Hasan Asker Özmen 

 SER VERİP SIR VERMEYEN BİR YİĞİT
Hasan Asker Özmen
(1956-5 Ekim 1980)

1956 yılında Adana iline bağlı Şambayad köyünde Hüseyin-Mediha çiftinin  üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi.

Hüseyin Özmen çiftçilikle geçinen yoksul bir köylü olmasına rağmen 5 çocuğunu da okutur. Çocuklarının hepsini çok sever ama Hasan?ı ayrı sevmektedir. Hasan köyünde ailesi akrabaları ve arkadaşları içerisinde çok sevilen zeki, akıllı bir çocuktur. İlkokulu köyünün adını taşıyan Şambayad İlkokulunda bitirir. Okulda çok sevilen başarılı bir öğrencidir.

Hasan?ın ağabeyi Cabbar Özmen kardeşi Hasan?ı anlatırken ?harika bir çocuktu, yardımsever gururlu, başarılı kimseye kötülük etmeyen elinden geldiği gücü yettiğince herkese yardım etmeye çalışan kendine has bir çocuktu.? diyor.

Evde ne anne ne baba çok karışmazmış; çok alıngan olduğu için kimse kendisine bir şey söylemek istemezmiş. Çünkü bir şey söylendiğinde  alınır yemek bile yemezmiş bu nedenle de çok sık hastalanırmış.  Hasan kendine has tavrıyla gurur ve öfkesini içinde taşıyan, dışarıda oldukça sevecen bir çocukmuş.

Hasan?ın ailesi ve akrabaları yurtsever devrimci nitelikler taşımaktadır. Dolayısıyla Hasan devrimci düşüncelerin  tartışıldığı bir ortamda büyür. Yetişkinlik sürecinde sosyalizmi, dayanışmayı, paylaşmayı anlamaya, öğrenmeye çalışır.

1963-64 yılarında okula devam etmek üzere Adana merkezine, ağabeyinin yanına gelir. Tepebağ Mahallesinde İstiklal Ortaokulunda okumaya başlar. Çok başarılı bir öğrenci olur, tüm karnelerini her yıl takdirle  alır. Okulun tatil olduğu zamanlarda da köyüne ailesine yardım etmeye gider. Ortaokulu başarıyla bitirdikten sonra Adana Erkek Lisesine başlar. Lisede de oldukça başarılıdır. Sınıflarını takdir ile geçer.

1973-74 yılında üniversite sınavına girer, ilk sınavda 400 puan alarak Ankara Hacettepe Üniversitesi Fizik Bölümünü kazanır

Artık Adana?dan ayrılmıştır. Ankara?ya gelir okuluna kaydını yaptırır. O dönemde Hacettepe Üniversitesi daha çok devrimcilerin etkin  olduğu bir okuldur. Burada  devrimcilerle tanışır, yurtsever devrimcilerle hemen kaynaşır, halkın kurtuluşu yolunda gençlik mücadelesinin  bir militanıdır. Okullarda, fabrikalarda, semtlerde bildiri dağıtır, afişlemeye çıkar; yaşamını işçi sınıfının kurtuluşu mücadelesiyle birleştirir.

1977 yılında Halkın Kurtuluşu Gazetesinin merkezi basım ve dağıtımında görev alır. Yurt-Da Kitap evi artık mekânı olmuştur.

Halkın Kurtuluşu gazetesinin basımı ülke çapında dağıtılması, en ücra köşelerde yaşayanların eline geçmesi için her türlü özveriyi ve yaratıcılığı gösterir.  26 Aralık 1978 tarihinde  faşizmin Kahramanmaraş  kırımından sonra 11 ilde ilan edilen sıkıyönetim sonrası gazetenin İstanbul?da basılamaz duruma gelmesi üzerine İzmir?de basılması gündemdedir.

Hasan, basım ve dağıtım işlerini organize etmek için İzmir?e yerleşir. İzmir?de işçi sınıfının  kurtuluşu mücadelesiyle bütünleşir ve yoldaşlarıyla gecesini gündüzüne katarak gazetenin ülke düzeyinde basımı ve dağıtımını gerçekleştirir. Örgütüne bağlı, disiplinli, özverili  devrimci  komünist kişiliğiyle üstlendiği işte emeğini ve aklını birleştirip fedakarca çalışır.

1979 yılında sıkıyönetim ilan edildiğinde, sıkıyönetime cevap anlamında ?Mücadele durmayacak? başlıklı özel sayı basılır. Özel sayının dağıtımının da sıkıyönetim koşullarında özel olması gerekmektedir. Gazete özel sayısı uçakla illere dağıtılacaktır. Dağıtım işini Hasan üstlenir. Havaalanına geldiğinde görevli asker, ? açın kolileri, bakacağım? dese de Hasan kendine güvenli  ve kararlı duruşuyla kolilerini açtırmaz ve dağıtım gerçekleşir. Eve geldiğinde kendisini merakla bekleyen arkadaşları dağıtımın sorunsuz olduğunu duyunca rahat bir nefes alırlar. Özel sayının sıkıyönetime rağmen yerine ulaştırılması moral anlamda güçlü bir etki yapmıştır.

1980 Yılı şubat ayında İzmir?de sıkıyönetim ilanı sonrasında   Ankara Altındağ?da gecekondu bölgesine yerleşir.  Semtte oturan emekçilere ulaşmakta, onlarla bütünleşmekte hiç zorlanmaz; onlardan biri olarak günlük olaylardan hareketle politik yorumlar yapmaya, yönlendirmeye; emperyalizmi,  faşizmi, demokrasiyi, işçilerin neden sömürüldüğünü, halkın kurtuluşu yolunu anlatmaya çalışır. Burada da tüm emekçilerin  ve yoldaşlarının sevdiği saydığı bir önderdir artık. Öyle ki semtteki tüm emekçilerin evleri  Hasan?ın gidip oturduğu, sohbet ettiği, çay içtiği evler olur.

Ülkede yükselen mücadele karşısında saldırılar da artmıştır. Faşizmin artan saldırılarına karşı mücadeleyi örgütlerken Hasan geminin hem kaptanı, hem tayfası olmuştur. Çalışma  gruplarında o vardır; duvar yazılamalarında, afişlemelerde, her türlü faaliyette hem önder hem de işin işçisidir. Bu arada, mücadele içinde gönlü de kaymıştır Altındağ?lı devrimci bir kıza. Mahallede nişan yapılmıştır. Tüm ailesinin, yoldaşlarının katılımıyla nişan töreni kitle gösterisine dönüşmüştür adeta. Süreç zorludur ve giderek artan sıkıntılı günler başlamıştır. Ardı ardına gözaltına alınanlar arasında  nişanlısı da vardır ve gözaltına alınanlar insanlık dışı uygulamlardan, işkencelerden geçmmektedir. Artık darbenin ayak sesleri giderek  hissedilmeye başlamıştır. Yoldaşları Hasan?la ilgili endişe duymaktadır onu korumak adına. Ama Hasan hâlâ mücadelenin en ön saflarındadır.

Ve 12 Eylül 1980, askeri faşist cunta..

Saldırılar daha da yoğunlaşmış, evler, okullar, işyerleri basılmaya başlamıştır. Muhalif tüm sesler, devrimciler, demokratlar, aydınlar tek tek gözaltına alınıp işkenceye tabi tutulmuştur. Hasan, faşist cuntaya karşı da mücadelenin en ön saflarındadır. Kendisine ?Hocam artık kendine daha dikkat etmelisin? diyen yoldaşlarına bir gün ?Ne olacak, alırlar ya üç gün içinde öldürürler ya da üç gün içinde serbest bırakırlar? der.
Ve 2 Ekim 1980 gecesinde Hasan, nişanlısı Birgül,  nişanlısının abisi ve yengesiyle birlikte gözaltına alınır. Ankara emniyetinde yeni kurulan işkencehane (DAL)?da tüm işkence yöntemleri, her tür teknik Hasan?ın üzerinde  uygulanır. Devrimci Komünist  Partisine, yoldaşlarına ilişkin ağzından tek kelime bile çıkmaz; İfade vermeyi reddeder. 4 Ekim?i 5 Ekim?e bağlayan gece işkencede katledilir. Belgelere göre Hasan Asker Özmen?i sorgulayan  komiser Enver Göktürk ve ekibidir. Özmen 4 Ekim 1980 günü saatler süren sorgudan sonra hücresine atılır. Sabah sayım yapılırken Özmen?in öldüğü fark edilir. Tutanaklara göre Hasan gözleri kapalı ve ayaklarını karnına doğru çekmiş, hücrenin bir köşesinde hareketsiz durumda bulunmuştur. Vücudunda elektrikten kaynaklı yanık izleri vardır.

Soruşturmada tanık olarak ifadesine başvurulan Birgül Kaya şunları söylüyordu: ?Başkomiser Enver Göktürk?ü nişanlıma işkence yaparken gördüm, nişanlıma cereyan veriyorlardı. Bunu gözüm bir ara açıldığında gördüm. Nişanlımın yanında bana da defalarca işkence yapıldı.? Hasan Asker Özmen?in sorgulandığı süreçte Ankara Emniyet Müdürlüğünde sorgulanan Kamber Ateş de?? Halkın Kurtuluşu grubuna o zaman müdür ya da müdür yardımcısı olan Enver Göktürk bakıyordu.. Yapılan işkencelerden sonra ismimi kabul etmem için babamı ve kardeşimi karşıma getirdiler.. O dönem, bir eylemde polis öldürülmüştü, o suçu bana yıkmaya çalıştılar. İşkencenin her türlüsü uygulandı üzerimizde. Ben ve Hacettepe Üniversitesi öğrencisi Hasan Asker Özmen?le beraberdik. Hasan Asker Özmen işkencede öldürüldü.  İşkenceciler Hasan?ı  polisi öldürdüğünü kabul etmesi ve eylemi örgütleyenlerin, katılanların  isimlerini söylemesi için vahşi işkenceler uygulayarak öldürdü. Tüm işkencelere rağmen direndik? ?? diye anlatıyor.

Hasan işçi sınıfının kurtuluşu mücadelesinde  onurunu sınıf düşmanlarına çiğnetmedi.

 Askeri Savcılık, Komiser Enver Göktürk ve polisler Serdar Kerem, Niyazi Porç hakkında ?işkence yapmak?tan dava açtı. Adli Tıp Raporu Özmen?in vücudunda görülen yanıkların elektrik akışı taşıyan sivri uçlu sıcak bir maddenin batırılmasından meydana gelmiş olduğu bildirildi. Üç polise Sıkıyönetim Komutanlığı 2 Numaralı Askeri Mahkemesi ceza verdi. Karar Askeri Yargıtay verilen karar bozdu; İşkenceciler beraat ettiler.

Ailesi  cenazesini almak için Ankara?ya geldiğinde baba Hüseyin Özmen, ?benim oğlum karıncayı bile incitmezdi, neden benim oğlumu incittiler, ne istediler benim oğlumdan? demişti. Karıncayı bile incitmeyen, Çukurova?nın yiğidini askeri faşist cuntanın işkencecileri öldürmüş,  yine  cuntanın askeri yargıtayı tarafından işkenceciler  beraat ettirilerek  yeni işkenceler için cesaretlendirilmiş, önleri açılmıştı..

Hasan Asker Özmen  Adana  İli  Şambayad beldesinde  yatıyor..

Erdemleri  rehberimiz , anısı  yolumuza ışık olsun?

Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

Unutturmak isteyenlere inat, unutmadık, unutturmayacağız

EKREM EKŞİ

SER VERİP SIR VERMEYEN BİR YİĞİT
EKREM EKŞİ
(30 Kasım 1955-14.10.1980)

12 Eylül askeri faşist cuntasının halkın üzerine zorun bütün biçimleriyle çöktüğü günlerdi. TBMM, sendikalar, kitle örgütleri, siyasi partiler kapatılmış, milletvekilleri, siyasi parti ve kitle örgütü yöneticileri, üyeleri gözaltına alınıyorlardı. Fabrikalar, okullar, caddeler, sokaklar işgal ediliyor, evler basılıyor, zindanlar ,işkencehaneler ağzına kadar dolduruluyor, dur ihtarına uymadığı gerekçesiyle insanlar sokak ortasında katlediliyor, geceleri sokağa çıkma yasağı ilan edilerek evler hapishaneye çevriliyor, radyolarda, televizyonlarda, gazetelerde yasaklanan sendika, kitle örgütü, gazete, dergi adları ardı ardına sıralanırken, bu örgütlere üye oldukları, bu gazeteleri okudukları için işçilerin, öğrencilerin, emekçilerin isimleri yakalananlar ya da arananlar listelerinde çarşaf çarşaf ilan ediliyordu.
Tutuklanacak kişilerin adları Bayrak Liste de yazılı. Bayrak Liste de Ekrem Ekşi nin de adı var.

Faşist cunta işçilerin, emekçilerin, gençlerin sömürü ve soygun düzeni tekelci kapitalizme karşı mücadelesini bastırmak için her türden şiddeti uygularken, tüm devrimcilere demokratlara teslim ol çağrısı yapıyordu. Bu çağrıya önemli ölçüde aydın ve sendika ağaları sıkıyönetim komutanlıkları önünde sıraya girerek cevap verdiler. Modern revizyonizmin ideolojik temsilcisi, sosyal emperyalizmin hempaları TKP ve radyoları faşist cuntayı destekleyici açıklamalar yaptı Devrimciler, demokratlar ve komünistler için tek yol vardı; faşist askeri cuntaya karşı direnmek..Her alanda; fabrikalarda, okullarda, tarlalarda, işkencehanelerde direnme..

Direniş bayrağını işkencehanelerde ilk kaldıranlardan biri Devrimci komünist Ekrem Ekşi’ydi.

12 Eylül 1980, Cuntanın ilk günü…12 Eylül 1980 günü ağabeyinin evinden Ekrem Ekşi?yi gözaltına aldılar.14 Ekim 1980 günü cansız bedenini teslim ettiler.

30 Kasım 1955 tarihinde Zonguldak`ta doğan Ekrem Ekşi, 1974-75 öğretim yılında İstanbul Teknik Üniversitesi(İTÜ) Mimarlık Fakültesi`ne girdi. O yıllar gençliğin 12 Mart yarı-askeri darbesinin etkisini kırdığı; örgütlenmeye başladığı ve kitlesel mücadelelerin ivmesini yükseltmeye başladığı bir dönemdi..

Okullarda, fabrikalarda, semtlerde düzene muhalif olan gençler devrimci saflara katılıyor, hayatın her alanında mücadele yükseliyordu. Bu devrimci yükseliş döneminde üniversiteye giren Ekrem Ekşi de devrimci harekete katıldı. Boykotlara, yürüyüşlere, gençliğin öğrenim özgürlüğünü, can güvenliğini tehdit eden faşist saldırılara karşı yürütülen mücadeleye atıldı. Mücadele sürecinde öne çıktı. O bir kitle önderiydi. İTÜ ve İstanbul gençliğinin mücadelesinin önderlerindendi. Bir gençlik önderinde bulunabilecek vasıfları mücadele içerisinde gelişti. Kitlelerle ilişki kurma ustasıydı. Öğrencisi olduğu Mimarlık Fakültesi temsilcilik seçimlerini büyük bir farkla kazanmıştı. Aynı türden ilişkileri yaşamın her alanında kuruyor, Topkapı, Zeytinburnu bölgesindeki fabrikalarda, çırakların çalıştığı atölyelerde, emekçi semtlerinde kısa sürede ilişki kurduğu herkesin sevgisini kazanıyordu.

Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği -(YDGF) genel sekreterliği yapmış bir devrimci komünistti. Öğrenci gençliğin eylemlerinde, köylülerin çay ve tütün gösteri ve yürüyüşlerinde, gecekondu yıkımlarında halkın yanında direnişte, grev çadırlarında işçilerle dayanışmada,tüm ezilenlerin mücadelesinde yer aldı.

‘Mütevazıydı. Kibir nedir bilmezdi. İlişkide olduğu herkese eşiti olarak davranırdı. Bildiği konularla ilgili başkalarına üstünlük taslamaz, bildiklerini arkadaşlarına öğretir, sürekli öğrenmeye çalışırdı. Arkadaşlarının, yoldaşlarının, ihtiyacı olan herkesin yardımına koşar, bunu yaparken, karşılığı olacağını düşünmez, bir komüniste yaraşır paylaşım ruhuyla yapardı bunu. İyi bir ajitatör ve iyi bir propagandisti. Halkın Kurtuluşu gazetesi satışlarında sesini çok uzaklardan duyabilir, söylediği her sözü rahatlıkla ayırt edebilirdiniz. Gazete satışına çıkan birçok kişi nasıl ajitasyon yapılacağını öğrenmek için onu izlerdi.

‘Birçok forumun, mitingin konuşmacısı Ekrem`di. Boykotlarda, yürüyüşlerde en önde olanlardan biri yine Ekrem`di. Her türden eylemde gür sesiyle slogan attırırken görürdünüz Ekrem`i. Büyük iş, küçük iş ayrımı yapmazdı, Onun için her iş, bir devrimci için kaçınılmaması gereken bir görevdi. Duvarlara yazı yazarken de,afiş asarken de, bir gösteride yer alırken de, bir gazete paketi taşırken de, yaptığı işin devrimci mücadelenin bir parçası olduğunu düşünür, başkalarından yapmasını istediği bir işi önce kendisi yapardı.

‘Onu her zaman okurken görmek mümkündü, onca yoğun pratik faaliyet içinde zaman bulamama gerekçesinin arkasına sığınmak yerine, okumak, kendisini geliştirmek için zaman yaratırdı. Üstelik teoriyi ne çok şey bildiğini göstermek için değil, kendini yenileyip geliştirebilmek ve teorinin pratiğe yol gösterici olması için ele alırdı.

‘Ekrem`in daha birçok özelliği sayılabilir. Ancak en büyük özelliği, faşist katillerin hedef tahtasına koymasının da nedeni olan özelliği, Ekrem`in bir örgütçü olması ve her koşulda örgütlü mücadeleyi savunan bir devrimci olmasıdır. Bir birimin önderi olmaktan İstanbul gençliğinin, giderek Türkiye gençliğinin önderlerinden biri pozisyonuna onu yükselten bu özellikleriydi..

Onu gözaltına aldıklarında amansız işkencelerden geçirdiler, kendine, arkadaşlarına, yoldaşlarına, partisine ihanet etmesini istediler. Ama o direnmeyi seçti.

Kudurmuş işkenceciler göğüs kafesini kırıyorlar. Elleri ayakları şişmiş, koluna felç inmiş bir haldeyken, işkencecileri, belki ağzından bir çift laf alırız diye, konuşmadan ölmesin diye hastaneye kaldırıyorlar. Kırıklar, çürükler içerisindeyken bile doktora gülümseyerek: Hiçbir şey söylemedim, onları yendim diyor.
Onurunu ve partisini korudu. Yaşarken nasıl dimdik durduysa, ölüme giderken de dik durmayı bildi. Ölümsüz kahramanlar arasına girdi.
Anısı ve mücadelesi sosyalizm mücadelesine ışık tutsun..

1 Eylül 2012 Cumartesi

Ortadoğu?da ABD ve AB emperyalistlerinin çıkarlarına uygun politikalara HAYIR demek; emperyalist savaş politikalarına karşı çıkmak; Halklar ve ezilen uluslar arasında eşitlik ve kardeşlik temelinde, gönüllü birlikteliği savunmak üzere 1 Eylülde alanlarda olacağız. Saat 15.oo ten itibaren Dernekte buluşmak, elele, yürek yüreğe olmak üzere.

Sevgiyle ve dostlukla.

YUSUF METİN

15 Ağustos 1978
YUSUF METİN

“Biz bu halkı sevdik
Ve bu ülkeyi.
İşte bağışlanmaz
Korkunç suçumuz ”

YAŞAMI, MÜCADELESİ, ANISI ÖRNEK OLSUN.

Görselin Gücü

İbrahim Kaypakkaya

Denizlere sahip çıkmak emperyalizme, faşizme, şövenizme karşı çıkmaktır.

Denizlerce çoğalmak, yaşama, doğaya ve devrimci değerleri geleceğe
taşımakla. mümkündür.
6 Mayıs’ta Denizlerce çoğalmak üzere, anti emperyalist ruhla, topraklarımızın
insanlarımızın sermayenin ihtiyaçlarına, kar hırsına feda edilmesine karşı
yapılmak istenen termik santrallerinin yapımına karşı durmak için
Aliağa’da  olacağız.

Bağımsızlık,demokrasi ve sosyalizm fidanları

6 MAYIS PAZAR GÜNÜ PANKART ve FLAMALARIMIZLA

ALİAĞA CUMHURİYET MEYDANINDA OLACAĞIZ.

İZMİR’E KURULMASI PLANLANAN 7  ADET  TERMİK

SANTRALİN HAVAMIZI, SULARIMIZI, DENİZİMİZİ,

TOPRAKLARIMIZI, KİRTLETMESİNE

İZİN VERMEYECEĞİZ.

ETKİNLİK SAAT 13.OO İLE 18.30 ARASINDA

GERÇEKLEŞECEK.

6 MAYISTA ALİAĞA CUMHURİYET MEYDANINDAYIZ.

 

Ölülerimiz .İşte Deniz, Yusuf, Hüseyin
Bağımsızlık,demokrasi ve sosyalizm fidanları
Emperyalizmin, faşizmin işbirlikçileri kuşatmış çeveresini
Sehpadalar
Boyunlarında faşizmin ipi
Ve Onlar son nefeslerinde
Yırtıyor inançları  hançerelerini
haykırıyorlar..
”Kahrolsun faşizm, kahrolsun emperyalizm
Yaşasın işçiler köylüler ve devrimciler”
Onlar devrim ve sosyalizm mücadelesinin
Onurun bekçisi
Direnmenin..
Üniversitelerde, kampüslerde
Beyazıtta, Kızılayda, Cumhuriyet meydanlarında, alanlarda
Zapsuyunda,
Köy meydanlarında,
Miting alanlarında,
Yürüdükleri gibi
Omuz omuza
Emperyalizme ve faşizme karşı
Sonsuzluğa yürüdüler
Devrim ve sosyalizm mücadelesinin kızıl gelinliğiyle…
İşçiler,yoksul köylüler, tüm emekçiler , gençlik
Yürüyorlar elele….
Kahrolsun faşizm…
Yaşasın devrim ve sosyalizm mücadelemiz..

Dünya İşçi Sınıfının Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü 1 Mayısta Alanlarda Buluşalım

1 Mayıs Marşı

Günlerin bugün getirdiği baskı zulüm ve kandır
Ancak bu böyle gitmez sömürü devam etmez
Yepyeni bir hayat gelir bizde ve her yerde

1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı

Yepyeni bir güneş doğar dağların doruklarından
Mutlu bir hayat filizlenir kavganın ufuklarından
Yurdumun mutlu günleri mutlak gelen gündedir

1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı

Vermeyin insana izin kanması ve susması için
Hakkını alması için kitleyi bilinçlendirin
Bizlerin ellerindedir gelen ışıklı günler

1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı

Ulusların gürleyen sesi yeri göğü sarsıyor
Halkların nasırlı yumruğu balyoz gibi patlıyor
Devrimin şanlı dalgası dünyamızı kaplıyor

Gün gelir gün gelir zorbalar kalmaz gider
Devrimin şanlı yolunda kül gibi savrulur gider.

Cihan Alptekin

Cihan Alptekin 30 Mart 1972 Kızıldere

Unutmadık Unutmayacağız!

”Düşlerin sonsuza koştuğu yerde

Sabrın çiceklerini açtığı yerde

Asla kapanmaz yaşanan defter

Son sözü hep direnenler söyler”