Hakan Yurdakuler

ANIYORUZ..

1976 yılında Milliyetçi Cephe(MC) hükümeti döneminde öğrencilere yönelik saldırılar artmıştı.

Hakan Yurdakuler Siyasi Bilimler Fakültesi (SBF)  öğrencisiydi. Faşistlerin 8 Nisan 1976 tarihinde

SBF’ne silahlı saldırısı sonucu öldürüldü. İki öğrenci de yaralanmıştı. Hakan Yurdakuler’in

katledilmesi üzerine aynı gün öğrenciler Kurtuluş’a doğru yürüyüşe geçti, Hacettepe Köprüsü

altına mevzilenmiş polisler kitlenin üzerine yaylım ateşi açtılar. Açılan ateş sonucu devrimci öğrenciler

Burhan Barın ve Eşari Oran  yaşamını yitirdi.  En az, 50 kişi yaralanmıştı.

Onları saygıyla anıyoruz. Unutmadık..

Kahrolsun Faşizm..

 

Deniz, Yusuf, Hüseyin


Ölülerimiz .İşte Deniz, Yusuf, Hüseyin

Bağımsızlık,demokrasi ve sosyalizm fidanları

Emperyalizmin, faşizmin işbirlikçileri kuşatmış çeveresini

Sehpadalar

Boyunlarında faşizmin ipi

Ve Onlar son nefeslerinde

Yırtıyor inançları hançerelerini

haykırıyorlar..

”Kahrolsun faşizm, kahrolsun emperyalizm

Yaşasın işçiler köylüler ve devrimciler”

Onlar devrim ve sosyalizm mücadelesinin

Onurun bekçisi

Direnmenin..

Üniversitelerde, kampüslerde

Beyazıtta, Kızılayda, Cumhuriyet meydanlarında, alanlarda

Zapsuyunda

Fabrikalarda,atelyelerde

Grevlerede,direnişlerde

Toprak işgallerinde

Üreticilerin eylemlerinde

Köy meydanlarında,

Miting alanlarında,

Yürüdükleri gibi

Omuz omuza

Emperyalizme ve faşizme karşı

Sonsuzluğa yürüdüler

Devrim ve sosyalizm mücadelesinin kızıl gelinliğiyle…

İşçiler,yoksul köylüler, tüm emekçiler , gençlik

Yürüyorlar elele….

Kahrolsun faşizm…

Yaşasın devrim ve sosyalizm mücadelemiz…

MehmerT Ali,İlhan Emre

ANIYORUZ.

(MEHMET ALİ ÖZPOLAT, İLHAN EMRE/8-9 HAZİRAN 1976)

Gaziantep’te Düztepe mahallesinde kaldıkları evin asker ve polislerce kuşatılması sonucu çıkan çatışmada ölen Mehmet Ali Özpolat ve İlhan Emre, hiçbir örgütsel bilgi, belge ve sırrı teslim etmeyerek ölümü seçti.

İbrahim Öztaş, Cihan Alptekin, Alpaslan özdoğan, Sinan Cemgil, Kadir manga, Ömer Ayna ve Mahir Çayan’ların kavgaya atıldıkları ve tarih yazdıkları sürecin baş eğmez devrimcileri olarak devrimci hareketin geleneğini sürdürdüler.

1970’lerin yükselen devrimci hareketinin baş eğmez mücadele geleneğinin çelikleştirdiği iki yiğit militandı İlhan ile Mehmet Ali. İlhan, mücadele içerisinde çelikleşmiş bir Üniversite öğrencisi, Mehmet Ali ise işçiydi .

İlhan,’73’te ilgisi olmayan bir olaydan dolayı aranmaya başlar. İlhan Emre teslim olmaz; işçilerin köylülerin arasında çalışmayı tercih eder. Gaziantep’te işçiler, Maraş’ta köylüler arasında çalışır. Veliç fabrikası’ndaki direnişin örgütlenmesinde, zamlara karşı yürüyüşün ve Gaziantep’te ilk kez 1 mayıs’ın kutlanması çalışmalarında aktif olarak yer alır.

Mehmet Ali Maraş’lıdır. Dörtyol ilçesinde,özellikle tarım işçileri arasında çalışır; daha sonra Gaziantep’e yerleşir ve Düztepe Sanayi Çarşısı’nda çalışmalarına devam eder.

Mehmet Ali ve İlhan’ın kaldıkları ev bir ihbar sonucu polisler tarafından sarılır. Sayıları on kadar olan polisler karşılarında teslim olacak birilerini beklerken tam tersi olur.İlhan ve Mehmet Ali’nin teslim olmak gibi bir niyetleri yoktur;yığınak artırılır ve çatışma başlar;gece yarısına doğru ilhan barikatı yarmaya çalışırken katledilir.Mehmet Ali artık yalnızdır; bu arada Düztepe halkı iki yiğit devrimcinin bu şekilde katledilmek istenilmesine büyük bir tepki duyar.Mustafa adında bir işçi polis jandarma barikatının önüne atılırken,vurulur.Yüzlerce polis ve asker ile bir türlü ele geçirilmeyen Mehmet Ali’yi yok etmek için ertesi gün en ağır silahlarla,kışladan getirdiği tank ile ev ateşlenir ve 1. Kat yerle bir edilir. Mehmet Ali’nin silahı artık susmuştur ama Mehmet Ali ve İlhan’ın yarattığı direniş ,Gaziantep’in emekçilerinin ve yoksullarının yüreğine kazınmıştı .

Faşist MC iktidarının ağır bir iktisadi ve siyasi kriz içerisinde bulunan çürümüş düzeni yaşatmak ve emekçi halkın insanca yaşama; gençliğin demokrasi ve bağımsızlık mücadelesini kanla boğmak için saldırılarını artırdığı bir dönemdir. Hergün mücadele eden kitleler üzerine kurşun yağdırılan, devrimcilerin, yurtseverlerin meydanlarda, okullarda, fabrikalarda, tarlalarda kurşun yağmuruna tutulduğu; kürt milleti üzerinde zulmün yoğunlaşarak sürdürüldüğü ve giderek yoğunlaşarak ivmesinin arttığı bir dönemdir. Demirellerin,Türkeşlerin ,Erbakanların Milliyetçi Cephe Hükümeti ile faşist çetelerin ve kontrgerilanın halka saldırılarının tırmandırıldığı bir sürece girilmiştir. Faşist dikdatörlüğün has adamlarıyla da saldırılar sınırlı olmamış; dönemin muhalefet lideri Ecevit; ‘’yasal olmayan sola karşıyız’’ diyerek faşist teröre ve devlet terörüne yeşil ışık yakmıştır. Tip,TSİP gibi dönemin sözde sol partileri anarşizme ve goşizme karşı olduklarını açıklayarak olayı benimsemediklerini ve bu nedenle saldırıların kendilerine yöneltilmemesi gerektiğini işbirlikçi burjuvaziye salık vererek görevlerini yerine getirirler.

Bu süreçte CHP Gençlik Kollarının Raporu, Almanya İçişleri Bakanlığının gizli raporu, DGM Savcısının beyanatı,Tercüman gazetesinin yayınları ve TRT’nin naklen yayını Ecevit’in, TİP,TSİP’in demeçleri … faşistdikdatörlüğün birleşik orkestrası düzenli bir şekilde çalışır.…

Bu süreçte tüm Gaziantepte fiili bir sıkıyönetim sürdürülerek, dikdatörlük ‘‘savaşa’’ devam etti. Yüzlerce ev basıldı ve arandı. Yüzlerce devrimci, demokrat gözaltına alındı. Baskı, zulüm, işkence ve örgütlü bir devlet terörü uygulandı.

8,9 haziran 1976’da İlhan ve Mehmet Ali’nin devrime ve örgütüne adanmış yaşamları yine devrimi ve örgütü savunarak son buldu. Antep direnişi olarak adlandırılan bu tutum,’71’in devrimci mirasının devrimci hareket saflarındaki en güzel örneğiydi; ve Antep direnişi faşizme karşı bu baş eğmez geleneğin,devrime sosyalizme,örgüte güven ve sahiplenmenin simgesi olarak tarihe geçti.

‘71’in devrimci ruhunun,’76’da Antep’deki şahlanışı,daha sonraki dönemlerde yeni yetişen ve mücadeleye atılan gençlik üzerinde toprağa atılan filiz gibi boy vermiş; fabrikalarda, işletmelerde, tarlalarda, okullarda, yurtlarda yaşamın olduğu her yerde her saldırıda kendidini yeniden üretmiştir. Bu direnme ruhu her geçen gün kendisini yenileyerek 1980’de işçi sınıfını partisinin kuruluşunda kendisini göstermiştir. Binlerce devrimci bu kararlılığı 12 Eylül askeri faşist Cuntasının işkence tezgahlarında, cezaevlerinde, mahkeme salonlarında göstermiştir. Kararlılık ve azim Erdal’ın idam sehpasında; İmran Aydın’ın işkencede; Kenan Bilgin’in faşist katillere karşı kararlı ve ölümüne direnişinde kendini yeniden üretmiştir. Antep’in iki yiğit şahinin; diktatörlüğün en ağır silahlarla saldırısına karşı kararlılığı geleceğe faşizme ve sermayeye karşı direnmenin yolunu açmıştır. . Dost-düşman biliyor ki; bu gelenek ülkenin dört bir yanına kitlelere bilinç taşıyan ve bu uğurda gecesini gündüzüne katan her devrimcinin sürdürmesi gereken zafere kadar direnişin yoludur.

Uğruna ölünesi sınıfa karşı sınıf kavgası , sosyalizm kavgası, sürüyor sürecek…

Mehmet Ali ve İlhan kısa ama örnek bir hayat yaşadılar ve yaşamı örnek bir sonla noktaladılar, Onlar hiçbir belgeyi ve sırrı teslim etmeyerek ölümlerin en güzelini seçtiler…

Halkının kurtuluşu için faşizmi ve emperyalizmi yenmek için bütün yaşamlarını adayan, halkı için yaşayan, halkı için savaşan ve halkı için ölen Mehmet Ali ve İlhan Emre’nin anısı mücadele tarihinde bir anıt gibi yükseliyor.

Onları saygıyla anıyoruz.

ZEKAİ TANKİŞİ

1959 Yılının 6 Mart günü İstanbul’un Kocamustafapaşa semtinde dünyaya geldi. İlkokulu Fındıkzade’de bulunan Özel Yeni Nesil İlkokulu’nda okudu. Ortaokul ve liseyi Şehremeni Lisesi’nde bitirdi. Liseyi okurken tanıştığı arkadaşları sayesinde devrimci fikirlerle, halkın kurtuluşu ile tanıştı.

1977 yılında başarılı olarak aldığı yüksek puanla Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni kazandı.1978 yılından 1981 yılına kadar Ankara’da devrimci mücadelesini sürdürdü.

1978-1979 Yılında Ankara YDGD’ni yönetim Kurulunda görev aldı. Aynı dönemde komünist gençlik yöneticilerinden ve Cebeci bölgesinin gençlik önderlerindendi.

Mamak semtinde devrimci faaliyet yürüttüğünden dolayı gözaltına alındı. Tutuklanmadı.

Bu dönemde Site öğrenci yurdunun faşist işgalden kurtarılmasında örgütlü çalışmanın içerisinde yer aldı. Devrimci öğrenciler Site Öğrenci temsilciliğini kazandı. Site Öğrenci yurdundaki faşist işgalin kırılmasının getirdiği moralle, Ankara Kredi ve Yurtlar Kurumunun öğrenci temsilciliği kazanıldı.

Ancak 1980 12 Eylül darbesinden sonra oldukça sıkıntılı bir dönem yaşadı. Tabi ki bu arada devrimci mücadele ile okul aynı anda yürümediği için okulu terk etmek zorunda kaldı.

12 Eylül döneminin zorluklarından dolayı 1981 yılında tekrar İstanbul’a ailesinin yanına dönmek ve babasının dükkanında çalışmak zorunda kaldı. 1983 yılına kadar çalışmaya devam etti; ancak yaşı itibariyle askerlik yapması gerektiğinden, 1983 yılının temmuz ayında İzmir’e acemi birliğine askerliğini yapmak üzere gitti. Daha sonra oradan Ağrı Eleşkirt’e sakıncalı piyade olarak tayin oldu.1984 yılının şubat ayına kadar orada devam etti ve teskeresini aldı.

Askerlik döneminden sonra tekrar babasının dükkanında çalışmaya başladı. Bu arada tanıştığı Figen hanımla 1985 yılının şubat ayında evlendi.1988 yılına kadar devam eden bu evliliğe 1988 Aralığında birlikte karar vererek son verdi. İlk eşinden boşanmanın verdiği moral bozukluğunu atmak için gittiği, eski devimci arkadaşlarının yoğun olduğu İzmir’e yerleşme kararı aldı.

1989 yılında İzmir Karşıya’da ev kiralayarak yeni yaşamına başladı. Bu arada bir boya firmasında pazarlamacı olarak çalışmaya başladı.1993 yılında İzmir’de tanıştığı Deniz hanımla ikinci evliliğini yapma kararı aldı. 1993 yılından 2012 yılına kadar gayet mutlu ve güzel bir hayat yaşadı. Taaki 2012 yılında o amansız lösemi hastalığına yakalanana kadar. Eşinin hemşire olması ve Ege Üniversitesi Hastahanesi’nde görev yapması sebebi ile 1.5 yıl kadar bu kötü hastalıkla mücadele etti.

Hasta yatağında 2012 1 Mayısına katılmak istedi doktorların sağlığı açısından uyun olmadığını söylemesine karşın hekimlere ve eşine karşı direndi ve katılmak isteğinde vazgeçmedi. Yüreği hep işçi sınıfının ve emekçilerin daha iyiyi ve güzeli yaşaması için örgütlü mücadele etmesinden yana çarptı.

Ancak ilik nakli yapılmasına rağmen maalesef bu kötü hastalıktan kurtulamayıp 2013 yılının 7 Eylül günü çok sevdiği İzmir’e ve hiçbir zaman umudunu yitirmediği devrim ve sosyalizm inançlarına, mücadelesine ve tüm sevdiklerine veda etti. Vefatından sonra anne ve babasının arzusu üzerine doğduğu şehir olan İstanbul’a getirilerek orada defnedildi.

Aslan yürekli, cesur, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm davasından bir an bile dönmeyen, dürüstlük timsali bir devrimci olan Tankişi hiçbir zaman ne arkadaşları ne de onu seven saygı duyan kişiler tarafından unutulmadı ve de sonsuza kadar unutulmayacak..

YUSUF EKİNCİ


YUSUF EKİNCİ
(1956-11 Aralık 1977)
Tokat merkezine bağlı Karkıncık köyünde 1956 yılında doğdu. Karkıncı köylüleri tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlıyordu. Babası İsmail Ekinci annesi ise Gülsün Ekinciydi. Yusuf’un üç kız iki erkek kardeşi vardı. Aile az topraklı yoksul bir köylü ailesiydi.
Yusuf Ekinci Karkıncık Köyü İlkokulunu bitirdikten sonra ortaokulu ve liseyi Tokat’ta bitirdi. Tokat Lisesini bitirdikten sonra ablası Hatun Ekinci’nin yaşadığı İzmir’de Narlıdere’ye geldi. Narlıdere’de inşaat işçiliği ve narenciye bahçelerinde tarım işçisi olarak çalıştı.
Üniversite sınavlarına girmiş ve Bursa Yaygın Eğitime kayıt yaptırmıştı. Okula devam zorunluğu olmadığı için Yaygın eğitimde okumayı tercih etmişti. Narlıdere’de bir süre ablasının evinde kaldıktan sonra ağabeyinin oğlu ile birlikte ayrı bir ev kiraladı. Yaşamlarını gündelik işlerde çalışarak sağlıyorlardı. Narlıdere’de yeni arkadaşlar ve çevreler edindi. Modern revizyonizmin etkisi altındaki gençlerle tanıştı. O dönemde modern revizyonizmin etkisi altındaki gençler Dostlar Kıraathanesinde biraraya geliyordu. O da kahveye gider gelir buradaki politik tartışmalara katılırdı. Okumayı çok severdi. Ne bulursa okurdu. Politik bir yön arayışı içindeydi. Roman ve siyasi içerikte kitaplar okumayı severdi. Okuduğu kitapları tartışırdı. İşçi olarak çalıştığı iş yerlerinde kolaylıkla yeni ilişkiler, arkadaşlıklar kurardı. Bu süreçte inşaatlarda işçi olarak çalışırken Halkın Kurtuluşu gazetesi ile tanıştı.
Emperyalizm, faşizm, kapitalizm, artı-değer sömürüsü vb konularla ilgili yeni bir öğrenme sürecine başladı. Emperyalizm, modern revizyonizmin ideolojisi ve sosyalizmden geri dönüş sorunlarını anlamaya çalıştı. Sosyalizmin klasik kitaplarını okumaya başladı.İlk sosyalist ülke Sovyetler birliğinde 1953 yılında Kruşçev ve kliğinin iktidara gelmesinin ardından modern revizyonist ideoloji iktidara çöreklenmişti. Proleter devrimci ideolojiyi ve politikaları etkisiz duruma getirerek sosyalist yapılanmayı tasfiye etmeyi ve kapitalizmi ilerletmeye çalışıyorlardı. İzleyen dönemde devlet, devrim, demokrasi, sosyalizmin sorunları, dış politika konularındaki revizyonist ideoloji ve politikalar Brejnev döneminde de sürdürülerek kapitalizmin restorasyonu gerçekleştirildi..
Modern revizyonizmin karşı-devrimci özünü açığa çıkaran yayınları inceleyen ve sonuçlarını irdeleyen Yusuf proleterya devriminin temel sorunlarını özümseyerek dünyayı değiştirme, kapitalizmi yıkma ve sosyalist bir dünya için komünist devrimcilerin safında yer aldı. Dünyanın ezilen uluslarının ve emekçilerin emperyalizme ve modern revizyonizme karşı mücadelelerinde ideolojik-teorik mücadelenin, Marksist-Leninist teorinin çarpıtılmasına, revize edilmesine karşı pratik mücadeleyle birleştirmenin önemini kavradı.Modern revizyonizmin ideolojik etkisinden bir kopuş yaşadı. Dostlar kıraathanesinde modern revizyonizmin ideolojik tezlerini tartışmaya başladı. Modern revizyonizmin etkisi altındaki gençleri revizyonizmin devlet, devrim, demokrasi, barış içerisinde bir arada yaşama vb. tezlerini açığa çıkarıcı politik çalışmalar yürüttü. Modern revizyonizmin ve onun ikiz kardeşi reformizmin ideolojik etkilerinin devrimci, paylaşımcı ve ortaklaşmacı değerleri ve kazanımları çürüttüğünü yaşayarak görmüştü. Faşist, revizyonist ve reformist burjuva ideolojilerin çürümüşlüğünü günlük yaşamın siyasi sorunlarıyla ilişkili anlatırdı. Sömürücü zulüm düzeninin karşısında komünistlerin işçi sınıfına ve halka bağlılığını, çıkarlarını savunmadaki kararlılığının ve mücadelesinin işçi sınıfını iktidara taşıyacağını, işçi sınıfı iktidarının emekçilerin kurtuluşu sağlıyacağını başkaca da bir çözümün olmadığını belirtirdi..
Narlıdere’de Halkın Kurtuluşu gazetesinin dağıtıcılarından biriydi. Haftalık gazeteyi, disiplinli bir biçimde semtte oturan emekçilere dağıtırdı. Gazete dağıtımı aracılığıya emekçilerle yeni ilişkiler kuruyor, her yeni ilişkiden yeni hayatları ve yaşam deneyimlerini de öğreniyordu. Narlıdere Çamlıkta Yusuf’u herkes tanırdı, severdi. Onun canlılığını, ataklığını çürümüş sömürücü düzeni anlatırken heyecanını ve coşkusunun kendilerine geçtiğini farkederlerdi. Gür saçlarını tarar gibi yapar bıyıklarını çekiştirerek emperyalizmin vahşetini kapitalizmin sömürüsünü, düşük ücretleri, sendikasızlığı, konut sorununu, gecekonduları, ulaşım sorununu anlatır, sorunları çözmenin örgütlü mücadeleyle mümkün olduğunun propagandasını yapardı.
İşçilere emekçilere düzen partilerini; dönemin Adalet Partisini, Milliyetçi Hareket Partisini, Cumhuriyet Halk Partisini, bu partilerin çözüm olmayacağını; işçilerin kendi partisinde kendi sınıf çıkarları için örgütlenmesinin ve iktidar için mücadele etmesinin önemini anlatır inançla proleter devrimci hareketin saflarına katılmaya çağırırdı.
Narlıdere’de Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği’nin kurucularından biriydi. Genç işçilerin, öğrencilerinbağımsızlık demokrasi ve sosyalizm mücadelesinin önderlerinden biri haline gelmişti. Yaşamının önemi ve anlamı işçileri, içlerinden biri olarak emekçileri çok sevmesi, değer vermesiydi; yaşamının yönü işçi ve emekçilerin yaşamlarını iyileştirme ve köhnemiş düzenden kurtulmanın yolunu açmaktı.İşçi sınıfının mücadeledeki rolünü ve işçilerin kurtuluşunun sosyalizm ile olacağını kavramıştı. İşçi sınıfı partisinin oluşumunun işçilerin kendi güçleriyle gerçekleşeceği bilincini taşıyordu. Proleter devrimci hareketin emekçilerin önüne koyduğu görevlerin önemini haftalık basından ve teorik yayınlardan izler ve işçi arkadaşlarına anlatırdı.Yusuf yoksul bir köylü ailesinden gelmenin bütün halkçı özelliklerini taşırdı. İşçi arkadaşları onu çok severdi, onlardan hem öğrenir hem de öğretir; onları harekete geçirir, sorgulamaya, tartışmaya yönlendirirdi. Yaşadığı, çalıştığı her yerde aydınlatma faaliyeti yürütürdü.
11 Aralık 1977 yerel seçimlerinde sandıkların bulunduğu Narlıdere Lisesi bahçesinde karşılaştığı modern revizyonist saldırganların silahlı saldırısına uğradı. Konak Devlet Hastahanesi’ne kaldırıldı, tıbbi müdahalelere karşın kurtarılamadı ve aramızdan ayrıldı ve ölümsüzleşti.

OĞUZHAN KARAKILIÇ

OĞUZHAN KARAKILIÇ

(1959-8.04.2013)

1959 Manisa doğumlu. Selanik’ten göç eden altı çocuklu bir ailenin en son çocuğu. Annesi ev emekçisi.

1974 Yılında İzmir’de Şehit Fethibey O.O’nu Ardından Mithatpaşa Meslek Lisesi Torna-Tesfiye Bölümünü bitirdi ve işçi olarak çalışmaya başladı. 1978 Yılında Detay Metal Eşya fabrikasından sendikal çalışma yaptığı gerekçesiyle işten çıkarıldı.

1978-1982 Tarihleri arasında İzmir D.E.Ü.Eğitim Fakültesi Almanca Bölümünde öğrenimini tamamladı. Öğrenciliği sırasında 12 Eylül faşizmine karşı gelişen öğrenci gençlik hareketinin içinde yer aldı.

Aynı yıl Trabzon’un farklı ilçelerindeki köylerde altı yıl görev yaptı.

1990 yıllarının başında İzmir’e döndü, 1991 yılında sağlık sorunları nedeniyle Konak Belediyesi Vergi Dairesinde çalışmaya başladı; 1992 yılında evlendi, 1994 Aralığında Taylan adını verdiği bir oğlu oldu.

Kamu emekçisi olarak çalıştığı yıllarda kamu emekçileri mücadelesinde aktif yer aldı. Son olarak Tüm Bel-Sen 2 No’lu Şube’de idari sekreter olarak çalıştı.

Genetik olarak taşıdığı “kardiyak” rahatsızlığı O’nu hiçbir dönem mücadele dışında kalmaya yöneltmedi; yüreği hastaydı ama asla “kuru” değildi, emeğin kurtuluşu mücadelesinde her zaman heyecan, umut ve kararlılıkla çarpan yoldaşımızı 8 Nisan 2013 tarihinde rahatsızlığı nedeniyle yitirdik.

Saygıyla Anıyoruz.

31.05.2011 – Kadir, Alparslan ve Sinanı Andık

22.05.2011 – Kuantum Fiziği ve Felsefe Yansımaları

21.05.2011 – İbrahim Öztaşı Andık

06.05.2011 – Üç Fidan