İBRAHİM ÖZTAŞ

İBRAHİM ÖZTAŞ’I  ANIYORUZ !

İbrahim Öztaş, 1950 yılında Şereflikoçhisar ilçesinin Dereköy’ünde doğdu. Babası  Ali Efendi, aydın  bir insandı. Dereköy’de sekiz yıl muhtarlık  ve izleyen yıllarda Şereflikoçhisar?da  arzuhalcilik de yapmıştı. Türkiye İşçi Partisi ilçe örgütünün kuruluşunda  öncülük etmişti.  Annesi  Melek hanım ev  kadınıydı. Köyde sevgi ortamında büyüdü, iri kıyım, gösterişli  bir çocuktu.   İlkokulu köyünde okudu. İlkokulu bitirince İstanbul Vefa Lisesi   yatılı bölümünü  kazandı. Vefa Lisesi’nin, orta ve lise kısmını  yatılı ve burslu okudu.

Altı yıl İstanbul’da  okuyarak hem kent yaşamını  hem de kollektif yaşamayı  öğrendi. Halk oyunlarını çok severdi ve iyi oynardı.  Çok güzel türkçe ve ingilizce şarkılar söylerdi.  Ortaöğrenim dönemindeki öğrencilik yılları, İbrahim’e   paylaşmayı ve dayanışmayı öğretti.  Yaz tatillerinde   tanıdığı öğrencilere  yardımcı olur,  ders verirdi. Çocukluğundan beri, zayıfları kollayan, koruyan,  sevecen,  sorumluluk duygusu  yüksek  bir  kişiydi. Güçlü kuvvetli  boylu poslu, yakışıklı bir devrimciydi,  boyu 1.90’ı aşıyordu. Ama bu gücünü gereksiz gösteriye dönüştürdüğüne okul arkadaşları hiç tanık olmamıştı. Onun belirgin özelliği  kararlılığı ve cesaretiydi, sevimliliğiydi.

Vefa Lisesini bitirdikten sonra,  1967-1968 öğrenim yılında ODTÜ Matematik Bölümünü  dereceye girerek kazandı  ve kayıt yaptırdı.  ODTÜ’de Hazırlık sınıfında bir yıl okudu. Bölümünü beğenmedi ve 1969 -1970 öğrenim yılında yeniden  üniversite sınavlarına girdi ve  İTÜ İnşaat Fakültesine kayıt yaptırdı. Lise yıllarında çok okuyan bir öğrenciydi, eline  ne geçerse okurdu.  Politik ve toplumsal olaylara ilgi duyuyor  ve  çürümüş düzenin  ezilenlerden yana değiştirilmesi gerektiğini  kavramaya başlıyordu.

ODTÜ  Hazırlık sınıfında  Deniz  Gezmişler’le tanıştı. Denizler’le birlikte hareket etti. Kadir Manga da yakın  arkadaşıydı. Gençliğin ,İşçi sınıfın ve ezilenlerin  toplumsal mücadelelerine katıldı. 15-16 Haziran İşçi sınıfının büyük kitlesel direnişine katıldı. İstanbul’da düzenlenen bağımsızlık haftasında, 18 mart günü Pan Amerikan Hava Yolları binasını tahrip ettiği gerekçesiyle tutuklandı iki ay hapis iki ay hapiste kaldı. Deniz ve Cihan Alptekinler’le  Sağmalcılar Cezaevinde kaldı. Şereflikoçhisar’da  Dev-Genç’i örgütledi  ve kurucularındandı. Köyleri dolaştı  yoksul  köylüleri  ve üreticileri  mücadele için  örgütlemeye çalıştı.  Bu dönemde  1969-1970 dönemindeki  tüm  toplumsal  mücadelelere omuz verdi , katıldı. Anti-emperyalist gençlik eylemlerinin; Natoya ve 6. Filoya hayır eylemlerinin  örgütleyicilerindendi.  Akhisar ve çevre köylerde  tütün üreticileri arasında çalıştı, örgütleme faaliyeti yürüttü, 2. Akhisar tütün mitinginin örgütleyici ve destekleyicilerindendi, tütün üreticileriyle tütün mitingi için omuz omuza çalıştı.

1971’lerde Cihan Alptekin ve Ömer Ayna arkadaşlarıyla  birlikte döneme damga vuran   THKO’nun  kurucularındandı.  İstanbulda  Cihan Alptekin  grubunun kamulaştırma eylemlerinde yer aldı. Aranmaya başladı.  İzmir’e  politik örgütlenmeyi gerçekleştirmek  amacıyla gelmişti.  Halilrıfatpaşa semtinde kaldığı ev  polis tarafından  21 Mayıs gecesi basıldı. Çıkan çatışmada,  dört polis yaralandı. İbrahim Öztaş da ağır yaralandı ve devlet hastahanesinde  yaşamını yitirdiği  devlet  yetkilileri tarafından açıklandı. Yakınları tarafından ağır  yaralı yakalandığı ancak  öldürüldüğü; İzmir Sıkıyönetim Mahkemesi  duruşma tutanaklarında, avukatı tarafından  ağır yaralandıktan sonra öldürüldüğü  ifade edilmişti.

İbrahim’in cenazesi memleketine götürülmek üzere  ailesine verilmedi, ölümünden dört gün sonra Karabağlar Paşaköprüsü Mezarlığın’da sonsuzluğa uğurlandı. Bağımsızlık,demokrasi ve sosyalizm mücadelesinin yılmaz ve inançlı bir neferiydi; kararlılığı, cesareti,  alçak gönüllüğü, mücadele azmi ve direnmeyi  miras bıraktı. İbrahim’in hasletleri bugün de yol göztericidir.. Onun  bağımsızlık özgürlük  ve sosyalizm hasletleri emeğin ve halkın kurtuluşu mücadelesinde  sürecektir
                            Fotoğraf: Şereflikoçhisar Güzeltepe’den bir anı

ŞAZUMAN KANSU

 Sevgili Dostlar,

26 Eylül 1980 günü sapa sağlam gözaltına alınıp,  16 Ekim 1985 günü cenazesi teslim edilen Gaziemir’li tekel tütün işçisi yoldaşımız Şazuman Kansu’yu 27. ölüm yılında, mezarı başında  anıyoruz.

Yaşadığı sürece son ana dek unutmadığı, güvenle, sevgiyle bağlandığı, uğruna ölümü göze aldığı dostları, arkadaşları ve yoldaşları olarak 16 Ekim 2011 Pazar günü saat 14:00?de Gaziemir Kabristanı girişinde buluşuyoruz.

Sevgiyle, Dostlukla..

Yönetim Kurulu

   ŞAZUMAN KANSU

  (12.07.1956/16.10.1985)

12 Temmuz 1956 tarihinde İzmir-Gaziemir (Sevdiköy) de doğdu. Baba tarafı Yugoslav kökenli, annesi ise İzmir-Torbalı doğumluydu. Şazuman ailede iki kız üç erkek kardeşten en büyüğüydü.

İlkokulu ve ortaokulu Gaziemir?de okudu;İzmir Ticaret Meslek Lisesini bitirdi. Okulu bitirdikten sonra tekel-sigara fabrikasında tütün işçisi olarak çalışmaya başladı.

1970?li yıllarda yükselen  emekçi ve gençlik mücadelesinden etkilendi. İşçi sınıfı ve halk gençliğinin  kapitalizme ve faşizme karşı mücadelesi içinde yer aldı. İşçi sınıfının ve onun  siyasal örgütünün sadık bir militanıydı.Tekel işçilerinin siyasi demokrasi talepleri temelindeki mücadelesinin örgütleyicilerinden biriydi. Bu mücadeleler içerisinde   sınıfın partisine yönelik her türden faşist, revizyonist, opotünist ve hizipçi saldırılara karşı mücadele etti.

İşçi sınıfının bilimsel ideolojisini savunan sınıf partisinin  öncü işçilerindendi. O işçi sınıfına kapitalist sömürüden kurtuluşun ve emeğin yeni dünyasının kuruluşunun yolunu gösterenlerdendi.

O işçi sınıfının örgütlü gücüne güvenmiş,  işçi sınıfı  partisinin tüm emekçilerin kurtuluşu yolunda  zorunlu koşul olduğunu kavramıştı. Sermayenin ve  faşizmin saldırılarına karşı işçi sınıfının örgütlü gücüyle direnilebileceğinin bilincindeydi. İşçi sınıfına ve tüm ezilenlere kendi örgütlü güçlerine güvenmeleri, ve kendi örgütü, sınıf partisi üzerinden, ?insanca bir hayat, özgürlük, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm? diyen ve bunun için günlük politik mücadeleyi yürüten bir komünistti.

 İşçi sınıfının ideoloik, siyasi, ekonomik her alanda burjuvaziye ve gericiliğe karşı yürütüğü mücadelenin sıra neferi olarak, işçi sınıfı içinde, sekiz saatlik iş günü, sınırsız grev ve genel grev hakkını, örgütlenme özgürlüğünü, insanca yaşama ve çalışma koşulları için mücadeleyi yükseltti. Tütün işçilerinin örgütlü sendikal mücadelesi içerisinde Devrimci Sendikal Muhalefet (DSM) hareketinin   örgütleyicisi ve önderlerindendi. Burjuvazinin  izin  ve yasalarıyla çerçevesini sınırlayan ve kapitalizme eklemlenmiş reformist, revizyonist ve sarı  sendikacılığa karşı uzlaşmazdı. Emekçilerin azami çıkarlarını savunan ve bu talepler için mücadelenin örgütlenmesini önüne görev olarak belirleyenlerdendi. Mevcut duruma kendini uydurmuş sendikal anlayışlara karşı, her şart altında mücadele etmeye yetenekli sınıf sendikacılığının ilkeleri doğrultusunda Devrimci  Sendikal Muhalefetin örgütleyicisi olarak Türk-İş?in ve Tek-Gıda İş Sendikasının  uzlaşmacı ve emekçilerin  çıkarlarıyla, taleplerini çözmeye dönük olarak ciddi ve sistematik biçimde ilgilenmeyen sendika ağalarına karşı mücadele etti.  .

Gaziemir?de haftalık Halkın Kurtuluşu gazetesinin dağıtımını örgütledi. İş yaşamı dışında enerji ve çabasını gazetenin dağıtımı ve örgütlenmesine seferber etti. Semtte oturan işçileri,emekçileri ve gençliği aydınlatmanın önemli bir görev olduğunu kavradı ve Gaziemir?in emekçi evlerinde  sömürü ve zulüm düzenini anlatttı.

Gaziemir?de Yurtsever Devrimci Gençliği örgütledi. Gençliğe faşist terörle azgınca saldırarak sindirmeye, reformist ve revizyonist demogojilerle aldatmaya faşizmin ve sermaye düzeninin bekçisi haline getirmeye, yozlaştırmaya, çürütmeye çalışan, emperyalist kültürün bir uzantısı haline getirilmesine  karşı, özgürlüğün , bağımsızlığın ve sosyalizmin bayrağını yükseklere kaldırdı.

12 Eylül 1980  askeri faşist darbesiyle birlikte, Gaziemir?deki faaliyetlerinden dolayı aranmaya başladı ve gözaltına alındı. Şirinyer Askeri Cezaevi ve Buca Cezaevlerinde  kaldı. Sıkıyönetim askeri Mahkemesinden TCK (Eski) 141.maddeden  4 yıl 2 ay ceza aldı. Hükmün Yargıtay’ca onaylanınca Çanakkale Özel  E tipi cezaevine gönderildi.

Çanakkale E tipi Cezaevinde,  30.06 1983 tarihinde  Adalet Bakanlığının emriyle, cezaevi idaresinin şiddet kullanarak, siyasi tutsakları don-atlet bırakarak  tek tip elbise giydirme uygulamasına ve saçların kesilmesine karşı çıktı. Operasyonun başarısı  için her türden zorbalığın yapıldığı koşullarda, meşru direnme hakkını kullanarak mücadele  etti ve bu nedenle  1983/39  sayılı iddianame ile 81 arkadaşı ile birlikte yargılandı.

Cezaevinde faşist cuntanın siyasi tutsakları sindirmek, ezmek, kişiliksizleştirme ve teslim alma politikalarına karşı direnen siyasi tutsaklardan 101 inin infazı yakılmıştı. 1984 yılında askeri cezaevlerinde baskılara karşı süresiz açlık grevleri ve  ölüm orucu eylemleri başlamıştı. Birçok cezaevinde olduğu gibi Şazuman?ın kaldığı Çanakkale Cezaevinde de direnişleri desteklemek ve cezaevi sorunlarının çözümü için destek  açlık grevleri yapıldı. Açlık grevi yapanlar da hücre cezalarına çarptırıldılar ve infazları yakıldı. İnfazı yakılanların içerisinde Şazuman da vardı.

Siyasi tutsakların Cezaevi Müdürü Mehmet Gözüuykulu, başgardiyanlar Mehmet Ateş, Veli Çıtak, gardiyanlar Tahsin Tabur, Abdullah Atilla, İsmail Ünal, Hasan Aktaş hakkındaki yaptığı suç duyuruları ise tüm uğraşılara ve çabalarına karşın takipsizlikle sonuçlandı.

Gözaltında Emniyet Müdürlüğünde gördüğü işkenceler ve cezaevlerinde tüm meşru-haklı insani talepler odaklı direnişler içerisinde gördüğü  zulüm sonucu Şazuman’ın kalbi ve ciğerleri başta olmak üzere sağlığı bozuldu.

Tedavisinin yapılması için Çanakkale Devlet Hastanesi tarafından tam teşekküllü bir hastaneye, İstanbul’a sevk edildi.  Sağmalcılar Cezaevi’ne götürüldü.  Sağmalcılar Devlet Hastanesi (Bayrampaşa) cezaevi koğuşuna  konuldu. Buradayken arkadaşına yazdığı 30.08.1985 tarihli mektubunda:  ” Bayramda bilumum görevliler geldi: yalnız başhekim aynı gün iki defa geldi. Birincisinde beni görünce ‘siyasi misin’ dedi. Ben de evet dedim.  ‘Kaç adam öldürdün’ dedi ben de ‘saymadım’ dedim önce. Sonra ,  neden öldüreyim ki dedim. O zaman, ‘kaç adamı öldürme emrini verdin’ dedi….’Neyin var ‘,   ‘ Hastalığın ne ‘ dedi. Ben de hastalığımı söyledim. Aldı eline yanındaki doktorun dinleme cihazını sırtımı, göğsümü dinledi. ‘Kaç ay cezan var’  dedi. Ben de  ‘4,5 ay’  dedim. Bizimki ufladı pufladı.  Bak kardeşim sen bu 4,5 ayı çıkaramazsın, dediklerime kulak ver. Biraz evvel benim ona söylediğim hastalıkları o bana saymaya başladı.  ‘Ancak bir iki aylık ömrün var. Bak pişmanlık yasası var. Pişmanlık göster biran evvel çık ailen seni kurtarsın. Yoksa böyle sen gidersin.  Seni bu yola kim itti. Ne eylem yaptın kaç kişiyi öldürdün, kaç kişiyi öldürttün hepsini bir bir yaz çık git oğlum.’ Ben de nasihatına teşekkür ederim,  ‘4.5 ay namussuzca yaşamaktansa iki ay şerefimle yaşarım’ dedim. Bana bir daha böyle bir şeyi sakın ola açmayın dedim.

Şazuman bu mektubu yazdıktan sonra bir ay 16 gün daha onuruyla yaşadı. Tedavi olmak için böyle bir belge imzalamayı reddetti. Üç kişinin yattığı bir bölümdeydi.. kalp ve akciğerleri tedavi edilmediği için hastalığı hızla ilerledi.

Annesi, ‘Benim oğlum elindeki iki lokmayı ikiye bölüp paylaşan bir çocuktu, paylaşmayı dayanışmayı çok severdi, sapa sağlamdı. Boylu poslu bir delikanlıydı, iki metrekarelik bir yerde oğlumu aylarca yatırdılar sapa sağlam verdiğim oğlumun cansız bedenini bana teslim ettiler. 4.5 ay kalmıştı oğlumun cezasının bitmesine. O günkü dönemde baskılar yıldırma hareketleri bütün hızıyla sürüyordu. Cezaevi doktoru ve görevliler oğlumun sağlık problemlerini kullanarak üzerine baskı kurmaya çalıştılar, pişmanlık belgesi imzalatmaya çalıştılar, ailesiyle görüştüreceklerini, erken salacaklarını söylediler, baskılara karşı direndi. Tedavisini yapmadılar. Şazuman’dan,  ‘Anne gel seni çok özledim diye bir mektup aldım; ardından bir mektup daha aldım. Yine aynı cümleler,. Anne gel, seni çok özledim.’

Şazuman annesini, arkadaşlarını çok özlemişti, tedavisinin yapılarak yaşatılmaya çalışılmadığı koşullarda onları hiç unutmadı, güç koşullarda bir yolunu bularak onlara mektuplar yazmaya çalıştı, bilgilendirdi. O mektuplar  yaşadıklarını bugünlere taşıdı.

Şazuman komünist dünya görüşünden, ideolojik-politik çizgisinden asla vazgeçmedi. İşçi sınıfını, emekçileri ve yol arkadaşlarını canından çok sevdi. Asla pişman olmadı ve 16 Ekim 1985 tarihinde bu dünyadan onuruyla ayrılarak ölümsüzleşti.

HALİT ÇELENK

Halit Çelenk’i  Yitirdik .

Halit Çelenk, 1921 yılında Antakya’da doğdu. İlkokulu Mektebi Sultani’de okudu, Lise öğrenimini ise Fransız mandası altında olan doğduğu kentte yaptı. 1940 yılında İstanbul Hukuk Fakültesi?nde öğrenimini yapmakta iken sınıf arkadaşı Şekibe Sayar’la evlendi.
Yaklaşık on yıl Samsun’da ceza avukatlığı yaptıktan sonra 1960’da Ankara’ya yerleşti ve 1962’de eşiyle birlikte Türkiye İşçi Partisi’ne üye oldu.

İzmir’de 10.02.1964 tarihinde yapılan TİP 1. Genel Kongeresinde  Genel Yönetim Kurulu üyeliği (GYK) ne seçildi. 27.09.1964 tarihinde yapılan Ankara İl örgütünün Genel Kurulunda Halit  Çelenk İl Yönetim kurulu Üyeliğine; Şekibe Çelenk ise  İl haysiyet Divanı üyeliğine seçildi. 25.12.1964 Tarihinde Ankara İl başkanlığına atandı. 25.09.1965 seçimlerinde partisinin Ankara Milletvekili adayı olarak adayı olarak seçimlere katıldı.  Halit Çelenk, 23.11.1966 tarihinde Malatya ilinde yapılan II. Büyük Kongeresi’nde GYK üyeliğine; Şekibe Çelenk ise merkez Haysiyet Divanı üyeliğine seçildi. 24.12.1966 tarihinde TİP MYK  tarafından anti-emperyalist mücadele planlama komisyonunda göreve atandı.

Milli demokratik devrim tezini parti örgütü içerisinde savundu. Görüşleri ve yürüttüğü faaliyet nedeniyle Şekibe Çelenk ile birlikte uyarı cezası aldı.

12.11.1968 tarihinde yapılan TİP III. Büyük Kongeresi’nde Şekibe Çelenk Merkez Haysiyet Divanına seçildi.

29.12.1968 tarihinde yapılan II.Olağanüstü Kongrede Şekibe Çelenk Hüseyin İnan ve Deniz Gezmiş ile birlikte parti içerisinde MDD çizgisinde Devrimci Gurup adıyla seçimlere girdi. Halit çelenk TİP?nin yanısıra  mesleki örgütlerinde de  aktif olarak çalıştı.

1963 ve 1965 yıllarında, sırasıyla, İlerici Avukatlar Derneği ve Devrimci Avukatlar Derneği kurucuları ve yöneticileri arasında yer aldı.12 Mart Sıkıyönetim mahkemelerinde devrimcilerin savunmanlığını yaptı. 1976 yılında yüze yakın meslektaşıyla birlikte Çağdaş Avukatlar Derneği’ni kurdu.  DGM’lere karşı mücadele etti.  Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri vb konularda kitapçıklar hazırladı. Gelirini derneğe bağışladı. Konferanslara, panellere katıldı. 12 Mart Hukukuna karşı mücadele etti. 12 Mart hukuksuzluğuna karşı yazılar kaleme aldı. 12 Eylül faşist cuntası döneminde devrimcilerin ve sosyalistlerin sıkıyönetim mahkemelerinde avukatlığını yaptı. Faşist cuntanın hukukunu analiz eden  yazılar kaleme aldı, mücadele etti.

Ülke Dergisi’nin Nisan-Mayıs-Haziran 1978 tarihli sayısında yazdığı, 12 Mart Hukuku yazısının sonuç bölümünde şöyle  diyor;

1. Sınıflı toplumlarda hukuk, temelde, egemen sınıfların yasallaşmış iradesi ve emekçi sınıf ve tabakalar üzerinde bir baskı aracıdır. Emekçi sınıf ve tabakaların tarih boyunca  sömürü düzenine karşı verdikleri ?çoğu kez- kanlı mücadeleler sonunda kazanılan hak ve özgürlükler bir savaşım aracı olarak önemli olmakla birlikte, bu, hukukun değinilen temel karekterini değiştirmez

2.12 Mart, emperyalizmin desteğinde işbirlikçi burjuvazinin, uyanan işçi ve emekçi sınıfların direniş ve taleplerini ortadan kaldırmak için kendi koyduğu kuralları bir yana iterek başvurduğu açık bir faşizm uygulamasıdır.

3.12 Mart muhtırası, daha başında, Anayasal düzeni ortadan kaldırmış, hukukun temel ilkelerini çiğnemiştir.

4.12 Mart faşizmi döneminde, hukukun yukarıda açıklanan sınıfsal niteliği daha belirgin olarak ortaya çıkmıştır. Sıkıyönetim, siyasal iktidara bağımlı, hakimlik güvencesinden yoksun Sıkıyönetim mahkemeleri, savunma hakkının kısıtlanması, avukatlar üzerinde ağır baskılar, siyasal nitelikli olağanüstü bağımlı mahkemeler, yürürlükteki yasalara ters düşen, keyfi ve siyasal amaçlı idam kararları, anayasal ilkelere ve ceza hukuku kurallarına aykırı, tutarsız yorumlara dayalı mahkeme kararları, Yürütme’nin Yargı’ya  açık müdahalesi, kimi sıkıyönetim askeri mahkemelerinin siyasal iktidara yol göstererek Anayasayı çiğnemesi, kararları beğenilmeyen mahkemelerin görevlerine son verilmesi, kontr-gerillalar, insanlık ve ahlak-dışı işkenceler bunun göstergeleridir.

Hukuku ve yasaları hiçe sayan bu uygulamalar, egemen sınıfların kendi koydukları kuralları, çıkarları gerektirdikçe, her zaman çiğneyebileceklerini ve çiğnediklerini açıkca göstermektedir..

1968 yılında Türk Hukuk Kurumu Yönetim Kurulu Üyeliğine seçilen Çelenk 22 yıl süreyle bu kurumun ikinci başkanlığını yaptı.

Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın ve TÖB-DER’in de hukuku danışmanlığını yapan Halit Çelenk, İHD?nin de kurucuları arasındaydı. İHD Genel Kurullarında  Divan Başkanlığı yaptı.

12 Mart Faşist Darbesi sonrasında THKO davasında TİP’deki  devrimci gruptan  yoldaşları  Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan ile arkadaşlarının avukatlığını üstlenen Halit Çelenk, Avukat Mükerrem Erdoğan ile birlikte idam gecesi üç devrimcinin yanında oldu ve onların tarihi sözlerinin halka aktarılması görevini büyük bir cesaretle yerine getirdi. Tüm baskılara rağmen bıkmadan, usanmadan yılmadan ölünceye kadar üç fidanın tanıklığını yaptı  kitaplarıyla tarihe not düştü.

Üç fidanı o kadar içselleştirmişti ki Halit Çelenk onların idam edilişinin 39. yılında 5 Mayısta yaşamını yitirdi. Bu 6 Mayısta Üç Fidanın anması Halit Çelenk’in cenaze töreni ile birleştiriliyor. Tören için saat 12.00’de Karşıyaka Mezarlığı 2 No’lu Kapı’da buluşulacak. Denizlerin mezarındaki anmanın ardından Halit Çelenk de toprağa verilecek.

Anısını ve mücadelesini yaşatacağız.

Kahrolsun Faşizm ve sermaye

Yaşasın Devrim ve Sosyalizm Mücadelemiz.

FAHRETTİN HALDUN ERKUŞ

FAHRETTİN HALDUN ERKUŞ
(08.06.1959-25.05.1980)

Fahrettin Haldun Erkuş 08 .06 1959 İzmir’de doğdu. Babası ‘araç çekici’ aracıyla ailesinin geçimini sağlayan bir emekçiydi. Beş çocuklu bir ailenin ilk çocuğuydu. İlk orta ve lise öğrenimini İzmir’de yaptı. Üniversite giriş sınavında Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesini kazandı ve öğrenimini bu okulda sürdürdü.

Ailesi Konak ilçesi Çimentepe Mahallesinde oturuyordu. Haldun, Kadifekale, Ballıkuyu, Çimentepe, Basmane, Yeşildere mahallerinde kitle çalışması yapıyordu. Aldığı görevi mutlaka yerine getiren, saygılı,kibar, duygusal,fişek gibi atılgan tüyü henüz çıkmış, devrimcinin delikanlısıydı. O dönemde Aziziye’de MHPliler, Çimentepe’de İGDliler, Kadifekale’de kürt ulusalcıları etkiliydi.. Bu mahallelerde Haldun, gazete, bildiri dağıtıyor, zamlara, hayat pahalılığına, faşizme karşı aydınlatıcı, halka gerçekleri açıklayan bir faaliyet yürütüyordu.

Arkadaşları, Haldun’un sempatik, yalın, içtenlikli, emekçilerle kolaylıkla ilişki kuran fedakar, halka ve devrime nişanlı özellikleri olan bir devrimci olarak anlatıyorlar. Onun kişilik özellikleri ve fedakarca kitlelere gerçekleri açıklama faaliyeti her türden emperyalizme, faşizme ve gericiliğe karşı kararlı mücadelesi ve gençlik kitlelerinde bıraktığı etki modern revizyonizmin ve onun hempalarının da dikkatini çekiyordu. Haldun, düzenli ve disiplinli bir çalışma yürütüyordu. Çimentepe’de oturmasına karşın her gün Yeşildere YDGD ye gelirdi. Yeşildere, Kadifekale, Yalçınkaya mahalleleri 1970 li yıllarda hem heyelan bölgesi hem de İzmir’in en yoksullarının oturduğu yerleşim yerlerinden biriydi. Daha o yıllarda yoksul mahallelerde uyuşturucu çeteleri kol geziyordu .Yeşidere’de de, gençliği uyuşturucu bağımlısı yaparak ,kokuşmuş kapitalist düzenin parçası durumuna getirmek ve düzene kölece bağımlı hale getirmek istiyorlardı. Gençliğin dinamizminin sömürüye, eşitsizliğe, pahallılığa ve faşizme karşı mücadeleye ve gençliğin örgütlü bir güce dönüşmesi engellenmeye çalışılıyordu. Tüm kapitalist devletler yoksulları ve emekçileri çürümüş düzene bağlamanın yolu olarak halen bu politikaları sürdürmektedir..

Dönemin Yurtsever Devrimci Gençlik hareketi uyuşturucu çetelerine karşı aktif mücadele ediyordu; hatta arkadaşlar, bağımlı hale gelen 20-30 civarında ergenlik yaşındaki gencin üniversite hastanesinde tedaviye görmesini sağlamıştı. Bir gün Haldun arkadaşlarıyla birlikte uyuşturucuları ve satanı yakalıyor, diğer arkadaşlar satıcıyı cezalandırmak istiyor ama Haldun adamla konuştuktan sonra bu işi, çaresizlikten, yoksulluktan yaptığını kavrıyor. Ona gençliğe verdiği zarar ve sonuçlarını anlatarak bir daha yapmaması konusunda uyarıyor, uyuşturuculara da el koyup YDGD yönetimine haber veriyor. Uyuşturucular yakılarak yok ediliyor. Satıcı daha sonraki zamanlarda Haldun ve babasının kurduğu ilişkilerle, uyuşturucu çetelerinden kopuyor.

Haldun siyasal perspektifi kuvvetli, halkın kurtuluşu davasında inançlı, halka bağlı, teoriyi öğrenmeye, gelişmeye çok açık çok kararlı bir devrimci ve tam bir dava işçisiydi. Hatta âşık olmayı bile devrimden çalınmış zamanlar olarak görecek, yaşı gereği ne yaparsa yapsın susturamadığı gencecik kalbi sevdiği kız için çarparken bile “Şimdi bunların zamanı mı? Hocam bizim bunlarla geçirecek zamanımıza yazık değil mi?” diye yaşadığı bu güzelim duygudan utanarak anlatacak kadar da inceydi..

Ailesini devrimci mücadelenin bir parçası yapmakla başlamıştı çalışmaya. Babası önceleri apolitik, hatta örgütlü mücadeleye uzak duran, işi gereği güvenlik güçleriyle ilişkiliyken, Haldun’un ısrarlı anlatımları, arkadaşlarıyla babasını tanıştırması sonrasında, arkadaşlarımızdan her birini oğlu gibi benimsemesini sağlamıştı.
Haldun, gazete satışı, Buca afet evlerinde halka arsa dağıtımı, gecekondu yapımlarına destek olsun, propaganda, yazılama, afişleme çalışmalarında hep görev alıyor hiçbir görevini aksatmıyordu. Tokullar Deri grevci işçileriyle, Şafak Deri Fabrikalarının grevci işçileriyle ilişkiler kurulmasında onun cana yakınlığının çok etkisi olur. Onun yüreği, işçilere emekçilere sıcaktı; onların sendikasız, düşük ücretlerle, sağlıksız koşullarda ve uzun süreli çalışması onun derdiydi..
Sıkıyönetim şartlarında, Hatay Üçyol’dan Burdur ve Denizli bölgelerinin gazetelerini alıcılarına ulaştıranlardan biri de Haldun idi.

Sevgili Haldun, 25 Mayıs 1980 de mahallenin gençleriyle 19 Mayıs İlkokulu’nun bahçesinde top oynarken İGD li Hasan adında bir modern revizyonist silahlı olarak okulun bahçe kapısına gelir ve silahını ateşler ve genç devrimci olduğu yere yığılır, can verir.

Haber hızla yayılır, İzmir’de sıkıyönetim koşulları yaşanmaktadır. Haldun Çimentepe’deki evine taşınır, evi yoldaşları ve mahalle gençleriyle doludur. Cenaze yoldaşları tarafından kaldırılacaktır. Henüz gencecik ve naif, işçilerin ve emekçilerin dostu, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm sevdalısı, her türden emperyalizme ve faşizme ve gericiliğe karşı mücadele azmiyle dolu yiğit devrimci Haldun 26 Mayıs günü evinden alınarak yüzlerce yoldaşının elleri üstünde yağhanelerde sloganlarla yürünerek Eşrefpaşa cami önüne kadar getirilir; burada cenaze kortejine güvenlik güçleri tarafından saldırı başlar…. Haldun’un devrimci arkadaşları göz altına alınır, gözaltındakilere şiddet uygulanır ve bir kısmı yargılanır, ceza alanlar olur. Haldun aynı gün 26 mayıs 1980 tarihinde toprağa verilir.

Günümüze dek sosyalizm mücadelesinde ve anılarda onurlu yerini koruyor, her zaman genç, her zaman ışık tutan, umutlu gülüşüyle bizlerle yaşıyor.

ALPASLAN ÖZDOĞAN,KADİR MANGA,SİNAN CEMGİL

Halka karşı sevgi ve güvenleri, emperyalizme karşı bilinçli öfkeleri, devrim için inançları, mücadele coşkuları
ve bağlılıkları ile onları kalbimizde yaşatıyoruz.

Alpaslan Özdoğan,Sinan Cemgil ve Kadir Manga ‘yı saygıyla anıyoruz.

 

Alpaslan ÖZDOĞAN

 

KADİR MANGA

Sinan CEMGİL

GÜRSEL ALP

 

GÜRSEL ALP

1961 Bingöl-Karlı ova ilçesi Tuzluca?a doğdu. İlk ve ortaokulu Elazığ?da okudu.

Okulunda başarılı bir öğrenciydi. Ortaöğrenim dönemi  yeni sömürge ülke halklarının bağımsızlık ve özgürlük için; ülkemizde de işçi sınıfinın ve halk gençliğinin  emperyalizme ve faşizme karşı mücadeleye atıldığı yıllardı. Bu mücadelelerden  etkilenen  ülkemiz çocuklarından biri de Gürsel Alp?di

1970?li yıllarda ortaokuldaydı. Okullarda düzene karşı mücadele eden işçilerin ve gençlerin eylemleri konuşulur, tartışılırdı. Gürsel soran sorgulayan ve öğrenme merakı ve isteği içinde olanlardan biriydi. Denizlerin,  Mahirlerin, Sinanların katledilişlerinin hemen sonrasında  GÜRSEL gelişen gençlik mücadelesinde yerini alacaktı. Dönemin ortaokul öğrencileri  de politikleşme sürecine girmişti. Ortaöğrenimliler de memleket sorunlarını tartışırdı. Aynı dönemde sivil faşist güçler de okullarda etkili olmaya çalışıyor ve örgütleniyordu. Yer yer çatışmalar da yaşanıyordu.  Faşist  güçlerin okullarda saldırılarının artması sonucu, devletin kolluk güçleri sivil faşistlerin arkasında olduğundan, koşullar yurtsever,devrimci, demokrat gençliğe, can güvenliği açısından savunma amaçlı silahlanma sürecini de getirmişti. Gürsel Alp silahla yakalanıp okuldan uzaklaştırılacak, ancak yılmayarak okuma isteği ile Erzincan?da bir yakınının yanında kalacak, ortaokuldan başarıyla mezun olacaktı.

1975 yılında Gürsel?in ailesi İzmir?e göç etti. 1975-1976 Öğrenim döneminde Gürsel Eşrefpaşa Lisesi?ne kayıt yaptırdı. Eşrefpaşa Lisesinde yurtsever devrimci gençlerle tanışan Gürsel, bu yıllarda  yurtsever devrimci gençliğin örgütlü faaliyetinin  aktif bir militanı olacaktı. Gürsel, Eşrefpaşa Lisesinde, Yeşilyurt, Bahçelievler semtinde Halkın Kurtuşu gazetesinin dağıtıcısı ve örgütleyicisiydi. Bu dönemde  İzmir Liseliler Birliği (İZLB)?nin  kurucusu ve aktif bir üyesi oldu.  Gürsel  diktatörlük tarafından defalarca gözaltına alındı, işkence gördü ama yılmadı, gördüğü zulümler  onu mücadeleden koparamadı. Okumaya meraklıydı. Edebiyat eserlerine roman, şiire düşkündü, klasikleri edebiyat eserlerini ve bilimsel sosyalizmin klasik kitaplarını okur ve tartışırdı. Revizyonizm, reformizme, her türden grupçuluğa karşı mücadelenin önemini kavramıştı ve çevresine de kavratmaya çalışırdı. Bütün yaşamı boyunca doğal, gösterişsiz, içten ve kendinden emin; politik pratiğini  teoriyle bütünleştirmeye çalışan bir  militandı. Siyasal birikimi genişti.

Arkadaşları onu paylaşımcı ve üretken bir kişi olarak tanımlıyor. Zorlukları, zenginlikleri, sıkıntı ve sevinçleri paylaşırdı.

Liseyi bitirdikten sonra, hem semt çalışmasında, hem emekçiler içerisinde aydınlatma çalışmaları yaptı, hem de  yurtsever devrimci gençliğin mücadelesi içerisinde yer aldı. 1978 yılında Yeşilyurt Belediye işçilerinin daha iyi yaşama, çalışma ve sendikal talepleri mücadelesinin örgütleyicilerindendi. O dönem işçiler belediyeyi işgal etmiş ve haklı talepleri için mücadele etmiş ve yöre halkının desteğini de almışlardı.

İzmir?de sıkıyönetimin ilanı ile birlikte artan faşist saldırılara karşı mücadele etti.   11 Eylül?ü 12 Eylül?e bağlayan gece toplantı yaptıkları evde arkadaşlarıyla birlikte gözaltına alındı. YDGD üyesi olmaktan yargılandı. 2.5 yıla yakın Şirinyer Askeri Cezaevinde yattı.

Cezaevinden çıktıktan sonra değişik işlerde çalıştı. Bir yıla yakın  Foça?da Habaş Demir Çelik İşletmesinde işçi olarak çalıştı. Ağır koşullarda çalışan demir-çelik işçileri üzerindeki sömürüyü  açığa çıkarmaya, sınıfı aydınlatmaya ve  sosyalizm bilinci vermeye çalıştı.

Gürsel işçi sınıfının devrimci gücüne olan inancıyla  ? dışarıdan gazel okumakla olmaz bir fiil işçi sınıfı içerisinde çalışmak gerekir? diye düşünürdü.  Her fabrikada, her işletmede  aydınlatma ve örgütlenme faaliyeti yürütmenin  önemini anlatırdı. O, dayanışmaya ve kollektif çalışmaya şu örneği verirdi; ?Habaş?ta çalıştığımız bölüm çok özel bir bölüm, kazan dairesinin hemen yanında ve sıcaklığın çok yoğun olduğu demirin sıvı haldeyken ilk demire dönüştüğü yer;  haddehanede çalışan işçiler birbirine son derece bağlı bu bağlılık sanki yoldaşça bir bağlılık, o kızgın demiri kim daha önce tutacak ve ardından  o demiri ondan çok kısa bir süre içerisinde alıp yerine yenisini koyacak burada kaytarma olamaz, en ufacık bir dalgınlık bir işçi arkadaşımızın zarar görmesine neden olabilir?

12 Eylül sonrası yaşanan proleter devrimci hareketin dağınıklığı döneminde işçi sınıfı partisinin programı  doğrultusunda bulunduğu her alanda aydınlatma faaliyeti yürüttü. 1986 yıllarında proleter devrimci hareketin  örgütlenme  çalışmalarına katıldı. 87 yılı sonunda  tekrar gözaltına alındı. İki  yılı aşkın bir süre Buca ve Çanakkale Cezaevlerinde kaldı..

80?li yılların sonu aynı zamanda Kürt ulusal hareketinin ivme kazandığı bir dönemdi. Buna kayıtsız kalmadı. Kürt halkına yönelik zor politikalarına; faili meçhullere, kayıplara, köy yakmalarına-boşaltmalarına ve doğal yaşamın tahrip edilmesine  karşı  mücadele etti. Coğrafyamızdaki Kürt, Türk ve Arap ve diğer halkların emperyalizme, faşizme ve şövenizme karşı kardeşliğini ve birliğini ve ulusların kendi kaderini tayin hakkını kayıtsız şartsız savundu. Tüm ezilen ulus ve milletlerin ulusal dil ve hak eşitliğini elde etmesi ve kullanmasının kararlı bir savunucusuydu. Ulusların özgürlük ve eşitlik temelinde kardeşçe birliğinden yana oldu.

89 yılında cezaevinden çıktıktan sonra  Almanya?ya gitti ama fazla kalmadı. Kısa süre sonra  politik mücadelesini artık, gerilla olarak sürdürmeye karar vermişti. Öyle de yaptı ve Almanya?dan Kürdistan?a geçerek yeni bir sürece yolculuk yapacaktı. Ve bu yolculuğu ( Ülkesine, doğduğu topraklara yeniden dönüşü ) Van?ın Çaldıran ilçesinin, Tendürek dağlarında belirsiz bir zamanda ( 1995 olduğunu tahmin ediliyor) son buldu.

Bingöl de başlayan yaşamı  1995 Van Çaldıran Tendürek dağlarındaki çatışmada sona erdiğinde 34 yaşında idi. Ve bu güne kadar katledilen binlerce mezarsız Kürt gencinden  biri olarak ölümsüzleşti.

KAMİL SAĞIR

KAMİL SAĞIR (1961-24 Ekim 1979)

1961 yılının mart ayında Kars?ın Sarıkamış ilçesinin Micingirt köyünde doğdu. Az topraklı ailenin altı çocuğundan ikincisiydi. Köyde yaşam koşulları güçtü. Aile geçimini sağlamakta zorlanıyordu. Küçük yaşta ağabeysiyle birlikte izmir?e yerleşti. Bir taraftan okula gidiyor, diğer taraftanda inşaatlarda çalışıyordu. Kente göç etmenin zorluklarını başta beslenme, barınma, eğitim sağlık olmak üzere yoğun yaşadı. Eğitim yaşamıyla inşaat işçiliğini birlikte sürdürmek gerçekten çok zordu. Liseyi dışarıdan bitirme bitirme kararı alarak inşaat işçiliğini meslek seçmek zorunda kaldı.

Kamil Sağır bu süreçte 1977 yılında inşaat işçilerine yönelik olarak yürütülen bir örgütlenme faaliyetinde proleter devrimcilerle tanıştı. Çok küçük yaşta olmasına rağmen yaşamın zorluklarını aşma mücadelesi O’nu yaşının üzerinde olgulaştırmış ve yaşamı erken kavramasını sağlamıştı. Proleter devrimcilerin inşaat işçilerine yönelik yürüttüğü faaliyetlerden etkilenerek, onlarla birlikte mücadele etmeye karar verdi.

İnşaat işçilerinin ve gençliğin anti-faşist örgütlenmesinde aktif olarak görev aldı. İnşaat işçilerin örgütlenmesinde bir fiil faaliyetinin örgütleyicilerindendi. İnşaat işçilerinin örgütlenerek hak gasplarını ortadan kaldırmak ve yeni haklar elde etmek için Yeşilyurt semtindeki inşaatlarda 2 gün iş bırakma eylemini başlatmışlardı. İnşaat işçisi arkadaşlarıyla toplantılar yapıyor, örgütlü birlikteliğin ve daha iyi bir yaşam için mücadelenin önemini; örgütlü mücadele ile zorlukların üstesinden gelineceğini bilince çıkarmaya çalışıyordu.

Sade, yalın, içten, neşeli espirili bir kişiliğe sahipti. Kısacık yaşamı mücadele ile dolu geçti. Güzel bir sesi vardı arkadaşları özellikle ondan “kürdün gelini” ezgisini dinlemeyi severdi. Modern revizyonizmin gelişen proleter devrimci harekete yönelik saldırılarının bir parçası olarak 24 Ekim 1979 tarihinde Eşrefpaşa Lisesi öğrencilerinin okul çıkış saatinde Metaş sitesinde çatışmada yitirildi.

25.10.1979 tarihinde naaşını proleter devrimci hareket ve yurtsever devrimci gençlik görkemli bir kitlesel katılımla kaldırdı. Bu ülkenin onuruyla yaşayan ve mücadele eden genç proleter devrimcilerinden biri olarak ölümsüzleşti.

NAİME GÜRGÖR AKTAŞ

ANIYORUZ

NAİME GÜRGÖR (AKTAŞ)
(18.05.1958-01.11.1993)

Eskişehir?de 18.05.1958 tarihinde doğdu. Annesi ev hanımı babası Eskişehir Şeker Fabrikasında işçiydi. Aktaş ailesinin altı çocuğu vardı, Naime kardeşlerinin ortancasıydı. İlkokulu, ortaokulu ve meslek lisesinin elektronik bölümünü Eskişehir?de bitirdi. Meslek lisesinde devrimcilerle tanıştı. 1977 Öğretim yılında Ankara Yüksek Teknik  Öğretmen Okulu Elektronik Bölümününe kayıt yaptırdı. Öğrenim yıllarında başarılı bir öğrenciydi.

 1979 yılının başında Ankara Yurtsever Devrimci Gençlik Derneğine üye oldu. 1979 Öğretim yılında Yüksek Teknik Öğremen Okulu faşist güçlerce işgal edildi. Devrimci, demokrat öğrenciler can güvenliği sorunuyla karşıya karşıya kaldılar. Can güvenliklerini ve okuma hakkını temini için devrimci demokrat öğrenciler örgütlenerek, işgale karşı direnmeye ve topluca okula gidip gelmeye başladılar. Direnen öğrencilerden biri de Naime?ydi.

1979 yılında, Naime öğrenimine devam ederken evlendi. Bu dönemde okuldaki anti-faşist mücadelenin yanısıra,  Ankara Altındağ gecekondu  bölgesinde oturan emekçilere yönelik nasıl bir düzende yaşadıklarını anlattı ve Halkın Kurtuluşu gazetesinin  dağıtımını örgütledi ve aydınlatma çalışmalarına katıldı. Emekçileri aydınlatma çalışmalarına Sıkıyönetim  ve 12 Eylül Askeri Faşist Cunta döneminde de devam etti.

1981 yılında Ankara Halkın Kurtuluşu imzalı, içeriği  ??Faşist Cunta Halka Karşı Saldırılarına Devam Ediyor?? olan üç sayfalık bildiriyi dağıttıktan sonra, bir faşistin ihbarı üzerine Ankara?da iki arkadaşı ile birlikte yolda gözaltına alındı. Emniyet Müdürlüğü ve Savcılıkta örgüt üyeliği suçlaması ile karşı karşıya kaldı. İşkencelere karşın suçlamayı kabul etmedi.  Askeri mahkemede yargılama sonucu eski T.C.K ?nu 141/5.maddesinden  örgüt üyeliğinden 5.5 yıl ceza aldı. Aldığı ceza Askeri Yargıtay daireler kurulu?nda 7?ye 6 üye kararı ile onaylandı.

Ankara?da sıkıyönetim ilanından sonra cezaevine dönüştürülen Beştepe?deki 2 Yıllık Eğitim Enstitüsü- Kadınlar Cezaevinde başlayan tutukluluk dönemi Mamak Askeri Cezaevi zindanlarında devam etti. Mamak Askeri Cezaevinde kişiliğine ve bilincine yönelik her türlü saldırıya karşı diğer kadın arkadaşları  ile birlikte karşı durdu. Kadınlar Mamak zindanında direnişin sembolü oldu. Naime her türlü işkence ve eziyeti görmesine karşın insanlığın mutluluğu  ve özgürlük dünyasına olan inacını kaybetmedi. Tutsaklık yaşamı Ankara Ulucanlar Cezaevi ve Bartın Özel Tip Cezaevinde devam etti.

Hükümlülük sürecinde ayrıca dağıtılan bildirinin içeriğinden dolayı 159/1. Maddeden bir yıl dört ay ceza aldı. Aynı suçtan iki defa ceza alarak toplam 6 yıl 10 ay cezaya çarptırıldı.

Naime Bartın Cezaevinde de devrimci kimliğine yönelik saldırılarla karşılaştı. Mamak?ta olduğu gibi arkadaşlarıyla birlikte direndi. Bu süreçte cezaevinde çeşitli disiplin cezaları aldı.

23.04.1985 tarihinde Bartın özel Tip Cezaevinden şartlı tahliye oldu. Tutulanmadan önce Ankara Yüksek Öğretmen Okulu 4.sınıf öğrencisi olan Naime   tüm yasal başvurlarına rağmen  bir daha okula dönme ve okulu bitirme yasal hakkından yararlandırılmadı.

1986 yılında bir kız çocuğu dünyaya getirdi, adını Güneş koydu.

 Cezaevi sürecinden sonra bir süre Ankara ve İzmir?in Kınık ilçesinde yaşadıktan sonra İzmir?e yerleşti.  Tansaş?a işçi olarak girdi. Tansaşta işçilerin sendikal hak ve özgürlükler mücadelesinde hep önde yer aldı.

Mayıs 1990 yılında Türkiye Devrimci Komünist Partisi (TDKP) operasyonunda İzmir?de gözaltına alındı. Beş gün Emniyette gözaltında kaldıktan sonra serbest bırakıldı.

Mart 1992 yılında lenf kanserine yakalandığı tespit edildi. Yirminin üzerinde kemoterapi ve radyoterapi gördü. Hastalığa karşı büyük bir direnç gösterdi. Tedavi görürken bile çalıştığı Tansaş şubesinde  ve diğer Tansaş şubelerinde  işçi arkadaşlarının sendikal mücadelesinin yanında yer aldı. Yaşama ve mücadeleye olan bağlılığını hiç kaybetmedi.

Son çare olarak tedavi amaçlı Almanya?ya gitti. Ancak Almanya?da 1 kasım 1993?te Naime?yi yitirdik. 4 Kasım 1993?te Buca?da yapılan cenaze törenine yüzlerce insan katıldı. Naime arkadaşlarının konuşmaları ve sloganları ile partisinin bayrağına sarılı olarak toprağa   sonsuzluğa uğurlandı.

UFUK DEMİREL

02.02.1965-24.062005

UFUK DEMİREL

Ufuk Demirel 2 Şubat 1965 tarihinde Ankara-Şereflikoçhisar’da doğdu. Babası küçük esnaf, annesi ise ev hanımıydı. İlk, orta ve lise öğrenimini bu ilçede tamamladıktan sonra üniversite sınavlarına girdi ve Dokuz Eylül Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni kazandı.  Kamu Yönetimi Bölümü’nü  bitirdi.  Bundan sonraki yaşamını İzmir de sürdürdü.

Ufuk lise yıllarında devrimci gençlik hareketlerinden etkilenir ve devrimcilere sempati duyar. O yıllarda kendini Devrimci Yolcu olarak tanımlar. Üniversite yılları Ufuk’un değişim ve dönüşümü açısından belirleyici olmuştur. İnciraltı öğrenci yurdunda kalmaya başlar. O dönem, 80 sonrası öğrenci gençlik üzerindeki faşist baskıların en yoğun olduğu bir dönemdir. Faşist cunta devrimci örgütlenmeleri dağıtmış, gençlik önderlerini zindanlara atmış ve apolitik bir gençlik yetiştirmek için tüm kurum ve kuruluşları ile üniversitelerin üzerinde baskı politikaları uygulamıştır. YÖK kurulmuş, devrimci demokrat bilim insanları üniversitelerden uzaklaştırılmış, öğrenci yurtları asker kışlalarına dönüştürülmüştür.

Bu baskılara karşı yurtta kalan devrimci- demokrat öğrenciler örgütlenerek mücadele ederler. Gençlik hareketini örgütlemeye çalışırlar. Özellikle o dönem Ufuk genç komünistlerin ajitasyon ve propaganda çalışmalarından etkilenir ve kısa süre sonra bu grup içerisinde yer alarak yurtta ve üniversitede aktif olarak çalışmalara katılır. Yurtta direnişlerin örgütleyicisi, okulda YÖK e karşı gelişen öğrenci hareketinin bir militanıdır. Bu çalışmalarda gösterdiği kararlılık, inatçılık ve fedakarlık o dönem faaliyet içerisinde Ufuk? u öne çıkarır. En belirgin kişilik özelliği kararlılığı ve inatçılığıdır. Zeki ve çalışkan bir öğrencidir aynı zamanda. Okul bitirdikten sonra yüksek lisans sınavına girer ve kazanır.

İşçi sınıfının devrimci partisinin 1986 yılında örgütlenme çalışmalarına aktif olarak katılır. Bir yandan yüksek lisans tezi için çalışıken diğer yandan Narlıdere ve Balçova semtlerinde emekçileri aydınlatma çalışmalarına katılır, işçi gençleri örgütler. Bu süreçte işçi sınıfına yönelik çalışmaların içinde de yer alır. İşçi ve emekçilerin aydınlatılması ve örgütlenmesi faaliyeti ekseninde yayın ve bildirilerin sınıfa ulaşması için işçi semtlerinde çalışır. Yine bu dağıtımlar sırasında bir yoldaşıyla beraber gözaltına alınır. Emniyette yapılan işkencelere direnir, evinin adresini söyletemezler kendisine. Kararlılığı burada da kendini gösterir. Tutuklanarak Buca Cezaevi’ne gönderilir. Burada yapılan direnişlerde hep ön saflardadır. Dava sonucunda 3 yıl ceza alır ve Kemalpaşa Cezaevi’ne gönderilir.

1991 yılında cezaevlerindeki baskı ve şiddet uygulamalarına karşı tutsakların açlık grevine Kemalpaşa Cezaevi?nden katılır. Açlık grevlerinin sonlandığı, anlaşma sağlandığı tarihte dört kişi Devlet Hastanesinde mahkum koğuşunda açlık grevini sürdürmektedir; Hastanedeki tutsaklar anlaşma sağlandığına ilişkin cezaevinden teyit için arkadaşları gelinceye dek açlık grevini sürdürürler. Ufuk ta Hastahaneye kaldırılır, orda açlık grevini sürdürür. 41. gün açlık grevi başarı ile sonuçlanınca yoldaşlarının yanına Buca Cezaevi’ne gitmek için diretir ve açlık grevine devam eder. Hastanedeki arkadaşların da bu konuda savcılıkla görüşmesinin olumlu sonuçlanmasıyla açlığın 44. Gününde Ufuk?un kararlığı ve arkadaşlarının dayanışmasıyla Buca’ya getirilir ve grevini sonlandırır.

Cezaevinde birçok genç yoldaşın kendisini yenilemesi ve değiştirmesi için çaba harcar. Onlarla saatlerce konuşarak ve tartışarak cezaevindeki yaşamın yeniden örgütlenmesinde önemli bir rol oynar. Onun bu özelliği cezaevi idaresini rahatsız eder. Az cezası kalmasına karşın ilçe cezaevi yerine Aydın E tipi cezaevine gönderilir. Burada da sağlık koşulları kötü olmasına rağmen yapılan açlık grevleri ve direnişlere katılır.

Cezaevinde bulunduğu dönemde dışarıda gelişen toplumsal muhalefeti yakından izler, eline geçen her kitabı okur ve okuduğunu paylaşmaktan büyük mutluluk duyardı. Gelişen Kürt ulusal hareketine de kayıtsız kalmaz, hareketi ve bu alandaki gelişmeleri yakından takip eder.

Cezaevinde genelde insanlarımız yabancı dilleri geliştirmek için İngilizce Almanca vb. dilleri öğrenmeye çalışırken Ufuk Kürtçe öğrenmek içim çalışır. Kürtçe gramer kitapları ve sözlükleri ile Kürt dilini öğrenmeye, çözmeye çalışır. Bir halkı anlamak için önce onunu dilini iyi bilmek gerektiğini düşünür. Bu anlamıyla da asimile olmuş Kürt ulusundan bir çok arkadaşı şaşırtır ve örnek olur.

Cezaevinden çıktıktan sonra mücadeleye kaldığı yerden devam eder. Onun için perspektif bellidir. O bundan sonra sınıf içinde çalışacaktır. Düşüncelerinde nettir ve bu amaçla sosyalistlerin işçi sınıfı içinde çalışma programı gereği sınıf içinde fiilen çalışmayı esas alır. Bunun için de bir grup arkadaşı ile beraber tekstil sektöründe çalışmaya başlar. Kısa sürede İzmir’ deki birçok fabrikada, atelyede doğal ilişkiler kurulur ve örgütsüz tekstil işçisi gençlerin sendikal mücadeleye katılmasına önderlik etmeye çalışır. Tekstil işçilerinin uzun saatler, sigortasız ve kötü koşullarda çalışmasına karşı mücadele örgütlemeye çalışır. Bu nedenle bir çok fabrikada işten çıkarılır. Bir süre sonra tekstil sektöründe iş bulamaz hale gelir. Adı kara listeye alınır. Tekstil sektöründe patronlar artık onu çalıştırmaz.. Hayatını sürdürmek için inşaatlarda boyacılık yapmaya başlar.

Bu süreçte işsizlik sorununu aşamaz. İşçi olarak yaşamını sürdürme kararlığından vazgeçmez. Fiziksel ve ruhsal sağlığı kötüye gitmeye başlar. Bir çıkış yolu arar. Hem iş bulacağı hem de siyasal olarak faaliyet yürüteceği bir alan olarak yurtdışına gitmeye karar verir; 2004 yılında bir yolunu bularak İsviçre’ye gider. İltica başvurusu yapar. Mültecilerin kaldığı Glattfelden Kampına yerleştirilir.. Kamp koşulları çok kötüdür ve ayrımcı uygulamaları fazlasıyla hisseder. Bu durum zaten kötü olan ruh sağlığını daha da olumsuz etkiler. Burada da siyasal anlamda beklentilerine karşılık bulamaz. Kampta farklı milliyetlerden insanlarla ilişkiler kurar dayanışma içerisinde bulunur. Üretken kişiliğini burda da gösterir. Kampın depo işlerine bakar, günlük harcamasını karşılamak için boya badana işlerini asgari de olsa bir ücret karşılığı yapar.

İltica sürecinin uzaması üzerine; yaşam koşullarının düzeltilmesi ve iltica başvurusunun hızla sonuçlandırılması için ölüm orucunu düşünür ve bu fikri yakın çevresindeki arkadaşlarıyla paylaşır. Görüşmeler sonrası bu kararından vazgeçer. Fakat koşullarının düzelmemesi ve ruh sağlığının gittikçe bozulması sonrası anlık bir kararla yaşamını sonlandırmak ister ve bunun sonucu 24.06.2005 tarihinde saat 3,45 de hastanede yaşamını yitirir.

Yitimiyle büyük bir değer ellerimizin arasından kaybolup gitti. Yaşamını işçi sınıfı davasına, devrim ve sosyalizm mücadelesine adamış kararlı, direngen, inatçı bir komünist yaşamını sonlandırdı. Emperyalist kapitalist sisteme, faşizme ve her türlü zorbalığa karşı eğilmeden bükülmeden aramızdan ayrıldı. Yüreğimizde büyük yaralar açarak…

EKREM EKŞİ

SER VERİP SIR VERMEYEN BİR YİĞİT
EKREM EKŞİ
(30 Kasım 1955-14.10.1980)

12 Eylül askeri faşist cuntasının halkın üzerine zorun bütün biçimleriyle çöktüğü günlerdi. TBMM, sendikalar, kitle örgütleri, siyasi partiler kapatılmış, milletvekilleri, siyasi parti ve kitle örgütü yöneticileri, üyeleri gözaltına alınıyorlardı. Fabrikalar, okullar, caddeler, sokaklar işgal ediliyor, evler basılıyor, zindanlar ,işkencehaneler ağzına kadar dolduruluyor, dur ihtarına uymadığı gerekçesiyle insanlar sokak ortasında katlediliyor, geceleri sokağa çıkma yasağı ilan edilerek evler hapishaneye çevriliyor, radyolarda, televizyonlarda, gazetelerde yasaklanan sendika, kitle örgütü, gazete, dergi adları ardı ardına sıralanırken, bu örgütlere üye oldukları, bu gazeteleri okudukları için işçilerin, öğrencilerin, emekçilerin isimleri yakalananlar ya da arananlar listelerinde çarşaf çarşaf ilan ediliyordu.
Tutuklanacak kişilerin adları Bayrak Liste de yazılı. Bayrak Liste de Ekrem Ekşi nin de adı var.

Faşist cunta işçilerin, emekçilerin, gençlerin sömürü ve soygun düzeni tekelci kapitalizme karşı mücadelesini bastırmak için her türden şiddeti uygularken, tüm devrimcilere demokratlara teslim ol çağrısı yapıyordu. Bu çağrıya önemli ölçüde aydın ve sendika ağaları sıkıyönetim komutanlıkları önünde sıraya girerek cevap verdiler. Modern revizyonizmin ideolojik temsilcisi, sosyal emperyalizmin hempaları TKP ve radyoları faşist cuntayı destekleyici açıklamalar yaptı Devrimciler, demokratlar ve komünistler için tek yol vardı; faşist askeri cuntaya karşı direnmek..Her alanda; fabrikalarda, okullarda, tarlalarda, işkencehanelerde direnme..

Direniş bayrağını işkencehanelerde ilk kaldıranlardan biri Devrimci komünist Ekrem Ekşi’ydi.

12 Eylül 1980, Cuntanın ilk günü…12 Eylül 1980 günü ağabeyinin evinden Ekrem Ekşi?yi gözaltına aldılar.14 Ekim 1980 günü cansız bedenini teslim ettiler.

30 Kasım 1955 tarihinde Zonguldak`ta doğan Ekrem Ekşi, 1974-75 öğretim yılında İstanbul Teknik Üniversitesi(İTÜ) Mimarlık Fakültesi`ne girdi. O yıllar gençliğin 12 Mart yarı-askeri darbesinin etkisini kırdığı; örgütlenmeye başladığı ve kitlesel mücadelelerin ivmesini yükseltmeye başladığı bir dönemdi..

Okullarda, fabrikalarda, semtlerde düzene muhalif olan gençler devrimci saflara katılıyor, hayatın her alanında mücadele yükseliyordu. Bu devrimci yükseliş döneminde üniversiteye giren Ekrem Ekşi de devrimci harekete katıldı. Boykotlara, yürüyüşlere, gençliğin öğrenim özgürlüğünü, can güvenliğini tehdit eden faşist saldırılara karşı yürütülen mücadeleye atıldı. Mücadele sürecinde öne çıktı. O bir kitle önderiydi. İTÜ ve İstanbul gençliğinin mücadelesinin önderlerindendi. Bir gençlik önderinde bulunabilecek vasıfları mücadele içerisinde gelişti. Kitlelerle ilişki kurma ustasıydı. Öğrencisi olduğu Mimarlık Fakültesi temsilcilik seçimlerini büyük bir farkla kazanmıştı. Aynı türden ilişkileri yaşamın her alanında kuruyor, Topkapı, Zeytinburnu bölgesindeki fabrikalarda, çırakların çalıştığı atölyelerde, emekçi semtlerinde kısa sürede ilişki kurduğu herkesin sevgisini kazanıyordu.

Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği -(YDGF) genel sekreterliği yapmış bir devrimci komünistti. Öğrenci gençliğin eylemlerinde, köylülerin çay ve tütün gösteri ve yürüyüşlerinde, gecekondu yıkımlarında halkın yanında direnişte, grev çadırlarında işçilerle dayanışmada,tüm ezilenlerin mücadelesinde yer aldı.

‘Mütevazıydı. Kibir nedir bilmezdi. İlişkide olduğu herkese eşiti olarak davranırdı. Bildiği konularla ilgili başkalarına üstünlük taslamaz, bildiklerini arkadaşlarına öğretir, sürekli öğrenmeye çalışırdı. Arkadaşlarının, yoldaşlarının, ihtiyacı olan herkesin yardımına koşar, bunu yaparken, karşılığı olacağını düşünmez, bir komüniste yaraşır paylaşım ruhuyla yapardı bunu. İyi bir ajitatör ve iyi bir propagandisti. Halkın Kurtuluşu gazetesi satışlarında sesini çok uzaklardan duyabilir, söylediği her sözü rahatlıkla ayırt edebilirdiniz. Gazete satışına çıkan birçok kişi nasıl ajitasyon yapılacağını öğrenmek için onu izlerdi.

‘Birçok forumun, mitingin konuşmacısı Ekrem`di. Boykotlarda, yürüyüşlerde en önde olanlardan biri yine Ekrem`di. Her türden eylemde gür sesiyle slogan attırırken görürdünüz Ekrem`i. Büyük iş, küçük iş ayrımı yapmazdı, Onun için her iş, bir devrimci için kaçınılmaması gereken bir görevdi. Duvarlara yazı yazarken de,afiş asarken de, bir gösteride yer alırken de, bir gazete paketi taşırken de, yaptığı işin devrimci mücadelenin bir parçası olduğunu düşünür, başkalarından yapmasını istediği bir işi önce kendisi yapardı.

‘Onu her zaman okurken görmek mümkündü, onca yoğun pratik faaliyet içinde zaman bulamama gerekçesinin arkasına sığınmak yerine, okumak, kendisini geliştirmek için zaman yaratırdı. Üstelik teoriyi ne çok şey bildiğini göstermek için değil, kendini yenileyip geliştirebilmek ve teorinin pratiğe yol gösterici olması için ele alırdı.

‘Ekrem`in daha birçok özelliği sayılabilir. Ancak en büyük özelliği, faşist katillerin hedef tahtasına koymasının da nedeni olan özelliği, Ekrem`in bir örgütçü olması ve her koşulda örgütlü mücadeleyi savunan bir devrimci olmasıdır. Bir birimin önderi olmaktan İstanbul gençliğinin, giderek Türkiye gençliğinin önderlerinden biri pozisyonuna onu yükselten bu özellikleriydi..

Onu gözaltına aldıklarında amansız işkencelerden geçirdiler, kendine, arkadaşlarına, yoldaşlarına, partisine ihanet etmesini istediler. Ama o direnmeyi seçti.

Kudurmuş işkenceciler göğüs kafesini kırıyorlar. Elleri ayakları şişmiş, koluna felç inmiş bir haldeyken, işkencecileri, belki ağzından bir çift laf alırız diye, konuşmadan ölmesin diye hastaneye kaldırıyorlar. Kırıklar, çürükler içerisindeyken bile doktora gülümseyerek: Hiçbir şey söylemedim, onları yendim diyor.
Onurunu ve partisini korudu. Yaşarken nasıl dimdik durduysa, ölüme giderken de dik durmayı bildi. Ölümsüz kahramanlar arasına girdi.
Anısı ve mücadelesi bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesine ışık tutsun..