeleden ve tam bağımsızlık için, devrim için ileri atılmaktan başka bir kurtuluş yolu  yoktur. İşçi sınıfı ve emekçilerin iktidarı emperyalist savaşları nihayete erdirecek tek güçtür.

Rusya’nın Ukrayna’ya asker göndermesi, bombalaması ve işgal etmesini lanetliyoruz. Rusya, Ukrayna sınırları içindeki bütün askerlerini derhal çekmelidir. NATO, ABD ve İngiltere Ukrayna’yı ve bölgedeki diğer ülkeleri en ağır silahlarla donatmaktadır. ABD ve Nato güçleri Ukrayna sınır bölgelerindeki askerlerini çekmelidir. NATO, Doğu Avrupa’ya yaptığı askeri yığınak derhal durdurulmalı, bölgedeki bütün askerlerini ve silahları geri çekmelidir. ABD, Avrupa’daki bütün askeri üslerini kapatmalı, askerlerini ve silahlarını geri çekmelidir. Rusya, Ukrayna’daki bütün askeri gücünü derhal çekmeli, yayılmacı politikalarından vazgeçmelidir. Müdahale ve işgal sonucu  verdiği zarar tazmin edilmeli halkların özgür iradesine saygı gösterilmelidir.

Zelenski iktidarı da Ukrayna halkının etnik demografik özgünlüklerini tanıyarak, halkın iradesinin özgür koşullarda belirlenerek, tekçi, baskıcı politikalarından  ve  etnisite, milliyet ayrımcı politikalarından vaz geçmelidir.

Emperyalist savaşa karşı halklar, ulusal, etnik farklılıklar ne olursa olsun, eşitlik temelinde kardeşliğin, ezen iktidarlara karşı birlikte ortak mücadelenin örneğini oluşturmalı, ortak düşmanlarına karşı kararlılıkla dik durmalıdır. Savaşa karşı halklar mücadeleyi yükseltmeden bir avuç kan emici uluslararası tekelerin sömürü ve talanından kurtulamaz.  Savaşa karşı mücadeleyi yükseltmek halkların birliğini dayanışmasını gerçekleştirmenin zamanıdır. . Ağır bir ekonomik kriz içinde açlık ve yoksullukla boğuşan Türkiye işçi sınıfını, emekçileri ve gençliği emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı dünya ve bölge halklarıyla omuz omuza savaşa karşı  mücadele etme göreviyle karşı karşıyadır ve savaşa karşı etkin bir mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz,

Savaşa hayır!

Kahrolsun emperyalizm!

Kahrolsun emperyalist savaş!

Bütün ülkelerin işçileri ve ezilen halklar, birleşiniz!

Aliağa Gemi Söküm İşçileri, insanca yaşayacak ücret, sosyal hak taleplerimiz ve kötü çalışma koşullarının düzeltilmesi için direne direne kazanacağız.

İnsanca yaşayacak ücret talebi ve çalışma yaşamı koşullarının düzeltilmesi ve sosyal hakları için  üretimi durduran  ve dokuz gündür direnen Aliağa Gemi Söküm İşçileri  Aliağa Demokrasi Meydanı’nda açıklama yaptı.

Açıklamaya İzmir, Aliağa, Dikili Emek ve Demokrasi Güçleri, siyasi partiler, sendikalar ve kitle örgütleri katıldı.  Direnen işçiler dokuz gündür kendilerine destek veren siyasi partiler ve  kitle örgütlerine ayrıca teşekkür etti.

Bakırçay havzasında  fabrikalarda yaşamını yitiren işçiler için saygı duruşuyla başlayan  eylem,  gemi söküm işçisi iki işçinin çalışma yaşamının kötü  koşullarını anlatan konuşmalarıyla devam etti.

Çağdaş Hukukçular Derneği’nden Ali Ekiz’de gemi söküm işçilerinin haklı direnişlerinin yanında olduklarını ve hukuki her türlü desteği verdiklerini açıkladı.

İşçiler ve katılımcılar   “İşçiyiz haklıyız kazanacağız”, “susma sustukça sıra sana gelecek”, ” Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”,  “İşçilerin birliği sermayeyi yenecek”, “ Açlıktan ölmeyiz biz bu yoldan dönmeyiz”, “Bu daha başlangıç mücadeleye devam”, “Birleşe birleşe kazanacağız”, “Direnişin simgesi gemi söküm işçisi”, “Direne direne kazanacağız” sloganlarını  attı..

Açıklamayı direnen işçiler adına  Erdem Pektaş okudu. Açıklama şöyle;

“Merhaba arkadaşlar;

Bizler günlerdir insanca çalışma ve yaşam koşulları talebiyle direnen Aliağa Gemi Söküm işçileriyiz.  Haklarımızı,  alın terimizin karşılığını istiyoruz. Yıllardır tersane patronlarının bizlere reva gördüğü yaşamı, çalışma koşullarını kabul etmiyoruz. Günlerdir taleplerimizi tek tek sıraladık. Ancak görmeyen gözler, duymayan kulaklar için bir kez daha buradan haykırmak için toplandık.

Kardeşler diyoruz ki; Gemi söküm cehennem işçiler köle kalmayacak!

Dünya’nın 3. büyük, Avrupa’nın ise tek gemi söküm tersanesi olduğumuz ifade ediliyor. Yıllık 200 milyon dolarlık iş hacminden söz ediliyor. Tersane patronları kâr rekorları kırıyor. Ama biz, tersanede tüm değerleri yaratan işçiler olarak emeğimizin, alınterimizin karşılığını alamıyoruz. Her gün artan enflasyon karşısında biraz daha eziliyoruz. İnsanca yaşanabilecek bir ücret istiyoruz!

Arkadaşlar; Bizler burada ağır şartlarda çalışıyoruz. Ağır sanayi olmamıza rağmen, bu iş kolunda sayılmıyoruz. Uzayıp giden mesailer, sadece kağıt üzerinde kalan denetimler, alınmayan önlemler hemen her gün ölüme ya da sakatlanmalara davetiye çıkartıyor. Çoğu durumda işverenler Kişisel Koruyucu Donanımı ya kendimizin almasını istiyor ya da zamanında ve tam olarak dağıtmıyor. Sosyal tesisler neredeyse kullanılamaz durumda. Güvenli ve insanca çalışma koşulları istiyoruz.

Kardeşler; burada bizler güvencesiz çalışıyoruz. Yağmur yağdığında ya da hava şartları kötü olduğunda çalışmıyoruz ve ücretlerimiz kesiliyor. SGK’larımız çalıştığımız gün kadar yatırılıyor. Mesai ücretlerimiz kesiliyor. Çoğu durumda maaşlarımızın bir kısmı bankaya bir kısmı elden veriliyor.  Burada kuralsızlık kural haline gelmiş bulunuyor.

Düşünün ki, her bir işçinin en doğal ve temel hakkı olan yıllık izin için biz Gemi Söküm işçisinin direnmesi, talep etmesi gerekiyor. Mazeret izinlerinin ücretlerden kesilmemesi, resmi tatillerin ek mesai ücretleri üzerinden hesaplanması zaten olması gereken başlıklarken, biz Gemi Söküm işçileri için mücadele konusu durumunda. Bu liste daha da uzatılabilir.

Arkadaşlar; Tersanelerde birileri  hukuksuzluk arıyorsa, tersane patronlarının bizlere dayattığı çalışma koşullarına, kuralsızlıklara baksın! Ancak bizler artık yeter diyoruz! Artık haklarımızı istiyoruz. Artık yan yana geldik, birlik olduk ve taleplerimizin bir an önce karşılanmasını istiyoruz. Bunun için direniyoruz.

Biz ne mi istiyoruz? Öncelikle üç maddelik kırmızı çizgimiz var. Bunlar;

1- ücretlerimize zam yapılmasını istiyoruz.

2-Haklı taleplerimizden kaynaklı gerçekleştirdiğimiz eylemlerimizden kaynaklı kimsenin işten atılmayacağına dair güvence istiyoruz. Açılan davanın geri çekilmesini bekliyoruz.

3- Taleplerimiz ve temsilcilerimiz protokol altına alınarak tanınsın istiyoruz.

Arkadaşlar; eylemimizin ilk günü belirlediğimiz diğer taleplerimiz şunlar;

1-Maaşların alınan ücret üzerinden bankaya yatırılması istiyoruz.

2-Mesai saat ücretlerinin 4 saatinin 1 yevmiye olması istiyoruz.

3-Hava olumsuz koşullarında çalışılmaması durumunda yevmiyelerin kesilmemesini istiyoruz.

4-KKD’lerin (Kişisel Koruyucu Donanım) zamanında eksiksiz dağıtılmasını istiyoruz.

5-Oksijen lambalarının bakımı ve eksikliklerinin giderilmesini istiyoruz.

6-Sigortaların kesilmemesini istiyoruz.

7-Sosyal tesislerin düzeltilmesini istiyoruz.

8- Mazeret izinlerinin yevmiyeden kesilmemesini istiyoruz.

9-Resmi tatillerin ekstra mesai olarak verilmesini istiyoruz.

10-Yıllık izinlerin verilmesini istiyoruz.

11-Mevcut sertifikanın bütün şantiyelerde geçerli olmasını istiyoruz.

12-İşe giriş kısmında sağlık raporu ücretinin işveren tarafından karşılanmasını istiyoruz.

13- Zamların 6 ayda bir yapılmasını istiyoruz.

14- Gemi sökümün ağır sanayi olarak tanınmasını istiyoruz.

Kardeşler; Biz Gemi söküm işçilerinin hep birlikte aldığımız kararla ortaya çıkan taleplerimiz bunlar. Taleplerimiz kabul edilene kadar haklı ve meşru mücadelemizi sürdürmekte kararlıyız. İlk günden bu tarafa, ‘direne direne kazanacağız’ sloganını haykırıyoruz. Haklı ve meşru mücadelemizin karşısında olanlar, kazanacağımızı yaşayarak görecekler, buna inanıyoruz. Sadece kendimiz için değil işçi sınıfı için direniyoruz. Bugün ülkenin dört bir tarafından hakkına, emeğine, alınterine ve geleceğine sahip çıkan kardeşlerimiz mücadele ediyor. Onları ve hak mücadelelerini selamlıyoruz. Onların bizlere gönderdiği dayanışma mesajlarının mücadelemizde bizlere güç verdiğini ifade etmek istiyoruz. Yaşasın sınıf dayanışması diyoruz.

Birleşe birleşe kazanacağız!

İşçilerin birliği sermayeyi yenecek!

Direnen Aliağa Gemi Söküm İşçileri

 

 

 

 

İZMİR KADIN PLATFORMU; GEÇİNEMİYORUZ KRİZİ BİZ YARATMADIK BEDELİNİ DE ÖDEMEYECEĞİZ ZAMLARI GERİ AL

 

İzmir Kadın Platformu Karşıya İzban çıkışında hayat pahalılığına, zamlara, işsizliğe karşı açıklama yaptı. “Krizi biz yaratmadık bedelini de ödemeyeceğiz. Zamları geri al” pankartı açan kadınlar  “Zamlara karşı isyandayız”,  “Bu  zamlarla yaşanmaz zamlar geri alınsın”, “Hükümet istifa”, “Yaşasın kadın dayanışması”, “Enerji haktır satılamaz”, “Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek”  sloganlarını attı.  Boş tencere içerisinde faturaları yakarak zamları protesto etti. Açıklamayı  Halkevleri Ege Bölge  Temsilcisi Evrim Çakır yaptı.

Açıklama şöyle;

“Bizler her gün daha da derinleşen ekonomik kriz koşulları altında hayatta kalmaya çalışan kadınlarız. Her gün evlerimizde, marketlerde, pazarda, tükettiğimiz enerjide  hesap yapmaktan bıkıp usananlarız. Gıdadan, faturalara, hijyen ürünlerinden, sağlığa bütün temel ihtiyaçlara getirilen vergilerden, zamlardan bıktık usandık.

Bugün krizin, yoksulluğun, işsizliğin, güvencesizliğin yükünü bizim sırtımıza yıkan patriyarkal kapitalizme karşı ayağa kalkıyor hep birlikte bir kez daha sesleniyoruz. Geçinemiyoruz, artık yeter, inin sırtımızdan!

Bütün yetkileri elinde toplayan tek adam rejiminin bu ülkeye sunduğu tek gerçek kriz, yoksulluk, işsizlik ve faşizm. Bugün yaşadığımız kriz karşısında koruduğu, güvence verdiği ise bu ülke halkları değil, bir avuç sermayedar.

Geçtiğimiz aylarda döviz kurlarında yaşanan hareketlenmede birileri servetine servet katarken, bizler daha da yoksullaştık. Aldığımız maaşlar enflasyon karşısında eridi. Ülkenin bütün kaynaklarının peşkeş çekildiği şirketlerin zararı elektriğe, doğalgaza yapılan fahiş zamlarla bizlere kesildi.

Bu ağır ekonomik kriz  kadın yoksulluğunu giderek katmerlendirdi. Pandemide birçoğumuz ya işten çıkarıldık ya da kötü ve güvencesiz çalışma koşullarında çalışmak zorunda bırakıldık. Kimimiz artan kira fiyatları yüzünden özgürleşmek üzere ayrıldığı evlere geri döndü, kimimizin şiddet gördüğü evlerden çıkma ihtimali yok edildi.

Bütün bunlar yaşanırken, çocuklar, kadınlar, LGBTİ+’lar istismara ve şiddete daha açık hale getirilirken Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nden çekildi. Şimdi de zaten çok sınırlı miktarlarda verilen nafaka hakkımız gasp edilmeye çalışılıyor.

Bizlerden evlerimizde oturup dişimizi sıkmamızı, olanla yetinmemizi, krizin faturasını ödememizi bekleyenlere sesleniyoruz: Hayatlarımız için, haklarımız için ne oturup dişimizi sıkacağız, ne de böyle yaşamaya razı geleceğiz.

Krize, yoksulluğa, güvencisizliğe, patriyarkal  kapitalizme karşı isyanımızla, öfkemizle yan yana gelecek, yaşamak istediğimiz eşit, özgür, sömürüsüz bir dünya için mücadelemizden bir adım geri atmayacağız.

Ve her yıl olduğu gibi bu yıl 8 Mart’ta da taleplerimizle yan yana gelecek, haklarımızı kazanmak için direnişi büyüteceğiz.

Taleplerimiz;

* Gıdaya, elektriğe, doğalgaza, bebek bezinden hijyenik pede, en temel ihtiyaçlara yapılan zamlar geri alınsın. Vergiden muaf tutulsun.

* Temel kamusal hizmetler paralı olmaktan çıkartılsın ve kadınların/LGBTİ+’ların ihtiyaçları dikkate alınarak genişletilsin.

* Ülkenin bütün kaynaklarına çöken, bütün temel haklarımızı bize fahiş fiyatlarla satan şirketler kamulaştırılsın.

* Kiralara üst sınır getirilsin.Ev işçisi kadınlar için babalarına, kocalarına bağlı olmaksızın sağlık sigortası yapılsın. Emeklilik hakkı tanınsın.

* İşsiz kadınların, kayıt dışı ve göçmen kadınların hakları güvence altına alınsın!

* Esnek ve güvencesiz çalıştırma ve kadınları işgücünün dışına atan ayrımcılık yasaklansın. Kadınların tam zamanlı, güvenceli ve insanca bir gelir sağlayan işlerde çalışabilmesine olanak veren istihdam politikaları üretilsin.

* Eşdeğer işe eşit ücret istiyoruz. Çalışma koşullarındaki cinsiyetçilik ve her türlü ayrımcılık son bulsun.

* Bakım işleri toplumsallaştırılsın. Yaygın yaşlı ve çocuk bakım merkezleri açılsın.

* Kürtaj hakkı dahil, cinsel sağlık ve üreme sağlığı haklarımız güvence altına alınsın, erişilebilir ve ücretsiz olsun.

* Boşanma durumlarında kadınlara konut ve geçim güvencesi sağlansın.

* Nafaka hakkımız gasp edilemez. Nafaka miktarları insanca yaşamaya yetecek düzeye çekilsin.

* Kadınları ve LGBTİ+ları erkek ve devlet şiddeti karşısında savunmasız bırakan yasal düzenlemeler iptal edilsin. İstanbul Sözleşmesi yeniden imzalansın, uygulansın.”

 

CARRAR ANA’NIN TÜFEKLERİ

CARRAR ANA’NIN TÜFEKLERİ

18 Şubat 2022 jSaat: 20.oo/ Çiğli Belediyesi Fakir Baykurt Salonu

Oyun, İspanya iç savaşı döneminde küçük bir balıkçı köyünde geçmektedir.
1936 yılında demokratik yollarla iktidara gelen ” İspanya Sosyalist Partisi ” ve ” İspanya Komünist Partisi” nin oluşturduğu HALK CEPHESİ iktidardayken, General Franco tarafından cumhuriyete karşı bir ayaklanma başlatılır.
Franco’ nun, büyük toprak sahipleriyle birlikte yaptığı zulüm ile halk cephesinin mücadelesi Carrar Ana’yı da taraf ya da bitaraf olmak üzerinden konumlandırmaktadır.
Tarafsız olmanın, zulme karşı olmak olmadığını, aksine zulmedene hizmet ettiğini Carrar Ana ‘ nın cepheden gelen kardeşi Pedro ile diyaloglarında usta kalemiyle ele alan Brecht, bizi diyalektik tiyatronun gözlemcisi olmaya davet ediyor.
Yazar: Bertolt Brecht
Çeviri: Yılmaz Onay
Yönetmen: Kazım Başer
Oyuncular: Ali Karabıyık, Belkıs Akıncı, Demet Çalışkan, Diyar Kurt, Emine Akyol, Esengül Uzun, Günseli Kaya, Mehmetcan Akgün, Mehmet Sedat Özkoç, Muharrem Budak, Neşe Bilgin
Sahne Amiri: Demet Çalışkan
Afiş çizim- Tasarım: Afak B. Başer
Prodüksiyon: İmece Dostluk Dayanışma Derneği

 

 

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri; elektrik, doğal gaz, akaryakıt faturalarını yaktı, elektrik, doğalgaz zamlarının geri çekilmesini, KDV’nin sıfırlanmasını istedi.

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri  hayat pahalılığına, zamları işsizliği  protesto etmek için Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması düzenledi. İnsanın yaşamını sürdürebilmesi için ihtiyacı olan temel  tüketim  maddelerine  ve doğal gaz, elektrik,  akaryakıta yapılan zamları  protesto etmek için “Zamlar geri alınsın, geçinemiyoruz” pankartı açan emek ve demokrasi güçleri  “Saraya değil emekçiye bütçe”,  ” Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”  , “Zam zulüm işkence işte AKP”, “Birleşe birleşe kazanacağız”,  “AKP mezara, halk iktidara”, “Zafer direnen emekçinin olacak”,   “AKP’den hesabı emekçiler soracak”,  “Yapılan zamlar geri alınsın”,   “Yaşasın sınıf dayanışması”,  “Gemi söküm işçisi yalnız değildir”,  sloganlarını attı.  Açıklama sonrası  faturalar yakıldı.

Emek ve Demokrasi Güçleri adına açıklamayı  KESK İzmir Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü ve Eğitim Sen İzmir 1 No’lu Şube Başkanı Necip Vardal yaptı.

Açıklama şöyle;

“Türkiye ekonomisindeki baş aşağı gidiş hızlanıyor. Döviz kurlarındaki büyük artışla parası pul olan, yüksek enflasyonla ve işsizlik sarmalıyla boğuşan emekçiler büyük bir yıkımla karşı karşıya. Özellikle son aylarda en temel ihtiyaçlara gelen ve ardı arkası kesilmeyen zamlar toplumu büyük bir sefalete sürüklüyor. Çalışma koşulları giderek ağırlaşıyor, ücretler hızla eriyor. Bunun karşısında memleketin bütün birikimlerinin üzerine çöreklenmiş bir avuç sermayedar ise krizi adeta fırsata çevirerek servetlerini katlamaya devam ediyor.

Yirmi yıl boyunca AKP iktidarı, memleketin neredeyse bütün varlıklarını özelleştirerek, yüksek dış borç, yüksek faiz ve ucuz işçilik politikası uygulayarak, tarımı çökerterek, ekonomik kalkınmayı sadece inşaat sektörüne bağlayarak ve bu yolla kamu kaynaklarını yandaşlarına peşkeş çekerek emekçi halka derin bir yoksulluğu dayattı. Şimdi ise tüm bu yaşananlar karşısında hiçbir sorumluluk kabul etmiyor. Bununla da yetinmiyor, hamasi nutuklarla memlekette yalan rüzgârları estiriyor. Emekçiye açlık ücreti, zengine hazine garantisi Asgari ücrete allayıp pullayarak yaptıkları zam daha emekçilerin eline geçmeden sıfırlandı. Ocak ayı verilerine göre açlık sınırı 4249 lira olarak hesaplanırken belirledikleri 4253 liralık asgari ücretle geniş işçi ve emekçi kitleleri yıl boyunca yarı aç yarı tok yaşamaya mahkûm ettiler.

Gıda ürünlerinden doğalgaza, akaryakıttan elektriğe kadar tüm ürünlere birbiri ardına gelen zamlar, emeğiyle geçinen geniş toplum kesimlerinin hayatlarını sürdürülemez hale getirdi.

Ülkenin dört bir yanından hayat pahalılığına ve fahiş zamlı faturalara karşı yapılan eylemlerle isyan büyüyor. Şirketleri zengin etmek için garibanın, yoksulun, emekçinin cebindeki üç kuruşu çalıyorlar! İktidar eliyle malum şirketler daha da kazansın diyerek elektriğe %125 zam yaptılar, kademeli tarife getirdiler.

Elektrikte kademeli tarifeyi kademeli zulüm yaptılar.

Asgari ücrete yapılan zammın %43,6 yani neredeyse yarısı yok oldu. Elektrik, doğalgaz ve akaryakıta yapılan zamların bütçeye aylık maliyeti şimdiden 565 TL oldu. Bu faturalar ödenmez; bu faturaları ödetmeye kalkmak bu karda kışta milyonlarca insanı elektriksiz bırakmak demektir. Geçen yıl 5 milyon ailenin elektriğinin kesildiği düşünülürse bu yıl bu sayı katlanarak artacaktır. Bu büyük eziyete son verilmeli, zamlar geri çekilmelidir!

Kara kışın ortasında, bu hayat pahalılığı ve ekonomik kriz içinde yurttaştan daha fazla fedakarlık beklemek aymazlıktır.  Ülkemizdeki ekonomik ve siyasi istikrarsızlığın bedelini biz ödemek istemiyoruz.

Değerli Basın Emekçileri;

Bir tarafta yoksulluk  diğer tarafta israf;  bir tarafta açlık, diğer tarafta şatafatın yaşandığı ülkemizde bir kesim lale devri yaşarken, her yerden emekçiler ve yoksul halkımızın geçinemiyoruz çığlıkları yükselmeye devam ediyor. Geleceğe dair kaygılarımız her geçen gün artıyor.

Siyasal iktidarın neo-liberal ekonomi politikaları cilalanıp cilalanıp topluma sunulurken emekçilerin payına daha fazla sömürü daha fazla yoksulluk düşüyor. Sermaye sahipleri servetlerinin üzerine servet katarken neşeleri Maliye Bakanı’nın gözlerinin içindeki ışıltıya yansıyor.

Değerli Basın Emekçileri;

Ekonomi literatürüne bir katkı da bugün burada biz koyuyoruz ve diyoruz ki “Yoksulluk emekçilerin gözlerinin içindeki öfkedir!”.

Evet arkadaşlar açlıkla yoksullukla boğuşan emekçiler öfkelidir!

Tarlasını ekemeyen ürünü para etmeyen köylü öfkelidir!

Ataması yapılmayan öğretmen, sağlıkçı öfkelidir!

KPSS yazılı sınavında başarılı olup mülakat sınavlarında elenen gençler öfkelidir!

Elektrik faturası işyeri kirasını aşan esnaf öfkelidir!

Emeklilikte yaşa takılanlar, işsizler öfkelidir!

Hayata öğrenim kredisi borcuyla dezavantajlı başlayan gençler öfkelidir!

Emekçilerden alıp zenginleri besleyen bu düzene son vermek için örgütlenelim!Tüm yaşananlar gösteriyor ki, halk kendisine reva görülen bu zulme karşı ayağa kalkmalı, krizi yaratan sermayeden ve onun iktidarından hesap sormalıdır.

Biz diyoruz ki:

Başta gıda ürünleri olmak üzere elektrik, doğalgaz, akaryakıt, ulaşım gibi temel ihtiyaç kalemlerine yapılan zamlar geri alınmalı, vergiler düşürülmelidir.

Yoksulluk sınırının altında yaşayan kesimlerin temel gereksinimleri karşılanmalıdır.

Öncelikle 150 kWh elektrik yardımı uygulaması şeffaflaştırılarak ölçütleri kamuoyu ile paylaşılmalı ve yardım sınırı aylık 230 kWh’a yükseltilmelidir.

Konutlarda elektrik, doğalgaz ve suya yansıyan KDV sıfırlanmalıdır.

Enerji bir insan hakkıdır; Maddi imkansızlık nedeni ile elektrik, doğalgaz,  su faturalarını ödeme zorluğu çekenlerin elektrik, gaz ve suyu kesilmemeli, bu ihtiyaçlar kamu kaynaklarından sağlanıp, halkın karanlıkta, soğukta ve susuz kalmaları önlenmelidir.

Kalıcı çözüm için enerji şirketleri derhal kamulaştırılmalıdır.

Kamu hizmetlerinin piyasalaştırılmasına, tasfiyesine ve özelleştirme soygununa son verilmelidir.

Hızla artan fiyatlar karşısında düşük ücretleri hızla eriyen çalışan ve emeklilerin gelirleri insanca yaşamalarına imkan verecek düzeye yükseltilmelidir.

Ülkedeki gelir adaletsizliği tarihin hiçbir döneminde görülmemiş boyutlara ulaştı. Eşitsizliğin en altına itilen kadın yoksulluğu daha da artarken, işini ilk kaybedenler kadın emekçiler oluyor. ILO 190 sayılı sözleşme uygulanmalı, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı geri alınmalıdır!

Değerli Basın Emekçileri;

Yaşadığımız yoksulluğun sembolü haline gelen elektrik ve doğal gaz faturalarımızı yakarak tepkimizi öfkemizi bir kez daha haykırıyor, elektrik ve doğalgaz zamlarının geri çekilme talebimizi yeniliyoruz.

İnsanca bir yaşamı direne direne kazanacağız.”

 

8 Şubatta hastanelere gitmiyoruz. Alınmış randevuları iptal ediyoruz. Sağlık emekçilerinin hak mücadelesinin yanındayız.

Sınırlardaki şiddeti ve geri göndermeleri durdurun! İnsanlığı Savunun!

İzmir’de Halkların Köprüsü Derneği, meslek ve  hak örgütleri,  siyasi partilerin içinde yer aldığı 42  örgüt  Edirne’de donarak yaşamını yitiren mültecilerle ilgili  Yunanistan konsolosluğu önünde basın açıklaması düzenledi.

Açıklamayı Hakların Köprüsü Derneği Genel Sekreteri  Yusuf Ak okudu.  Yusuf Ak açıklamanın aynı anda Yunanistan ve İspanya’da da yapıldığını söyledi.

“Sınırlardaki Şiddeti ve Geri Göndermeleri Durdurun! İnsanlığı Savunun!

Yunanistan’da, politik ve sosyo-ekonomik olan insanlık dışı koşullardan kaynaklı kendi ülkelerini terk etmeye zorlanan insanlar yüksek güvenlikli sınırlara, sınır şiddetine ırkçı ve mülteci düşmanı uygulamalara maruz kalmaktadırlar. Bizler geriye göndermeleri(PUSHBACKS), sınır şiddetini ve hareket halindeki insanları insanlıktan çıkartan bütün uygulamaların sonlanmasını talep ediyoruz. Buradan bir kez daha; her konuda insanlık onurunun, hayatın ve hareket özgürlüğünün bir hak olduğunu beyan ediyor; devletlerin ve sınırların zulümüne karşı yürütülen bütün bu mücadelelerle dayanışma içinde bulunduğumuzu haykırıyoruz.

GERİ GÖNDERMELER HAYATA, İNSANLIK ONURUNA VE HAKLARINA KARŞI İŞLENEN SİSTEMATİK ŞİDDET EYLEMLERİDİR VE YASADIŞIDIR!

Geri-göndermeler(PUSHBACKS), bir grup insanın ya da tekil bireylerin yasal süreç başlatma ya da sığınma başvurusunda bulunma fırsatı bulamadan bir bölgeden geri itilmesi ya da gayri resmi olarak sınır dışı edilmesidir. Bu Yunanistan ve diğer Avrupa ülkelerindeki göç düzeninin gayri resmi de olsa önemli bir parçası haline gelmiştir. Son yıllarda, Ege Denizini ve Meriç nehrini geçen onbinlerce insan Yunanistan’dan Türkiye’ye geri gönderilmiştir.

Geri-göndermeler, işkence ve ölüm riski bulunduran yasadışı faaliyetlerdir. Meriç Nehri’nin bulunduğu bölgede, nehirden zorla Türkiye’ye geri gönderilmeden önce; gözaltında çok ağır bir şekilde darpa uğrayan, aşağılanan, bütün kişisel eşyaları çalınan insanlar aynı zamanda gözaltı süreci boyunca aç susuz muameleye maruz kalmaktadırlar. Zira sınırı geçen ve ülkenin içlerine doğru ilerleyen insanlarda iç bölgelerden toplanmakta, polis tarafından sokaklardan veya kamplardan kaçırılmakta ve Türkiye’ye geri gönderilmektedirler.”….

“AVRUPA BİRLİĞİNİN SINIR REJİMİ KATLETMEKTEDİR!

Sınırlardaki silahlanma, örülen duvarlar ve gözetim teknolojileri AB tarafından finanse edilmektedir ve devletin, derin devletin şiddeti Avrupa’ya ulaşmaya çalışan insanları daha tehlikeli yollar izlemeye zorlamaktadır. Türk-Yunan sınırında binlerce insan katledilmiştir. Ege denizi Avrupa’ya ulaşmaya çalışan insanların mezarlığı haline gelmiştir. Sadece 2021 Aralığında denizde batan tekne ve botlardan kaynaklı 30 insan yaşamını yitirirken onlarcası hala kayıptır.

Bu ölümler kaza değil tersine AB sınır rejiminin Yunan Devletiyle beraber işlediği cinayet eylemleridir. Sınırların güvenliğinin arttılmasına yönelik siyasi söylemler ve devlet politikaları, göç edenleri insanları kriminalize etmekte, onları insanlıktan çıkartmakta, yaşanan istismarlara, hak ihlallerine ve can kayıplarına karşı bizleri kayıtsız bırakmaya çalışmaktadır. İnsanların savaştan, zulümden, yoksulluktan kaçtıklarını ve hayatta kalmak için AB sınırlarına girmeye çalıştıkları gerçeğini muğlaklaştırmaya çalışmaktadırlar. “Hareket halindeki insanlar”, devletlerin önlerine koyduğu engellere aldırmadan hareket özgürlüğü için mücadele etmeye devam edeceklerdir.

DENİZLERDE İNSAN HAYATLARI İÇİN VERİLEN MÜCADELE VE DAYANIŞMA SUÇ DEĞİLDİR!

Yunan Hükümeti sınırları geçmeye çalışan insanları kurtarmak için yapılan her türlü eylemi, “Yasadışı göçleri kolaylaştırdığı veya teşvik ettiği” şeklindeki sağcı safsatalarla karalamakta, insan hayatı için gösterilen dayanışma kaçakçılık ve casusluk yaftasıyla hedef alınmaktadır.

Zülümle, sömürüyle ve savaşla harap edilen bir dünyada özgürlük, dayanışma ve insanlık onuru için mücadele edenlerle birlikte her daim yan yana duracağımızı belirtmekteyiz.

GERİ GÖNDERMELER VE SINIR ŞİDDETİ REJİMLERİ DERHAL DURDURULMADIR!

İspanya’nın Ceuta ve Melilla bölgelerinden Orta Akdeniz’e, Fransız-İtalyan sınırından Balkanlar’a, Yunanistan’daki durum “hareket halindeki insanlara” karşı AB’nin yürüttüğü daha geniş bir geri gönderme ve devlet şiddeti kampanyasının sadece bir parçasıdır. 6 Şubat’taki eylemlilikler, göç mağdurları ve onların aileleri için hakikat, adalet ve tazminat talep eden Küresel Mücadele Günü’nün bir parçasıdır. Gün boyunca, Avrupa’da ve ötesinde protestolar ve “Anma Eylemlilikleri” gerçekleşecektir.

AB sınırlarında barbarlıkla karşı karşıya kalan herkes yerliler ve mülteciler; hayat, haysiyet ve özgürlük için hep birlikte ayağa kalkmaktan başka bir yol yoktur!”

Halkların Köprüsü Derneği, An-Yakay Der, Demokratik Alevi Derneği, DBP İzmir İl Örgütü, Dikili Kadın Platformu, Emek Partisi, Göç İzleme Platformu, HDP İzmir İl Örgütü, Hepimiz Göçmeniz Irkçılığa Hayır Platformu, Kar Değil Yaşam İnsiyatifi, Devrimci Sosyalist İşçi Partisi, HDK Göç ve Mülteciler Meclisi, HDK İzmir İl Meclisi, İMECE-Der, İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, İzmir Alevi Bektaşi Federasyonu Bileşenleri, İzmir Barosu, İzmir Dersim Derneği, İzmir Halk Evleri, İzmir Müzisyenler Derneği, Kadınlar Birlikte Güçlü İzmir, KESK İzmir Şubeler Platformu, Kesk İzmir Kadın Meclisi, Medya-Der, Mor Dayanışma, Mülteci Dayanışma Platformu, Mülteci Medyası, Özgür Baretliler, Suriyeli Mültecilerle Dayanışma Derneği,SYKP İzmir İl Örgütü, TJA, TİHV İzmir Temsilciliği, SES, Yaşamak Derneği, Yeni Demokrat Kadın, Yeryüzü Dayanışma Insiyatifi, Yeşil ve Sol Gelecek Partisi İzmir İl Örgütü, Genç LGBTİ+ Derneği, HDP Göçmen ve Mülteciler Komisyonu, Yaşam Hakları Derneği, Göç İzleme Derneği