İzmir’de kadınlar haykırdı; Sözleşmeyi nasıl kazandıysak öyle savunacağız. İstanbul Sözleşmesi bizimdir vazgeçmeyeceğiz..

Kadına yönelik şiddetle mücadele için devlete önemli yükümlülükler getiren İstanbul Sözleşmesinin  siyasi iktidar tarafından TBMM’nin iradesi yok sayılarak  Cumhurbaşkanlığı kararnamesi  ile hukuk dışı bir biçimde fesh edilmesi karşısında  İzmir’de kadınlar sokağa çıktı.   Türkan Saylan Kültür merkezi önünde toplanan kadınlar, “Sözleşmeyi nasıl kazandıysak öyle savunacağız.”  ,   “İstanbul Sözleşmesi bizimdir, vazgeçmeyiz ” diye haykırdılar.

Kadınların açıklaması şöyle;

“Kadına Yönelik Şiddet ve Ev içi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” yani bilinen adıyla İstanbul Sözleşmesi, dün gece yarısı Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile kaldırıldı.

Kadına yönelik her türlü şiddetin önlenmesi ve şiddete uğrayanın korunması, şiddet uygulayanın uzaklaştırılması ve cezalandırılması sorumluluklarını devlete yükleyen sözleşmenin iktidarın hedefinde olduğunu biliyorduk. Nicedir “Halk istiyorsa sözleşmeden çekiliriz” diyen iktidara karşı halkın yarısı olan biz kadınlar aslında çok net cevaplar verdik. “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır” dedik.

“İstanbul Sözleşmesini Uygula” dedik.

“Haklarımızdan ve Hayatlarımızdan Vazgeçmiyoruz” dedik.

Sanki aylardır bu taleplerimizi bulunduğumuz her mecradan iletmemişiz gibi, hem de tüm Türkiye’de meydanlar dolusu kadınlar olarak İstanbul Sözleşmesi’nden asla vazgeçmediğimizi haykırdığımız 8 Mart’ın hemen ardından, bir gece yarısı Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile İstanbul Sözleşmesinden çıkıldığını Resmi Gazete’den öğrendik.

İstanbul Sözleşmesi kimsenin iki dudağının arasında değildir. Milyonlarca kadının hayatı ve hakları tek bir adamın kararına sığamaz, milyonlarca kadının canı tek adamın bekasına kurban edilemez. Bu sözleşmeyi biz kadınlar dişimizle, tırnağımızla, mücadelemiz ile kazandık. Haklarımızı elimizden almanıza, bizleri şiddete ve öldürülmeye mahkum etmenize izin vermeyeceğiz. Sözleşmeden vazgeçmiyoruz!

Sözleşmeden çekilme kararı Anayasa’ya ve uluslararası insan hakları hukukuna aykırıdır. İnsan haklarına aykırı faaliyette bulunmak devletin yetkisini açıkça kötüye kullanmaktır.

Biz kadınlar eşitlik istiyoruz. Evde, işte, sokakta korkmadan yaşamak, çalışmak, yürümek istiyoruz. Şiddete uğramaktan, öldürülmekten korkmadan yaşamak istiyoruz. Her kadının kendini güvensiz hissettiği bu ülkede, şiddetle etkin bir mücadelenin, daha etkili önlemlerin, koruma mekanizmalarının konuşulması gerekirken, İstanbul Sözleşmesinden çıkılması tarihi bir hatadır. Bu karar Türkiye tarihine bir utanç sayfası olarak geçecektir. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması kadınların kazanımlarına yapılmış en büyük saldırıdır.

Sözleşmeyi nasıl kazandıysak öyle savunacağız.

İstanbul Sözleşmesi bizimdir, vazgeçmeyeceğiz.”

 

İzmir’de sağlık emekçileri baskılara, sürgünlere ve açığa almalara karşı sokağa çıktı. Sağlık emekçileri; Sendikal faaliyetlere karşı uygulanan baskılara,sürgünlere ve açığa alınmaya karşı aşağı bakmayacağız, direne direne kazanacağız.

Ses İzmir şube, İzmir Tabip Odası, İzmir Diş Hekimleri Odası, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği İzmir Şube  Türkiye Sağlık İşçileri Sendikası İzmir Şube, Tüm Radyoloji Teknikerleri ve Teknisyenleri Derneği Dokuz Eylül Üniversitesi  Rektörü Nükhet Hotar’ın  sendikal faaliyetlere karşı uyguladığı baskılara ve açığa almalara, SES İş Yeri Temsilcisi Günseli Uğur ve SES üyesi Arzu Sert hakkında verdiği uzaklaştırma kararına ilişkin Kemeraltı Çarşısı girişinde  basın açıklaması yaptı.

Açıklama şöyle

“11 Mart 2020 Tarihi itibari ile yanlış sağlık politikaları sonucu sağlık çalışanlarını ve vatandaşlarımızı kaybettiğimiz, ölüm ve tükenmişlikle geç bir 1. yılını geride bırakıyoruz. Sağlık  ve sosyal hizmet alanındaki emek ve  meslek örgütleri olarak, halk sağlığı ve sağlık emekçilerinin sağlığı için pandemi sürecinde salgın yönetimi ve salgının kontrol altına alınabilmesi kızının kesilmesi ve en nihayetinde önlenebilmesi için, sürekli uyarı ve önerilerde bulunduk. Bu uyarı ve önerilerimizi, bilimsel verilere, istatistiklere, raporlar ve incelemelere dayandık. Sağlık hizmetlerinin sunumunda olduğu kadar, karar alma süreçlerinde  de işin sahiplerinin örgütleri aracılığıyla salgının yönetilmesi aşamalarında bulunması gerektiğini dile getirdik. Ancak siyasi ve ekonomik kaygılarla yanlış kararlar almaya devam edildi. Bu yanlış kararlar ve  alınması gerektiği halde alınmayan kararlar nedeniyle Covid-19  pandemisinde   binlerce insanımızı, yüzlerce sağlık çalışanımızı kaybettik. Kayıplarımız maalesef bugün de devam etmektedir.

Sağlıkta dönüşüm ile sağlık sisteminde zaten mevcut olan aksaklıklar pandemi ile daha da hissedilir hale gelmiş ve bu durumun üstesinden sağlık çalışanlarının ekstra efor sarf etmesi ile gelinmeye çalışılmıştır. Pandemi döneminde sağlık çalışanları giderek daha zor koşullarda sağlık hizmeti sunmak zorunda kalmışlardır. Covid 19 pandemi sürecinde tüm sağlık çalışanları,  fiziksel psikolojik ve mesleki olarak en zor süreci yaşamış, mobing artmış, şiddet devam etmiştir; sonuç olarak en fazla hastalanan vefat eden meslek grubu sağlık çalışanları olmuştur. 388 sağlık çalışanı hayatını kaybetmiştir. Bu süreçte 6 Sağlık çalışanı intihar etmiş, kreşlerin kapalı olmasından kaynaklı nöbete giderken çocuklarını komşusuna emanet eden hemşirenin iki çocuğu evde çıkan yangında hayatını kaybetmiştir.

Bunlara rağmen ülkemizde sağlık çalışanları salgından yeterince korunmamış, izin kullanmaları yasaklanarak dinlenme hakları ihlal edilmiş, istifaları yasaklanmış, emeklerinin karşılığı ödenmemiş, Covid-19 un meslek hastalığı sayılması konusunda ciddi direnç gösterilmiştir. Atama bekleyen binlerce sağlık çalışanı olmasına rağmen Bakanlık  mevcut sağlık çalışanlarını ölümüne çalıştırmayı tercih etmiştir. Pandemiden  çalışanları korumak için kronik hastalığı olan vb. kamu çalışanları idari izinli sayılırken, mesai saatleri kısaltılır ve dönüşümlü çalışmaya geçirirken sağlık çalışanları bu düzenlemelerden muaf tutulmuş, virüs riskine en fazla maruz kalan bu grup olmasına rağmen çalışma saatleri daha da uzatılmıştır. Gebelere 24 haftaya kadar izin verilmemiş, 24. haftadan sonra da çoğu yerde nöbetten muaf tutulmamış emzirme izinlerinin kullanımı konusunda da çeşitli zorluklarla karşılaşılmıştır.

Sosyal hizmet çalışanları 14 gün boyunca kurumlarından ayrılmayacak şekilde çalıştırılmış, ek ödemelerden ve aşılanmadan muaf tutulmuşlardır. Sosyal medyaya da yansıyan görüntülerden anlaşılmaktadır ki bu kadar yoğun çalıştırılan sağlık çalışanları için nitelikli yemek bile sağlanmamıştır.

Toplum Sağlığı ve sağlık emekçilerinin sağlığını tehdit eden tüm unsurlara karşı örgütlü duruşumuz ile ayakta kaldığımız, aşağı bakmadığımız bir süreçte, 9 Eylül Üniversitesi Rektörlüğü sendika temsilcisi Günseli Uğur ve sendika üyesi Arzu Serti açığa alarak, yine akıl almaz  ve hukuk dışı bir karara imza atmıştır. Dokuz Eylül Üniversitesi rektörünün bu yaptığı ilk değil, daha önce de benzer hukuksuz, dayanıksız, akıl dışı baskı ve sürgünler ile sendikal faaliyeti durdurmaya yönelik yaptırımları olmuştu. Geçen yılın Haziran ayından itibaren 9 Eylül Hastanesinde sendikal faaliyetler kapsamında, sağlık emekçilerinin hak arama mücadelesi süreçlerinde birçok sendika, dernek ve sağlık meslek odalarının da ortak katılımı ile etkinliklerimiz önce hastane yönetimi tarafından daha sonra da pandemie koşulları gerekçesiyle eylem yasakları getirilmesi ile Hıfzısıhha Kurumu aracılığı ile engellenmiştir. Pandemi döneminde yaşanan; çalışan sağlığına ilişkin sorunlar, ek ödeme adaletsizliği vb. neticesinde, ek ödeme  değil yoksulluk sınırının üzerinde emekliliğe yansıyan temel ücret, 3600 ek gösterge, yıpranma payı, güvenceli istihdam, 7/24  ücretsiz, nitelikli ve ulaşılabilir kreş hakkı gibi temel taleplerle gerçekleştirdiğimiz basın açıklamalarında çeşitli boyutlarda soruşturma ve disiplin cezaları ile karşılaştık. Aynı sendikal faaliyetlerimiz nedeniyle birçok meslek grubundan pek çok kişiye kınama, 20’ye kesme gibi cezalar verildi. Bu cezaları itiraz edildiğinde itiraz reddedilerek kınama cezası onaylandı

Ağustos ayında işyeri Sendika temsilcisi olmasına rağmen Günseli hemşire hastanenin dışında, Dokuz Eylül Üniversitesi’ne bağlı bir ASM’ de görevlendirme adı altında sürgün edildi. Pandeminin en yoğun dönemlerinde hastanelerde bu kadar eksik sağlık emekçisi varken bu sürgünün, tamamen keyfi bir şekilde karar verildiğini dile getirmiştik.  Nitekim görevlendirilmenin iptaline ilişkin açılan davada; mahkeme tarafından 4688  Sayılı  Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nun 18. maddenin ikinci fıkrasına dayanarak  “ kamu işvereni, sendika işyeri temsilcisi, sendika il ve ilçe temsilcisi ile sendika şube yöneticilerinin iş yerinin sebebini açık ve kesin şekilde belirtmedikçe değiştirilemez”  hükmü ile  hukuka uyarlılık olmadığı ifade edilerek sürgün’ün iptaline karar verilmiş, 6 ay sonra keyfi uygulamaya son verilmiştir

Bugün gelinen noktada 5 Mart Cuma günü, Covid-19 nedeniyle kaybettiğimiz  388 sağlık emekçisi için, 9 Eylül Üniversitesi Hastanesi yemekhanesinin içerisinde bir dakikalık saygı duruşu yapıldı. Akabinde açığa alınma kararı çok hızlı bir şekilde 8 Mart  Pazartesi günü arkadaşlarımıza tebliğ edildi. 8 Mart tüm dünyada kadınların mücadele günü kabul edilen bir günde, iki kadın sağlık emekçisi sendikal faaliyetlerinden dolayı cezalandırılmak isteniyor olması durumu daha iyi gözler önüne seriyor. Açığa  açığa alınma gerekçesi olarak, haklarında başlatılan soruşturmanın selameti açısından denmekte, fakat haklarında açılmış veya arkadaşlarımıza sözlü veya yazılı tebliğ edilmiş herhangi bir soruşturma bulunmamakla birlikte, sonradan açılacak bir soruşturmanın tedbiri olarak hangi neden ile arkadaşlarımızın açığa alındığı henüz beyan edilmemektedir.  Bu karar hem hukuk nezdinde hem de sendikal mücadele açısından yok hükmündedir. Bu hukuk dışı kararlar ile bizlere baskı oluşturulmaya çalışmaları, kamuoyu önünde yaşananlardan dolayı zor duruma düşen üniversite rektörü, sorunları çözmek, diyalog kurmak yerine hakkını arayan emekçilere soruşturmalar başlatarak, sağlık  emekçilerindeki huzursuzluğu artırmakta iş barışını bozmaktadır. Görüldüğü üzere soruşturmanın gerekçesi dahi olmadan cezalar vererek hukuksuz işler yapmakta, sendikaların üyelerine yönelik sendikal ve anayasal haklarını kullanmalarından kaynaklı olarak tehditlerde bulunarak suç işlemektedir. Pandemi ile mücadele sürecinde yitirdiğimiz sağlık ve sosyal hizmet emekçilerini  anmak suç değildir.

Bir süredir Boğaziçi’de kayyum Rektör Melih Bulu ile yaratılmak istenen korku iklimi, İzmir’de Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Nükhet Hotar ile yaratılmak isteniyor. Tam bir partili rektör gibi davranarak üniversitelerimiz, bilim merkezlerimiz böyle akıl dışı kararlar ile yönetilemez!

Buradan uyarıyoruz derhal bu hatadan dönülmelidir. Pandemi ile mücadelenin en önündeki sağlık emekçilerine kulak verin. Salgın ile mücadelede özveri ile insanüstü bir çaba gösteren ve artık tükenmişlik yaşayan sağlık emekçilerinin motivasyonunu olumsuz etkileyen tüm uygulamalardan vazgeçip taleplerini karşılayın. Sendikal faaliyetlerinden dolayı sağlık emekçilerini cezalandırmak kabul edilebilir değil. Bu kararlar Sağlık emekçilerinin iş barışını ve huzurunu bozarak salgın ile mücadeleyi sekteye uğratmaktadır. Bir an önce bu hukuksuz işlemden vazgeçilerek, soruşturma ve açığa alma kararından vazgeçilmelidir.

Bilinmelidir ki benzer tutum devam ettiği sürece bizler, arkadaşlarımız işlerine geri dönene kadar yan yana durmaya, haklı ve meşru mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz”

 

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri sokağa çıktı; Ömer Faruk Gergerlioğlu yalnız değildir, HDP yalnız değildir.

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri  HDP Kocaeli Milletvekili Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesi ve HDP’nin kapatılmasına yönelik  saldırılar karşısında sokağa çıktı ve Türkan Saylan Kültür merkezi önünde açıklama yaptı.

Açıklamayı Disk Ege Bölge temsilcisi Memiş Sarı okudu. Açıklama şöyle;

“Dün Türkiye’de demokrasi adına kırıntı olarak kalan ne varsa büyük bir darbe daha aldı.

İyi hekimliğin örneklerinden, kararlı ve özverili bir insan hakları savunucusu olan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliği, 2016 yılında sosyal medyada paylaştığı bir haber nedeniyle verilen hapis cezası gerekçe gösterilerek düşürüldü. Bu süreçte tam bir hukuk katliamı yaşanmış, Gergerlioğlu hakkındaki yargılama, milletvekili olmasına rağmen durdurulmamış, daha sonra emsal kararlar bulunmasına karşın Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvurunun sonucu dahi beklenmemiştir.

Ömer Faruk Gergerlioğlu, TBMM’de görev yaptığı süre boyunca KHK’lı binlerce mağdurun; cezaevinde ve gözaltı merkezlerinde işkence ve kötü muameleye maruz kalanların; gözaltında zorla kaybedilmek istenenlerin; ötekileştirilenlerin; ekonomik, sosyal ve kültürel hakları yok sayılanların hep sesi oldu. Siyasal iktidarın söylediği yalanlara, işlediği suçlara sessiz kalmadı. Lime lime dökülen bu zorba düzenin ipliğini pazara çıkardı. Hakikati, hukuku ve adaleti savundu. O nedenle büyük bir tahammülsüzlüğün sonucunda hukuk garabeti bir kararla cezalandırıldı, halkın oyları ile seçildiği milletvekilliğinden üstelik halkın iradesine rağmen koparıldı.

Aslında bu tahammülsüzlüğün ve hukuksuzluğun gerekçelerini Ömer Faruk Gergerlioğlu dün kendi diliyle çok yalın biçimde anlatmıştır:

Biz milletvekili olsak da olmasak da bu topraklarda kardeşliğin, barışın, adaletin tesis edilmesi için uğraş vereceğiz. Ben şahsen milletvekili olmadan önce de bu milletin sorunları ile yoğun bir şekilde uğraşan bir insan hakları savunucusuydum. Milletvekili olunca da aynı şeyi yaptım. Tüm insan hakları ihlallerinde elimden gelen tüm gücümle mücadele ettim. Şu anda milletvekilliği benden alınmış olsa da aynı şeyleri söylemeye devam edeceğim.  

27 yıllık uzman doktor hayatımda sırf Kürt meselesinde barışı önerdiğim, çatışma dışında barış çözümünün olması gerektiğini söylediğim için ihraç edildim ve her türlü haksız muameleye uğradım. Sivil ölümü, soykırım muamelelerine uğradım, üyesi olduğum dernekler kapatıldı. İş bulamadım çünkü kimse iş vermedi. Kocaeli’den Batman’a giderek çalışmak zorunda kaldım. Ne insan hakları konusunda ne Kürt meselesine dair görüşlerimden bir milim geri adım atmadım.”  Evet hakikat bu kadar açık ve yalındır…

Sonuç olarak dün TBMM’de alınan karar ile Anayasa ve Türkiye’nin altına imza attığı sözleşmeler ile güvence altına alınan düşünce ve ifade özgürlüğü ihlal edilmiştir. Barış hakkı, adil yargılanma hakkı ihlal edilmiştir. Seçme ve seçilme hakkı ihlal edilmiştir. Dolayısıyla büyük bir suç işlenerek Anayasa bir kez daha ihlal hatta ilga edilmiştir. Anayasa, hukuk ve tüm demokratik değerler bir kez daha ayaklar altına alınmıştır.

Ancak tüm meşruiyetini yitirmiş, zor ve baskı araçları ile ayakta durmaya çalışan AKP-MHP iktidar bloku dün hızını alamayarak saldırılarına bir yenisini daha eklemiştir. Dr. Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesinin ardından iktidarın sopası haline gelmiş olan yargı tarafından HDP hakkında kapatma davası açılmıştır.

Evet, sözün tıkandığı yerdeyiz. Hukuk yok… Anayasa yok… Ülkenin tüm demokratik değerlerine, tüm hak ve özgürlüklere büyük bir saldırı var…

Ancak şu iyi bilinmeli ki, barış, adalet, eşitlik ve demokrasiden yana güçler olarak bu faşist saldırılara asla boyun eğmeyeceğiz. Üzerimize örtülmeye çalışılan bu karanlığa asla teslim olmayacağız.

Haksızlığa ve hukuksuzluğa uğrayan, baskı gören herkesle sahip olduğumuz ahlaki ve vicdani sorumluğumuz gereği, devrimci ve demokrat olmanın gereği dayanışma içinde olacağız.

O nedenle buradan bir kez daha güçlü bir şekilde haykırıyoruz:  Ömer Faruk Gergerlioğlu yalnız değildir… HDP yalnız değildir…

Yaşasın devrimci dayanışma…

Haklıyız, direniyoruz ve mutlaka biz kazanacağız…

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri”

“Toplum Sağlığı için Demokrasi ve Adaleti” savunan sağlık emekçilerine selam olsun!

14 Mart Tıp Bayramı haftası kapsamında İzmir Sağlık Platformu “Katledilen ve kaybettiğimiz sağlık  çalışanlarının emek mücadelesi ,mücadelemize ışık tutmaya devam ediyor.”   basın açıklaması yaptı  ve  denize  kırmızı karanfiller bıraktı. 

İzmir Sağlık Platformu,  Cumhuriyet Meydanı deniz kıyısında  14 Mart Tıp Bayramı Haftası kapsamında, “Katledilen ve kaybettiğimiz sağlık  çalışanlarının emek mücadelesi ,mücadelemize ışık tutmaya devam ediyor.”   basın açıklaması yaptı  ve  denize  kırmızı karanfiller bıraktı.  Açıklamaya, İzmir Sağlık Platformu bileşenleri, İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri  Demokratik Kitle Örgütü temsilcileri ve  HDP Milletvekili Murat Çepni de katıldı.

Basın açıklaması öncesinde salgında  hayatını kaybeden ve katledilen sağlık emekçileri  için 1 dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.

Açıklama İzmir Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Nuri Sever Yüksel tarafından yapıldı.

Açıklama şöyle;

“Katledilen ve kaybettiğimiz sağlık  çalışanlarının Emek mücadelesi ,mücadelemize ışık tutmaya devam ediyor.

14  Mart Tıp Haftası nedeniyle Dr. Mehmet  Emin  AYHAN  nezdinde  sendikal mücadele tarihinde  görevi sırasında katledilen  ve kaybettiğimiz sağlık ve sosyal hizmet emekçisi arkadaşlarımızı her yıl olduğu gibi 23. Kez denize karanfiller bırakarak saygıyla anıyoruz.

Necati  AYDIN , Ayşenur  ŞİMŞEK , Abdülaziz YURAL , Şehmuz DURSUN , Eyüp ERGEN  nezdinde  tüm katledilen, kaybettiğimiz sağlık  emekçilerini  saygıyla  anıyoruz.

İnsan vicdanında derin yaralar açan Sivas’ta yakılarak  katledilen  sağlık  emekçisi  Dr. Behçet  AYSAN’ ı  saygıyla anarken Sivas’ta yakılan insanları unutmuyor , unutturmuyaoruz.

Neo-liberal sağlık politikalarını ürünü olan sağlıkta dönüşüm projesi,  çalışanların iş yükünü artırmış , esnek güvencesiz çalışma , tükenmişlik getirmiş aynı zamanda  şiddeti körüklemiştir.  Kayda geçen günlük   30 şiddet vakası  vardır. Kayıtlara geçmeyen daha da fazla olduğu bilinmektedir. Artan  şiddet sonucu  Ersin ARSLAN ,  Melike ERDEM, Kamil FURTUN ,Aynur  ERDEM, Hasan Orhan ÇETİN, Dr. Fikret HACIOSMAN  ve daha bir çok sağlık emekçisi yaşamlarını yitirmişlerdir. Bütün arkadaşlarımızı saygıyla anıyoruz

Değersizleştirilen, yok sayılan sağlık çalışanları Covid19 pandemisiyle yeni ve vahim bir durumla karşı karşıya kalmıştır. Şeffaf yönetilmeyen bu süreçte  yetersiz kişisel koruyucu ekipman, ard arda alınan yanlış kararlar, sağlık emek örgütlerinin sürece dahil edilmeyişi hazin sonuçlar doğurmuştur. Hak mücadelesi;  idari baskılar, sürgünler,  görevden alınmalarla engellenmeye çalışılmıştır.

Tükeniyoruz, ölüyoruz, yönetemiyorsunuz  uyarılarımız her zaman olduğu gibi duyulmamış önemsenmemiş ve baskılarla dile getirilmesi önlenmeye çalışılmıştır. Ve ne yazık ki,bu durum dörtyüze yakın sağlık emekçisinin ölümünü getirmiştir. Prof Dr. Cemil Taşcıoğlu, İzmirden  Dr. Atilla Baran, Dr. Galip Berkay Dingillioğlu,  Dr. Cengiz Çil, Dr. Orhan Doğan,  Dt.  Mustafa Oral ve birçok isim aramızdan ayrıldılar. Kayıplarımız hala bu  hatalarla dolu anlayış nedeniyle devam etmektedir. Bu pandemi mücadelesinde hayatını kaybeden sağlık çalışanları isimlerini yüreklerimize ve göz yaşlarımıza yazdırdılar. Onların kayıplarından duyduğumuz acı tarifsizdir.

Daha fazla kayıp yaşamamamız için ertelenen iş sağlığı güvenliği yasası uygulanmalı, çalışan sağlığı güvenliği işyerlerinde öncelenmelidir.  Sağlıkta  şiddeti engelleyecek politikalar  hızla hayata geçirilmelidir.

Kaybettiğimiz ve katledilen sağlık emekçilerini unutmayacağız, unutturmayacağız Anıları mücadelemize ışık tutmaya devam edecektir. Saygıyla ve minnetle.

İnsanca çalışmak insanca yaşamak istiyoruz

Covid 19 meslek hastalığıdır

Güvenceli iş güvenli gelecek

Sağlikta her türlü şiddeti engelleyecek politikalar hayata geçirilsin

İZMİR TABİP ODASI

İZMİR DİŞ HEKİMLERİ ODASI

SAĞLIK VE SOSYAL HİZMET EMEKCİLERİ SENDİKASI İZMİR ŞUBESİ

BİRİNCİ BASAMAK SAĞLIK ÇALIŞANLARI BİRLİK VE DAYANIŞMA SENDİKASI 2 NOLU ŞUBE

SOSYAL HİZMET UZMANLARI DERNEĞİ İZMİR ŞUBESİ

TÜRK PSİKOLOGLAR DERNEĞİ İZMİR ŞUBESİ – TÜRKİYE PSİKİATRİ DERNEĞİ İZMİR ŞUBESİ

TÜM RADYOLOJİ TEKNİSYENLERİ VE TEKNİKERLERİ DERNEĞİ İZMİR ŞUBESİ

TÜRKİYE SAĞLIK İŞÇİLERİ SENDİKASI”

Açıklama sonrası Sağlık Emekçileri Sendikası İzmir Şubesi Başkanı Erkan Batmaz söz aldı. ” 14 mart Tıp bayramı haftasında yitirdiğimiz dostlarımız için karanfiller atacağız.. Sağlıkta ticaretin ölüm getirdiğini pandemi sürecinde gördük.  Sağlık sisteminin yetersizliğinden yitirdiğimiz sağlık emekçileri ve halkın bireyleri  açısından sağlığın ne halde olduğunu görmekteyiz..ısrarla sağlığı özelleştirmeye çalışanlara karşı ayağa kaldıracağımız şey ücretsiz sağlık mücadelesi , halk sağlığını ve sağlık emekçilerinin sağlığını önemseyen  bir mücadele olmalıdır.  Pandemi sürecini başarılı bir şekilde yürüttüğünü söyleyenler daha dün Dokuz Eylül Üniversitesi’nde   yitirdiğimiz sağlık emekçileri için  bir dakikalık saygı duruşunda bulunan  üyelerimiz açığa alındı..sağlık mücadelesini ve alanları asla terketmeyeceğiz onlar onurumuzdur.” dedi.

Sağlık emekçileri denize katledilen ve kaybedilen sağlık emekçileri için denize karanfiller bıraktı. Ve karanfilleri bırakırken  bir şiir okundu..

 

14 Mart Tıp Bayramı haftası kapsamında İzmir Sağlık Platformu Kemeraltı girişinde açıklama yaptı; Toplum sağlığı ve sağlık emekçilerinin hakları için susmadık susmayacağız!

İzmir Sağlık Platformu, Kemeraltı girişinde 14 Mart Tıp Bayramı Haftası kapsamında, “Toplum Sağlığı ve Sağlık Emekçilerinin Hakları İçin Susmadık! Susmayacağız!”   basın açıklaması yaptı.  Açıklamaya, İzmir Sağlık Platformu bileşenleri, İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, Demokratik Kitle Örgütü temsilcileri ve  üyeleri de katıldı.

Salgının  1. Yılında gerçekleştirilen basın açıklaması öncesinde salgında  hayatını kaybeden sağlık emekçileri için 1 dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.

Açıklaması İzmir Tabip Odası Başkanı Dr. Lütfi Çamlı tarafından yapıldı.

Açıklama şöyle;

“TOPLUM SAĞLIĞI VE SAĞLIK EMEKCİLERİNİN HAKLARI İÇİN
SUSMADIK! SUSMAYACAĞIZ!

PANDEMIDE KAYBETTİĞİMİZ SAĞLIK EMEKÇİLERİNİ SAYGI VE ÖZLEMLE ANIYOR, TOPLUMSAL SAĞLIK İÇIN DEMOKRASI VE ADALET İSTİYORUZ!

Ülkemizde siyasal iktidarın, demokrasiden gittikçe uzaklaşan politikalarının, yol açtığı haksızlık, eşitsizlik, adaletsizlik ve sağlıksızlık, küresel salgın ile birlikte daha da derinleşti. Sağlıkta Dönüşüm Programı ile birlikte, piyasaya teslim edilen sağlık alanında, var olan sorunlar çığ gibi büyüdü.Çin’in Wuhan eyaletinde ortaya çıkan ve kısa sürede tüm dünyaya yayılan Sars-CoV-2 virüs enfeksiyonu için11 Mart 2020 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) küresel salgın ilan etmiştir. COVID-19 pandemisinde bugüne kadar yaklaşık 120 milyon kişi hastalanmış, 2.6 milyondan fazla kişi ise ölmüştür. Virüsün ülkemize daha geç gelmesinin yarattığı iyimser hava, rakamlar üzerinde oynama ve gerçek verilerin toplumla paylaşılmaması ve gerekli önlemlerin zamanında alınmaması ile bir süre sonra iyimser turkuaz tablo, kara tabloya dönüşmüştür. Pandemi ülkemizde ve dünyada eşitsizlikleri gözler önüne sermiş ve artırmış, en fazla yoksul, işçi, işsiz, dar gelirli kesim hastalanmış veya ölmüştür. Bugüne kadar ülkemizde 2.8 milyon kişi hastalanmış, ölüm sayısı ise resmi rakamlara göre 30 bine yaklaşmıştır.

Küresel salgın neoliberal – özelleştirmeci sağlık politikalarının sonucu olarak artmış, birçok ülkede sağlık sistemi iflas etmiş ve koruyucu ve toplumsal sağlık hizmetlerinden uzaklaşma sonucu salgın önlenemez duruma gelmiştir. Pek çok ülkeyi çaresizliğe mahkûm eden bu salgın, kamucul sağlık anlayışının ve kamu sağlık kurumlarının yaşamsal önemini bir kez daha hatırlatmıştır. Epidemiyolojik veriler ışığında belirlenecek bir süre için sosyal ve ekonomik tedbirler ile toplum hareketliğinin kısıtlanması sağlanmamış, aktif sürveyans ve filyasyonun yanı sıra, endikasyonu olan herkese test yapılmamış, hastane tedavisi gerekmeyen hastaların izolasyonunda sorunlar yaşanmış, vaka sayılarının düşük gösterilmesi ile bulaş zinciri Sağlık Bakanlığı eliyle büyütülmüştür. Ne yazık ki siyaset ve ekonomi insan yaşamının ve bilimin önüne geçmiştir. Oysaki başka bir sağlık sistemi, başka bir dünya mümkündür.

Küresel salgının ancak ortak akılla çözülebileceği bilinmesine rağmen sürece iktidarın ‘’her şeyi ben bilirim, ben yaparım’’ mantığı hakim olmuştur. Meslek ve emek örgütlerini sürece dahil etmemesi, bilgi paylaşmaması ve şeffaf olmaması en büyük eksiklik olmuştur.

Sağlık emek ve meslek örgütlerinin, yerel yönetimlerin, toplumun katılımı sağlanmadan küresel salgın ile mücadelenin başarılı bir şekilde yürütülemeyeceğini, salgının ilk gününden itibaren can kayıplarını artıracağını söyleyip, hakikatin peşine düştüğümüz için meslek örgütlerimiz hedef gösterildi. Tüm baskılara, gözdağı ve kriminalize etme çabalarına rağmen şeffaflık taleplerimizden vazgeçmedik. Bununla birlikte ktidarın unuttuğu önemli bir nokta vardı ki; “Gerçeklerin er ya da geç, ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır” . Yaşadığımız süreç haklı olduğumuzu ortaya çıkardı. Böylesi bir küresel sağlık sorunundan yapay ve gerçek dışı başarı hikayeleri çıkarmak hayali, toplumuza çok pahalıya mal olmuştur.

Salgının sahada karşılanmamasındaki ısrar sonucu, 2. ve 3. basamak hastanelerde  hasta yoğunluğu artmış, servisler ve yoğun bakımlarda yatak sıkıntısı yaşanması üzerine boş alanlar yataklı servis veya yoğun bakımlaradöndürülmüştür.Tüm dünyada olduğu gibi ilk günden itibaren COVID-19 salgınının ilk karşılayıcıları, doğaldır ki sağlık çalışanlarıdır. Bu nedenledir ki birçok ülkede sağlık çalışanlarının toplumun diğer kesimlerine göre 4-5 kat daha fazla COVID-19 ile hastalandığı, hatta 10 kattan fazla hastalanma riski taşıdıkları saptanmıştır.Tüm yükü sağlık çalışanlarına yükleyen ve süreci yalnızca hastanelerde karşılayan strateji(sizlik), etkisizleştirilen birinci basamak sağlık sistemi ile salgını yönetmedeki beceriksizlik sonucunda onbinlerce yurttaşımızı kaybettik. Sağlık çalışanları, özverili çalışmalarına karşılık, salgının başlangıcından itibaren Sağlık Bakanlığı tarafından yeterince korunamamaları, ve yine iktidarın salgını yönetmedeki başarısızlıkları sonucunda Türkiye’de 150.000’den fazla sağlık çalışanının hastalıktan etkilendiği, şimdilik 385 sağlık çalışanının yaşamını kaybettiği bilinmektedir. Haksızlıkların, eşitsizlik ve adaletsizliğin derinleştiği bu dönemde insanlarımızı kaybederken, sağlık emekçileri yaşatma çabasını canlarıyla ödedi. Siyasal iktidar ise duyarlılığını, salgını değil algıyı yöneterek, vatandaşa kısıtlama getirirken, ‘’lebaleb’’ parti kongreleriyle gösterdi. Ağır çalışma koşulları sağlık çalışanlarında tükenmişlik sendromu yaratmıştır. Binlerce yıldır bu topraklarda şifa dağıtan sağlık çalışanları olarak önlenebilir nedenlerle yaşamını yitiren tüm meslektaşlarımızın ve yurttaşların acısını yüreğimizde hissederek bu 14 Marta çok büyük üzüntü ve öfke ile girmekteyiz.

AKP hükümetleri döneminde, özlük haklarımızda önemli kayıplar yaşanmıştır. Bugün, kamudakiler de dahil olmak üzere sağlık emekçileri iş, gelir, gelecek güvencesinden yoksun hale getirilmişlerdir. Küresel salgın sürecinde sağlık emekçilerine “Hakkınız ödenmez” diyenler, o hakkı ölümlerle, hastalıkla, bizleri tükenmişlikle baş başa bırakarak ödettiler. Sağlık emekçilerine iş güvencelerini ellerinden alan sözleşmeler, uzun çalışma saatleri, izin, emeklilik ve istifa hakkının kullanılamadığı koşullar dayatıldı.

Sağlıkta performans sistemi, sağlık emekçiliğinin ve sağlığın ruhuna aykırıdır. Uygulanan performansa dayalı ücretlendirme; bir yandan sağlık çalışanları  arasındaki ücret dengesizliğini artırırken, bundan daha da önemlisi, gün geçtikçe, sağlık çalışanlarının mesleklerine yabancılaşmasına ve mesleki  değerlerde aşınmaya neden olmuştur. Tüm bu olumsuzluklar; aynı zamanda toplumun sağlık ve yaşam hakkını da olumsuz olarak etkilemektedir.  Sağlıkta performans sistemi en kısa zamanda kaldırılmalıdır. Hekim ve sağlık çalışanlarının emeği ve alın terinin karşılığı olan, emekliliğe yansıyacak yeni bir maaş ve ödeme sistemine geçilmelidir. Herkese hak ettikleri yıpranma payları verilmelidir.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve birçok uluslararası örgüt, COVID-19 hastalığının meslek hastalığı olarak kabul edilmesi yönünde açıklama yapmıştır. Sağlık çalışanı olan ya da sağlık hizmetlerinde çalışanların COVID-19 tanısı almaları durumunda, hastalığın yapılan işle yakın bağı gözetilerek meslek hastalığı bildirimi yapılması ve COVID-19 hastalığının illiyet bağı aranmaksızın meslek hastalığı kabul edilmesi yönündeki mücadelemiz sürecektir. Yasal düzenlemelerle, COVID-19’a yakalanmış olan sağlık çalışanları doğrudan meslek hastalığına yakalanmış sayılmalıdırlar.

Pandemi döneminde şeffaf olmayan Sağlık Bakanlığı, aşı sürecinde de başarısız olmuş, süreci şeffaflıkla yönetememiş, toplumu tek aşıya mahkûm bırakmıştır. Hala ülkemizde kaç doz aşı alındığı, toplamda ne kadar alınacağı, aşıların ne zaman geleceği, başka bir firmadan aşı alınıp alınmayacağı, aşı firmalarına ne kadar ödeme yapılacağı gibi sorularımıza ne yazık ki bugüne kadar Sağlık Bakanlığı yanıt vermemiştir. Günlük aşı doz uygulaması çok yetersiz olup, bu gidişle ancak 2 yıla yakın bir sürede toplumun aşılaması yapılabilecektir. Aşılamanın eşitsizliklerden uzak, etik ilkeler ışığında, adil koşullarda yapılması esas olmalıdır.

Dünyada ve ülkemizde varyant virüs artışı hızla devam etmektedir. Son açıklanan haritada ülkemizin yarısından fazlası çok yüksek risk ve yüksek riskli iken ve yeni tedbirler alınması gerekirken kontrolsüzbir normalleşmeye gidilmiştir. Bunun sonuçları ne yazık ki hepimize tüm toplum olarak yeni bir pandemi artışı olarak yansıyacak, bu durum ise yeni hastalanma ve ölüm oranlarını da beraberinde getirecektir.

Buradan Sağlık Bakanlığına çağrımızı yineliyoruz. Bugün yapılması gereken kamusal ve toplumcu bir sağlık sisteminin gerekliliğini akıldan çıkarmadan; işçilerin, işsizlerin, yoksulların, esnafın yaşamlarının ve sağlıklarını olumsuz etkilenmesini engelleyecek kararlar ve destekler alınmasıdır. Toplumsal hareketliliğe ve iller arası geçişlere, illere göre varyant virüs analizi yapılıp yeterli test ile uygun izolasyon önlemleri alınarak epidemiyoloji bilimi ışığında düzenleme getirilmeli,aşı doz ve hız oranı arttırılarak toplumsal bağışıklık hızla sağlanmalıdır.

Tıp eğitimi başta olmak üzere eğitimi niteliksizleştirenlere; yanlış politikalar sonucunda toplum sağlığını bozanlara, bir avuç yandaşı zenginleştirirken, derinleşen ekonomik krizin bedelini sağlık çalışanlarına ve topluma ödetenlere; demokrasinin en temel değeri olan ifade özgürlüğünü, hukukun üstünlüğünü yok sayan anlayışa karşı mücadele etmeye devam edeceğiz. Toplumsal sorunlar da dahil hastalıklara neden olan bütün etkenlerle mücadele ederken, dün olduğu gibi bugün de hakikatin ve bilimin ışığında, korkmadan, hekimlik değerlerinin bize yüklediği sorumlulukla Toplumsal Sağlık için Demokrasi ve Adaleti savunmaya devam edeceğiz.

14 Mart’ta Taleplerimiz:

  • COVID-19 meslek hastalığıdır, önerdiğimiz yasa tasarısı kabul edilsin.
  • Toplumsal sağlık için güçlü ve etkin birinci basamak sağlık örgütlenmesi sağlansın.
  • Şiddetsiz bir sağlık ortamında çalışabilmek için yeni ve etkili  bir “Sağlıkta Şiddet Yasası” çıkarılsın.
  • Emekliliğimize de yansıyacak temel ücret ile ekonomik ve özlük haklarımız iyileştirilsin. Her anlamda kapsam dışı bırakılanserbest çalışan hekimlerinde özlük hakları ve emekliliğe yönelik iyileştirmelerden yararlanması sağlansın
  • Özgür ve bilimsel çalışma ortamı için meslek örgütleri üzerindeki baskılara son verilsin.
  • Liyakatsiz atamalar, tip sözleşme dayatmaları, tıp eğitimini niteliksizleştiren, altyapısı uygun olmayan tıp ve diş fakültelerinin açılması durdurulsun.

Sağlık emek meslek örgütleri, olarak 14 Mart Tıp Haftası’nda sağlık ortamının tüm olumsuzluklarına rağmen sayısız eylem ve etkinliklerle “Yitirdiklerimiz gönlümüzde, taleplerimiz dilimizde” diyeceğiz.

Toplum Sağlığı ve Sağlık Emekçilerinin Hakları için susmadık! Susmayacağız! 

Söyleyecek Sözümüz, Gerçekleştirecek Örgütlü Gücümüz var!                                                   

Bir kez daha pandemide kaybettiğimiz sağlık emekçilerini saygı ve özlemle anıyor; hekimlik değerlerinden aldığımız güçle Toplumsal Sağlık İçin Demokrasi ve Adalet talep ediyoruz.

İZMİR TABİP ODASI

İZMİR DİŞ HEKİMLERİ ODASI

GENEL SAĞLIK İŞ SENDİKASI İZMİR ŞUBESİ

SAĞLIK VE SOSYAL HİZMET EMEKCİLERİ SENDİKASI İZMİR ŞUBESİ

BİRİNCİ BASAMAK SAĞLIK ÇALIŞANLARI BİRLİK VE DAYANIŞMA SENDİKASI 2 NOLU ŞUBE

TÜRKİYE SAĞLIK İŞCİLERİ SENDİKASI İZMİR ŞUBESİ

SOSYAL HİZMET UZMANLARI DERNEĞİ İZMİR ŞUBESİ

İZMİR AİLE HEKİMLERİ DERNEĞİ

TÜRK PSİKOLOGLAR DERNEĞİ İZMİR ŞUBESİ

TÜRKİYE PSİKİATRİ DERNEĞİ İZMİR ŞUBESİ

İZMİR AİLE SAĞLIĞI ÇALIŞANLARI DERNEĞİ

TÜM RADYOLOJİ TEKNİSYENLERİ VE TEKNİKERLERİ DERNEĞİ İZMİR ŞUBESİ”

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde İzmirli Kadınlar pandemiye ve faşizme rağmen ‘Güvenceli İş, Şiddetsiz Yaşam ve Örgütlü Mücadele’ için sokağa çıktı, taleplerini haykırdı, yürüyüş yaptı..

İzmir Kadın Platformu,  8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününde, Alsancak ÖSYM önünde  “Güvenceli İş Şiddetsiz Yaşam ve Eşitlik İçin Aşağı bakmayacağız” pankartı arkasında  toplanarak,  Türkan Saylan Kültür Merkezi önüne kadar yürüdü. Yürüyüş boyunca kadınlar, “Kadın cinayetleri politiktir”, “Kadın  yaşam özgürlük”, “Jin jiyan azadi”, İstanbul Sözleşmesi yaşatır”, “Dünyayı yerinden oynatacağız”, “kadınlar yüürüyor mücadele sürüyor” sloganlarını attı. Kadınlar Türkan Saylan Kültür merkezi önünde açıklama yaptı ve dans performansı sergiledi.

İzmir Kadın Platformu’nun açıklaması şöyle,

“Dünya kadınlarının eşitlik ve özgürlük mücadelesinin adıdır 8 Mart. Yakılarak katledilmiş 129 tekstil işçisine adanmış, devrimlere kapı aralayan Petersburg’lu kadın işçilerin 8 Mart 1917’deki grev ve direnişlerinin tarihselliğiyle şekillenmiştir. Kadınların ezilmesinin, emeğiyle ve bedeniyle sömürülmesinin, tümüyle eşitsiz koşullara mahkum edilmesinin tüm deneyim ve görünümlerine karşı gücümüzü birleştirdiğimiz gündür 8 Mart.

8 Mart, sorunların yalnızca suretlerine karşı değil aynı zamanda, esasına karşı da mücadelenin günüdür.

İşte bu yüzden, dünyanın ve ülkemizin her yerinde olduğu gibi İzmir’de de bizi güvencesizliğe, şiddete ve eşitsizliğe mahkum eden erkek egemen bu düzene karşı “böyle gitmez” demek için buradayız.

YAŞASIN 8 MART YAŞASIN KADIN DAYANIŞMASI

Dünyayı etkisi altına alan ve hala devam eden COVİT-19 salgınının üzerinden tam bir yıl geçti. Halk sağlığının hiçe sayıldığı, şiddet – eşitsizlik- baskı- işsizlik – yoksullukla karşı karşıya kaldığımız bir yıl yaşadık.

Pandemi  önlemleri adı altında patronlar için teşvik, vergi indirimleri, istisnalar uygulanırken, kadınların talepleri görmezden gelindi. Kısa çalışma, ücretsiz izin uygulaması, evden çalışma ve hatta işten atmada ilk akla gelen biz kadınlar olduk.  Pandeminin  ekonomik olarak en çok vurduğu sektörlerde çalışan milyonlarca kadın daha şimdiden işsizler ordusuna katılmış durumda. İşini kaybetmeme kaygısı ve bunu kullanan patronlar, kadın işçiler üzerindeki baskıyı da sömürüyü de alabildiğine artırdı.

İşten çıkarma yasağının istisnası olan ve “ahlak kurallarına” uymama anlamına gelen “Kod29” ile işten çıkartma yaygınlaştı. Kod 29, aynı zamanda “ahlaksızlık, namussuzluk” ile suçlanma korkusu nedeniyle kadınları kötü çalışma koşullarına mahkum etmenin sopasına dönüştü.

KOD 29  KALDIRILSIN

KADINLAR İŞE ÇOCUKLAR KREŞE

Kayıt dışı sektörlerde çalışan kadınlar, özellikle göçmen kadınlar, kural dışı ve vahşi çalışma koşulları karşısında hayatlarını sürdürme olanaklarından yoksun bırakıldı. Dönüşümlü çalışma, evden çalışma adı altında esnek ve kuralsız çalışma yaygınlaştı. Artan güvencesizlik nedeniyle insanca çalışma koşullarından tümüyle uzaklaşıldığı bu süreçte, yoksul emekçi kadınlar daha fazla sömürüye, mobinge, şiddete açık hale geldi.

İnsanlar banka, ekmek, makarna kuyrukları oluştururken, yazlık-kışlık saraylara, yeni taşıtlara, sarayın mutfağına 710 milyon lira para ayıranların aynı gemideyiz laflarına karnımız tok. Pandemiyi de  krizi de biz yaratmadık, yükünü de biz çekmeyeceğiz. Eşit işe eşit ücret, güvenceli iş güvenceli gelecek istiyoruz. Bize ucuz işçilik, kölelik, geleceksizlik dayatan erkek egemen sömürü düzeninizi kabul etmiyoruz.

EŞİT İŞE EŞİT ÜCRET,  KRİZİN YÜKÜ PATRONLARA

Tam bir yıllık pandemi sürecinde en çok ezilenlerden, hakları gasp edilenlerden biri de ne yazık ki kadınlar oldu. “Evde Kal!” çağrısıyla çalışan kadınların birçoğu mesailerine evden devam ettiler. Ancak bu durum toplumsal cinsiyet eşitsizliğini tüm gerçekliğiyle gözler önüne serdi. Kadın aynı anda hem işini yaptı, hem de her gün ev içi yaşamı yeniden be yeniden üretmek ve bakım emeğini üstlenmek zorunda kaldı.

Kendisiyle beraber tüm aile bireylerinin de evde kalmasıyla bakım emeği yükü oldukça arttı. Cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklı olarak da yükün hepsini sırtlamak durumunda kaldı. Kadınların üzerlerine yüklenen görevlerden birini bile yapamaması önce ev içinde şiddete sonra da tüm toplum tarafından linçe uğramasına sebep oldu. Annelik, kadınlık gibi “sözde” görevlerini yerine getirmediği için beceriksiz olarak sıfatlandırıldı, aşağılandı.  Bu, kadınların beceriksizliği değil,  bu, pandemiyi doğru yönetemeyen, toplumsal cinsiyet eşitliğini var edemeyen sistemin ve siyasal iktidarın beceriksizliğidir.

Karantina ile birlikte okul, etüt merkezi, kreş vb. yerler kapanmak zorunda kaldı. Çalışan anne için çocuğunu bırakacak kurum sıkıntısı oldu.

HER KADINA IŞ HER İŞYERINE KREŞ

Sağlık emekçisi kadınlar ise yoğun çalışma koşullarından sonra ev içi bakım emeği, annelik gibi görevlerden dolayı insani yaşam standartlarından uzaklaştılar. Bu görevleri aksattıkları zaman şiddete maruz kaldılar. İş yerlerinde covid-19 tehlikesinde, evde ise erkek şiddetine uğradılar.

2020 yılında 300’den fazla kadın cinayeti işlendi. 2021 yılının geçirdiğimiz bu 2 ayı da kadın cinayetleriyle, erkek şiddetiyle geçti. Her kadın cinayeti de “kadın cinayeti değil” denilerek, intihar, kaza olduğu öne sürülerek gerçekler örtbas etmeye çalışıyor. Biz biliyoruz ki öldürülen her kadının sorumlusu erkek egemen sistem, onun yürütücüsü devlet ve iktidarın yanlış politikalarıdır.

KADIN CİNAYETLERİ POLİTİKTİR

Adalet ve yargı sistemi de kadın katillerini, tecavüz faillerini etkin ve objektif soruşturmuyor  ama diğer yandan, ölmemek için kendini savunmak zorunda kalan Melek İpek, Nimet Akgün gibi kadınları da müebbet hapis cezaları ile yargılıyor. Geçtiğimiz yılın başından beri haber alamadığımız Gülistan Doku’nun akıbeti için de hala ellerini taşın altına koymuş değiller. Adaletin yalnızca, hukuk kitaplarında, yasa kitapçıklarında basılı, tabelalarda asılı kaldığı bir ülkede yaşıyoruz.

Bir yandan her gün, lgbti+lara yönelik nefret söylemlerine, nefret suçlarına tanık oluyoruz. Heteroseksist erkek egemen zihniyet, kadınlara ve lgbti+lara yönelik psikolojik, fiziksel vb türlü şiddetine devam ediyor; ayrımcı, ötekileştirici, homofobik ve transfobik söylemler ve davranışları ile lgbti+ bireylerin yaşamlarını zindana çeviriyor.

SUSMA HAYKIR, EŞCİNSELLER VARDIR

Tüm bunların karşısında Türkiye’de kadınlar 2020 yılını bir mücadele yılına çevirdiler. Kadın cinayeti haberleri arka arkaya gelirken, iktidar, koruyucu yasaları uygulamadığı gibi üstüne kadınların tek yasal dayanağı olan İstanbul Sözleşmesini iptal etmeye çalıştı.  Kadınlar bulundukları her alanda “İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz” sloganını haykırarak iktidarın İstanbul Sözleşmesi’ne yaptığı saldırıyı püskürttü. 2014’ten bu yana yürürlükte olan İstanbul Sözleşmesi kadınları her türlü şiddete karşı korumayı, kadına karşı şiddeti ve hane içi şiddeti önlemeyi amaçlayan, Türkiye dahil 40’ın üzerinde devlet tarafından imzalanmış bir uluslararası sözleşme. Türkiye Cumhuriyeti Devleti hali hazırda İstanbul Sözleşmesi’nin ilk imzacısı ve tarafıyken, kanımızı donduran sayısız kadın cinayetlerine tanık olduk. İstanbul Sözleşmesini uygulamaktan aciz bu iktidar, şimdi kadınların elindeki tek dayanak olan İstanbul Sözleşmesi’ni tartışılabilir hale getirmeye çalışıyor ve kadınları şiddetten korumak için yeni anayasa yapacağını ilan ediyor. Biz kadınlar, geleceğimizi  iktidarın vaatlerine bırakamayız.  İstanbul Sözleşmesi tartışılamaz! Sözleşme koşulsuz şartsız uygulansın!

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN VAZGEÇMİYORUZ

Erkek devlet şiddeti kadını, siyasi yaşamın her alanından uzaklaştırmaya, eve kapatıp iradelerini yok saymaya devam ediyor. Oysa bilmiyorlar ki her şiddet yeni bir mücadele doğurur ve bu zihniyet karşısında kadınlar bu mücadeleden daha da güçlenerek çıkar. Cinsiyet eşitlikçi mücadele sonucunda kazanılan eşit temsiliyet, kadınların partilerde, meslek ve kitle örgütlerinde özellikle de yerel siyasette yer almalarını sağlayan en önemli mekanizmalar iken yerel yönetimlerdeki eş başkanlık “suç” sayılıyor.

Belediyelere atanan kayyumların, öncelikle kadın kazanımlarına saldırması ile Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan kayyumların ilk icraatının lgbt+ların çalışma kulübünü kapatması arasında zihniyet farkı bulunmuyor. Kayyumlar tarafından kadın kazanımları gasp ediliyor çoğu kadın derneği, kayyumlar eliyle kahvehanelere çevriliyor. “Alo şiddet” hatları, kadın konuk evleri kapatılıyor,”Aile ve Toplum Hizmetleri Müdürlükleri”ne erkekler atanıyor. AKP’li Özlem Zengin, “Türkiye’de çıplak arama olduğuna asla inanmıyorum” derken her gün yeni bir çıplak arama veya gözaltında taciz haberi geliyor.

Sırf kadın mücadelesi yürüttükleri için, ev baskınlarında köpekli işkenceye, kötü muameleye, göz altında tacize ve çıplak aramaya maruz bırakılan kadın arkadaşlarımızı sindirebileceklerini, özgürleşme sevdalarından vazgeçirebileceklerini sanıyorlar.

KADIN YAŞAM ÖZGÜRLÜK – JİN JİYAN AZADİ

Biz İzmir’li  kadınlar  tüm bu baskılara rağmen #AşağıBakmayacağız, kazanılmış haklarımızı korumaya ve insanca yaşam için mücadele etmeye devam edeceğiz. Her yıl olduğu gibi bu yılda tüm kadınları haklarımızı savunmaya ve mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.

Taleplerimiz:

  •  Her kadına güvenceli iş sağlansın!
  • Eşit işe eşit ücret sağlansın!
  • İşyerinde şiddeti, ayrımcılığı ve mobbingi önleyen düzenlemeler yapılsın!
  • Kod 29 ile damgalanmaya hayır, işten çıkarmalar yasaklansın, kod 29 kaldırılsın !
  • Kadın istihdamında tek seçenekmiş gibi sunulan esnek-güvencesiz-kayıt dışı ve taşeron çalıştırmaya, kiralık işçilik uygulamasına son verilsin!
  • İşyerinde şiddeti, ayrımcılığı ve mobbingi önleyen düzenlemeler yapılsın!
  • KHK’ler iptal edilerek haksız hukuksuz yere işten çıkarılan tüm emekçiler görevlerine iade edilsin!
  • Kadınlar için daha fazla yoksulluk, şiddet, göç ve ayrımcılık anlamına gelen savaş politikaları son bulsun.
  • İstanbul Sözleşmesi’nin iptali şiddetin önünü açmaktır: Sözleşme uygulansın!
  • İyi hal indirimi kaldırılsın!
  • Kadına yönelik her türlü şiddeti önleyen ve kadınları koruyan yasal düzenlemeler acilen yapılsın!
  • Göçmen kadınlar ve çocuklar için nefret dilinden uzak insanca bir yaşam ortamı sağlansın
  • Yeterli sayıda ve kadınların yönetiminde olan, kamu tarafından finanse edilen kadın sığınma evi açılsın!
  • Kadınların korunmasının önündeki tüm bürokratik ve fiili engeller kaldırılsın!
  • Bütçede, eğitimde ve her türlü yasa ve uygulamada toplumsal cinsiyet eşitliği esas alınsın!
  • 7/24 açık, ana dilde hizmet veren kreşler açılsın, kadın veya erkek olduğuna bakılmaksızın en az 50 çalışanın bulunduğu iş yerlerinde gündüz bakım evi ve kreşler açılsın!”

 

 

İzmir Kadınlar Birlikte Güçlü hareketi, Karşıyaka Çarşı girişinde bir araya geldi. Baskıya, şiddete, çıplak aramaya, ötekileştirmeye, işsizliğe ve iktidarın yalanlarına hayır dedi.. Dans performansı sergiledi.

Kadınlar Birlikte Güçlü İzmir hareketi 6 Mart Cuma akşamı, Karşıyaka Çarşısı girişinde, kadınlara yönelik her türlü baskıya HAYIR demek üzere bir araya geldi.

Fransızca “au debut” şarkısının ezgisiyle yapılacak olan dans performansı öncesinde  kadınlar,  yaptıkları açıklama ile talep ve görüşlerini açıkladılar.

EKONOMİK KRİZ YOK,  ÇIPLAK ARAMA YOK, TALİMATLA HAMİLE KALIYORLAR , KADIN CİNAYETLERİ AZALDI YALANLARINA;  İŞSİZLİĞE,  AÇLIĞA, KADIN CİNAYETLERİNE,  EZİYETE, İŞKENCEYE,  ÖTEKİLEŞTİRMEYE  TAHAMMÜL ETMEK İSTEMİYORUZ.

“ Ekonomik kriz yok, çıplak arama yok, kadınlar talimatla hamile kalıyorlar, kadın cinayetleri azaldı” yalanları gibi “İstanbul Sözlesmesi uygulanıyor”, “Kadın cinayetleri %21 azaldı” yalanlarını da ifşa etmek için toplandıkları” belirtildi. 2021 Yılının ikinci ayında,en az 48 kadının erkekler tarafından katletledildiği, kadın cinayetlerinin çoğunun “şüpheli ölüm” olarak yansıtıldığı ve kadınların artık bu cinayetlere tahammül etmek istemedikleri vurgulandı. Yargılama sisteminde cinayeti işleyen erkeklere cesaret veren kararların erkek egemen sistemin erkek yargısına işaret ettiği belirtilen konuşmada LGBTİ+ bireyleri ötekileştiren, suçlu gören, gösteren-ilan eden egemen söylem kınandı.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ UYGULANMALIDIR.

Siyasi iktidarın erkek egemen, kadın düşmanı,  homofobik,  ötekileştirici  politikalarının açıkça can aldığı belirtilen açıklamada cinsiyetçi, homofobik cinayetlerin engellenmesi, etkin soruşturulması için İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’nin taşıdığı öneme işaret edildi. Kadınların haklarından da yaşamlarından da vaz geçmeyeceği, eşitlik mücadelesini, her koşulda ve durumda sürdürmeye kararlı olduğu; göz altına almalar, tutuklamalar ve haksız yargılamaların kadınları sindiremeyeceği vurgulandı.

BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİNDEKİ YASAKLAMA VE ÖTEKİLEŞTİRİCİ NEFRET SÖYLEMLERİ TERK EDİLMELİDİR.

İstanbul Sözleşmesi’nin  4. Madde kapsamında her türlü ayrımcılığa karşı politikalar üretmekle yükümlüyken Boğaziçi Universitesi’nde LGBTİ+ ve Kadın Çalışma kulüpleri kapatıldığı, ötekileştirici nefret söylemleri kullanıldığı, bundan vaz geçilmesi gerektiği belirtildi.

İŞSİZLİK ARTTI, KADINLARIN ÇALIŞMA ORANI DÜŞTÜ, İNTİHARLAR ARTTI, MÜCADELE EDEN HERKES TERÖRİST OLARAK SUÇLANIYOR.

Kadın işsizlik oranı 37,7’ye yükselmiş, geleceğinden ümitsiz kadınların oranı yüzde 171 artmış durumda iken ekonomik kriz varlığının, kadınların üretimde yer alma oranının düştüğünün reddedildiği gibi,  işsizlik-geleceksizlik kaynaklı intiharların görmezlikten gelindiği; mücadele eden herkesin “terörist” olarak damgalanarak , kitlelerde korku yaratmaya çalışıldığına dikkat çekildi.

Konuşma aralarında katılımcı kadınlar:

Bedenimiz bizim……. Tercihimiz bizim……. Hayatımız bizim….. Haklarımız bizim….. Geceler bizim….. Sokaklar bizim….. Üniversiteler bizim….SUSMUYORUZ, KORKMUYORUZ, İTAAT ETMİYORUZ , AŞAĞIYA BAKMIYORUZ! Sloganlarını haykırdılar.

Yapılan konuşmaların ardından “au Debut- Ayağa Kalk” isimli fransızca müzik eşliğinde dans performansı yapan kadınlar, “yaşasın 8 Mart, Yaşasın Kadın Mücadelesi” sloganlarıyla  etkinliği bitirdi.

İzmir’de 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü etkinlikleri başladı. İzmir Kadın Platformu işçi-emekçi kadınlarla buluştu.

İzmir Kadın Platformu, ‘8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ etkinlikleri kapsamında işten atılan işçi, emekçi kadınlarla buluştu. Konak-Eski Sümerbank önünde bir araya gelen kadınlar basın açıklaması yaptı.
Açıklamaya siyasi parti temsilcileri, İzmir Kadın Platformu bileşenleri ve emekçi kadınlar katıldı. Platform adına açıklama “Güvenli iş güvenli gelecek için Mücadele” pankartı arkasında gerçekleştirildi. Açıklama sırasında kadınlar “Korunma ve sığınma talep edenler başta olmak üzere her kadına iş ve sosyal güvenceye sağlasın”, “Kadınlara yönelik suçlarda iyi hal ve tahrik indirimine son”, “Erkek egemenliğine karşı emekçi Kadınlar en öne ” ve “Aşağı bakmayan kadınlara selam olsun” dövizlerini taşıdılar.
Açıklamayı İzmir Kadın Platformu adına İzmir Genel İş 7 No’lu Şubesi İş yeri temsilcisi Berrin Burakçı okudu.
”İzmir Kadın Platformu olarak hepinize hoş geldiniz diyoruz. 8 Mart’a giderken sendika hakkı, iş güvencesi, emeği, onuru için mücadele eden kadınlar olarak buradayız.
İzmir, işçi ve emekçi kadınların mücadele dinamiği olan bir şehir.
Bu bir yılda nasıl ki kadına yönelik şiddet, kadın cinayetlerine, çocuk istismarına, adaletsiz yargı kararlarına, çıplak arama ve gözaltı gibi onurumuza yönelik saldırılara, İstanbul Sözleşmesinin kaldırılmak istenmesine karşı haklarımız ve hayatlarımız için alanlardaysak, sendika hakkı, toplu iş sözleşmesi hakkı, güvenceli iş ve güvenceli gelecek için de alanlardaydık. Sömürülmediğimiz, ucuz iş gücü olarak görülmediğimiz, krizde ilk kapı önüne konulmadığımız eşit ve özgür yarınlar için mücadelemiz de dayanışmamız da sürüyor, sürecek.
Son zamanlarda İzmir önemli mücadelelere sahne oldu. Bir yıl önce SF TRADE TEKSTİL’de sendikalaştıkları için işten atılan 4 kadın işçi fabrika önünde anayasal hakları olan sendikalaşma hakkı için mücadele başlattı. Salgın nedeniyle mücadelelerine ara verseler de haklarında açılan yüksek meblağlı tazminat davaları da, işe iade davaları da sürüyor. Bir yıl önce İzmir Kadın Platformu olarak nasıl ki onların mücadelelerinin yanlarında olduysak bugün de hukuk mücadelelerinin yanlarındayız.”
SF TRADE TEKSTİL ‘de birbuçuk yıl önce işten çıkarılan ve Gaziemir Serbest Bölge girişinde direnişe geçen dört KADIN İŞÇİ de AÇIKLAMAYA KATILDI.
Sf Trade’den çıkarılan direnişçi kadınlardan Nurcan Köksal, “Sendikalaştığımız için işten çıkarılan arkadaşlarım adına da buradayım. Bizler insan onuruna yakışır şekilde bir çalışma istediğiniz için DeriTeks sendikasına üye olduk. Emeğinizin karşılığını almadan yıllarca çalıştık. 4 kadın zorluklara göğüs gererek mücadelenin en önünde yer aldık. Biz anayasal hakkımızı kullandık suç işleyenler ise bizi sendikalaştığımız için işten çıkaran SF Trade’dir. Biz haklarımızı mücadeleyle alacağız, bu mücadele sonunda kazanan işçi sınıfı olacak” dedi. Kadınlar “Sendika hakkı engellenemez”, “Her yer 8 Mart her yer mücadele”, “SF işçisi yalnız değildir”, “Kod 29 kaldırılsın”, “Yaşasın kadın dayanışması”, “Susmuyoruz korkmuyoruz aşağı bakmıyoruz”, “Yaşamak yaşatmak istiyoruz” sloganları attı.
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ MESLEK FABRİKASINDAN ÇIKARILAN İŞÇİ KADINLAR SELAMLANDI.
Platform açıklamasını, direnen kadınları selamlayarak sürdürdü. “Büyükşehir Belediyesi Meslek Fabrikası’nda çalışan işçi kadınlar, yıllarca süren emeklerinin karşılığında bir günde “sözleşmeniz bitti” denilerek kapı önüne konudu. Kadın işçilerin işe geri alınmak ve kadrolu istihdam edilmek için verdiği mücadeleye hepimiz tanık olduk. Bu mücadele sonucu Büyükşehir Belediyesi işçilerle yeniden masaya oturmak zorunda kaldı. Buradan onlara ve onurlu mücadelelerine selam olsun…”
HAKSIZ HUKUKSUZ BİÇİMDE KHK ile İHRAÇ EDİLENLERLE DAYANIŞMA SÜRÜYOR.
Yapılan açıklamada “Tek adam rejiminin toplumu sindirmek kamuda kadrolaşmanın yolunu açmak için çeşitli bahanelerle binlerce kamu emekçisini KHK’larla işten attı. İşten atılanların büyük bir kısmı kadın kamu emekçilerinden oluşuyor. Haksız hukuksuz bir biçimde KHK’larla işinden edilenler yaklaşık 3 yıldır mücadelelerini aralıksız sürdürüyor. Aramızda KHK’larla işinden edilen kamu emekçisi kadın arkadaşlarımız da var” denilerek mikrofona temsilen bir kadın arkadaş çağrıldı. “
KHK ile ihraç edilen kamu emekçisi kadın arkadaş “İhracın nedeni dahi bilmiyoruz. 162 haftadır Karşıyaka’da oturma eylemi yapıyoruz. Hakkımızı alana kadar mücadeleye devam edeceğiz, mutlaka kazanacağız ve işimize döneceğiz.” diyen kamu emekçisi kadın arkadaş sözlerini “ Vardık, varız varolacağız.”diyerek tamamladı.
SAĞLIK EMEKÇİLERİ SELAMLIYORUZ.
“Yine salgınla mücadelede en ön saflarda yer alan ve yüzde 70’ini kadınların oluşturduğu sağlık emekçileri, pandemide ödenmeyen mesai ücretleri, taban ücretlerinin yükseltilmesi, eşit işe eşit ücret talebi ve covit 19’un meslek hastalığı sayılması için önemli mücadeleler verdi. Bu mücadeleler sonucu çeşitli kazanımlar elde etti. Buradan onlara da selam olsun. “ sözlerinin ardından mikrofona sağlık emekçilerinden bir temsilci çağrıldı.
SES İzmir Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Hülya Ulaşoğlu, ” acil ve güncel talebimiz gebe kalan sağlık çalışanı arkadaşlarımızın nöbetten çıkarılmasıdır. Platformun sözünü ettiği diğer taleplerimiz için mücadelemiz sürmektedir ve sürecek”diye konuştu.
KOD 29’DAN ATILAN İŞÇİLERLE OMUZ OMUZA
“Ekonomik kriz ve salgın yüzünden milyonlarca kadın işinden ekmeğinden oldu.; Ücretsiz zorunlu izin, kısa çalışma ödeneği gibi uygulamalarla açlıkla yüz yüze bırakıldı. Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymama anlamına gelen Kod 29’dan işten atılma da pandemide işten atma yasaklarının istisnası haline getirildi. Ve özellikle kadın işçiler üzerinde mobing, baskı ve psikolojik şiddet aracına dönüştürüldü. Kod 29’dan işten atılan arkadaşlarımız aramızda. Kendileri hem kod 29’dan işten atılmaya karşı verdikleri mücadelelerini hem de yaşadıklarını paylaşacaklar bizimle” sözlerinin ardından Kod 29’dan işten atılan Tijda Kılıç mikrofonu aldı ve “Kod 29, erkek egemen zihniyetin, işverene altın tepside sunduğu bir uygulamadır . Bizi fişleyerek hem sosyal hem de iş yaşamından uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Bizi, gerçek dışı bu gerekçelerle işimizden edenler, kendileri ahlaksızlık yapıyor. Zafer, biz direnen kadın kadınların olacaktı” dedi.
Platformun açıklaması ‘İzmir Kadın Platformu’nun 8 Mart günü Alsancak ÖSYM önündeki eyleme çağrısıyla son buldu.
Basın açıklaması sonrasında SF Trade işçisi dört kadın arkadaşla, Halkevci kadın arkadaşlar davetimiz üzerine İmece-Der e gelerek dayanışmanın, birlikte çay ve kahve içerek tadını çıkardılar.

Polis ablukasında ‘Kadınlar Birlikte Güçlü’ hareketi Karşıyaka’da gözaltında ve cezaevlerinde yaşatılan çıplak arama uygulamasına karşı açıklama yaptı..

İzmir’de “Kadınlar Birlikte Güçlü” hareketi, gözaltında ve cezaevleri sevki öncesi ve sonrasında yaşatılan çıplak arama uygulamasına karşı Karşıyaka çarşı girişinde basın açıklaması yaptı.

Yapılmak istenen basın açıklaması, KHK lerle ihraçlara karşı, her hafta Çarşamba günleri yapılan KESK eylemi sonrası için planlanmıştı. KESK eyleminden sonra bir araya gelen kadınlara İzmir Güvenlik Şube yetkilileri basın açıklamasına izin vermeyeceklerini belirttiler ve çevik kuvvet kadınları çembere almak istedi. Eylem alanının yakınına çok sayıda çevik kuvvet ve gözaltı aracı da getirilmişti. Kadınlar barışçıl biçimde toplanma ve gösteri hakkının, düşünceyi ifade etmenin bir aracı ve anayasal güvence kadar uluslar arası sözleşmelerle de korunmuş bir hak olduğunu belirterek ısrarcı olunca çevik kuvvet ve Güvenlik şube polislerince abluka altında, gerilimli bir atmosferde açıklamalarına başladılar.

Bu arada alanda bulunan kadın polisler içerisinde, açıklamaya konu olan çıplak aramada bulunan ikisinin bulunduğu fark edildi ve polis yetkililerinden çıplak arama yapan kadın polislerin alandan çekilmesi istendi; bu talep üzerine gerginlik arttı, basın açıklması yapmak isteyen kadınlar durumu bu anlamda da kınayarak açıklamalarını yaptılar.

Çıplak arama, bedensel ve ruhsal bütünlüğü kırmaya yönelik, kişi mahremiyetini ihlal eden bir işkence biçimidir. Bu uygulama için talimat verenleri, uygulayanları, failleri koruyanları unutmayacağız, kınıyoruz ve kadınların özgürleşme mücadelesinin safındayız.

Açıklama şöyle,

“Erkek egemen sistemin en görünür olduğu durumlar, kadın düşmanı politikalar ve uygulamalarıdır.
Bu kadın düşmanlığını teşhir eden biz kadınlar her zaman iktidarların hedefinde olduk. 8 Mart’a yaklaştığımız şu günlerde kadın bedeni, emeği ve kimliği üzerinde tahakküm kurmak isteyen siyasi iktidarın sesi, Özlem Zengin’de somutlandı. Kadın katliamlarını, kadına yönelik şiddeti önlemek yerine kadınlara, kadın kazanımlarına saldıran bir tutumla karşı karşıyayız yine.

Bir süredir ısrarla dillendirdiğimiz, çıplak arama işkencesi yok sayılıyor. Ama siz ne derseniz, deyin; Çıplak arama vardır. İnsanlık suçudur. İşkencedir. İzmir’de ve Aydın’da gözaltına alınan arkadaşlarımızdan ve sosyal medyadaki teşhirlerden biliyoruz. ‘Kadının beyanı esastır.’ ilkemizden yola çıkarak kadınlara inanıyoruz. Size değil!

Ve yine biliyoruz ki, cinsel şiddette zaman aşımı olmaz. Öyle kolay değil, maruz kalınan şiddeti hemen dillendirmek. İşkence yapanlar, yaptıranlar bilmezler bizde yarattığı travmaları. Cinsel şiddete uğrayan kadın, ne zaman kendini hazır hissederse o zaman açıklar. Teşhir eder. Adalet talep eder. O saatten sonra bizim için aslolan mücadelesine destek vermek ve dayanışma göstermektir.

Sizin o iki yüzlü ahlakınız, saçma sapan kavramalarınız bizi hiç ama hiç bağlamaz.
Dedik ya, bedenimiz üzerinde tahakküm kurmanıza izin vermeyeceğiz! İrademiz dışında bedenimize dokunamazsınız! Dokunduğunuzda ise, bu ne zaman nerede teşhir edeceğimize biz karar veririz. Zamanın da ‘ 3- 5 çocuk doğurun!’ talimatınıza nasıl karşı çıktı isek, kadınların talimatla hamile kalmadığına dair iddianızı da ret ediyoruz. Yasada açık olarak yer almasına rağmen hamile ve lohusa kadınları cezaevlerine koyan sizsiniz! Yüzlerce bebek, çocuk dört duvar arasında gün yüzü görmeden büyüyor. Ve tüm bunların sorumlusu sizsiniz!

Biz tüm bunları dile getirdiğimiz için her türlü baskınız ile karşı karşıyayız! Sizin ‘makbul kadın’ tanımınızı ret eden her kesimden kadına saldırıyorsunuz. Son olarak, kadın düşmanı politika ve uygulamalarınızı Meclis’te teşhir eden Hdp’li kadın vekillerin dokunulmazlıklarını kaldırmak için hamle yaptınız. Hdp Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ve her daim omuz başımızda olan İzmir vekili Serpil Kemalbay ve diğer vekillerden elinizi çekin! İrademize dokunmayın! Meclis’teki sesimizi kesemeyeceksiniz. Yaşamın hiçbir alanında kadınları susturamayacaksınız.
Bu vesileyle mesnetsizce hedef gösterilen Hdp li vekil Dilan Dirayet Taşdemir’in yanında olduğumuzu, dayanışma duygularımızı ilettiğimizi belirtmek isteriz.

8 Mart’a yaklaştığımız şu günlerde, tüm kadınları,
Emeğimize, bedenimize, kimliğimize, irademize sahip çıkmaya,
Asla yalnız yürümemeye,
Mücadele ve Dayanışmayı büyütmeye davet ediyoruz!
Yaşasın Kadın Dayanışması
Kadınlar Birlikte Güçlü!”