İSKENDER GÜL

Tarih Şubat 1980. Tariş işçileri İzmir’de, işten çıkarmalara, faşist kadrolaşmaya, faşist baskı ve zulme karşı direnişe geçmişti. Tariş işçilerinin mücadelesine destek veren Çimentepe’de oturan lise öğrencisi Cemil Oral’ı ve eğitim emekçisi İskender Gül’ü 40 yıl önce bu süreçte yitirdik.

İşçilerin hak ve taleplerini desteklemek için öne çıkan ve mücadeleye atılan genç Cemil Oral polis panzerinden gelen kurşunla can verirken; ailesi Gültepe’de oturan, Kula’da öğretmenlik yapan ve yarı yıl tatilinde olması nedeniyle İzmir’de bulunan eğitim emekçisi İskender Gül de hala aydınlatılamayan bir biçimde kurşunlanarak yaşamını yitirdi.

Tariş direnişinden geriye işçi sınıfının sermayeye ve faşizme; reformist ve revizyonist sendikacılığa karşı işçilerin ve demokrasi güçlerinin birliği ve mücadelesi deneyimleri ve dersleri kaldı. Devrimci komünist ruhla donanmış İskender Gül ile Cemil Oral’ın işçi sınıfının haklı mücadelesini desteklemek için bu mücadele içerisinde yer almaları, ileri atılmaları direniş mevzilerindeki işçileri her alanda desteklemenin ve saf tutmanın örneğini oluşturmaktadır. Türkiye İşçi Sınıfı’nın mücadele tarihinde Cemil Oral ile İskender Gül sınıfa destekleri ve mücadeledeki kararlılıkları ile yerlerini almış ve devrimci belleğe adlarını yazmışlardır.

İşçi sınıfının sermayeye ve faşizme karşı 12 Eylül askeri faşist darbesi öncesi fabrikaları kuşatan militarizme karşı fabrika ve işyerlerini terk etmeyerek, barikatlarla korudukları belleklerdedir. Bu biçimde gelişen aktif direniş işçi sınıfının ve demokrasi güçlerinin de birlik ve dayanışmasını da beraberinde taşımıştı. Yaşanmış olan zaaf, hata ve eksikliklerine karşın Tariş işçileriyle Çimentepe (Çiğli-Güzeltepe), Maraş Mahallesi (Yamanlar) ve Gültepe halkının dayanışma mücadelesi, diğer ezilen sınıf ve katmanlardan aldığı destek bugün de demokrasi güçlerinin birliğinin önemini hatırlatmaya devam ediyor..

TOPLUMSAL ve SİYASAL BELLEK: TARİŞ DİRENİŞİ

Tariş işçileri faşist teröre, kadrolaşmaya, işten çıkarılmalara ve baskılara karşı sınıfın talepleri ve ortak çıkarları doğrultusunda işçilerin birliğini örmenin sayılı örneklerinden birini gerçekleştirdi. Tariş direnişi her koşulda eğiten, seferber eden, sürdürülebilir sağlamlıkta ve esneklikte birleşik bir mücadele anlayışını, deneyimini siyasal tarihimize bıraktı. Tariş işçileri 1975-1980 yılları arasında kendi talepleri temelinde örgütlenmenin ve birliği sağlamanın önemini yaşamıştı. 1975-1977 Milliyetçi Cephe (MC) dönemlerinde yüzlerce Tariş işçisi işten atılmış ve yerlerine faşist kadrolar yerleştirilmişti. Tüm işçiler haraca bağlanmış, zor yöntemleri uygulanır hale gelmiş; işten çıkarmaları ve baskıları görmüştü. 2. MC iktidarının düşme sürecinde faşist kadroların çoğunluğu çıkışlarını almış ve 1978’den sonra işçiler haraç vermekten kurtulmaya başlamış ve aralarındaki devrimci, sosyalist işçilerle kaynaşarak mücadele kararlığı ile önemli kazanımlar sağlanmışlardı. Bu süreçte üretim de önemli ölçüde artmıştı. İşte Tariş direnişi bu süreçte öğrenilenler üzerinden ilerledi.

Bu sürecin genç belleklerde de yer bulması açısından sosyo-politik durumu özetlemek gerekirse: Yıl 1979. Ara seçimler sonucu CHP hükümeti iktidarı yitirmişti. MSP ve MHP destekli MC hükümeti olarak da bilinen Adalet Partisi (AP) azınlık hükümeti, Tarişi ?terör yuvası? olarak tespit etti. Demirel?e göre ?Tariş Ecevit Hükümeti döneminde komünist militanların üssü durumuna getirilmişti ve orada komünistlerin kökünün kazınması gerekiyordu. Öncelikle idari kadrolar değiştirildi, Hükümetin İzmir Valiliğine gönderdiği 14 Ocak 1980 tarihli emir suç odaklarının ortaya çıkarılmasını ve gizliliğe riayet edilerek 22 Ocak 1980 günü suçluların yakalanmasını sağlayacak bir planın yapılmasını istiyordu. Ocak 1980 tarihinde işbirlikçi tekelci burjuvazinin ekonomik, siyasi, toplumsal krizi yoğunlaşmış, diktatörlüğün faşist provokasyon ve katliamları artmıştı. İMF ve Dünya Bankası tarafından yeniden yapılanma ve yeni emperyalist iş bölümü programı (24 Ocak kararları) ortaya konmuş ve yükselen emekçi halk hareketini bastırmak üzere sıkıyönetim ilan edilmişti ve 12 Eylül faşist askeri darbesine gidiliyordu. 24 Ocak kararları ile 12 Eylül faşist darbesi arasında doğrudan bir bağ vardır. Ülke genelinde yükselen devrimci dalga halk kitleleriyle giderek kucaklaşmakta, faşizme karşıdireniş yükselmekteydi. İzmir?de de Tariş işçilerinin direnişi ve diğer fabrika ve semtlerdeki destek direnişleri sınıf mücadelesinin gelişim düzeyini göstermekteydi. Direnişin yaygınlaşması ve siyasal karakteri sermayeye ve faşizme karşı direnişte siyasal bilinç, politik ve ideolojik duruşu, örgütlülük ve eylem düzeyini yansıtmaktaydı. Dolayısıyla egemen sınıflarca mutlaka bastırılmalıydı. Bu mücadeleler üzerinden elde edilen deneyimlerle, yaklaşan faşist zora ve darbeye karşı işçi sınıfının fabrikalarda ve işyerlerinde, emekçi semtlerinde, kırsal alanda direniş hattını örme perspektifi yaşama geçirilemedi. Bu nedenle de 12 Eylül askeri darbesi başarılı oldu. İşçi sınıfı ve emekçilerin tüm kazanılmışekonomik, siyasi, demokratik hakları gaspedildi.

22 Ocak 1980 sabahı Tariş’te henüz işbaşı yapılmamıştır. Yüzlerce polis ve jandarma tüm işletmelere operasyon düzenler. Panzerlerle kapılar kırılır, duvarlar yıkılır, kurşunlar sıkılır. Kolluk güçleri, polis ve jandarma öncelikle Üzüm İşletmeleri ve Yağ Kombinalarına girerek yüzlerce işçiyi gözaltına alır. İplik fabrikasında başta kadın işçiler polisi fabrikaya sokmamak için dişe diş mücadele eder. İşçiler faşist kadrolaşma ve işsiz bırakılma ile karşı karşıya olduklarını tespit ederek, hukuksuzluğa ve zor yöntemlerine karşı direnme kararı alır. Başlıca talepleri ise; gözaltına alınan yüzlerce işçinin serbest bırakılması, olaylardan polisin sorumlu tutulması, iş ve can güvenliğinin sağlanmasıdır. İstekler yerine getirilinceye kadar direniş devam edeceklerini açıklarlar. İşçiler ve devrimci çevreler birlik sağlarlar. İşçilerin faşizme ve sermayeye karşı mücadelesine Ege Üniversitesi öğrencileri de üniversiteyi işgal ederek destek verir. Öğrencilerle polis arasında çıkan çatışmalarda onlarca öğrenci yaralanır. İzmir, Gültepe, Balçova Belediyesi işçileri, Sümerbank fabrikası işçileri dayanışma eylemleri yaparlar. Çamdibi, Yeşilyurt, Buca, Gültepe, Bornova, Narlıdere, Bayraklı, Yeşildere esnafı devrimci komünistlerin çağrısına uyarak kepenk kapatırlar. Proleter devrimciler Çamlık, Yeşildere, Balçova, Üçkuyular, Bahçelievler, Yeşilyurt, Bornova, Çamdibi Bayraklı ve Gümüşpala?da gösteri yürüyüşleri düzenler. Özellikle de Çimentepe, Gültepe gibi gecekondu semtlerinde emekçiler sokağa çıkarak Tariş işçilerine saldırıları protesto edip, dayanışma eylemleri düzenler. Diğer fabrikalarda işçiler pasif direnişler gerçekleştirir.

Disk yönetimi, Tekstil Sendikası Genel Başkanı, Gıda İş Sendikası Genel Başkanı işçilerin direnişine karşı çıkarlar ve eylemliliklerin son bulmasını ve yeni bir sürecin başlamasını savunurlar. Tekstil Sendikası Genel Başkanı direnişin bittiğini açıklar. Revizyonist ve reformist sendika yöneticileri, direnişin kalkması gerektiğini zaten Disk’in genel greve gideceğini ve direnişin yasal olmadığını belirtirler. Sendika başkanları ve yöneticileri genel grev ve direniş komitelerini işlevsizleştirirler. Direnişleri kendi çizgilerinde yönetme çabası ve iradesi etkin olur. İşçilerin birliğini parçalamaya ve mücadeleyi kırmaya çalışırlar. Tekstil Sendikası Genel Başkanı Rıdvan Budak 4 Aralık 1982 tarihli Cumhuriyet gazetesine verdiği demeçte,”Tariş direnişini başlatan değil bitiren kurum olmuşuzdur..” demektedir. 24 Ocakta Disk, dayanışma amacıyla İzmir çapında tüm işyerlerindeki işçilerin katıldığı 2 saatlik iş bırakma eylemi yapar; 25 ocakta İzmir’de miting düzenler. Direnişe karşı çıkan sendikacıların etkisiyle işçilerin birliği parçalanır, bu dayanışma eylemlerinin ardından direnişçi işçiler direnişe güç toplamak ve birliği sağlamak için kendiliğinden son verirler. 22 Ocakta başlayan direniş 31 Ocakta yeniden başlamak üzere biter. Tariş Genel Müdürlüğü fabrikaların bir hafta süreyle kapatıldığını açıklar ve bu açıklamayı işçiler kendilerinin sokağa atılacakları biçiminde yorumlarlar. Genel Müdürlüğün açıklamasına karşın işçiler üretimin devam edebileceğini hasar tespiti için işletmelerin kapatılmasının gerekmediğini öne sürerler; fabrikaları boşaltmadan üretime devam etmek isteyen işçiler tekrar direnişe geçerler. Tarih 7 Şubat, polis operasyonu başlar. İplik fabrikası dışında tüm üniteler boşaltlır. I Nolu Üzüm İşletmesinde işçiler direnmeye kararlıdır. Polis panzerlerle işletmeyi kuşatır. ”Teslim olun etrafınız sarıldı”, ”Teslim olmayacağız”, ” Faşizme karşı omuz omuza” sloganları atılır. Çatışma yaklaşık üç saat sürer. Birçok işçi yaralanır. Direniş şiddetle kırılır, fabrika boşaltılır, yüzlerce işçi gözaltına alınarak Alsancak Stadyumuna götürülür. Proleter devrimciler bütün fabrika ve işletmelerde Tariş işçilerinin mücadelesiyle bağlaşıklık kurmaya ve direnişi yükseltmeye çalışır. Binlerce bildiri dağıtılır, birçok fabrika işyeri ve atölyede, işçi semtlerinde, emekçiler destek eylemleri yapar, öğrenciler okullarda boykotlar yapar, yürüyüşler düzenler. Üniversitede öğrenciler boykot yapar fakülteler işgal edilir, Ankara yolu trafiğe kapatılır. Emekçilerin dayanışma eylemlerini kırmak için Çiğli, Çimentepe (bugünkü Güzeltepe) Maraş mahallerinde (bugünkü Yamanlar) devlet güçleri ile çatışmalar çıkar. Polisle halk arasında çıkan çatışmalarda, yurtsever devrimci öğrenci Cemil Oral polis panzerinden atılan kurşunla ölür, birçok insan yaralanır, yüzlerce emekçi gözaltına alınır.

Cemil Oral’ın ölümü Çiğli?nin emekçilerini ayağa kaldırır. 5000 emekçi iki gün gösteri ve protesto yürüyüşleriyapar. Devletin militarize güçleri yoğun kitlesel gösterileri ve yürüyüşleri izlemekle yetinir.

Gültepe?de Belediye Başkanı Aydın Erten halkı tahrik ettiği gerekçesiyle 8 şubatta gözaltına alınır, gözaltında işkence gören Aydın Erten Devlet Hastanesi’ne kaldırılır. Diktatörlüğün zor politikaları, tüm dayanışmacı düşünce ve eylemlere yönelir.10 Şubatta Yağ Kombinası işçileri işletmeye girmeyi başarırlar ve direnişe başlarlar. Kombinaya panzerle giren polisle işçiler arasında çıkan çatışmada üç işçi polisin açtığı ateş sonucu yaralanır işçiler fabrikayı tekrar boşaltır. 14 Şubatta İplik fabrikası militarist güçler tarafından tankıyla, panzeriyle, sarılır. Barikatlarda işçiler meşru direnme haklarını kullanır, bir yandan da birliği oluşturan güçler ne yapmaları gerektiğini tartışırlar, ”Birlik Dayanışmacı” taraftarı işçiler tartışma ve karar alma sürecini beklemeden fabrikadan dışarı çıkar ve teslim olurlar. Direnişin kırılma süreci başlar, işçilerin elleri başlarının üzerinde teslim olur. 270 İşçi Emniyette ve Karşıyaka Stadyumunda altı gün gözaltında tutulur, yedi işçi tutuklanır üç işçi hakkında da gıyabi tutuklama kararı verilir. 187 kişi ilk etapta sanık sandalyesine oturtulur ve yargılanır. Önce Çimentepe Mahallesi ardından da Çiğli İplik Fabrikası’ndaki direnişleri kıran güvelik güçlerinin son hedefi bir haftadır giremedikleri Gültepe’dir. 14 Şubat günü saat 20.30 da yursever devrimci genç öğretmen İskender Gül yaşamını yitirir. Cenazesi Kıbrıs Şehitleri İlkokuluna götürülür. Devrimciler okulun bahçesinde toplanır, saygı duruşu ve konuşmalar yapılır. Cenaze töreni hazırlıklarına başlanır ancak o günün koşulları içerisinde ne cenaze töreni yapılabilir ne de İskender’in yaşamına son veren kurşunun faili bulunabilir. Bu süreçte 16 Şubat Cumartesi günü sabah saat 6.00 da binlerce asker ve polis Gültepe’yi kuşatır. Cenaze törenine hazırlanan devrimciler İskender Gül’ün cenazesini Gültepe semti dışına çıkarmak zorunda kalırlar. Çıkan çatışmalarda 100 emekçi yaralanır. Cenazeye katılmak ve dayanışmak amacıyla semte gidenler de dahil olmak üzere 1500’e yakın insan gözaltına alınır. Tüm karakollar, stadyumlar gözaltı merkezidir artık! Karakollarda ve stadyumlarda emekçilere yoğun şiddet uygulanır. Gün boyu süren operasyon sırasında çıkan çatışmalarda üç polis yaşamını yitirir. Bir ay süren Tariş direnişi süreci biter. 20 Şubat’ta da İzmir’de sıkıyönetim ilan edilir. Direnişe katılan 187 işçiden 135 işçiye önce 25’er ay ceza verilir. Daha sonra yeniden görülen dava sonucunda dört işçi hakkında verilen idam cezası ömür boyu hapse çevrilir. 19 işçiye 12 yıl ile 18 ay arasında değişen hapis cezaları verilir. Diğerleri ise beraat eder.

Gültepe direnişine katıldığı gerekçesi ile 95 kişi hakkında dava açılır. Yargılamalar sonucunda üç kişiye idam, altı kişiye ömür boyu hapis, 49 kişiye de 20 ile bir yıl arasında değişen hapis cezaları verilir. İdam cezası verilenlerden Hıdır Aslan 1984’de Burdur Cezaevi’nde infaz edilir.

Tariş işçilerinin direniş sürecinde, Yeniasır, Günaydın, Hürriyet gazeteleri başta olmak üzere sermaye ve faşizm yanlısı medya organları iğrenç, yalan haberler üreterek devrimcilere komünistlere saldırırlar. Bu gazeteler, İskender Gül’ün halk mahkemesinde yargılanarak asıldığını, komünist olmadığını hafız olduğunu ; halk mahkemesinde yargılanan kişiler için yağlı ip,boğma zinciri, ölüm listeleri, tabutlar bulunduğunu yazarlar. Gazetecilik etiği ve haber ilkeleri sermayenin ve faşizmin çıkarları için bilinçli olarak unutulur 12 Eylül sürecine giden yolda basın yalan haber üreterek, devrimcilere güveni sarsmaya çalışarak Cuntanın yol taşlarını döşemesinde çok etkili olur. Dönemin TKP yandaşı Politika gazetesi de benzeri söylemlerle emekçilerin haklı ve meşru direnişini ”Maocu terörist grupların işi” olarak yorumlar.

Tariş işçilerinin mücadelesi, her şart altında emekçilerin talepleri temelinde örgütlenerek sermayeye ve faşizme karşı mücadeleyi mevcut olanakları kullanarak ve bununla sınırlamayıp mücadelenin ihtiyaçlarına uygun örgütlenme biçimlerini de yaratarak haklı ve meşru talepleri zemininde yürütebileceğini ve kazanımlar sağlayabileceğini göstermiştir. Aynı zamanda Tariş direnişi, sınıf sendikasından yoksun olmanın kazanımların korunamamasında ve ileriye taşınamamasında ne denli önemli olduğunun da bir örneği olmuştur. Tariş işçilerinin mücadelesi; işçilerin ve emekçilerin sermayeye ve faşizme karşı fabrikalarda, işyerlerinde ve yaşam alanlarında, Çimentepe, Maraş Mahallesi, Gültepe ve emekçi semtlerinde, fakültelerde, okullarda  dayanışmanın ve birleşik mücadeleyi örme kararlığının ve meşru direnişinin örnekleri arasında yerini almıştır.

İşçilerin ve emekçilerin bu haklı ve meşru mücadelesini ve yitirdiklerimizi saygıyla anıyoruz.

Yaşasın Devrim ve Sosyalizm Mücadelesi.

YAŞAR KEMAL

YAŞAR KEMAL’ e saygıyla

Türkiye işçi sınıfının, emekçilerin,ezilenlerin,yosul köylülerin yazarına selam olsun!

(6 Ekim 1923-Hemite / 28.02.2015 İstanbul)

”İnsan, evrende gövdesi kadar değil, Yüreği kadar yer kaplar…”

MUAMMER BULUT

 

MUAMMER  BULUT

Yoksul bir ailenin çocuğu olarak Manisa’da dünyaya geldi. Devrimci yaşamına 1975 yıllında  başladı.  Proleter devrimci hareketin  saflarında mücadele etti. Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği  üyesiydi.  Faşizmin saldırılarının yoğunlaştığı dönemde, emperyalizme ve faşizme karşı mücadelenin örgütlenmesinde yer aldı. Kısa zamanda atılganlığı ,cesareti ve bilinçi ile anti-faşist  mücadelenin önünde yer aldı. Sosyalizme olan inancı ve mücadeleci, dayanışmacı ve paylaşmacı  yaşamıyla bunu kanıtladı. Sosyalizm mücadelesinde,  faşist katillerin boy hedefi olmuştu ve iki kez silahlı saldırıya uğramış ve yaralanmıştı. 7.3.1980 günü Manisanın Turgutlu ilçesi Askerlik Şubesi’nin önünde kurulan pusuda faşist katilerin silahlı saldırısı sonucunda yaşamını yitidi.

O’nu Unutmayacağız!

Faşizme ölüm Halka hürriyet!

Kahrolsun Faşizm! Yaşasın Mücadelemiz!

BEKTAŞ YAVUZ

BEKTAŞ YAVUZ

(01.01.1956-04.08.1980)

Kayseri/Sarız ilçesinin kısrak köyünde 01.01.1956 tarihinde doğdu. Kısrakköy’ü İlkokulunu ve Niğde-Bor ortaokulunu bitirdi. 1974 öğrenim yılında Ankara Atatürk Lisesine kayıt yaptırdı..Ankara Atatürk Lisesinin  1975 yılında  faşist işgal altında olması nedeniyle devrimci öğrenciler okula devam edemedi. 1975 yılında Hatay   Antakya Lisesine kayıt yaptırıp 1976 yılında  bu liseden mezun oldu.

1975 yılında ailesi Kıskısrak Köyünden Balıkesir iline göç etti. 1976 yılında girdiği üniversite sınavında Balıkesir Necatibey Eğitim Fakültesi’nin Fizik-Kimya-Biyoloji Bölümüne kazandı.  Buradaki eğitimi sırasında demokratik eğitim, demokratik bağımsız Türkiye ve sosyalizm mücadelesine etkin bir şekilde katıldı. Proleter devrimci hareketin etkin bir militanıydı.

31 Temmuz 1980 tarihinde faşist çeteler ve polis işbirliğinde Balıkesir Kasaplar mahallesinde silahlı saldırıya uğradı, ağır yaralandı. Ailesi Ankara’ya götürdü. Ancak 04.08.1980 tarihinde yaşamını kaybetti. 5 Ağustos 1980 tarihinde Balıkesir’de Başçeşme Mezarlığına defnedildi. Yoğun baskılara rağmen cenazesine binlerce insan katıldı. Binlerce devrimci-demokrat insan faşizmi lanetledi. Katillerin bulunmasını istedi.

Faşistler tarafından sokak ortasında vurulduğunda henüz 24 yaşında bir öğretmen adayıydı.. Bağımsızlık demokrasi  ve sosyalizm mücadelesinde unutulmayacak !

ŞAHAP TUNAR

 

ŞAHAP TUNAR

(02.07.1965-01.12.1995)

İzmir-Buca ilçesinde 02.07.1965 yılında doğdu. Babası Tütün fabrikasında işçi, annesi ev kadını ve yanı sıra mevlüt okuyan bir hafızdı. İki kızkardeşi olan Şahap ailenin ilk çocuğuydu.

Şahap ilkokulu Buca’da okudu,Buca Ortaokulunu bitirdi. Orta okulda okurken Buca Yüksek öğrenim Derneği ve daha sonra Buca Yurtsever Devrimci Gençlik Derneğinin devrimci  çalışmalarını ve seminerlerini, etkinliklerini izler ve mahalledeki arkadaşlarına aynen anlatırdı. Devrimci abilerinin çalışmalarına da katılmak için ısrar ederdi. Buca-Kuruçeşme gecekondu direnişlerine katılmak isterdi. Ancak devrimci ağabeyleri küçük olduğu için izin vermezlerdi. Şahap onları gizlice takip eder her seferinde direnişteki yerini alırdı. Yoksul halkın kurtuluşu için verilen mücadelelere katılmak isterdi. YDGD de iki şahap olduğu için (büyük Şahap Paksoy) ona Küçük şahap denirdi.

Kim bilebilirdi ki yıllar sonra Küçük şahap’ın büyüyüp işçi sınıfı örgütleyicisi ve sendika temsilcisi, il yöneticisi, merkez yöneticisi Koca Şahap olacağını!

Küçük Şahap ortaokuldan sonra liseye devam etmedi. 12 Eylül faşist cunta döneminde de devrimci faaliyetini sürdürdü. Yaşamını devam ettirmek için değişik işyerlerinde çalıştı. Askerliğini yaptıktan sonra minübüs şöförlüğü yaptı. 1990 yılında evlendi. Çalıştığı alanda sendikal örgütlülüğe katıldı. TÜMTİS İzmir şubesinin oluşumunda, örgütlenmesinde  büyük rol oynadı. İzmir’in yanı sıra farklı illerde de işçileri örgütlemeye katıldı. Ve sendikadaki yoldaşlarıyla birlikte beş yıl içerisinde 35 şubenin açılmasını sağlayan mücadeleci bir sendikacıdı. İşyeri temsilciliğinden, şube sekreterliğine, merkez yöneticiliğine kadar sendikanın birçok organında aktif görevler yaptı. Şahap Tunar Tümtis’de ölümüne kadar işçi yoldaşlarıyla birlikte mücadele etti. Şahap yaşamını  işçi sınıfının kurtuluşuna adamıştı. Şahap Kürt sorununda enternasyonalist devrimci  bir bakış açısına sahipti. Emep’in (Emek partisi) kuruluş sürecinde de yer aldı.

Bir kış günü Koca Şahap sıkıntılı bir süreçte  1 aralık 1995 günü kalbine yenik düştü. Mezarında işçi yoldaşları O’nu hiç unutmayacaklarını ve sermayeye karşı mücadelelerinde yaşatacakları sözünü verdi.

Taylan ve Eren adlı iki oğlu var. Bugün her ikisi de üniversitede okumaktadır. Şahap Tunar’ı Bizim yiğit Küçük Şahap’ımızı  saygıyla anıyoruz.

NAVER ENGİN

NAVER ENGİN

(1958-15.05.1978)

Burhaniye-Kösemköy’de 1958 yılında doğdu.İlkokulu,ortaokulu ve liseyi Burhaniye ilçesinde okudu.Liseyi bitirdikten sonra Balıkesir Necati Eğitim Enstitüsü’nü kazandı. 1977-1978 Öğrenim döneminde okula kayıt yaptırdı.

Necati Eğitim Enstitüsü ve Kredi ve Yurtlar kurumu  sivil faşistlerin işgali altındaydı. Faşist güçlerin işgali altındaki okula arkadaşlarıyla birlikte devam etti. Faşist saldırı ve baskı politikasına direndiler. Proleter devrimci hareket faşist işgalleri kırma ve okulları demokratik mevziler haline getirme mücadelesi veriyordu. Naver’in dirençli  ve kararlı önder tutumu okulunu terketmeme ve arkadaşlarıyla birliikte direnme tutumu faşist güçleri rahatsız etti. Eğitim Enstitüsü yönetimi ve Pol-Bir’li polislerin yardımıyla sivil faşistler Naver Engin’in sınıfını ellerindeki sopalarla ve bıçaklarla bastı. Naver Engin’i  göğsünden bıçakladılar.  Ağır yaralanan Naver Balıkesir SSK Hastahanesine (şimdi devlet hastanesi) kaldırıldı kurtarılamadı. 8’i ağır 28 öğrenci  faşist saldırıda yaralandı ve hastaneye  kaldırıldı. Günlerden 15 Mayıs 1978 idi. Dönemin Başbakanı  Süleyman Demirel ‘‘Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz’’ diyordu. Faşist çetelerin her gün bir devrimci genci öldürdüğü günlerdi.

Naver Engin’i hastaneye almaya gittiklerinde yoldaşlarına  devlet güçleri şiddet uyguladı ve kitlenin üzerine ateş etti. Ancak kitleyi yıldıramadılar binlerce insanın katılımıyla Naver uğurlandı.  Naver’in direçli tutumu faşist işgallerin kırılmasına yol açtı. Öğrenciler Naver’lerin yolunu izleyerek hem Necatibey Eğitim Enstitüsünde hem de Kredi Yurtlar Kurumunda faşist işgali kırdılar ve tüm öğrencilerin okullarına devam etmesinin koşullarını yarattılar.

Naver Engin’i saygıyla anıyoruz.

Kahrolsun Faşizm ! Yaşasın Mücadelemiz !

İDRİS TÜRKOĞLU

                                                                              İDRİS TÜRKOĞLU  (1955-28.04.1977)

İdris Türkoğlu’nun  babası esnaftı, annesi  ev kadınıydı. Ailenin beş çocuğu vardı, İdris üçüncü çocuğuydu. İdris, Siirt İnönü İlkokulu’nu, Mehmet Akif Ersoy Ortaokulu’nu ve Siirt Lisesi’ni bitirdikten sonra  E.Ü Diş Hekimliği Fakültesi’ni kazanarak, İzmir’de okumaya başladı. Yurtsever Devrimci  Gençlik Derneği üyesiydi. Okulunda Halkın Kurtuluşu gazetesi dağıtır, Kampüsteki öğrenci gençliğin etkinliklerine katılırdı.

28 Nisan 1977 tarihinde Konak bölgesinde 1 Mayıs afişlemesi yaparken  İGD’li  modern revizyonistlerce  kurşunlanarak öldürüldü.  Her türden  emperyalizme ve faşizme karşı mücadele eden  devrimci bir genç toprağa düştü.  Sevgi saygı ve özlemle..

 

MUHARREM AKBAŞ

MUHARREM AKBAŞ (1970-25.05.2000)

“Baharla birlikte merhaba diyen gelincikler

Kışla birlikte geldikleri gibi gidecekler.

Gidene kadar onlarla mutlu olanlara”

Muharrem Akbaş yazdığı dizelerdeki gibi kısacık yaşamında, yaşadıkları ve yaşattıklarına sonsuz teşekkürler.

1970 Martında Diyarbakır da dört çocuklu bir ailenin en küçüğü olarak dünyaya “merhaba” dedi.1973 Yılında babasının tayininin İzmir’e çıkması sonucu İzmir’de Narlıdere’ye yerleştiler.İlk, orta ve lise öğrenimini Narlıdere’de tamamladı. Üniversiteyi Eskişehir’de İktisat Fakültesinde okudu, 1992 yılında mezun oldu. Çok okuyan ve sorgulayan bir gençti.Yaşamı boyunca ezilenin, haklının, zulme uğrayanın,ötekileştirilenlerin, haklının yanında oldu. Fakülte yıllarında öğrenci gençlik mücadelesinin içinde yer aldı. Okulu bitirdikten sonra İzmir’e döndü; 1995 lerde İzmir’e açılan Evrensel Kültür Merkezi’nin kurulmasında karınca kararınca çalıştı, emeğini esirgemedi. Yaşam bir süre sonra onu Muğla da yaşamaya zorladı. Metin Göktepe’nin cenazesinde tanıştığı bir kız arkadaşıyla evlendi.

25.05.2000 Gün onlar için sıradan bir gündü, öğleden sonra “trafik teröristi”nin  araçlarına çarpması sonucu yaşamını sonlandırıldı.Başka diyarları aydınlatmaya giderken eşinin hamile olduğunu ve o çocuğun hayata hiç gelemeyeceğini bilmiyordu.Geride gözü yaşlı sevdiklerini, dostlarını, yol arkadaşlarını bıraktı; onlara yürek yarası kaldı.

25.05.2000 den bu yana Narlıdere Yukarıköy gömütlüğünde sessizce yatmakta. Bugün hala geride bıraktıklarını ışığıyla aydınlatmaya devam etmekte..

Anısına saygıyla, özlemle..

 

 

TAHSİN YILMAZ

TAHSİN YILMAZ (1957-26.07.1996)

Doğum tarihi resmi kayıtlarda 1959 olarak görünse de gerçek doğum tarihi 1957 yılıdır.  Kars-Selim İlçesinin Katranlı Köyünde yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir.   Ailesi 1967 yılında  geçim için İzmir’e göç eder. Tahsin ailesiyle birlikte on yaşındayken İzmir’e gelir ve kentle tanışır. Aile Gültepe  semtine yerleşir. Gültepe işçilerin ve emekçilerin  yaşadığı büyük bir  semttir.  İlkokulu ve ortaokulu Gültepe’de bitirir. Tepecik  50. Yıl Lisesi’nde  öğrenimine devam eder.

12 Mart yarı-askeri faşist cunta döneminde,  Denizlerin idam edilmesinden  ve anti-emperyalist anti-faşist halkçı mücadelelerinden etkilenir.  1975-1976 öğrenim yılında devrimci mücadeleye  aktif olarak katılır.  Ortaöğrenim gençliğinin örgütlenmesi ve demokratik talepleri için mücadelesinin  önemli bir  militanıdır.  Liseli gençliğin örgütlenmesi  faaliyeti içerisindeyken 1977 yılında Buca Lisesi’ne  girerken silahla yakalanır.   1977 Yılı mart- temmuz arası beş ay cezaevine kalır ve tahliye olur. Halkın Kurtuluşu saflarındaki ortaya çıkan  ilkesiz ideolojik, siyasi örgütsel tartışmalar  sonucu   ayrılan ve kendilerini ‘”koordinasyoncu”  olarak adlandıran  ‘hizip’  saflarında yer alır.

1978 yılında Tariş kahramanlar Yağ Kombinasında işe başlar, aynı yıl işten  çıkarılan dört işçi ile birlikte  fabrika önüne çadır kurarak direnişe başlar..1978 yılı haziran ayına kadar  adı ‘koordinasyoncular’la anılan Tahsin, aynı yıl içinde ve 1979 şubatından sonra  “Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği” adını alan  siyasi çevrenin  safında yer alır.

1980 Ocak ayında   gözaltına alınır. 12 Eylül askeri faşist cuntasını cezaevinde karşılar.  1981  yılının  mayıs ya da haziran ayında tahliye olur.  Tahliye olduktan sonra işçi sınıfı ve emekçiler içerisinde çalışır. 1986 yılından itibaren  savunduğu ideolojik, politik, örgütsel çizgi ekseninde  İzmir’de çalıştığı Tekel’de  ve diğer işyerlerinde emekçilere yönelik faaliyet yürütür.

1989 yılında İzmir’de örgüt operasyonunda arkadaşlarıyla gözaltına alınan Tahsin hiçbir tutanağı imzalamaz  ve adının dışında hiçbir şeyi kabul etmez.  1991 yılında tahliye olur.  Emeğin kurtuluşu mücadelesine dört elle sarılır. 1992 yılı 1 Mayıs’ında İzmir’deki bir eylemden aranmaya başlanır. Bunun üzerine yeraltı-illegal çalışmaya başlar..1996 yılı  14 Nisanda İstanbul’da yakalanır.  Bir kez daha direnir ve hiçbir şey kabul etmez. Gördüğü işkenceler sonucu  bitap durumda  olmasına rağmen cezaevlerinin  insanca yaşanır duruma getirilmesi talebiyle başlayan  süresiz açlık grevinin en önünde yer alır.

1996 yılının 20 mayısında başlayan SAG-ÖO eyleminin 61. gününde  beyin ölümü gerçekleşmiş olmasına rağmen yüreği atmaya devam eder..68.gün devrim için atan bu direngen yürek susar.. Bütün devrimcilerin, sosyalistlerin katılımıyla İzmir’de Hacılarkırı  Mezarlığı’na uğurlandı..

Bizlerle yaşayacak.; sevgi saygı ve özlemle..

 

ASIM DAĞLI-SEZAİ EMİRAL

ASIM DAĞLI-SEZAİ EMİRAL

E.Ü Mühendislik Fakültesinin Unutulmazlarından..

Saygıyla Anıyoruz.