Kas 14
(başlıksız)
Kas 07
Hasan Kazım Tuğrul
HASAN KAZIM TUĞRUL (26.06.1953-03.11.2021)
26 Haziran 1953 te Niğde nin Bor ilçesinde doğdu. Babası tapu dairesinde kamu emekçisi, annesi ev işlerinin her gün yeniden üreticisiydi, akıllı, aydın ve ileri görüşlü bir kadındı. Bir ablası, bir de kendisi, iki kardeş idiler. İlk okula Adana da Cebesoy İlkokulunda başladı. Babasının ölümü üzerine okul değiştirerek Cumhuriyet İlkokuluna geçti, ilk öğrenimini orada tamamladı. Ortaokul ve liseyi yine Bor’da bitirdi. Üniversiteye Ege Üniversitesi Maden Mühendisliği Fakültesinde başladı. Antifaşist mücadele aktifti, okuldan atıldı, dolayısıyla öğrenciliğine ara vermek zorunda kaldı. Niğde’ye dönerek Meslek Yüksek Okulu Makine Bölümüne devam etti. Yıllar sonra Öğrenim affından yararlanarak 9 Eylül Üniversitesi Maden Fakültesi ndeki öğrenimine geri dönerek mezun oldu, maden mühendisi oldu.
Zekiydi, kararlı ve hırslı bir karakteri vardı. Müziğe ilgisi vardı, kulağı da iyiydi. Annesinde gitar istediğinde okulunu aksatır kaygısıyla gitar alınmamıştı. Hasan içindeki bu isteği, ücretli çalışmaya başladığı zaman ilk maaşıyla gidererek gitar aldı, daha sonra saz da öğrendi ve saz da aldı, her iki enstrümanı da iyi çalardı.
Aranır durumdayken mermer ocaklarında çalıştı.Bornova da CIVAS adlı cıvata fabrikasında mühendis olarak; Sivas Divriği’de ve İskenderun Demir Çelik Fabrikasında maden mühendisi olarak çalıştı. Bu fabrikada üçbin kardrosuz işçinin kadro alabilmesi için verilen mücadelede çekinmeden yer aldı, aktif destek verdi. 1996 emek partisi kuruluş çalışmalarına katıldı. İskenderun ilçe başkanlığı yaptı. Seçimlerde Hatay Milletvekili adayı oldu. Sonraki yıllarda Emek Partisi ile yolunu ayırdı. İskenderun Demir çelik fabrikasından emekli oldu. Emekliliğinden sonra da politik mücadelesinden vaz geçmedi. Doğru bulduğu her eylemde, gerekli bulduğu her görevde gönüllülükle yer aldı. Uzun zaman böbrek yetmezliği nedeniyle tedavi gördü, böbrek nakli gerektirecek boyutta sağlık sorunları yaşadı. Her dönemde ülkedeki güncel politik gelişmeleri izledi.
Evli ve bir kız çocuğu babasıydı.
Sevgi ve özlemle anıyoruz.
Kas 03
İzmir Kadın Platformu, TTB Başkanı Şebnem Hoca’nın sesini asla susturamayacaklar. Gazeteci kadın arkadaşlarımızın gerçeği yazmasını ve kadın mücadelemizi asla durduramayacaklar.
İzmir Kadın Platformu, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın, gazetecilerin gözaltına alınmasını ve tutuklanmasını; İzmir Barosu seçimlerinde “Jin jiyan azadi” sloganının saldırı gerekçesi olması ve soruşturma başlatılmasını ve kadın katliamlarını protesto etmek için basın açıklaması düzenledi. Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde toplanan kadınlar, “Ne sansür ne gözaltı ne tutuklama, kadınlar susmadı, susmayacak” yazılı pankartı açıldı. Kadınlar, “Kadınlar susmadı susmayacak”, ” Baskılar bizi yıldıramaz”, “Yaşasın kadın dayanışması”, “Şebnem Korur Fincancı onurumuzdur”, “Jin Jiyan azadi”, “Kadın yaşam özgürlük” sloganlarını attı.
Kadınlar adına açıklamayı Deniz Uslu yaptı. Açıklama şöyle;
“İktidar, kitlelerin desteğini kaybettikçe, otoriterliğin dozunu giderek artırıyor. Havuz medyaya dahil edemediği gerçeğin peşinde koşan özgür basını ilan kesme cezaları, gözaltı ve tutuklamalarla susturmaya çalışırken, başta kadınlar olmak üzere baskı ve şiddetle sindiremediği tüm toplumsal kesimlerin haklarını gerici iktidarının hedefi haline getirmiş durumda. Toplum şoven, ırkçı, ayrımcı, cinsiyetçi politika ve söylemlerle kutuplaştırılırken ataerkillik pekiştiriliyor. İktidarını kaybetme telaşındaki tek adam rejimi, halkı korku politikalarıyla hizaya çekmeye çalışıyor.
Bu ataerkil öfke ve korku hali vücut bulduğu her yerde her gün kendisini farklı bir boyutta açığa çıkarıyor.
Geçtiğimiz günlerde “Dezenformasyon” adı altında çıkan sansür yasasıyla halkın haber alma hakkı ve ifade özgürlüğü ayaklar altına alındı. Basın emekçilerinin faaliyetlerine ket vurmanın yanı sıra tüm demokratik kurumlar başta olmak üzere gerçeğin yayılmasını engellemek üzere sosyal medya paylaşımlarını da baskı altına almayı hedefleyen yasanın akabinde 11 gazeteci arkadaşımızı hukuksuz ve zorba yöntemlerle gözaltına aldılar. Bir arkadaşımızın bebeğine yönelik çıplak arama suçu işlediler. Gazetecilerden 9’unun tutuklanması da gecikmedi.
Hemen arkasından basının soruları üzerine “askeri operasyonlarda kimyasal silah kullanıldığı iddialarının araştırılması gerektiği” yönünde açıklamaları nedeniyle TTB Merkez Konsey Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, gözaltına alınarak tutuklandı.
Aynı günlerde İzmir Barosu Genel Kurulunda, konuşmasında geçen Jin Jiyan Azadi sloganına yönelik eril faşist güruh Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi kız kardeşimize sözlü ve fiziksel saldırıda bulundu. Ardından avukat arkadaşımız hakkında soruşturma başlatıldı.
Ezilenlerin Hukuk Bürosu (EHB) avukatlarından Sezin Uçar’ın, yargılandığı davalar gerekçe gösterilerek işkence gören müvekkilleriyle 1 yıl görüşmesi yasaklandı.
Nagihan’ı katleden, İran’da Jîna Mahsa Amini’yi katleden, bir bebeğe çıplak arama yapan, gazetecileri gözaltına alıp tutuklayan zihniyet aynı zihniyettir.
Tüm bunlar olurken biz kadınlar her gün hayatlarımızdan koparılıyoruz. Her geçen gün baskısını artırma denemeleri yapan erkek devletten güç alan erkekler kadınları darp etmeye, şiddete maruz bırakmaya ve katletmeye devam ediyor.
Bizler biliyoruz ki; Jina Mahsa Amini’nin katledilmesiyle tüm dünya kadınları tarafından haykırılan ‘Jin jiyan azadi’ sloganına tahammül edemeyenlerin Molla Rejimi’nden hiçbir farkı yoktur.
Bizler bu ataerkil ve faşist politikalarla mücadele etmekten geri durmayacağız.”
” TTB Başkanı Şebnem Hoca’nın sesini de asla susturamayacaklar.
Gazeteci kadın arkadaşlarımızın gerçeği yazmasını asla durduramayacaklar.
Kadın mücadelemizi asla durduramayacaklar.
Bizler hasta tutsaklara özgürlük mücadelesi yürüterek 595 gün sonra Aysel Tuğluk’u aldık. Tüm hukuksuzluklar karşısında da mücadele etmekten geri durmayacağız.
Bu saldırılar karşısında dün ve bugün olduğu gibi karşınızdayız. Susmuyoruz korkmuyoruz itaat etmiyoruz.
Bugün dünyada haykırılan Jin Jiyan Azadi sloganını susturamayacaksınız.
Biz gerçekleri sokak sokak, fabrika fabrika, kongre kongre söylemeye devam edeceğiz. Kadınları operasyonlarınızla, baskılarınızla, linç kampanyalarınızla, karalama çalışmalarınızla sindiremeyeceksiniz.
Hayatın her alanındayız! Avukat kadınlar, gazeteci kadınlar, sağlık emekçisi kadınlar olarak bugün yine buradayız! Adliyelerden, ofislerden, kampüslerden, fabrikalardan, evlerden çıkıp geldik. Birlikte güçlüyüz! Eşitlikten, özgürlükten, laiklikten vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz.
YAŞASIN KADIN DAYANIŞMASI!
Yaşasın örgütlü mücadelemiz!
İzmir kadın Platformu”
Kas 03
İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın tutuklanmasını İzmir barosu önünde toplanarak protesto etti. Serbest bırakılmasını istedi.
İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın tutuklanmasını protesto etti ve basın açıklaması düzenledi. İzmir Barosu önünde toplanan Emek ve Demokrasi Güçleri “Bilim insanı, iyi hekim ve insan hakları savunucusu Şebnem Korur Fincancı’ya özgürlük, aynı umutlu ve eylemci iyimserlikle mücadeleye devam edeceğiz” yazılı pankart açtı. Katılımcılar “Şebnem Korur Fincancı onurumuzdur” ve “Birleşe birleşe kazanacağız”, “Şebnem hocaya özgürlük”, ” Şebnem Korur Fincancı yalnız değildir”, “Faşizme karşı omuz omuza” sloganlarını attı.
İzmir Tabip Odası adına açıklamayı, Oda’nın Genel Sekreteri Ceylan Özkan okudu. “ Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve tabip odalarının geçmişinden bugüne hekimlik değerlerinin ve toplumun sağlık hakkının savunucusudur… TTB’yi denetim altına alma isteği doğrultusunda TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, demokratik hukuk devleti ilkeleri hiçe sayılarak hukuksuz bir şekilde tutuklanmıştır….İktidarın söylem ve eylemlerinden anlaşıldığı kadarıyla bu uygulama üzerinden meslek örgütümüze yönelik antidemokratik müdahaleler gerekçelendirilmeye çalışılmaktadır. Türk Tabipleri Birliği ve tabip odaları olarak, bu uygulamaları kabul etmediğimizi, hekimlik değerleri ve toplumun sağlık hakkı için mücadelemize kararlılıkla devam edeceğimizi bir kez daha vurguluyoruz. TTB Merkez Konseyi Başkanı’nın hukuka aykırı bir şekilde tutuklanmasının ve meslek örgütümüze yönelik baskıların bir an önce sonlandırılmasını talep ediyoruz” dedi.
İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz, “ Şebnem Koruru Fincancı’yı tutuklamanın hukuksuz olduğunu bir kez daha yineliyoruz…Bu yakalama, gözaltı ve tutukluluk hallerinin tamamen CMK hükümlerine aykırı ve hukuka aykırı olduğunu görüyoruz. Tamamen CMK hükümlerine ve hukuka aykırı bir tutukluluktan bahsediyoruz. Bugün itibariyle tutukluluğunun yedinci günü. Bu süre itiraz süresiydi. Umarız ilgili makamlar yapılan hukuksuzluğu bir nebze giderirler ve Şebnem Korur Fincancı’yı serbest bırakırlar” dedi. Açıklamada TMMOB adına söz alan Uğur Toprak, “Biz TMMOB olarak her zaman olduğu gibi tabip odamızla, baromuzla omuz omuza faşizme karşı mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.
KESK Dönem Sözcüsü Mustafa Güven “Emek örgütleri olarak yine emeğe demokrasiye özgürlüklere saldırının arttığı bir süreci yaşıyoruz. Şebnem Korur Fincancı özelinde Türk Tabipleri Birliği’ne yapılan saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Şebnem Korur Fincancı’nın düşünce ve ifade özgürlüğüne yapılan saldırının aynı zamanda özgürlüklerden yana olan bizlere olduğunu biliyoruz. Bu bilinçle ona sahip çıkmanın özgürlüklerimize sahip çıkmak olduğunu düşünüyoruz. Ortada bir saray yargısı var. Bu saray yargısını tanımıyoruz. Şebnem Korur Fincancı’nın serbest bırakılmasını istiyoruz. Demokrasi mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.
Kas 01
Bilim insanı, iyi hekim ve insan hakları savunucusu Şebnem Korur Fincancı’ya özgürlük, aynı umutlu ve eylemci iyimserlikle mücadeleye devam edeceğiz!
İzmir’de 10 Ekim Aileleri, Ata Soyer Sağlık ve Politikaları Araştırma Derneği, Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Şubesi, Hak İnisiyatifi Derneği, Halkevleri, Halkların Köprüsü Derneği, İmece-Der, İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi, İnsan Hakları Gündemi Derneği, KESK İzmir Şubeler Platformu, Özgürlük için Hukukçular Derneği İzmir Şubesi, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İzmir Şubesi, Türkiye İnsan Hakları Vakfı İzmir Temsilciliği, Türk Tabipler Birliği Başkanı ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın serbest bırakılması talebiyle Türkan Saylan Kültür merkezi önünde protesto eylemi ve basın açıklaması gerçekleştirdi. “Bilim insanı, iyi hekim ve insan hakları savunucusu Şebnem Korur Fincancı’ya özgürlük, aynı umutlu ve eylemci iyimserlikle mücadeleye devam edeceğiz” pankartı açıldı. “Şebnem Korur Fincancı yalnız değildir”, “İnsan haklarıyla insandır” ve “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz” sloganları atıldı.
Basın Açıklamasını, Türkiye İnsan Hakları Vakfı Genel Sekreteri Coşkun Üsterci okudu.
Açıklama şöyle;
“Aynı umutla ve eylemci iyimserlikle mücadeleye devam edeceğiz”.
Çok öfkeliyiz, çünkü sevgili arkadaşımız Şebnem Korur Fincancı, 6 gündür tutuklu.
Evet, öfkeliyiz, çünkü müdahaleler sonucu verilen keyfi ve hukuk dışı bir tutuklama kararı ile karşı karşıyayız. 6 gündür bu büyük yanlış düzeltilmiyor.
Evet, öfkeliyiz, çünkü bir bilim insanı, iyi bir hekim ve insan hakları savunucusu olarak Şebnem Korur Fincancı’nın toplum için yapacağı çok önemli işleri, yerine getireceği görevleri var. 6 gündür bunların hiçbirini yapamıyor.
Evet, gerçekten çok öfkeliyiz, çünkü Şebnem Korur Fincancı tıp öğrencilerine ders veremiyor, genç hekim adaylarına iyi hekimliğin etik ilkelerini anlatamıyor. Meslektaşlarının özlük hakları ve diğer sorunları için, halkın sağlık hakkı için mücadele edemiyor.
Bosna’nın Kalesija bölgesinde yaptığı gibi toplu mezarlardan çıkarılan cesetlere yönelik otopsi çalışmalarını yapamıyor, kılık değiştirerek gittiği Bahreyn’de yaptığı gibi işkencenin kanıtlarını toplayamıyor. Yıllardır üniversitede ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı çatısı altında binlercesi için yaptığı gibi işkence görenlerin tedavi ve rehabilitasyon süreçlerine katkıda bulunamıyor.
Keza, 3-6 Kasım 2022 tarihlerinde yapılacak olan 3. Uluslararası, 19. Ulusal Adli Bilimler Kongresi’ne katılamıyor ve oluşturulmasına büyük emek verdiği, işkence ve diğer kötü muamele veya cezaların etkin biçimde soruşturulması ve belgelendirilmesi için çok önemli bir uluslararası belge olan İstanbul Protokolü’nün yeni edisyonu hakkındaki sunumunu yapamıyor.
Evet, 6 gündür dört duvar arasında tutuluyor olmasına bilim ve iyi hekimlik adına, insan hakları mücadelesi adına öfke duyuyoruz.
Aslında bu gürültülü hukuksuzluğun ardına gizlenmek istenen amacı açıkça görebiliyoruz. Bu ülkede demokratik bir toplumun temelini oluşturan ifade, toplanma ve örgütlenme özgürlükleri, bilimsel merak ve heyecan, iyi hekimlik ilkeleri yok edilmek isteniyor. İnsan hakları, barış ve demokrasi mücadelesi baskı altına alınmak, kamusal alan tümden kapatılmak isteniyor. Hakikati görme kapasitesini genişletmiş, sıradanlaştırılan kötülüğü anlatma riskini göze almış kişilerin sesleri kısılmak isteniyor.
Ancak inanıyoruz ki bu başarılamayacak. Dört duvar arasına kapatılmış olsa da hocamız, sevgili dostumuz Şebnem Korur Fincancı, hakikati haykırmaya devam ediyor. Ne güzel, usul usul ama büyük bir kararlılık ve yalınlıkla sözünü söylemeye, şiddet pratiklerine karşı değer üretmeye devam ediyor. Hücresinden gönderdiği mesajında “İnsan hakları mücadelesini yolum bellemek ömrümde yaptığım iki önemli seçimden biri” diyor.
İnsan ve yurttaş olmanın sorumluluğu işte bu. İnsanlık onuruna sonuna kadar saygı gösterilen bir ülke ve dünya için mücadeleyi seçmek. Elbette tek başına, kahramanlık yapmak değil derdi. Bu mücadelenin ancak başkalarıyla başarıya ulaşabileceği bilinciyle ve mütevazı bir şekilde, “umutla ve eylemci iyimserlikle birlikte yürüttüğümüz bu mücadelede sizleri kazandım” diyor.
Evet, sevgili hocamız Şebnem Korur Fincancı, senin dostun olmaktan çok hoşnuduz ve bu bize inanılmaz büyük bir onur veriyor. Hak savunucusu mücadele arkadaşların olarak sana yanıt veriyoruz: “Aynı umutla ve eylemci iyimserlikle mücadeleye devam edeceğiz”. Bundan hiç kuşkun olmasın. Ve inanıyoruz ki bu dayanışmanın gücüyle en kısa zamanda da büyük bir coşkuyla kucaklaşabileceğiz.
Aslında sevgili Şebnem Korur Fincancı hocamız, şair Cemal Süreya’nın insan hakları mücadelesini bizlere öğretenlerden biri olan Emil Galip Sandalcı için söylediği gibi “insanlığa gönderilen bir mektup”tur. Maalesef böylesi kıymetli mektuplar çok seyrek alınabiliyor. Değerini bilelim…
O nedenle bu gürültülü, akıl almaz hukuksuzluğa ve keyfiliğe son verilsin ve Şebnem Korur Fincancı derhal serbest bırakılsın.
Şebnem Korur Financı Yalnız Değildir!
Şebnem Korur Financı Onurumuzdur!
10 Ekim Aileleri – Ata Soyer Sağlık ve Politikaları Araştırma Derneği – Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Şubesi – Hak İnisiyatifi Derneği – Halkevleri – Halkların Köprüsü Derneği – İmece Der – İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi – İnsan Hakları Gündemi Derneği – KESK İzmir Şubeler Platformu – Özgürlük için Hukukçular Derneği İzmir Şubesi – Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İzmir Şubesi – Türkiye İnsan Hakları Vakfı İzmir Temsilciliği”
Eki 27
Şebnem Korur Fincancı Onurumuzdur!Tutuklanmasını Kabul Etmiyoruz!
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı ve Türkiye İnsan hakları Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Prof.Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın tutuklanması Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde, Türkiye İnsan Hakları vakfı İzmir temsilciliği, İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi, Özgür Hukukçular Derneği İzmir Şubesi, Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Şubesi ve İmece Dostluk Dayanışma Derneği tarafından protesto edildi ve basın açıklaması yapıldı. Katılımcılar, “Şebnem Korur Fincancı yalnız değildir”, ” Şebnem Korur Fincancı onurumuzdur”, ” Susmuyoruz korkmuyoruz itaat etmiyoruz”, ” faşizme karşı omuz omuza” sloganlarını attı.
Basın açıklamasını Türkiye İnsan Hakları Vakfı Genel Sekreteri Çoşkun Üsterci okudu.
Açıklama şöyle
“Saygın bir bilim insanı ve kararlı bir insan hakları savunucusu olarak ömrünü sadece ülkemizde değil tüm dünyada halkın sağlığını korumaya ve başta işkence olmak üzere insan hakları ihlalleriyle mücadeleye adayan Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı Yöentim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın bugün kabul edilemez bir şekilde tutuklanmıştır.
Siyasal iktidar ve destekçileri günlerdir damgalayıcı, itibarsızlaştırıcı ve suçlulaştırıcı söylemlerle Şebnem Korur Fincancı’nın tutuklanmasını kamuoyu nezdinde gerekli ve meşru hale getirmek için yoğun çaba içindedirler. Yargıya yönelik talimat ve müdahaleler sonucu bugün verilen bu tutuklama kararı, yargı bağımsızlığı açısından endişe, demokrasi değerleri bakımından ise utanç vericidir. Hukukun çıplak bir şiddet aracı haline geldiğinin açık ifadesidir.
Bilindiği üzere 20 Ekim 2022 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı hakkında, bir haber kanalına yaptığı açıklama nedeniyle 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2’nci maddesi ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 301/2. maddesi kapsamında soruşturma başlattığını duyurmuştu. O sırada yurtdışında olan Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, 21 Ekim 2022 tarihinde avukatları aracılığıyla ifade vermeye hazır olduğunu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na iletmişti. Nitekim 23 Ekim 2022 Pazar günü Türkiye’ye döndükten sonra ifadeye çağrılmayı beklerken dün sabah keyfi ve hukuk dışı bir şekilde evine baskın yapılarak gözaltına alındı. Daha sonra da apar topar Ankara’ya götürüldü. Avukatları gözaltı kararını veren Cumhuriyet Savcısı’na hiçbir şekilde ulaşamaz ve süreçle ilgili bilgi alamazken kolluk güçlerinin marifetiyle basına servis edilen dezenformasyon amaçlı haberlerle “soruşturmanın gizliliği” dahil pek çok temel hukuk ilkesi kasıtlı bir şekilde ihlal edildi.
Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, dünyaca tanınırlığa ve saygınlığa sahip, uzmanlık alanı adli tıp olan bir bilim insanı, iyi bir hekim ve insan hakları savunucusudur. Bu nitelikleriyle her zaman barış ve demokrasi mücadelesinin merkezinde olmuştur.
Dolayısıyla bu tutuklama kararı ile her şeyden önce bu ülkede düşünce ve ifade özgürlüğünü tümden ortadan kaldırılmak istenmektedir.
Bu tutuklama ile bilim, iyi hekimlik, başta işkence olmak üzere insan hakları ihlallerinin önlenmesi, barış ve demokrasi mücadelesini engellenmek istenmektedir.
Açıkçası Şebnem Korur Fincancı üzerinden tüm topluma gözdağı verilmek istenmektedir. Ancak bu mesaja cevabımız çok nettir: Korkmuyoruz ve susmuyoruz…
Evet, bu tutuklama kararı karşısında hiçbir şekilde sessiz kalmayacağız. Bundan önce olduğu gibi bundan sonrada hakikate, iyi hekimliğe, hukukun üstünlüğüne, insan hakları, barış ve demokrasi mücadelesine her koşulda kararlılıkla sahip çıkmaya devam edeceğiz.
Sevgili Şebnem hocamızın en kısa zamanda özgürlüğüne kavuşması ve hakikatin görünür kılınması için başta yasal itirazlar dahil her türlü demokratik mücadele araçlarını kullanıp dayanışmayı büyüteceğiz.
Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ONURUMUZDUR!
Tutuklamalar, Baskılar Bizi Yıldıramaz!
TİHV İzmir Temsilciliği – İHD İzmir Şubesi – ÖHD İzmir Şubesi- ÇHD İzmir Şubesi – İMECE DER”
Eki 27
Şebnem hocaya özgürlük, düşünceye özgürlük!
ŞEBNEM KORUR FİNCANCI
İyi hekim, iyi bir akademisyen, uluslararası saygınlığı olan bir kişiliķ, mesleğinin erbabı, dürüst ve cesur bir aydın.
Sorulduğunda görüşünü açıkladı, hiçbir kurumu hedef almadı, konu ile ilgili hakikat arayışında bağımsız, bilimsel, şeffaf bir araştırma heyeti ihtiyacına dikkat çekti.
Yurtdışında iken kendisi hakkında soruşturma açılacağını ögrendi, yurda geri döndü ve avukatı aracılığıyla ifade vermeye gideceğini ilgili mercilere bildirdi.
Dönüşünden bir gün sonra evinden, evi de aranarak göz altına alındı. Evinden çıkan baba ve dede yadigarı antika şeyler İktidarın borazanı yanlı basın yayın kurumları tarafından gerçek dışı çarpıtılmış haberlerle kamuoyuna sunuldu.
Düşünce ve fikir özgürlüğünün anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altında olduğu bir ülkede evine baskın yapılarak gözaltına alınması hukuka uygun değildir.
Karar, yargının siyasi iktidarın vesayetinde işlediğini göstermektedir. Siyasetçilerin beyan ve talimatlarıyla muhaliflerin tutuklandığı, serbest bırakılmadığı koşullarda demokrasiden söz etmek mümkün değildir.
Tarihsel süreç göstermektedir ki baskı ve zulüm iktidarları varlıklarını ilelebet sürdüremezler.
Faşizm er geç kurumlarıyla yıkılacak, demokrasi adalet ve hakikat kazanacaktır.
ŞEBNEM HOCA’YA ÖZGÜRLÜK!
DÜŞÜNCEYE ÖZGÜRLÜK!
FAŞİZME ÖLÜM HALKA ÖZGÜRLÜK!
Eki 26
İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, Prof.Dr. Şebnem Korur Fincancı Onurumuzdur derhal Serbest Bırakılsın!
İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, İzmir Tabip Odası binası önünde, Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi Başkanı ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın evinin aranarak gözaltına alınmasını protesto etti, derhal serbest bırakılmasını istedi ve basın açıklaması yaptı. Katılımcılar sık sık “Gözaltılar, tutuklamalar, baskılar bizi yıldıramaz”, “Şebnem Korur Fincancı derhal serbest bırakılsın”, “Kimyasal silah suçtur susmayacağız”, “Faşizme karşı omuz omuza” sloganlarını attı. Basın açıklamasını İzmir Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Süleyman Kaynak okudu.
Açıklama şöyle;
“İktidar bloğunun Cumhuriyetin anayasal kurumlarına yönelik baskı ve yıldırmalarına bir yenisi eklendi.
Toplum sağlığına dair hassasiyetiyle he zaman bilimin ve iyi hekimlik değerlerinin odağından süzülen düşünce ve önerilerini kamuoyu ile paylaşmış, bu nedenle sık sık iktidar bloğunun tepkilerine maruz bırakılmış olan Türk Tabipler Birliği bir kez daha baskı ve yıldırmalarla karşı karşıya.
Soruşturma açılacağını bile bile yurtdışından dönmüş, çağrıldığı takdirde ifade vermeye gidebilecek ve adresi belli olan Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı’nın gözaltına alınması hukuksuz ve hakkaniyetten uzak bir uygulamadır.
Türk Tabipleri Birliği 6023 Sayılı Kanun ile anayasal güvence altında bulunan ve kamuoyu önünde açık demokratik seçimlerle oluşturulmuş bir yapıdır. İktidarın sağlıkta reform adını verdiği deformasyonun karşısında yer alan, toplumsal sorunlarda hekimlik meslek etiği ilkeleriyle insan haklarına saygı temelinde tutum gösteren TTB’ne yönelen baskılar aslında tüm meslek örgütlerine, toplumsal muhalefetin tüm bileşenlerine yöneltilmek istenen bir tavrın yansımasıdır.
Türkiye’nin bir seçim sürecine evrildiği bu günlerde Türk Tabipler Birliği’ne yönelen baskıları Tabip Odalarının, diğer meslek birliklerinin ve sendikaların sesini kesme, susturma gayretinin bir parçası olarak değerlendiriyoruz. Hukuka ve insan haklarına aykırı uygulamalarla toplumu zapturapt altına alma çabalarının boşa çıkacağına inanıyoruz.
Baskılar ve yıldırmalar karşısında tek ses, tek yürek olarak mücadelemizi sürdüreceğiz.”
Eki 20
Türkiye İnsan hakları Vakfı, İnsan hakları savunucuları yargılanamaz! Bilal Yıldız serbest bırakılsın!
Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Sosyal Hizmet Uzmanı Bilal Yıldız’ın tutukluluğuna ilişkin TİHV İzmir, Ankara, İstanbul, Diyarbakır Temsilciliklerinde basın toplantısı yaptı . Eş zamanlı olarak bütün temsilciliklerde aynı açıklama yapıldı. İzmir’deki basın toplantısına Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası İzmir Şubesi (SES) Eş Başkanı Nursey Yücesoy , İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi Başkanı, Zafer İncin, Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Şubesi Yöneticisi Nazlı Akın ve İmece Dostluk Dayanışma Derneği Başkanı Günseli Kaya ve TİHV çalışanları ve gönüllüleri de katıldı. İzmir’deki açıklama’yı TİHV Genel Sekreteri Coşkun Üsterci okudu.
Açıklama şöyle;
“Türkiye’de insan hakları savunucuları maalesef uzunca bir süredir, demokratik bir toplum için elzem olan, temel hak ve özgürlüklerin korunması, geliştirilmesi ve insan haklarına saygının tam olarak tesis edilmesine yönelik vazgeçilemez, meşru işlev ve rollerini yerine getiremiyorlar.
İnsan haklarını savunmak evrensel olarak tanınan bir haktır. Bu hak, bölünmez, birbirine bağlı ve birbiriyle ilişkili evrensel insan haklarından doğar. Devletler, ayrımsız tüm yurttaşlar için bu haklara saygı göstermeyi, korumayı ve hayata geçirmeyi taahhüt etmişlerdir. İnsan hakları savunucularının onurunun, fiziksel ve psikolojik bütünlüğünün, özgürlük ve güvenliğinin etkili bir şekilde korunması, insan haklarını savunma hakkının hayata geçirilmesi için ön koşuldur.
Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) İstanbul Temsilciliği’nde uzun yıllardır Sosyal Hizmet Uzmanı (SHU) olarak görev yapan arkadaşımız sevgili Bilal Yıldız, insan haklarını savunma hakkını kullandığı için maalesef 11 Haziran 2022 tarihinden bu yana hukuk dışı ve keyfi bir şekilde tutuklu bulunmaktadır.
Evet, arkadaşımız Bilal Yıldız, kararlı ve istikrarlı bir insan hakları savunucusudur. Uzun yıllardır TİHV İstanbul Temsilciliği’nde işkence görenlerin ve yakınlarının tedavi ve rehabilitasyonlarına yardımcı olmakta, sosyal iyilik hallerini sağlamaya yönelik çalışmalar yürütmektedir. Başka bir deyişle, mesleki uzmanlığını, birikimini ve gençlik enerjisini başta işkence ve diğer kötü muamele olmak üzere ağır ve ciddi insan hakları ihlallerine maruz kalmış acılı insanların onarımına adamıştır.
Ne var ki, işkencesiz bir Türkiye ve dünya ideali için mücadele eden Bilal Yıldız, 3 Haziran 2022 Cuma günü sabaha karşı İstanbul’daki evine baskın yapan özel donanımlı kolluk güçlerinin bizzat işkence ve diğer kötü muamelesine maruz kalmıştır. Gözaltı işlemleri sırasında, işkence ve diğer kötü muameleye maruz kalmış kişilere destek verirken dinlediği, tespit edip belgelediği usul güvencelerini hiçe sayan hukuk dışı uygulamalara bizzat maruz kalmış ve tanık olmuştur. Alanda yıllardır çalışmanın sağladığı deneyimle yaşanan ihlalleri görmüş ve görevlileri işkencenin etkin bir şekilde soruşturulması ve belgelenmesi için uluslararası bir kılavuz olan İstanbul Protokolü’nün gereklerini yerine getirmeye davet etmiştir.
Bilal Yıldız, birlikte gözaltına alındığı Göç İzleme Derneği’nin (GÖÇİZDER) 22 üye ve yöneticisi ile beraber geçirdiği 8 günlük gözaltı süresi sonrasında gece yarısı çıkarıldığı mahkeme tarafından yapılan alelacele bir yargılama sonucunda, 11 Haziran 2022 tarihinde, kabul edilemez bir şekilde tutuklanmıştır.
Peki, neydi sevgili arkadaşımızın tutuklanmasının gerekçesi? Kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey… Başka bir deyişle keyfiyet… Sivil toplum ve insan hakları savunucuları üzerinde baskı oluşturmak.
Nitekim 1 Eylül 2022 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından sunulan ve 16 Eylül 2022 tarihinde İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianame içeriğinden de sözü edilen keyfiyet ve baskı amacı açıkça anlaşılmaktadır. İddianamede sevgili Bilal’in bir bütün olarak insan hakları savunuculuğu faaliyetleri, hukuksal dayanaktan yoksun bir şekilde suçlulaştırılmaya çalışılmaktadır.
Her vesileyle yinelediğimiz gibi, Türkiye’nin de bir parçası olduğu evrensel insan hakları hukuku, hak savunucularının korunması sorumluluğunun doğrudan devletlere ait olduğunu çok açık bir şekilde belirtir. Bu bağlamda devletler, insan hakları savunucularını şiddet, tehdit, misilleme eylemi, fiili veya hukuksal ayrımcılık, baskı veya diğer keyfi hareketlere karşı korumakla, tüm bu sıralananları suç olarak kabul etmek ve işlem yapmakla yükümlüdürler. Başka bir deyişle, insan hakları savunucuları, insan hakları alanındaki çalışmalarından dolayı hukuksal dayanağı olmayan adli ve idari işlemlere veya adli ve idari otoritenin istismar edildiği diğer işlem türlerine, suçlu sayma, keyfi gözaltı veya tutuklama ve başka tür yaptırımlara maruz bırakılamazlar.
Yine hatırlatmak isteriz ki, tutuklama henüz kesin hükümle suçluluğu sabit olmayan şüpheli kişilerin özgürlüğünü en ağır şekilde sınırlandırdığı için hem Anayasa ve kanunlarda hem de uluslararası insan hakları sözleşme ve belgelerinde sıkı koşul ve kurallara bağlanmıştır. Bunlara göre tutuklama hukukilik, elverişlilik, orantılılık (ölçülülük) ve gereklilik ilkelerine uygun olmalıdır. Bir ceza değil, en son başvurulması gereken ve özenle uygulanması gereken bir tedbirden başka bir şey değildir. Hal böyle iken ve yapılan tüm itirazlara rağmen yaklaşık dört aydan fazla bir süredir tutuklu bulunan arkadaşımızın serbest bırakılmaması, tutukluluk halini tedbir olmaktan çıkararak adeta bir cezaya dönüştürmüştür.
Sonuç olarak açılan bu dava, Bilal Yıldız’ın insan ve yurttaş olma sorumluluğunun gereği olarak sürdürdüğü meşru insan hakları savunuculuğu faaliyetlerine karşı bir misilleme ve cezalandırma anlamına gelmektedir.
Ancak şurası açıkça bilinmelidir ki, Bilal Yıldız yalnız değildir. Tüm TİHV camiası olarak arkadaşımızın yanındayız ve her koşulda yanında olmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle siyasal iktidarı ve diğer tüm yetkilileri, Bilal Yıldız’ın tutukluluk halini derhal sonlandırmaya, onun şahsında başta GÖÇİZDER üye ve yöneticileri olmak üzere, Türkiye’deki tüm insan hakları savunucularına yönelik -yargısal da dahil- her türlü tacize son vermeye çağırıyoruz. Demokratik kamuoyunu ise savunuculuk iklimini baskı altına alan, sivil alanın tümüyle kapatılmasına yol açan bu tür uygulamalara karşı daha güçlü şekilde ses vermeye ve dayanışmayı büyütmeye davet ediyoruz.
Sevgili arkadaşımız Bilal Yıldız ve diğer tüm insan hakları savunucuları özgürlüklerine kavuşana, Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirgesi’nin gerekleri koşulsuz bir biçimde yerine getirilene kadar bu çağrılarımızı yinelemeye devam edeceğiz.
Saygılarımızla”
Eki 19
YAKUP ERCAN
YAKUP ERCAN (11.01.1957-19.10.2022)
Yakup Ercan Çukurovalı’ydı. Ceyhan Lisesinde okudu. Lise öğreniminden sonra ODTÜ sınavlarına girdi ve kazandı. 1982 yılında Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ni bitirdi. Yurtsever devrimci bir öğrenciydi. Emperyalizme ve faşizme karşı bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinin sıcak yüreklisiydi. Yaşamı boyunca İşçilerin emekçilerin demokrasi taleplerini savundu. Eczacılık Fakültesinden arkadaşı Devrim ile evlendi. İki çocukları oldu; Ezgi ve Erinç. Eczacılık Fakültesi’ni bitirdikten sonra serbest eczacı olarak yaşamını sürdürdü. Meslek yaşamı boyunca eczacıların örgütlü mücadelesinin gelişmesi için çaba harcadı. Ecza Koparatifçiliğinin örgütlenmesi ve kuruluşunda simge isimlerindendi. Ege Ecza Kooperatifi’nin kurucusuydu. İlaç sektöründe sermayeye karşı meslektaşlarının ve hastaların haklarını savundu. İlaçta soygun ve sömürüye karşı çıktı ve örgütlü mücadeleyi savundu.
Yakup Ercan “Eczacılık Bu Değil” kitabını 18 arkadaşının katkılarıyla çıkardı. Kapitalizmin ilaç sektöründeki vahşi sömürüsüne karşı aydın insan duyarlılığı ile hastaların çıkarlarını savunarak, kollektif olarak bu kitabın basım yayınını gerçekleştirdi. Sağlık hizmetlerinin merkezine insanı koyan ve insanı önceleyen, sağlık alanındaki insana yabancılaşmayı ve kapitalizmin ilaç sektöründeki soygun ve sömürüsünü anlattı.. Kitabın yazarları ilaç sektöründeki bugünü ve geleceğin ”resmini yaptılar”. Tekelci kapitalizmin insana biçtiği rolü ve eczacı/hekimi nasıl ilaç sektörünün satıcıları haline getirdiğini ve insanı insanlığına yabancılaştıran kapitalizmin hastayı nasıl müşteriye dönüştürdüğünü gösterdiler.
Yakup Ercan arkadaşımız eczacılık mesleği boyunca “İlaç ve sağlık hizmetleri bir piyasa unsuru olmamalı, herkese eşit ve ücretsiz bir kamu hizmeti olarak sunulmalı.”, “Eczacı yeni dönemin sorunlarını yeni dönemin araçlarını kullanarak baş edebilir”, “Eczacı kendine, hasta ve kendi haklarını savunabileceği bir hareket alanı tanımlamalıdır.” ilkelerini savundu.
“İlaç, ölümcül bir rekabetin ürünü olmadan önce, eczacılık okullarında bir destur öğretilirdi ve ona göre ‘ilacın kullanım değeri değişim değerinden önce gelir’di. Bu temenniyi tersine çevirmiş olan koşullara karşı gelmek, bu çalışmanın amacı idi. Bozulan bu paradigma yeniden kurulmaz ise, eczacı ilacın hastaya ulaştırılmasının vasıfsız ve küresel bir tezgâhtarı olacaktır. Çünkü bu yeni paradigma, kamunun ve hastanın sorumluluğunu taşımaktan uzak, küresel satış gereksinimlerinin çıkarını temsil etmektedir. Mevcut konjonktür ölümsüz ve neredeyse tanrısalmış gibi bir görüntü verse de, sağlık sisteminin özelleştirilmesi ve ticarileştirilmesi ile yeryüzünde milyonlarca insan sağlık hizmetlerine ve ilaca ulaşmakta zorlanmaktadır. Ve bu durum daha şimdiden sürdürülemez bir hal almıştır…” Günümüz koşullarına karşı gelmezsek eczacı ilacın hastaya ulaştırılmasının vasıfsız ve küresel bir satıcısı olacak diyen kapitalizme karşı dik duran bir devrimciydi.
Yakup’un yüreği 19 Ekim 2022 de sustu.. Kalp krizinden kaybettik.
Toplumsal sorunlara, faşizme ve sermayeye karşı mücadeleye, eczacılığa, kooperatifçiliğe emek veren Ecz. Yakup ERCAN arkadaşımıza sevgi ve özlemle..
















