12 Eylül 1980’de gerçekleştirilen askeri faşist darbenin üzerinden 46 yıl geçti.
46 yıl önce, işçi sınıfının, emekçilerin, gençlerin, kadınların ve toplumun ilerici güçlerinin yükselen mücadelesini bastırmak amacıyla kurulan askeri cunta, parlamentoyu ve siyasi partileri kapattı, sendikaları ve demokratik kitle örgütlerini dağıttı, grevleri ve direnişleri yasakladı, yaşamın her alanında kazanılmış hakları yok saydı, ortadan kaldırdı. Yüz binlerce insan gözaltına alındı, tutuklandı ve sistematik işkenceden geçirildi. Askeri cezaevleri, emniyet müdürlükleri ve kayıt dışı birçok mekân işkence merkezlerine dönüştürüldü.
12 Eylül, yalnızca bir askeri darbe değil emeğe, demokrasiye, özgürlüğe ve örgütlü toplumsal muhalefete karşı gerçekleştirilen kapsamlı bir sınıf saldırısıdır.
12 Eylülün Ağır Blançosu
12 Eylül rejiminin toplumsal ve siyasal bilançosu, darbenin boyutlarını bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır.
1 milyon 683 bin kişi fişlendi, 650 bin kişi gözaltına alındı. 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı. 7 bin kişi idam istemiyle yargılanırken 517 kişiye idam cezası verildi ve 49 kişi idam edildi.
71 bin kişi 141, 142 ve 163. maddelerden, 98 bin 404 kişi ise “örgüt üyesi olmak” suçlamasıyla yargılandı. 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı, 30 bin kişi siyasi mülteci olarak ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.
300 kişi “kuşkulu,” biçimde yaşamını yitirdi; 171 kişinin işkence sonucu öldüğü belgelendi. Cezaevlerindeki uygulamaları protesto etmek amacıyla gerçekleştirilen açlık grevlerinde 14 kişi yaşamını yitirdi.
On binlerce kamu çalışanı, öğretmen, akademisyen ve yargıç, görevlerinden uzaklaştırıldı veya sürgün edildi. Binlerce derneğin faaliyeti durduruldu.
Basın ve yayın dünyası da ağır baskı altına alındı. Gazeteler kapatıldı, gazeteciler tutuklandı, yayınlar sansüre tabi tutuldu, toplatıldı ve imha edildi. Yüz binlerce kitap ve yayın yasaklandı. Bilim ve Sosyalizm Yayınları’na ait 113 bin 607 kitabın yakılması, bu karanlık dönemin kültürel yıkımının simgelerinden biri oldu. İlhan Erdost cezaevinde işkence sonucu yaşamını yitirdi.
Bütün bu rakamlar, 12 Eylül’ün toplum üzerinde yarattığı büyük yıkımın yalnızca bir bölümünü göstermektedir.
Darbenin Hedefinde İşçi Sınıfı Vardı
12 Eylül’ün en önemli hedeflerinden biri işçi sınıfının örgütlü gücüydü ve kayıpları oldu.
DİSK kapatıldı, yöneticileri tutuklandı. Grevler yasaklandı, toplu iş sözleşmeleri askıya alındı. Nisan 1981 ile Eylül 1983 arasında 148 toplu iş sözleşmesi Yüksek Hakem Kurulu tarafından bağıtlandı.
Darbe sonrasında reel ücretler geriledi, sendikal örgütlenme ciddi biçimde zayıflatıldı. İşçilerin pazarlık gücü kırılırken sermayenin çalışma yaşamı üzerindeki belirleyiciliği güçlendirildi.
Bunun ekonomik zemini 24 Ocak 1980 kararlarıyla oluşturulmuştu.
12 Eylül, bu ekonomik programın uygulanmasının önündeki en önemli toplumsal engel olan işçi sınıfının örgütlülüğünü dağıtarak direncini kırdı; ardından özelleştirme, taşeronlaşma, sendikasızlaştırma ve güvencesiz çalışma politikaları yaygınlaştırıldı. Bu nedenle bugün milyonlarca emekçinin karşı karşıya olduğu düşük ücret, işsizlik, güvencesizlik ve sendikasızlaştırma sorunlarını 12 Eylül’den bağımsız değerlendiremeyiz.
12 Eylül’ün emek rejimi, farklı biçimler altında bugün de yaşamaktadır.
12 Eylül’ün İdeolojik Mirası
12 Eylül aynı zamanda toplumun siyasal, ideolojik ve kültürel yapısını yeniden biçimlendiren bir müdahaleydi.
Türk-İslam sentezi devlet politikalarının temel unsurlarından biri haline getirildi. Din dersleri zorunlu hale getirildi; tarikat ve cemaatlerin toplumsal yaşamda güç kazanmasının önü açıldı.
Kürt halkının dili, kimliği ve kültürel varlığı inkâr edildi. Kürt olmak, cezaevlerinde ve sorgu merkezlerinde ağır baskı ve işkencenin gerekçelerinden biri haline getirildi.
12 Eylül’ün, askeri faşist cuntanın hazırladığı 1982 Anayasası ise demokratik hak ve özgürlükleri sınırlandıran ve güdük olanları da yok eden devletin otoriter, baskıcı, yapısını güçlendiren bir sistemi güvenceye aldı.
Bu nedenle 12 Eylül’ün hesabını yalnızca darbecilerden hesap sormakla sınırlayamayız. Darbenin siyasal, ekonomik ve toplumsal mirasının bütün sonuçlarıyla birlikte tasfiye edilmesi görevi güncel olarak da devrimci demokratik güçlerin önünde durmaktadır.
46 yıl sonra: 12 Eylül’ün Gölgesinde Yaşamak
Bugün 12 Eylül’ün üzerinden 46 yıl geçmiş olmasına rağmen darbenin yarattığı otoriter, faşist, siyasal anlayışın ve güçlendirilmiş mekanizmalarının işleyişini görmekteyiz.
Parlamentonun yasama, hükümetlerin yürütme, denetim işlevinin zayıflatılması, yargının bağımsızlığının güvenilmez hale gelmesi, kuvvetler ayrılığının ortadan kaldırılarak başkanlık sistemine geçilmesi, demokratik kurumların etkisizleştirilmesi, 12 Eylül faşizminin mirasının günümüzdeki zemini ve yansımalarıdır.
Seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınarak yerlerine kayyım atanması, demokratik seçim mekanizmalarının işlevini yitirmesi, seçme ve seçilme hakkını ve halk iradesi yok etmiştir..
OHAL ve KHK uygulamalarıyla binlerce kamu çalışanı ve akademisyen görevlerinden uzaklaştırılmış; gazeteciler, hukukçular, siyasetçiler ve muhalif kesimler baskı ve yargı süreçleriyle karşı karşıya bırakılmış, tutukluluk süreleri cezalandırmaya dönüşmüştür.
Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, adalet gibi temel kamusal alanlarda piyasacı ve otoriter politikalar güçlenmiştir.
Ancak 12 Eylül’ün günümüzdeki en görünür miraslarından biri çalışma yaşamında karşımıza çıkmaktadır.
İşçiler düşük ücretlere, uzun çalışma saatlerine, güvencesizliğe ve işsizlik tehdidine mahkûm edilmektedir. Sendikal örgütlenmenin önündeki engeller devam etmekte, iş cinayetleri sürmekte, emekliler insanca yaşam hakkından mahrum bırakılmaktadır. Grevler yasaklanmakta, sermaye sahipleri korunmaktadır.
Gençler güvencesiz “gelecek”le, kadınlar ise hem çalışma yaşamında hem de toplumsal yaşamda eşitsizlikle, emekleri görünmez kılınarak, kamunun görevlerini de üstlenmek zorunda bırakılarak yaşamaya mahkûm edilmekte, evde, sokakta, işyerlerinde taciz, mobbing, şiddetin her türüyle karşı karşıya yaşamak durumunda kalmaktadır.
Sermayenin kârı büyürken emekçinin, halkın toplam gelirden aldığı pay küçülmektedir.
Doğanın Talanı da Emek Sömürüsünün Parçasıdır.
12 Eylül sonrasında güçlenen neoliberal politikalar yalnızca işçilerin haklarını değil, toplumun ortak varlıklarını ve var olma alanlarını da hedef aldı.
Ormanlarımız, tarım alanlarımız, yer altı ve yer üstü zenginliklerimiz, kıyılarımız ve su kaynaklarımız sermayenin sınırsız kullanımına, talanına açılıyor.
Madencilik ve enerji projeleriyle yaşam alanları tahrip ediliyor; tarım alanları yok ediliyor; doğanın korunması yerine kâr ve rant esas alınıyor.
Oysa emekçinin yaşam hakkı ile doğanın korunması, sürdürülebilirliği birbirinden ayrı değildir. Emeği sömüren düzen, doğayı da sömürmekte, yok etmektedir.
Bu nedenle emek mücadelesi aynı zamanda yaşamı, doğayı ve gelecek kuşakların hakkını savunma mücadelesidir.
Çıkış Yolu Örgütlü Mücadeledir
46 yıl önce darbeciler işçi sınıfının, emekçilerin ve toplumun ilerici güçlerinin örgütlü mücadelesini bastırmak istedi.
Bugün bize düşen, faşizme karşı, özgürlük , eşitlik, kardeşlik mücadelesini sürdürmek ve büyütmektir.
İşçilerin, emekçilerin, emeklilerin, kadınların, çocukların, gençlerin, bilim insanlarının , akademisyenlerin, gazetecilerin, hukukçuların ve tüm demokrasi güçlerinin ortak mücadelesi olmadan faşizme, sömürüye ve eşitsizliğe karşı kalıcı bir demokratik düzen kurmak mümkün değildir.
Bizler biliyoruz ki tarih boyunca kazanılan her hak mücadeleyle kazanılmıştır.
Kaybedilen haklar da ancak örgütlü mücadeleyle geri alınabilir.
Bu nedenle bugün bir kez daha çağrımızı yineliyoruz:
Siyasal, sosyal, demokratik örgütlenmenin önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır.
Grev ve toplu sözleşme hakkı güvence altına alınmalıdır.
İnsanca yaşamaya yetecek ücret ve güvenceli çalışma koşulları sağlanmalıdır.
İş cinayetlerine ve işçi sömürüsüne son verilmelidir.
Düşünce, ifade, basın ve örgütlenme özgürlüğü güvence altına alınmalıdır.
Seçilmişlerin iradesine müdahale edilmesine ve kayyım uygulamalarına son verilmelidir.
İşkence, kötü muamele ve cezasızlık politikaları son bulmalı, failleri bulunmalı ve cezasız bırakılmamalıdır.
12 Eylül’ün antidemokratik kurumları ve emek karşıtı mirası tasfiye edilmelidir.
12 Eylül’ün 46. yılında faşist darbeyi bir kez daha lanetliyoruz.
Darbe döneminde işkencelerde, cezaevlerinde, idam sehpalarında ve mücadele alanlarında yaşamını yitiren devrimcileri, demokratları, aydınları ve emekçileri saygıyla anıyoruz.
Onların direnişi, bugün özgür, eşit, demokratik ve sömürüsüz bir ülke mücadelesinde yaşamaya devam ediyor.
12 Eylül’ü unutmayacağız, unutturmayacağız!
Faşizme, sömürüye ve baskıya karşı örgütlü mücadeleyi büyüteceğiz!
Yaşasın emek, özgürlük, eşitlik ve demokrasi mücadelesi!
Yaşasın örgütlü emek, yaşasın birleşik mücadele!
