Yaşasın 1 Mayıs-Bıji 1 Gulan

 İşçiler, emekçiler, gençler, kadınlar,

1 Mayıs işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günüdür.

1 Mayıs, bütün dünyada işçilerin, emekçilerin, tüm ezilenlerin fabrikada, işletmede, tarlada, yaşamın her alanında, meydanları mücadele isteği, coşkuyla ile doldurduğu gündür.

1 Mayıs işçi sınıfının “Yepyeni bir güneş doğar dağların doruklarından, Mutlu bir hayat filizlenir kavganın ufuklarından, Yurdumun mutlu günleri mutlak gelen gündedir” marşıyla alanlara yürüdüğü   “ Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı”  olsun diye ileri atıldığı bir gündür..

1 Mayıs,  dünya proleteryasının “Proletaryanın zincirlerinden başka kaybedecekleri şeyleri yok, kazanacakları bir dünya var. Bütün ülkelerin işçileri birleşiniz”  şiarını yükselttikleri, bir gündür.

1 Mayıs faşist diktatörlüğün zorbalığına, sermayenin amansız sömürüsüne, işsizliğe, yoksulluğa, pahalılığa, güvencesizliğe karşı mücadele günüdür.

1 Mayıs, bütün ülkelerin işçilerinin, sermayeye, faşizme, ırkçılığa, ulusal baskı ve zorbalığa, doğanın talan edilmesine ve çevre katliamına karşı birlik, mücadele, dayanışma günüdür.

1 Mayıs dünya proleteryasının  tekelci kapitalistlerin emperyalist paylaşım savaşlarına, savaş kışkırtıcılığına, siyasal- ekonomik yayılma ve güç tesis etmek üzere  ülkelerin işgaline karşı ulusal ve toplumsal kurtuluş mücadelesinin  bayrağını yükselttiği gündür.

Günümüzde Emperyalist büyük güçler dünyanın çeşitli bölgelerinde paylaşım savaşlarını sürdürüyor. Ukrayna’daki savaş, egemenlik ve paylaşım savaşıdır. Ukrayna savaşı emperyalist, gerici haksız bir savaştır. Ukrayna’da Rusya işgaline karşı çıktığımız kadar, devletin  sınır ötesi harekatlarına da  NATO’nun Rusya- Ukrayna savaşı bahanesiyle olası müdahalesine de savaş taktiklerine de karşıyız.

Emperyalizmin dönem dönem ağırlaşan krizine,  krizden çıkmak için saldırganlığına, halklar arasındaki farklılıkları kışkırtarak yaratmak istediği  düşmanlıklara karşı çıkıyoruz. Kapitalizmin insanı değil kârı esas alan barbarlığına, azgın sömürüsüne, çürümüşlüğüne ve kokuşmuşluğuna karşı, başka bir dünyanın mümkün olduğunu biliyoruz. Bu durumda İşçi sınıfı ve emekçiler kendileri için cehennem olan bu sistem karşısında yeni bir dünya özlemini daha çok hissediyor, istiyor ve düşlüyor.

Kapitalizm yerine, baskının, zulmün, sömürünün olmadığı yeni bir dünya rüya değildir. Bilime inanmayan ve onun aydınlatıcı yolundan yürümeyenlerin ömrü sonsuz olamaz.. Yalnız sınıf bilinçli ve örgütlü işçiler ve emekçiler çürümüş kapitalizme darbeyi indirebilir. Yalnızca sınıf bilinçli ve örgütlü işçi sınıfı, emekçiler sahte değil, gerçek özgürlüğü kazanabilir. Yalnızca sınıf bilinçli ve örgütlü işçiler, emekçiler sermayenin ve faşizmin düzeni yerine işçi sınıfı ve emekçilerin iktidarında eşit, özgür bir Türkiye’yi kurabilir ve bu, bizler istersek mümkündür.

1 Mayısa doğru, büyük insanlığın kurtuluşu için, sermayenin boyunduruğu altında çalışan bütün halkların geleceği için, daha insanca çalışma ve yaşam koşullarını elde etmek için örgütlenme ve mücadele etme hakkı için yürütülen büyük mücadele ve dayanışma mutlaka kazanacak!

İşçi sınıfı ve emekçiler zorunlu olarak çalıştıkları fabrikalar ve işyerleri başta olmak üzere bu 1 Mayıs’ ta haklı taleplerini haykıracaklar!  Talepleri hepimizin talepleridir; bizler de bulunduğumuz yer ve koşullara uygun olarak bu taleplere sahip çıkıyoruz, çıkacağız.

Her yer,  her alan 1 Mayıs!

Kapitalizme ve Faşizme Hayır!

Yaşasın İşçi sınıfı ve Emekçilerin Birliği, Mücadelesi, Dayanışması!

Yaşasın İşçilerin Birliği, Halkların Eşitliği- Kardeşliği!

Bıji 1 Gulan

Yaşasın 1 Mayıs

 

Edebiyatımızda İşçi Romanları

Emekli Sendikaları; haklarımız ve insanca yaşam için 16 Nisan’da Ankara’da Anıtpark’ta buluşmak üzere Ankara’ya yürüyoruz..

İzmir’de  emekliler siyasi iktidarın ekonomi politikalarına karşı insanca yaşam için Ankara’ya  yürümek ve Anıtparkta buluşmak için  sokağa çıktı.

Elektrik, doğal gaz, akaryakıt ve gıda zamlarına karşı, bayram ikramiyesinin bayram yaptıracak ikramiye düzeyinde olması, emekli aylıklarının  insanca yaşama yetecek düzeyde olması, sağlık hizmetinden katkı payının kaldırılması ve emeklilerin sendikal haklarının önündeki engellerin kaldırılması için  “Tüm Emekliler Sendikası Merkez Yürütme Kurulu, Emekliler Dayanışma Sendikası Merkez Yürütme Kurulu”  adına İzmir Konak eski Sümerbank önünde  ‘Ankara’ya yürüyoruz’ açıklaması yapıldı.  Açıklamaya emekli yurttaşlar, siyasi partiler, kitle örgütleri  temsilcileri ve CHP İzmir Milletvekili Atilla Sertel de katıldı.

Açıklama şöyle;

“Haklarımız için, insanca bir yaşam için yürüyoruz.

Ankara’ya yürüyoruz.

Biz emekliler yıllarca çalışmamızın, emek vermemizin, değer yaratmamızın karşılığı olarak  bugün açlıkla, sefaletle karşı karşıyayız.

Her geçen gün artan hayat pahalılığı biz emeklileri ölüme yaklaştırmaktadır.

Maaşlarımıza yapılan yüzdelik artışlar daha aylıklarımıza yansımadan yapılan zamlarla eriyip gitmektedir.

Her yeni gün temel ihtiyaç maddelerine her gün yapılan zamlar biz emeklilerin biraz daha yoksullaşması biraz daha sefalete ve ölüme itilmesi demektir.

Çalıştığımız yıllar boyunca maaşlarımızdan kesilen katkı payları yokmuş gibi sağlık hizmetlerinin her aşamasında  bizden katkı payı alınmaktadır..

Bir ekmeğin 3-4 TL, bir kilo etin 130 TL, bir evin elektrik faturasının 500-600 TL, ısınma giderinin 1000 Tl olduğu bir ülkede en düşük emekli aylığının 2500 TL olması emeklileri ölümle terbiye etmektir.

Bütün bu yaşadığımız olumsuzluklara, haksızlıklara tepkimizi göstermek üzere kurduğumuz sendikalarımız ise kapatılmayla engellenmeye çalışılmaktadır.

Artık yeter…

Emekliler olarak ilk defa kendimiz için, kendi adımızla, kendi haklarımız için yürüyor ve;

-Maaşlarımıza zam istiyoruz.

-temek tüketim maddelerine yapılan zamlar geri alınsın istiyoruz.

–Yılda en az asgari ücret tutarında 4 ek ödeme istiyoruz.

-Sağlık hizmetlerinden katkı payı kaldırılsın, erişilebilir, güvenli sağlık hizmeti olsun, yaşlıların bakım hizmeti iyileştirilsin istiyoruz.

-Sendikal örgütlenmemiz önündeki engeller kaldırılsın istiyoruz.

Bizim olanı istiyoruz, hakkımız olanı istiyoruz. Ankara’ya yürüyoruz.

Türkiye’nin dört bir yanından 16 Nisan 2022 Cumartesi günü saat 14.00 de Ankara Anıtpark’ta buluşmak üzere Ankara’ya yürüyoruz.”

 

İnsan hakları savunucuları yargılanıyor. Hak örgütleri, hak savunucularına yönelik baskı ve tacizlere karşı çıktı. Siyasal iktidarı her türlü baskı ve yargısal taciz uygulamalarına son vermeye çağırdı.

İzmir Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde 3 Şubat 2021 günü Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin Üniversitelerine kayyum rektör  atanması nedeniyle başlattıkları direnişleriyle  dayanışma ve   destek olmak için  yapılan basın açıklamasında,  aralarında insan hakları savunucularının da bulunduğu 51 kişi gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınan 6 kişi hakkında “görevi yaptırmamak için direnme, kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama ve kamu görevlisine yönelik olarak hakaret” iddiasıyla açılan davanın ilk duruşması bugün İzmir Adliyesi Asliye Ceza Mahkemesi’nde başladı.

Adliye önünde bir araya gelen  Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Şubesi, Hak İnisiyatifi, Halkevleri,  Halkların Köprüsü Derneği, İmece Dostluk ve Dayanışma Derneği, İnsan Hakları Vakfı İzmir Temsilciliği, İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi, İnsan Hakları Gündemi Derneği, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği İzmir Şubesi, İzmir Üniversite Dayanışması,  temsilcileri   ‘Hak savunucuları yargılanamaz’ yazılı pankartı açarak,  basın açıklaması düzenledi. Kurum temsilcilerinin, hak savunucularının  ve  HDP Milletvekili Serpil Kemalbay’ında  katıldığı açıklamada,  ‘Baskılar bizi yıldıramaz’, ‘Hak savunucuları yargılanamaz’ sloganları atıldı.

Açıklamayı İmece Dostluk Dayanışma Derneği Başkanı Günseli Kaya okudu. Açıklama şöyle

“Bugün altı insan hakları savunucusu, Aytül Uçar, Erdoğan Akdoğdu, Emine Akbaba, İrem Çelikbaş, İsmail Temel, Mehmet Kasar, Cumhurbaşkanı tarafından Melih Bulu’nun rektör atanmasına akademik özgürlüklere ve kurumsal özerkliğe sahip çıkarak direnen Boğaziçi Üniversitesi öğrenci ve öğretim üyeleri ile dayanışma gösterdikleri için “görevi yaptırmamak için direnme, kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama ve kamu görevlisine yönelik olarak hakaret” iddiasıyla yargılanacaklar.

Hatırlanacağı gibi kayyum rektör ataması üzerine Boğaziçi Üniversitesi’nin tüm bileşenleri itirazlarını 4 Ocak 2021 tarihinden itibaren farklı barışçıl toplantı ve etkinlikler ile ifade etmeye çalıştılar. Maalesef bu etkinliklere, özellikle de öğrencilerin gerçekleştirdiği barışçıl toplantı ve gösterilere, ilk andan itibaren ve hemen her defasında kolluk güçleri tarafından, evrensel hukukta ve ülke yasalarında tanımlanan zor kullanma yetkisinin çok ötesine geçen, kural dışı ve denetimsiz bir şiddet kullanılarak müdahale edildi. Yanı sıra, süreç boyunca işkence ve diğer kötü muamele yasağı başta olmak üzere ayrımcılık yasağı, ifade ve basın özgürlüğü, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü, üniversitenin temel ve kurucu ilkeleri olan akademik özgürlük ve kurumsal özerklik, konut dokunulmazlığı gibi pek çok hak ve özgürlük yoğun bir şekilde ihlal edilmişti.

Siyasal iktidarın aynı zamanda kutuplaştırıcı bu baskıcı uygulamaları, demokratik kamuoyunda büyük bir tepkiye yol açmış, yaşanan hak ihlallerini protesto etmek ve Boğaziçi Üniversitesi öğrenci ve öğretim üyeleri ile dayanışmak için ülke sathında barışçıl toplantı ve gösteriler düzenlenmişti.

3 Şubat 2021 tarihinde İzmir’de Kıbrıs Şehitleri Caddesi, Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde Emek ve Demokrasi Güçleri tarafından yapılmak istenen basın açıklaması da bunlardan biriydi. Ne var ki, bu barışçıl toplantıya da daha basın açıklaması başlamadan kolluk güçler tarafından şiddet kullanılarak müdahale edildi. Kolluk güçleri, şiddetini bilhassa üniversite öğrencileri ve gençlere yönelterek çok sayıda kişiyi işkence uygulayarak gözaltına aldı. İşkence ve diğer kötü muamele özellikle gözaltı araçlarında daha yoğun bir şekilde devam etti.

İşte bugün yargılanacak olan hak savunucuları, özellikle de uzun yıllardır Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nda (TİHV) işkence görenlerin tedavi ve rehabilitasyonuna yönelik çalışmalarda aktif sorumluluklar üstlenen Aytül Uçar ile Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi Av. Erdoğan Akdoğdu, o gün, o alanda kolluk güçlerinin bu şiddetine itiraz ederek, sözlü uyarılarda bulunarak mutlak yasak olan işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarını önleme yönünde çaba harcamışlardır.

Hak savunucularının tanıklığından ve uyarılarından rahatsız olan kolluk güçleri, davranışlarını değiştirip başvurdukları işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarından vazgeçeceklerine, hak savunucularını hukuka aykırı bir şekilde gözaltına almışlar ve hatta onlara bizzat işkence uygulamışlardır. Daha sonra da gerçeğe aykırı tutanaklar ve raporlar hazırlayarak haklarında dava açılmasını sağlamışlardır.

Bu durum, Türkiye’de kolluk güçlerinin adeta rutin hale gelmiş ihlallerini örtbas etmek, cezasızlığı meşrulaştırmak ve teşvik etmek üzere çok sık başvurulan bir idare tekniğidir. Nitekim uzun yıllardır pek çok olayda işkence görenler hakkında derhal “memura hakaret etmek, mukavemet etmek, bu sırada yaralamak, kamu malına zarar vermek” gibi gerekçelerle davalar açılmaktadır. İşkenceciler aleyhine açılan davalar cezasız kalırken, işkence görenler aleyhine açılan davalar kısa sürede ağır cezalar ile sonuçlanabilmektedir. Nitekim 2020 yılında Cumhuriyet Savcılıkları tarafından ‘kamu görevlisine direnme’ suçunu oluşturan TCK’nın 265. Maddesinden 34.972 kişi hakkında soruşturma başlatılmış, bunlardan 26.628’i hakkında kamu davası açılmıştır.[1] Buna karşın aynı yıl içinde işkence suçunu düzenleyen TCK’nın 94. Maddesinden 887 kişi hakkında soruşturma açılırken sadece 102 kişiye kamu davası açılmıştır.[2] İşkence ile kamu görevlisine direnme suçlarından açılan davalar arasındaki bu denli büyük bir fark, cezasızlığın boyutlarını ve sistematik bir politika olarak sürdürüldüğünü açıkça göstermektedir.

Hak savunucularının hakkında açılan bu dava da benzer bir şekilde ihlalleri görünmez kılmak ve cezasızlığı kalıcılaştırmak amacıyla yapılan bir karşı hamle girişimidir. Aynı zamanda ifade, toplanma, gösteri yapma ve örgütlenme özgürlüklerini hedef alan bu baskı ve sindirme politikası, Anayasa’ya ve Türkiye’nin ilk imzacılardan biri olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) de aykırıdır.

Kısacası bugün yargılanacak olan hak savunucuları demokratik toplum düzeninin temelin oluşturan ifade, toplanma ve örgütlenme özgürlüklerini kullanmışlar ve başta işkence yasağı olmak üzere yaşanan hak ihlallerini görünür kılmaya ve önlemeye çalışmışlardır. Kolluk güçlerine yasalar çerçevesinde ve insan haklarına saygılı bir biçimde görev yapmalarını hatırlatmışlardır. Tüm bunlar hak savunuculuğu faaliyetinin doğası gereğidir. Bundan dolayı da hak savunuculuğu hiçbir şekilde yargısal tacize maruz bırakılamaz. Bu vesileyle Türkiye’nin, Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Savunucuları Bildirgesi’nin tüm hükümlerine ve taraf olduğu uluslararası belgelere uygun bir şekilde insan hakları savunucularını korumakla yükümlü olduğunu bir kez daha hatırlatmak isteriz.

Sonuç olarak bugün İzmir 49. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek olan bu dava derhal beraat kararı verilerek sonuçlandırılmalı, buna karşın başta işkence yasağı olmak üzere temel hak ve özgürlükleri ihlal eden kolluk güçleri hakkında etkin ve şeffaf bir şekilde soruşturma başlatılarak cezasızlığa son verilmelidir.

Hak savunuculuğu yargılanamaz!

Hak savunucuları üzerindeki baskı ve yargısal tacizlere derhal son verilsin!”

 

[1] Bkz. https://adlisicil.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/ Bkz 1692021162011adalet_ist-2020.pdf, sf. 59

[2] Bkz. https://adlisicil.adalet.gov.tr/Resimler/SayfaDokuman/1692021162011adalet_ist-2020.pdf,  sf. 52

 

 

 

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, Sömürüye, zamlara, yoksulluğa ve savaşa karşı Gündoğdu Meydanına Çıktı.

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, sömürüye, yoksulluğa, zamlara  ve savaşa karşı Gündoğdu Meydanı’na çıktı. “Sömürüye, yoksulluğa, zamlara, savaşa karşı İzmir Buluşması” pankartının  açıldığı yüzlerce işçinin, emekçinin, emeklinin, kadınların katıldığı eylemde, “İş ekmek özgürlük”, “Krizin yükü patronlara”, “Hükümet istifa”, “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Zam zulüm işkence iste AKP”, “Savaşa değil emekçiye bütçe”, “Savaşa hayır barış hemen şimdi” sloganları atıldı.  Ortak açıklamayı  DİSK Ege Bölge Temsilcisi  Memiş Sarı yaptı.

Açıklama şöyle;

“Merhaba; hayatı var edenler, üretenler

Merhaba, emeği, alınteri,  ekmeği  ve onurlu bir gelecek düşü için Hayatını, haklarını, kazanımlarını, ormanını, deresini, suyunu, tarlasını, geleceğini savunanlar.

Hepinizi İEDG  adına sevgi ve saygı ile selamlıyorum.

Aylardır ülkenin dört bir yanında milyonların GEÇİNEMİYORUZ  feryadı yankılanıyor. Bugün burada bu feryadı emeğin, halkın  çok sesli korosu ile yükseltmek için bir aradayız, hoş geldiniz.

Selam olsun;  işi, aşı için, insanca bir yaşam ve onurlu bir gelecek mücadelesini büyütenlere..

Selam olsun,  eşitlik, özgürlük, barış,  emek ve demokrasi mücadelesine dünden bugüne ter dökenlere.

Selam olsun,  KHK’larla haksız, hukuksuz bir şekilde ihraç edilen ve adalet arayışından vaz geçmeyenlere,

Selam olsun, Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz diyerek yaşamlarına sahip çıkan kadınlara…

Selam olsun, savaşın, militarizmin yıkıcılığına karşı BARIŞ türküsünü söyleyenlere,

Selam olsun,  gelecek güzel günlerin filizlerini ellerinde, yüreklerinde, beyinlerinde taşıyanlara.

Bin selam olsun,  nerede olursa olsun karakışı bahara, umuda çevirenlere.

Değerli Dostlar

Kamu emekçisi, işçisi, asgari ücretlisi ile emeklisi, İşsizi,  kadını,  EYT’lisi,  küçük esnafı, çiftçisiyle hepimiz çok zor bir süreçten geçiyoruz. Her yeni güne yeni bir zam haberiyle uyanıyoruz.

Elektriğe zam, doğalgaza zam, akaryakıta zam, ekmeğe, tüpe, toplu taşımaya zam. Gıdaya, tekele, mevsimlik meyve ve sebzeye, mazota, gübreye zam üstüne zam geliyor.

Enerji alanında yaşadığımız zamlar, yani elektriğe, akaryakıt ürünlerine, doğalgaza yapılan zamlar suya atılan bir taşın oluşturduğu halkalar gibi her alana yansıyor.

TÜİK tarafından açıklanan Şubat verilerine göre resmi yıllık enflasyon  %55’e,  gıda enflasyonu %65’e, ulaştırma enflasyonu %76’ye çıktı.

Ama bizim faturalarımıza yansıyan gerçek enflasyon, çarşıda, pazarda, mutfakta yaşadığımız hayat pahalılığı çoktan %100’ü aştı.  Market sepetlerimiz, pazar arabalarımız artık bomboş..

İş bulamıyoruz” diyenler, “barınamıyoruz diyenler”, “geçinemiyoruz” diyenler omuz omuza bu gidişe son vermek zorundayız. İşçinin patronundan yüksek oranda vergi verdiği bu adaletsiz düzene son vermeliyiz. Senelerdir SGK indirimi, vergi indirimi, teşvik diye diye işverenleri besliyorlar. Bir gecede vergilerini sıfırlıyorlar. Ama iş milyonlarca işçiye, emekçiye, emekliye gelince seçimden seçime vaatler verip sonra unutuyorlar.

Değerli Dostlar,

İğneden ipliğe, ekmekten suya zam üstüne zam yağmuru devam ediyor.

Ama bir tek bizim maaşlarımız, ücretlerimiz, gelirimiz yıllardır artmıyor.

Gerçek enflasyon oranında ücret artışı da yetmez. Her gün televizyonlara çıkıp bu ülke büyüyor, şahlanıyor diye övünüyorsunuz. Kim üretiyor, biz. Kim alınteri döküyor, biz. Kim çalışıyor, biz. Ekonomiyi kim büyütüyor, biz. Peki neden bizim ekmeğimiz büyümüyor. Eğer dediğiniz doğruysa, eğer ülke büyüyorsa, işçiler de büyümeden payını almalıdır. Gelirde adalet sağlanmalıdır!

Hep söylüyoruz;  resmi rakamlar yalan, yoksulluk,  işsizlik gerçek.

İktidarın “tarihi artış” yaptık diyerek net 4.253 TL’ye çıkardığı asgari ücret bırakalım yaşadığımız gerçek enflasyonu resmi enflasyon karşısında bile yılın ilk iki ayında buharlaştı. Son ekmek zamları ile 10 milyon asgari ücretlinin masasından bir yıl içinde 196 ekmek eksildi.

Enflasyon artı büyüme oranı kadar ücret artışı da yetmez! Neden mi? Vergide de adalet lazım. Asgari ücretin vergisinin sıfırlanması lazım. Tüm kesintilerin hazineden karşılanması lazım. Patrona verilen desteklerin işçiden esirgenmemesi lazım. Kaşıkla verilenin kepçeyle alınmaması lazım. Hem gelirde hem vergide adalet lazım.

Başta kadın emekçiler olmak üzere tüm emekçilere gittikçe daha güvencesiz bir çalışma yaşamı dayatılıyor. Kadın işsizliği ve  güvencesiz, kayıt dışı çalışma ortamlarında taciz ve mobbing her geçen gün artıyor.

Emeği ile geçinen tüm kesimler gibi maaşları gerçekçi olmayan  resmi enflasyona göre artırılan 6 milyon kamu emekçisi ve emeklisi olarak bizler de yoksulluktan, sefaletten payımızı fazlası ile alıyoruz.

Bugünler de çok moda. “Avrupa bizi kıskanıyor” diyorlar ama Türkiye asgari ücretin Avrupa’da en düşük ikinci asgari ücret olduğunu söylemiyorlar. Asgari ücretle çalışan oranının en yüksek olduğu ülke olduğumuzu gizliyorlar. İşçilerin yarısından fazlasını asgari ücrete mahkum etmekten utanmıyorlar.

Buradan soruyoruz, bu ülkede yıllardır kim büyüyor?

Yılın daha ilk ayında aldığı ücret açlık sınırının altında kalan 10 milyon asgari ücretli mi büyüdü?

Yıllardır Kim Büyüyor?

Milli gelirden sadece %3,5 pay alıp toplam verginin %22”sini ödeyen toplumun en yoksul kesimi mi büyüyor?

Kim Büyüyor bu ülkede yıllardır?

Bir simidin fiyatının 3 TL’ye, bir bardak çayın fiyatının 4 TL’ye çıktığı koşullarda 2 bin 500 TL’ye mahkum ettiğiniz emekliler mi büyüdü?

Emekli olması haksız yere engellenen EYT’liler mi büyüdü?

Kim zenginleşiyor? Her gün artan mazot, gübre, ilaç maliyeti yüzünden toprağını ekemez hale getirdiğiniz çiftçi mi büyüyor?

Kim büyüyor? Elektrik faturasını ödeyemez hale geldiği için, siftah yapmadan kepenk kapatan küçük esnaf mı büyüyor?

Kim büyüyor? Maaşları her seferinde yandaş konfederasyon yönetimi ile varılan mutabakatlarla sefalet oranında artırılan, temel talepleri yıllardır görmezden gelinen 6 milyon kamu emekçisi ve emeklisi mi büyüyor?

Değerli Dostlar,

Bizim yıllardır gelirimiz ve refahımız değil, sorunlarımız,  yoksulluğumuz, borçlarımız ve üzerimizdeki baskılar  büyüyor.

Dünyanın kıskandığını iddia ettikleri Türkiye’de 84 milyonluk nüfusun 17 milyonu açlık sınırı altında,  52 milyonu  yoksulluk sınırı altında  ve 11 milyonu  işsiz olarak yaşam sürüyor.

Biz ne zaman hakkımızı istesek  “bütçe kaldırmaz” diyorlar.

Ama bizden alınan vergiler savunma ve güvenlik adı altında silahlanmaya,  teşvik-vergi affı olarak sermayeye, patronlara harcanıyor.

Büyüyen birileri de var elbette.

Kim mi büyüyor?  Biz yoksullaştıkça faizden, ranttan beslenen bir avuç mutlu azınlığın serveti büyüyor.

Bu düzende kim mi büyüyor? Yıllardır teşvik üstüne teşvik verilen, vergi afları çıkarılan, çalıştırdığı asgari ücretli kadar bile vergi ödemeyen şirketler, patronlar büyüyor.

Bizim cebimizden alınanların dolar üzerinden garanti olarak akıtıldığı; geçmediğimiz köprülerin, yolların, tünellerin gitmediğimiz hastanelerin, uçmadığımız hava limanlarının müteahhitleri büyüyor.

Nüfusun yüzde 1’lik kesimini oluşturmalarına rağmen ulusal servetin yüzde 54’ünü elinde tutan multi milyarderler büyüyor.

Onlar zenginleştikçe biz yoksullaşıyoruz.

Çünkü siyasi iktidar yıllardır attığı her adımda emekçileri,  bizleri adeta yok sayıyor, faizden, ranttan beslenen, sermayenin çıkarlarını kolluyor.

Değerli Dostlar,

Bugüne kadar ülkede yaşanan her krizde fatura bize kesildi.

Ülkeyi yönetenler her seferinde bahanelere sarıldılar. “Faiz lobisi” dediler. “Dış güçler” dediler.

Bugün ise bir taraftan Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesini ekonomik krizin bahanesi haline getirmeye çalışıyorlar.

Diğer taraftan da “Küresel ölçekte bir kriz var. Biz yine iyiyiz,  gelişmiş ülkelerde bile enflasyon rekor kırıyor, petrol, akaryakıt fiyatları yükseliyor” diyorlar.

Sanki bugün itibari ile  39.gününe giren Rusya- Ukrayna çatışması öncesinde Türkiye’de her şey güllük gülistanlıkmış gibi açıklamalar yapıyorlar.

Sanki 39 gün öncesine kadar memlekette hiç bir şeye zam yapılmamış gibi iki emperyalist blok arasında süren savaşı yeni zamların dayanağı haline getirmek istiyorlar.

Oysa Türkiye’de bir ayda yaşanan enflasyon dünyanın pek çok ülkesinde bir yılda yaşanmıyor. ÖTV ve KDV gibi adaletsiz vergiler akaryakıt ürünlerine yapılan zamlar başta olmak üzere her ürüne yapılan zammı, dolayısıyla yaşanan krizi katmerli hale getiriyor.

Değerli Dostlar,

Bizdeki ekonomik kriz diğer ülkelerin yaşadığı krize göre çok daha şiddetli.

Çünkü hepimiz biliyoruz ki, bir ülkede yaşanan ekonomik krizin şiddetini belirleyen dışarıya bağımlı olma derecesidir.

Sanayide, teknolojide, enerjide, tarımda, hammaddede kendi kendine yeten ülkeler küresel ölçekte de olsa krizlerle çok daha rahat baş ediyorlar.

Ancak ne yazık ki  yıllardır siyasi iktidarın  hayata geçirdiği sermaye yanlısı, emek ve doğa düşmanı  politikalar soncunda ülkemiz hemen hemen  her alanda dışarıya bağımlı hale getirilmiştir.

Bugün yaşadığımız her fahiş zammın arkasında özleştirme talanı ile yaratılan bu bağımlılık yatmaktadır.

PETKİM’den TÜPRAŞ’a, SEKA’dan TEKEL’e, TEDAŞ’dan SÜMERBANK’a, yem fabrikalarından, limanlara, şeker fabrikalarına kadar hepimizden alınan vergilerle kurulan tüm kamu işletmeleri özelleştirme adı altında, yok pahasına yabancı ve yerli sermayeye satılmıştır.

Böylece ülkemiz sadece sanayi ürünlerinde değil, enerjiden kağıda, gübreden samana, buğdaydan mısıra kadar hemen her üründe dışarıya bağımlı hale getirilmiştir.

İhtiyaç olup olmadığına bakılmaksızın plansız bir şekilde yapılan köprüler, havalimanları, duble yollar petrol bağımlılığını artırmıştır.  Enerjide dışa bağımlılık yüzde 75’lere ulaşmıştır.

Bugün kamunun 1 liraya ürettiği elektriği özel şirketlerden 7 liraya aldığımız katmerli bir soygun düzeni yaratılmıştır.

Değerli Dostlar,

Geldiğimiz noktada ülkeyi ucuz emek cennetine çevirerek uluslararası mali sermayenin yağmasına açan, tamamen borçlanmaya, dış finansmana, ranta, spekülasyona, betonlaşmaya dayalı ekonomik model çökmüştür.

Ancak fatura yine bizlere, toplumun yüzde 99’una kesilmek istenmektedir.

Burada bir kez daha altını çiziyoruz.

Biz bugüne kadar fazlası ile fedakarlıkta bulunduk, karşılığında daha fazla açlık, yoksulluk ve daha fazla işsizlik aldık.ARTK YETER!

Krizleri, savaşları biz yaratmadık, faturasını da biz ödemeyeceğiz.

Biz gündüzleri işsiz kalınmayan, geceleri aç yatılmayan bir ülke istiyoruz.

İnsanca bir yaşam, güvenceli bir iş, güvenli gelecek istiyoruz.

Kadınlara yönelik şiddetin, tacizin, ayrımcılığın olmadığı bir gelecek istiyoruz.

Eşitliğin, özgürlüğün, adaletin ve barışın hüküm sürdüğü;  demokratik, laik bir ülke özlemiyle ; sadece mevcut  iktidarı değil, bu ülkeyi gelecekte  yönetmeye talip  olanları da ülkenin dört bir yanından yükselen milyonların  “geçinemiyoruz, artık yeter!” çığlığına ses vermeye çağırıyoruz.

Biz bu ülkenin emekçileri,  yoksullaştırılan halkı, toplumun %99 olarak %1’in faturasının bizim sırtımıza yıkılmasına ARTIK YETER diyoruz. 

Biraz nefes almak için:

  • Tüm Tüketim Maddelerine Yapılan Zamların Geri Alınmasını istiyoruz.
  • Özelleştirmelerin iptal edilmesini, başta enerji üretim ve dağıtım şirketleri olmak üzere özel sektöre peşkeş çekilen tüm işletmelerin, fabrikaların kamulaştırılmasını istiyoruz.
  • Tüm yükü emekçilerin sırtına yıkan vergi adaletsizliğine son verilmesini istiyoruz.
  • Tüketim maddelerindeki KDV’nin tamamen kaldırılmasını istiyoruz.
  • Tükettiğimiz her şeye zam olarak yansıyan akaryakıt ürünlerinde ÖTV ve KDV’nin sıfırlanmasını istiyoruz.
  • Kamu Özel İş birliği Projelerinin, Döviz Garantili İhalelerin sonlandırılmasını istiyoruz.
  • Maaşlarımızın-ücretlerimizin insanca yaşamaya yetecek seviyeye çekilmesini istiyoruz.
  • Herkese güvenceli istihdam sağlanmasını, tüm güvencesiz çalıştırma biçimlerine son verilmesini istiyoruz.
  • Emekçiklerin sendika ve grev haklarını kullanmasının önündeki tüm yasal ve fiili engellerin kaldırılmasını istiyoruz.
  • Dünyanın neresinde olursa olsun emperyalistlerin çıkarları adına sürdürülen savaşlara hayır diyoruz. Yeryüzünün en büyük suç örgütü olan, doğuya doğru genişleme politikası yürüten NATO dan çıkılmalı, üsler kapatılmalıdır.Savaşlara, çatışmalara karşı halkların kardeşliğini, emeğin birliğini sağlayacak adımlar atılmalıdır.

Değerli Dostlar,

Elbette ki bu talepleri sıralamak yetmiyor.

Biz istersek olur emeğin özgürlüğü,

Bizim gücümüzle değişir ve güzelleşir dünya,

Biz birleşirsek kurulur savaşsız, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya…

Yeter ki, bu güzel coğrafyaya özlenen baharın ve  aydınlık  güzel günlerin   elbet geleceğinin umudunu büyütelim…

Hepinizi İEDG adına tekrar sevgi ve dostlukla selamlıyorum.

Hoşça kalın, umutla kalın, mücadele ile kalın…”

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri; işçileri, dar gelirlileri, kadınları, gençleri göz göre göre yaşanan bu soyguna dur demek için omuz omuza vermeye, 3 Nisan 2022 tarihinde saat 14.00’te Gündoğdu Meydanı’nda buluşmaya çağırıyoruz.

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri   Konak’ta Atatürk Meydanında,  tüm emekçileri  3 Nisan Pazar günü Gündoğdu Meydanında yapacağı  işsizliğe, yoksulluğa, zamlara, sömürüye ve savaşa karşı  buluşmaya çağıran bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklama yapıldıktan sonra katılımcılar çağrı bildirilerini dağıttı.

Açıklamayı Disk Ege Bölge Temsilcisi  Memiş Sarı okudu. Açıklama şöyle;

“Kamu emekçisi, işçisi, asgari ücretlisi ile emeklisi, işsizi, kadını, genci, EYT’lisi, küçük esnafı, çiftçisiyle hepimiz çok zor bir süreçten geçiyoruz.

Fahiş elektrik, doğalgaz faturaları yüzünden bu kara kışta ısınma ile beslenme arasında seçim yapmaya zorlanır hale geldik. TÜİK tarafından açıklanan verilere göre resmi yıllık enflasyon %55’e, gıda enflasyonu %65’e, ulaş[1]tırma enflasyonu %76’ye çıktı. Ama bizim faturalarımıza yansıyan gerçek enflasyon, çarşıda, pazarda, mutfakta yaşadığımız hayat pahalılığı çoktan %100’ü aştı. Market sepetlerimiz, pazar arabalarımız artık bomboş.

Ülkeyi yönetenler her seferinde bahanelere sarıldılar. “Faiz lobisi” dediler. “Dış güçler” dediler. Bugün ise bir ta[1]raftan Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesini ekonomik krizin bahanesi haline getirmeye çalışıyorlar. Diğer taraftan da “Küresel ölçekte bir kriz var. Biz yine iyiyiz, gelişmiş ülkelerde bile enflasyon rekor kırıyor, petrol, akaryakıt fiyatları yükseliyor” diyorlar.

Sanki Rusya-Ukrayna çatışması öncesinde Türkiye’de her şey güllük gülistanlıkmış gibi açıklamalar yapıyorlar. Sanki bu savaştan önce memlekette hiçbir şeye zam yapılmamış gibi iki emperyalist blok arasında süren savaşı yeni zamların dayanağı haline getirmek istiyorlar.

Geldiğimiz noktada ülkeyi ucuz emek cennetine çevirerek uluslararası mali sermayenin yağmasına açan, tamamen borçlanmaya, dış finansmana, ranta, spekülasyona, betonlaşmaya dayalı ekonomik model çökmüştür.

Ancak fatura yine bizlere, toplumun yüzde 99’una kesilmek istenmektedir. Burada bir kez daha altını çiziyoruz.

Biz bugüne kadar fazlası ile fedakârlıkta bulunduk, karşılığında daha fazla açlık, yoksulluk ve daha fazla işsizlik aldık.

ARTIK YETER!

Krizleri, savaşları biz yaratmadık, faturasını da biz ödemeyeceğiz.

Biz gündüzleri işsiz kalınmayan, geceleri aç yatılmayan bir ülke istiyoruz.

İnsanca bir yaşam, güvenceli bir iş, güvenli gelecek istiyoruz.

Kadınlara yönelik şiddetin, tacizin, ayrımcılığın olmadığı, eşitliğin, özgürlüğün, adaletin ve barışın hüküm sürdüğü; demokratik, laik bir ülke özlemiyle; sadece mevcut iktidarı değil, bu ülkeyi gelecekte yönetmeye talip olanları da ülkenin dört bir yanından yükselen, milyonların “Geçinemiyoruz, artık yeter!” çığlığına ses vermeye çağırıyoruz.

Biz bu ülkenin emekçileri, yoksullaştırılan halkı, toplumun %99’u olarak %1’in faturasının bizim sırtımıza yıkılmasına ARTIK YETER diyoruz. .

Dünyanın neresinde olursa olsun emperyalistlerin çıkarları adına sürdürülen savaşlara hayır diyoruz.

Tüm emekçileri, işçileri, dar gelirlileri, kadınları, gençleri göz göre göre yaşanan bu soyguna dur demek için omuz omuza vermeye, 3 Nisan 2022 tarihinde saat 14.00’te Gündoğdu Meydanı’nda buluşmaya çağırıyoruz.”

Newroz Piroz Be! Nevruz Kutlu Olsun !

 

“Yenigün” anlamına gelen NEWROZ yeniliktir, hareketlilik ve canlılıktır kışın tembelliğin, monotonluğunun ve donukluğunun silkinişidir. Newroz toplumsal anlamda haksızlığa başkaldırıdır, uyanıştır.

Zalim Dehak’a karşı, demirci Kawa’nın başkaldırısının üzerinden  2634  yıl geçmiştir ama direniş özünü kaybetmemiştir. Her 21 Mart günü coşkuyla özgürlük, adalet, eşitlik ve kardeşlik isteyenlerin alanlara çıktığı günün tarihidir NEWROZ!

Kürtler ve Ortadoğu halklarınca kutlanan Newroz, halkların özgürlüğe olan özlemini, sevdasını ve inancını da taşır yüzyıllardır , tarihteki soykırımlara, katliamlara karşın..! Halepçe katliamlarında yok etme politikalarına rağmen bugüne dek içeriği zenginleşerek, güncel taleplerle birleşip gelen Newroz’un giderek yüzbinlerle, milyonlarla kutlanması önemini göstermektedir.

Bu başkaldırı ve zalimleri yakan ateş son yıllarda daha fazla dağı, daha fazla meydanı ve daha fazla alanı aydınlatıyor.

Yeni zalimler, yeni Dehaklar ateşi söndüremeyecek, ama özgürlük ateşi yeni Dehak’ları da yakıp daha da gürleşecek ve din, dil, ırk, ulus, cins farklılığı gözetmeksizin tüm emekçilerin, ezilenlerin birlikte kavgasının yolunu aydınlatacaktır.

Newroz mücadelede birliğe, dostluğa kardeşliğe basamak olsun. Newroz piroz be!

 

 

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri; Mart Ayında Yaşanan Katliamları Unutmadık, Unutturmayacağız!

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri; Beyazıt, Gazi Mahallesi ve Halepçe katliamlarına ilişkin Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması  yaptı.  “Katliamların üzerinden yıllar geçmiş olsa bile unutmadık, unutturmayacağız” pankartını açıldığı  eylemde  sık sık  ” beyazıt katliamını unutmadık”, “Halepçe katliamını unutmadık”, “Gazi katliamını unutmadık” , “Savaşa hayır barış hemen şimdi”,  “Gün gelecek devran dönecek katiller halka hesap verecek”,  “Yaşasın hakların eşitliği” , “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Faşizme karşı omuz omuza” sloganları atıldı.

Açıklamayı,  İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri adına KESK İzmir Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Necip Vardal yaptı.

Açıklama şöyle;

“Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanan ve hepimizin yüreğinde derin yaralar açan kitlesel katliamlar nedeniyle her yıl Mart ayı, hafızalarımızda hep ‘acılar ve katliamlar ayı’ olarak bilinmektedir. 1978 Beyazıt, 1988 Halepçe, 1995 Gazi katliamının üzerinden yıllar geçmesine rağmen, kaybedilen canlar ve yaşanan acılar hiçbir zaman unutulmamıştır

Bundan tam 41 yıl önce 16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi öğrencisi yedi devrimci genç kontrgerilla tarafından katledilmiştir.  Günler öncesinde katliam hazırlığı yapıldığı yönündeki istihbarata rağmen hiçbir önlem alınmamış, katliama açıkça göz yumulmuştur. Sorumlular bilinmesine rağmen yıllar süren davanın üstü kapatılmış, katliamın arkasındaki güçler açığa çıkartılmamıştır. Tetikçilerden kimisi bugün ortalıkta rahatça gezmekte, derneklerde pozlar vermekte, kimisi geçmiş yıllarda seçimlerde aday olma cüretini gösterebilmektedir.

Tarihe Beyazıt Katliamı olarak geçen bu katliamdan 10 yıl sonra ise tüm dünya Halepçe vahşetine tanıklık etmiştir. 16 Mart 1988 tarihinde gerçekleşen Halepçe katliamı ise başlı başına bir insanlık dramı olarak tarihe geçmiştir. Saddam Hüseyin rejiminin Kürtleri, Asurîleri ve Halepçe’de yaşayan diğer milletlerden halkların hedef alındığı katliamda, tüm dünyanın gözleri önünde, 5 binden fazla çocuk, kadın ve erkek kimyasal silahlarla acımasızca katledilmiştir. Bölgeye ilişkin hesapları olan emperyalist ülkeler ve gerici bölge yönetimleri yaşanan bu vahşeti seyrederek en az Saddam Hüseyin rejimi kadar büyük bir insanlık suçuna imza atmıştır.

Katliamlar tarihimize 12 Mart 1995 tarihinde Gazi katliamı eklenmiştir. Alevi yurttaşlarımızın gittikleri kahvehanelerin ve cem evinin hedef alındığı silahlı saldırılarda bir kişi hayatını kaybetmiştir. Saldırıları protesto etmek için toplanan halkın üzerine ateş açılması sonucunda yaşanan olaylarda 22 kişi katledilmiştir. Katliamın gerçek faillerinin ve arkasında yer alan güçlerin değil, birkaç tetikçinin yargılandığı davada hukuk, devlet şiddeti karşısında bir kez daha suskunluğa gömülmüş, katliamcılar aklanmıştır.

Beyazıt, Halepçe, Gazi katliamları üzerlerinden onlarca yıl geçmesine rağmen hafızalarımızdaki canlılığı, yüreğimizdeki acısını koruyor.

Beyazıt katliamı faillerini yakalamak için peşlerinden giden polislere “dur” emri verenler ile Gazi katliamında 22 vatandaşımızın katlinde “vur” emri verenler aynı insanlık dışı zihniyetten beslenmektedir. Halepçe`de çocuk, kadın demeden katledenlerle Roboski katliamına imza atanlar, IŞİD çeteleri tarafından gerçekleştirilen katliamlara zemin hazırlamaktan geri durmayanlarla Suruç’ta 33, Ankara Tren Gar’ında 103 canımızı aramızdan koparan katliamların faillerinin açığa çıkarılarak cezalandırılmasını engelleyenler halkları düşmanlaştırmada sınır tanımayan aynı zihniyetin ürünüdür.

Ne yazık ki, yaşanan katliamların utancıyla yüzleşmek yerine inkârı yüceltenler,  sorumlularından hesap sormak yerine üstünü kapatanlar yeni katliamlara, cinayetlere davetiye çıkarmaya devam ediyor. Ölümleri, katliamları sıradanlaştıran nefret ve kin söyleminin yarattığı şiddet sarmalı daha da derinleşiyor. Sürekli pompalanan şoven ve ırkçı söylemle barıştan ve kardeşlikten yana saf tutanlar hedef olarak gösteriliyor.

Yeni katliamlar yaşanmasını engelleyebilecek tek şey demokrasinin, laikliğin, adaletin barışın ve kardeşliğin hâkim olduğu, hiçbir ayrım gözetmeksizin herkesin eşit yurttaş olarak kabul edildiği, farklılıklarımızın zenginlik olarak görüldüğü bir ülke mücadelesini yılmadan, usanmadan sürdürmekten geçiyor.

Emek ve Demokrasi Güçleri olarak en başından beri barış ve kardeşliğin tesis edilmediği bir ülkede demokrasinin gelişmeyeceğini, bunun da emeğin hakları mücadelesi önünde önemli bir engel teşkil edeceğini her zaman vurguluyoruz.

Halkların birlikte yaşama umudunu yok etmeye çalışanlara karşı bundan sonra da birbirimize daha fazla kenetlenmeye devam edeceğiz.  Yaşadığımız katliamların hesabını bir arada yaşam zeminlerini güçlendirerek, barış ve kardeşliğin ülkesini kurarak soracağız.

Bunun için her zaman savaşa karşı barıştan şovenizme, ırkçılığa karşı halkların kardeşliğinden, emperyalizme karşı tam bağımsızlıktan yana saf tuttuk, saf tutmaya devam edeceğiz.

Beyazıt, Halepçe, Gazi Katliamlarında hayatını kaybedenler şahsında bugüne kadar yaşadığımız tüm katliamlarda hayatını kaybedenleri saygıyla anıyor, tüm insanlığın barış içerisinde yaşayacağı bir dünya ve ülke mücadelemizi sürdüreceğimizin altını çiziyoruz.

Her fırsatta savaş çığırtkanlığı yapan, sürekli ölümü ve öldürmeyi kutsayanlara karşı yaşamı ve yaşatmayı savunmaya devam etmek zorundayız. İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri olarak sadece Mart ayında yaşananları değil, bugüne kadar gerçekleşen bütün katliamları lanetliyor, kaybettiklerimizi saygıyla ve özlemle anıyoruz.

Unutmayacağız, unutturmayacağız”

 

 

İzmir Kadınlar Birlikte Güçlü hareketi; Diyarbakır’da temel hak ve özgürlüklerini kullandıkları için kadınların gözaltına alınması hukuksuzdur. Kadınlar serbest bırakılmalıdır.

İzmir’de Kadınlar Birlikte Güçlü  hareketinin çağrısıyla,  “Gözaltılar, Tutuklamalar, Baskılar kadınları Korkutamaz . Kadın Mücadelesi Engellenemez”  pankartı açan  kadınlar Diyarbakır’da  en az 24   kadının gözaltına alınmasını Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde protesto etti ve basın açıklaması yaptı.   Kadınlar,  kadın mücadelesinde yer alan  arkadaşlarının  derhal serbest bırakılmasını  istedi. Kadınlar, “Kadınları değil katilleri yargıla”, “Biji tekoşina jinan”, “Jin jiyan azadi” sloganlarını attı.

Açıklamayı yapan Sibel Çelik okudu. Açıklama şöyle;

“Bu sabah Diyarbakır’da Roza Kadın Derneği, TJA(Özgür Kadın Hareketi),  HDP ve KESK Amed Kadın Meclisi aktivistlerinin de aralarında bulunduğu en az 24 kadın gözaltına alınmıştır. Dosyada “kısıtlılık kararı” olduğu söylenerek bilgi verilmemişse de başta 25 Kasım ve 8 Mart olmak üzere kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesine yönelik eylem ve etkinliklerin gerekçe yapıldığı tahmin edilmektedir. Buradan da anlaşılmaktadır ki inşa edilmek istenen “makul ve makbul kadına” karşı sokaklardan, meydanlardan taşan ve itirazını yükselten kadın mücadelesi hedef alınmaktadır.

Kadınlar her gün evde, işte, okulda, sokakta erkek ve erkek devlet şiddetine maruz kalırken, şiddet tehdidi altında yaşamlarını sürdürürken, siyasal iktidar kadına yönelik şiddeti önlemek ve kadın kazanımlarını geliştirmek yerine, yaşananlara karşı mücadele yürüten kadınlara yönelik baskı, gözaltı ve tutuklamalarla şiddeti kalıcı hale getirmekte, kadına yönelik şiddeti cesaretlendirmektedir.

Gözaltı zamanlamasının 8 Mart sonrasına, Newroz ve 1 Mayıs öncesine denk gelmesi tesadüf değildir. Son yıllarda belli günler öncesinde kitlesel gözaltılar rutin hale getirilmiştir. Böylelikle kadınlar üzerinden tüm topluma gözdağı verilmek, sindirilmek, yapılacak eylem ve etkinliklere katılımı en aza indirmek hedeflenmektedir. Baskı ve zor yöntemleri kadınlara tarihin hiçbir döneminde geri adım attıramamıştır. Kadın mücadelesi her baskıdan daha da güçlenerek çıkmıştır. Bundan sonra da güçlenmeye devam edecektir.

Biz kadınlar olarak; hakkımız olanı ancak sokaklarda olarak alacağımızı, evde, işte, sokakta, okulda, gerektiğinde de cezaevinde, kısacası yaşadığımız her yerde mücadeleyi büyüterek kazanacağımızın bilincindeyiz. Eril zihniyetin üzerimizde kurduğu sistematik tahakkümü kırmanın tek yolunun yine sürekli ve örgütlü kadın mücadelesini yükseltmekten geçmekte olduğunu biliyoruz. Bu mücadeleyi yürütürken karşımıza her türden engellemeler çıkacağının da farkındayız. Özellikle Roza kadın derneğinin  son yıllarda yaptığı tüm çalışmaları illegalize ederek yapılan gözaltı ve tutuklamalar haklı olan kadın mücadelesini durdurmayacağı gibi dayanışmayı ve sokakta haklarımıza sahip çıkmayı engellemeyecektir.

İktidarı ve kendini anayasanın, yasaların üzerinde gören yetkililerini bir kez daha uyarıyoruz, temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldıran, anayasayı hiçe sayan uygulamalara son verin. Basın açıklamalarına, mitinglere katılım, düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamındaki paylaşımlar ve benzeri demokratik eylem ve etkinlikler anayasa ile güvence altına alınmış temel hak ve özgürlükler kapsamındadır. İzmir kadınlar birlikte güçlü olarak her bir arkadaşımızın kirpiğinin  yere düşmesine müsaade etmeyeceğiz, sizlerin saltanatını biz kadınlar yıkacağız.

Kadınlar Birlikte Güçlü

Yaşasın kadın dayanışması

Yaşasın örgütlü kadın mücadelesi”

İzmir’de Disk üyesi binlerce işçi iş bıraktı alanlara çıktı. Emeğimizden, haklarımızdan, geleceğimizden vazgeçiyoruz, İşçiler zamlara, hayat pahalılığına, işsizliğe karşı Hükümeti istifa ya çağırdı..Bu gelen işçinin ayak sesleri..

İzmir’de DİSK Genel-İş sendikası üyesi binlerce işçi  iş bırakarak Cumhuriyet Meydanı’nda buluştu. Birleşik Metal-İş Sendikası ve Diske bağlı Emekli-Sen Şubeleri  üyeleri de alandaydı. DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve DİSK’e bağlı Genel İş Sendikası Genel Başkanı Remzi Çalışkan da  mitinge katıldı.  ‘Emeğimizden, haklarımızdan, geleceğimizden vazgeçiyoruz’ sloganıyla gerçekleşen dev mitingde binlerce emekçi zamları, hayat pahalılığını protesto etti. Hükümeti istifaya çağırdı.  Çerkezoğlu ve Çalışkan’ın yanı sıra DİSK Ege Bölge Temsilcisi Memiş Sarı, CHP İzmir Milletvekili Kani Beko, HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni’ni, Grevde olan sağlık emekçileri ve İzmir Tabip Odası Temsilcisi Dr. Fatih Sürenkök ve İzmir Emek ve Demokrasi Güçlerinin de katıldığı mitingde emekçilerin acil talepleri dile getirildi.

Mitingde,  üzerinde ‘Zamma, zulme son’ yazılı tabut ve imam görünümündeki bir kişi ile kefen giyen iki kişi yer aldı. Zamları protesto eden emekçiler, ‘Hükümet istifa’ sloganı attı. Disk Genel-İş sendikası Şubeleri “Rakamlar yalan yoksulluk gerçek be hey Allah’ın kulu eti geçti duydun mu? Bıçak kemikte”, “Emeğimizi haklarımızı geleceğimizi ezdirmeyeceğiz, “Herkese iş ekmek, güvenceli bir gelecek”, “Ben önlüğümü çıkarıp duvara assam bile doktorum ama sen o koltuktan kalkıp gidince bir hiçsin”,  “Geçinemiyoruz, vergide adalet gelirde adalet istiyoruz”, “Bu düzen değişecek”, “Güvenceli çalışmak insanca yaşamak için taşerona son, Özgürlük ve demokrasi mücadelesinde emekli olunmaz, Geçinemiyoruz vergide gelirde adalet istiyoruz” pankartlarını, Birleşik Metal-İş üyesi işçiler ise “Metal işçileri isyanda! Bıçak kemikte geçinemiyoruz”, yazılı pankartını taşıdı.  “Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek, Kadro hakkımız vazgeçmiyoruz, Krizin bedeli patronlara”, Rusya ve Ukrayna Savaşı’na dikkat çeken emekçiler tarafından  ‘Savaşa hayır’ sloganları da atıldı.

Alanda işçilere seslenen  Genel İş Sendikası Genel Başkanı Remzi Çalışkan, Emeğimizi ve haklarımızı ezdirmeyeceğiz diyerek sözlerine başladı ve  Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşa değinerek, “Dünya halkları ve emekçiler, tüm dünyada kovid ile savaşırken şimdi de emperyalist çıkarlar uğruna yürütülen bir savaş ve onun yarattığı bir kriz ile karşı karşıyayız. Bu savaşta silah tacirlerine gün doğarken, olan emekçilere, kadınlara ve çocuklara oluyor. Ukrayna da yaşanan savaş dünyayı etkiliyor, savaşlar ayrımcılığı eşitsizliği ve nefreti derinleştiriyor.  Her zaman savaşlara hayır diyoruz. Her zaman barışın yanında olmaya devam ediyoruz. Savaşın kazananı olmaz, barışın kaybedeni olmaz”

“Ekonominin yönetilemediğini yüksek enflasyonla görüyoruz. İnsanca yaşamak ve geçinmek istiyoruz.  Biz üretiyoruz ama çarşıyı pazarı işçi sınıfı için yangın yerine çevirdiler. Her gün zamlarla karşı karşıyayız. Emekçinin tenceresi artık kaynamaz oldu. Zamlar katlanılır gibi değil. İktidarın bugüne kadar sürdürdüğü dışa bağımlı politikaların ceremesini emekçiler çekiyor. Dar gelirlinin enflasyonu yüzde 100’ü aştı. Yüksek enflasyon ve fahiş fiyatlar nedeniyle işçi sınıfının ücretleri de günden güne eriyor. Sizin yarattığınız krizin bedelini bizler ödemek zorunda değiliz. İşçi sınıfı sömürülüyor. Ülkenin kaynakları bir avuç sermayeye peşkeş çekilmeye devam ediliyor. Kamu özel sektör ile oluşturulan iş birlikleriyle geleceğimiz ipotek altına alınıyor.  Bu iktidar ekmeğimizi emeğimizi geleceğimizi ve doğamızı yağmalamaya tüm hızıyla devam ediyor. Yaşanan tüm bu sorunların en önemli nedeni adaletin, hukukun ve demokrasinin olmamasıdır. Halkın, demokrasiye ekmek kadar su kadar ihtiyacı var.   Emek ve demokrasi mücadelesi birbirinden asla ayrı değildir. Demokrasiye ve kazanılmış haklara karşı tüm saldırılara karşı inadına eşitlik, inadına demokrasi diyoruz” diye konuştu.

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “Bir taraftan 20 yıldır bu ülkeyi yöneten AKP iktidarının politikaları sonucu, bir taraftan pandemi, diğer taraftan sermaye odaklı politikalar nedeniyle bu sistemin çıkardığı savaşlar. Ama bu zorlu süreçte Türkiye işçi sınıfı DİSK’in çatısı altında yan yana gelerek direniyor.  Her sabah tencereyi nasıl kaynatacağım, faturaları nasıl ödeyeceğim diye büyük bir kaygıyla uyanıyoruz. Yaşadığımız bu işsizliğin, yoksulluğun yüksek enflasyonun hiçbiri kendiliğinden ortaya çıkmadı. Hiçbiri tesadüf değil. Bilerek isteyerek yaptılar ve yapmaya da devam ediyorlar. ‘Tüm yetkileri tek bir yerde toplayalım’ dediler, referandumda oy istediler, ‘her şeyin sorumlusu tek kişi olacak hesabı tek kişi verecek’ dediler. Ama bugün soyguna dönen faturaların sorumluluğunu almıyorlar. İşçilere, emekçilere hayat zehir olmuşken bunun sorumluluğunu alan yok. Sendikal haklarımız çiğneniyor ama ortada sorumlusu yok. Bugün Türkiye’de 8,5 milyon işsiz var. Daha da önemlisi bunların yarısının iş bulma ümidi yok. Çocuklarımızın gençlerimizin geleceği karartıldı. Bugün Türkiye’de üniversite mezunu gençlerin ancak yarısı istihdam edebiliyor. Onların da yarısını açlık sınırı altındaki asgari ücretle istihdam ediliyor. Kadınlar olarak her gün şiddete uğruyoruz. Bunun sorumlusu yok. Sorumluluğunu almadıkları gibi bir gece kararnamesiyle İstanbul Sözleşmesi’nden çıktılar. İstanbul söBugün burada olan binlerce işçi kardeşim yaşanan bu tablonun sorumlusunun kim olduğunu biliyor. İşçi sınıfı sorumluları bildiği gibi sorumlulardan hesap soruyor. Yaşadığımız bu yoksulluğun, açlığın, işsizliğin hesabını soruyoruz. Belediye işçisi kardeşlerimizi gerçek kadroya kavuşturmak ve bunun için bu mücadeleyi vermek bizim boynumuzun borcudur diyoruz. Hep birlikte buradan tüm Türkiye’ye gerçekleri söylüyoruz. Yaşadığımız kara tabloyu ortadan kaldırmak için mücadele veriyoruz. Gelirde adalet, vergide adalet diyerek bu mücadeleyi büyütüyoruz. Hayat pahalı emek ucuz, bu böyle gitmez. Bu topraklarda zalimin zulmüne son vereceğiz”

“Elektrik, su, doğalgaz ve internet faturalarına yapılan zamlar geri alınmalı, faturalar vergi ve kesintiden muaf tutulmalıdır. Tüm maaş ve ücretler en az asgari ücret artış oranı kadar artırılmalı, yılın daha başında enflasyon karşısında eriyen asgari ücret yeniden belirlenmelidir. En düşük emekli aylığı en az asgari ücret düzeyine çekilmeli, EYT’lilerin emeklilik hakları verilmelidir. Asgari ücretin üzerindeki vergi dilimi yüzde 10’a çekilmeli, dâr ve faiz gelirlerinin vergilendirildiği, çok kazananın çok vergi verdiği adil bir vergi politikası benimsenmelidir. Esnaf kuryelik/kendi hesabına çalışma/özel istihdam bürosu/taşeron adı altındaki tüm güvencesiz çalıştırma biçimlerine son verilmeli, herkese güvenceli istihdam sağlanmalıdır. İşçi sınıfının yaşadığı gelir kaybını telafi etmesinin en önemli yolu, sendika ve grev hakkıdır. Bu hakların kullanımın önündeki tüm yasal ve fiili engelleri kaldırılmalıdır.”