Foça Gölyüzüne dökülen cüruflar yaşamı tehdit ediyor. Yöre halkı, çevre ve demokratik kitle örgütleri cüruf alanının kapatılamasını istedi. Yöre halkından toplanan ikibinin üzerindeki dilekçeler İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına verildi.Duyun sesimizi zehir dağları istemiyoruz!

Foça Gölyüzü’ne 2011 yılından bu yana dökülen demir çelik işletmelerinin cüruflarının yöre halkının sağlığını, can ve mal güvenliğini tehdit eder duruma gelmesine ve ‘Biyo Kütle Tesisleri’ kurulmasına karşı çıkan yöre halkı, çevre ve demokratik kitle örgütleri ‘Cürüf Alanının’ kapatılması ve biyokütle tesisi kurulmasına karşı eski Sümerbank önünde açıklama yaptı.

Açıklamadan sonra yöre halkından ikibinin üzerindeki yuttaşın ve çevre ve demokratik kitle örgütlerinin ‘Curuf Alanının’ kapatılması için verdikleri dilekçeler İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanlığına verildi.

Kurumlar adına açıklamayı Yeni Foça Forum Sözcüsü Ezgi Levent yaptı. Açıklama şöyle;

“1980 yılından 2011 senesine kadar otuz bir yıl boyunca demir çelik işletmelerinin kendi alanlarında depoladıkları cüruflar, 2011’de geçmiş dönem İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin aldığı karar ile Foça Gölyüzü’ne dökülmeye başlandı. Bu Sulak orman alanı ‘Cüruf Depolama Alanı’ olarak belirlendi. Danıştay’ın vermiş olduğu yürütmeyi durdurma kararına rağmen ruhsatsız olarak çalışmaya devam eden bu alan tehlike saçıyor.

Bir sene içerisinde bölgede defalarca yangın çıkmıştır. Bu yangınlar çevrede yaşayan bizleri tedirgin etmektedir. En son geçtiğimiz haftalarda arka arkaya çıkan yangınlar, bu kapalı saha içerisinde neler oluyor, başka hangi atıklar da depolanıp, yakılıyor sorusunu düşündürmektedir. Bölgemizde ruhsatsız çalışan ve yaşamımızı tehlikeye sokan ‘Cüruf Depolama Alanı’ kapatılmadığı sürece, bir defa iptal edilen ve ikinci davası süren ‘Biyokütle Tesisleri’ de kurulmak istenecektir.

Foça bir turizm kentidir ve sanayiden bu kadar zarar görmesinin hiçbir açıklaması olamaz, cüruf alanı yaşam alanınızın bir parçası olmamalıdır. İstihap haddini çoktan doldurmuş, milyarlarca tonu barındıran cüruf depolama alanında artık daha fazla cürufa yer kalmamıştır. Yaşam alanlarımızın korunması yerel yönetimlerin sorumluluğundadır. Sağlığımızı hiçe saymalarını kabul etmiyoruz. Geçmişte alınan bu kararın düzeltilmesi yeni Büyükşehir Belediye Meclisinden acil talebimizdir.

Bizler Foça’da yaşayanlar ve sivil toplum kuruluşları olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclis kararıyla kurulacak olan, Aliağa Çevre Komisyonu’nu desteklemekteyiz. Bölgemizdeki sorunlara çözüm bulmak için atılan bu adım yaşam alanlarımız için çok umut vericidir. Bu duyarlılığın ‘Cüruf Alanı’ndan başlamasını talep ediyoruz ve CÜRUF ALANI’NIN KAPATILMASINI İSTİYORUZ.

Topladığımız imzaları teslim edecek ve sürecin takipçisi olacağız. Her koşulda yaşam alanlarımızı savunacak ve mücadeleye devam edeceğiz

Yenifoça Forum–Foça Forum–Foça Barış Kadınları–Foçep, Foça’ya Sahip Çıkıyoruz Platformu – Foça Türk Kadınlar Birliği, Foça Kent Konseyi Birliği – Foça Add – Foça Yelken Ve İhtisas Kulübü, TMMOB İzmir İKK – İnsan Hakları Derneği – Egeçep – DİSK Ege Bölge Temsilciliği, KESK İzmir Şubeleri Platformu – İzmir Halkevleri – 10 Ekim Derneği, Doğal ve Kültürel Yaşam Girişimi – İmece Dostluk Ve Dayanışma Derneği, İzmir Müzisyenler Derneği ”

GÖLYÜZÜ CÜRUF ALANINA HAYIR
ARTIK SESİMİZİ DUYUN !
Demir çelik fabrikaları ve termik santral cüruflarının depolanması için, zeytinlikler ve çam ormanları ile çevrili aynı zamanda yörenin su kaynağı olan Foça Kozbeyli köyü Gölyüzü mevkii seçilmişti.
Bilimsel raporların tahrip edilerek, ölçek planlarının değiştirilerek depolama izni verilen alan; şu anda plastik, kağıt, ağır sanayi, termik santral atıklarının yanı sıra niteliği belli olmayan tonlarca tehlikeli atığın biriktirildiği bir çöplüğe dönmüş durumdadır. Atıklar, çevredeki dağların boyutlarına erişmiş, sık sık bu atıklardan kaynaklı yangınlar meydana gelmeye başlamıştır. Şu ana kadar yangınların ormana sıçrayıp, büyük bir felakete dönüşmemesi tam bir mucizedir.
Bölge için tehdit oluşturan bu alanı kapatmak yerine, tam tersi cüruf alanının üstüne atıkları yakmak için yeni tesisler yapılmaya çalışılmaktadır. Gelinen noktada, artık bölgede bir kamyon atık daha alacak alan kalmamıştır. Sağlığımızı ve doğal yaşamı tehdit eden bu alanın derhal kapatılarak ıslah çalışmaları başlatılması gerekmektedir. Biz, aşağıda imzaları olan kişi, kurum ve sivil toplum kuruluşları gereğinin yapılmasını talep ediyoruz.
YENİFOÇA FORUM – FOÇA FORUM – FOÇA BARIŞ KADINLARI – FOÇEP
FOÇAYA SAHİP ÇIKIYORUZ PLATFORMU – FOÇA TÜRK KADINLAR BİRLİĞİ
FOÇA KENT KONSEYİ BİRLİĞİ –- FOÇA ADD – FOÇA YELKEN VE İHTİSAS KLÜBÜ
TMMOB İZMİR İKK – İNSAN HAKLARI DERNEĞİ – EGEÇEP – DİSK EGE BÖLGE TEMSİLCİLİĞİ
İZMİR KESK ŞUBELERİ PLATFORMU – İZMİR HALK EVLERİ – 10 EKİM DERNEĞİ
DOĞAL VE KÜRTÜREL YAŞAM GİRİŞİMİ – İMECE DOSTLUK VE DAYANIŞMA DERNEĞİ
İZMİR MÜZİSYENLER DERNEĞİ

Hukuksuzlukta sınır tanımayan OHAL İnceleme Komisyonu lağvedilsin! 41 aydır işleri ile birlikte yaşamlarına müdahale ettiğiniz kamu emekçilerini bir an önce işlerine başlatın!

Kanun hükmünde kararnamelerle işinden atılan kamu emekçileri Karşıyaka iskelesi karşısında her Çarşamba günü saat 17.00 de yaptıkları oturma eyleminin 135.sini gerçekleştirdi. İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri de oturma eylemine destek verdi.
İzmir Kamu Emekçileri Dönem Yürütmesi adına Eğitimsen İzmir 2 Nolu Şube Başkanı Hasan Ali Kılıç açıklama yaptı. Açıklama şöyle:

“135 haftadır bu meydanda gasp edilen işimizi geri almak için oturma eylemleri yapıyoruz. Gençlik yıllarımızı ve ömrümüzün önemli bir bölümünü vererek bin bir emekle elde ettiğimiz mesleklerimizi AKP’nin talimatlarıyla gece yarısı çıkardıkları iki satırlık yazıyla gasp ettikleri işimizi geri almanın mücadelesini birlikte yürütüyoruz. Koltuklarını iktidarlarını ve kirli siyasetlerini sürdürmeleri için hukuku yok sayarak bize yaşatılanlar OHAL komisyonu üyelerinin ve AKP memurlarının vicdanında kabul görse de halklarımızın vicdanında asla kabul görmemektedir.

Yeter artık! Arkadaşlarımıza yaşattığınız bu hukuksuzluğa son verin! Mücadeleyle emekle elde ettiğimiz haklarımızı ve mesleklerimizi kullanmak istiyoruz. İsminde adalet olan, kendisinin dışındaki bütün kesimlere her türlü adaletsizliği uygulayan AKP’ nin Nazi vari uygulamalarına dün olduğu gibi bugün de boyun eğmeyeceğiz.
Baskı ve ihraçlarla arkadaşlarımızı korkutup sindirmeyi düşünenler artık yanıldıklarını çok iyi anladılar. Yalanlarla iftiralarla da hakikatlerin üstü örtülemedi. AKP ‘nin Irkçı milliyetçi ve güvenlikçi politikaları, beka söylemleri, halkları kutuplaştıran, ötekileştiren uygulamaları bizleri ve arkadaşlarımızı emek barış ve demokrasi mücadelesinden alıkoyamadı.

Hukuksuzlukta sınır tanımayan OHAL İnceleme Komisyonu lağvedilsin! 41 aydır işleri ile birlikte yaşamlarına müdahale ettiğiniz arkadaşlarımızı bir an önce işlerine başlatın!
Hakikatler kazanacak, biz kazanacağız, geri döneceğiz! ”

Vazgeçmeyeceğiz Ahparing! Unutmayacağız affetmeyeceğiz, katiller halka hesap verecek!

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, katledilişinin 13. yılında İzmir’de Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde, vurulduğu saatte İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri tarafından anıldı. Anmaya katılan Emek ve Demokrasi Güçleri bileşenleri Hrant için adalet istedi, “Unutmuyoruz affetmiyoruz, Katiller Halka Hesap Verecek” diye haykırdı. Basın açıklamasını Emek ve Demokrasi Güçleri adına Eğitimsen 1 Nolu şube Başkanı Necip Vardal Yaptı. Açıklama sırasında katılımcılar“Faşizme inat kardeşimsin Hrant”, “Katiller halka hesap verecek”, “Hepimiz Hrantız hepimiz Ermeniyiz”, “Yaşasın halkların eşitliği”, ”Yaşasın halkların kardeşliği”, “Faşizme Karşı omuz omuza”sloganlarını attı.
Açıklama şöyle,

“HEPİNİZ ORADAYDINIZ, HEPİNİZ FAİLSİNİZ
Kendisini katıksız biçimde barışa adamış bir insan olan, sevgili dostumuz, kardeşimiz Hrant Dink’in, milliyetçilik hastalığına tutulmuş bir tetikçi tarafından vurularak katledilmesinin üzerinden tam 13 yıl geçti. Ve geçen uzun yıllar boyunca bizim adalet arayışımız sürerken, bu adalet arayışını sekteye uğratmayı amaçlayan yalanlar ve oyalamalar da devam etti.

Hepimiz biliyoruz; Cumhuriyet tarihi, faili meçhul siyasi cinayetlerle ve bu cinayetlerin bitmeyen davalarıyla doludur. Toplu bir cinayet olan Roboski katliamının akabinde dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, “Hiçbir cinayet Ankara’nın karanlık dehlizlerinde kaybolmayacak” demişti. Ancak sonrasında bu katliam için kimsenin yargılanmadığına hep beraber şahit olduk. Hrant Dink cinayetinde de dahli veya kusuru olan bazı kamu görevlileri yargı önüne çıkarılmış olsalar da ‘vur emri’ni kimin verdiğini hâlâ bilmiyoruz. Bu nedenle davanın üstünü örten sis perdesi henüz kalkmış değil. Bugüne dek Hrant Dink cinayetinin sözü edilen o dehlizlerde kaybolmasına izin vermedik. Ancak bir bebekten katil yaratan zihniyetin o dehlizlerde üretildiğini çok iyi biliyoruz.

Dink cinayetinin ardından başlayan yargılama süreci, Türkiye’nin geçmişindeki diğer bütün siyasi cinayetlerin ardından başlayan yargılamalar gibi oldu. Geçtiğimiz Temmuz ayında cinayet sürecinin bilinen, göz önünde olan fail ve planlayıcıları Ogün Samat, Yasin Hayal ve Erhan Tuncel ile birkaç isme daha cezalar verildi. Kasım ayında 100. kez duruşma gerçekleşti. Yargılamanın devam ettiği ilk beş yılda üç-beş tetikçinin ötesine geçilmedi, soruşturma genişletilmedi. “ÖLDÜR” diyenler ise halen yagılanmadı. Cinayette kamu görevlilerinin payını gösteren izlere rağmen, Jandarma, MİT ve Emniyet görevlileri, dava dosyasından uzak tutulmaya çalışıldı. Dink’i düşüncelerini ifade etmesinden dolayı makamlarına çağırarak adeta tehdit edenler, onu hedefe koyanlar korundu, kollandı. İlk günlerde fail olarak “derin devlet” ve “Ergenekon” gösterilirken, bugün organizasyonu yapanın ismi FETÖ’ye dönüştü. Gerçek sorumlular hiçbir şekilde yargılanmadı, onu hedef gösterenler, tehdit edenler cezasız kaldılar. Cinayete adı karışanlardan bazıları terfi ettirildi, ödüllendirildi. AKP iktidarı, o dönemde iktidarda olan sanki kendileri değilmiş ve cinayette hiçbir dahli yokmuş gibi şimdi tüm sorumluluğun Gülen cemaatinde olduğunu söylüyor. Cinayetin arkasındaki güçler açığa çıkarılmadığı gibi, her duruşmada tutuklu sanıkların bir kısmı tahliye ediliyor.

Ne derseniz deyin, ne yaparsanız yapın ama bizi aptal yerine koymayın!
Buradan bir kez daha iktidara sesleniyoruz: Hepiniz oradaydınız, hepiniz failsiniz. Çok iyi biliyoruz ki hepiniz o gün cinayet mahallindeydiniz. Polisinizle, jandarma istihbaratçınızla, valinizle hepiniz oradaydınız. Başta MİT ve Genelkurmay olmak üzere, polis, asker, yargı, bürokrasi, dolayısıyla da tüm bu devlet kurumlarının bağlı olduğu siyasi iktidar, yani AKP iktidarı, Hrant’ın hedef haline getirilmesinde, öldürülmesinde, öldürüldükten sonra ise faillerin üzerinin örtülmesinde doğrudan sorumludur.

Bugün yaşadığımız ülke, her bakımından 13 yıl öncesinin çok gerisinde… Ama en kötüsü, kötülüğün sıradanlaşması sürecinin tamamlanmış olması… Öyle ki, artık adaletten, vicdandan, özgürlükten, barıştan söz etmek suç ve suçluyu övmekle eş anlamlı hale geldi. Faşizmin bin bir yüzünün cirit attığı; muhalif her sesin, cebirle, tehditle, kanun kılığına sokulmuş kararnameler ile susturulmaya çalışıldığı; nefreti ve ayrımcılığı temel alan yeni bir resmi tarihin yazılmaya çalışıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Bu nedenle 13 yıl önce Hrant’ı katleden zihniyeti hayatın her alanında çok daha yaygın ve yoğun olarak görmeye devam ediyoruz.

Hrant Dink gittiğinden beri gökyüzüne uçan ve bir daha geri gelmeyen güvercinleri sayamaz olduk. Ne çoğu yaralandı kanadından kolundan. Barış olsun, hiçbir çocuk yetim kalmasın, öksüzlüğü bilmesin istiyorlardı onlar da. Ateş düşmesin hiçbir yüreğe diyorlardı. Biraz olsun araladığın kanlı kuyu ne çok can çekti içine. Hâlâ bu topraklarda farklı dillerden söylenen türkülerle, birlikte halaya durma umudumuzu yok etmek istiyorlar. İstiyorlar ki, her renk griye dönüşsün, herkes aynı şeyin doğru olduğunu düşünsün; sorgusuz sualsiz her şeye evet desin…

Yüreğinden dökülen barışın, hakikatin, cesaretin ve umudun sesinin ulaştığı herkes seni çok özlüyor sevgili Ahparig.

Ancak herkes çok iyi bilmeli ki, bize miras bıraktığın ve hafızamıza kayıtlanan umudu, hücrelerimizden çıkıp dünyaya açılma imkânını, barış içinde bir arada yaşama ihtimalini yok etmek artık hiçbir şekilde mümkün değil. Bu umut, bu imkân, bu ihtimal, bu bir aradalık aynı zamanda senin bize vasiyetin idi. Bu vasiyete inatla sahip çıkarak her ne pahasına olursa olsun barışın dilini inşa etmeyi sürdüreceğiz. Tıpkı senin gibi, derin bir dünya ve insan sevgisiyle, alçak gönüllülükle, insanın yapma ve yeniden yaratma kudretine inançla, umutla, vicdanla demlendirilmiş bir akılla, eleştirel ve eylemden kopmayan bir düşünme cesaretiyle ve bedel ödemeye hazır bir şekilde, mutlaka ama mutlaka direneceğiz.”

Mess’in dayatmalarına ve baskılarına karşı 130 bin metal işçisi greve hazırlanıyor. Dayanışmayı yükseltelim. Metal işçilerinin yanındayız..

Metal iş kolunda 186 fabrika 130 bin işçi sözleşme döneminde. Metal patronları metal işçilerini düşük ücretle çalıştırmanın yanı sıra 3 yıllık sözleşme, esnek çalışma ve sefalet zammı yapmak istiyor. Metal işçileri temel hakları için mücadele etmek için Mess patronlarına karşı mücadele etmeye kararlılar. Sınıfa karşı sınıf tavrı ile dişe diş mücadele edeceklerini belirten işçiler ekonomik ve sosyal saldırılara karşı daha iyi yaşam için mücadele edeceklerini ve hakları için grev ve direnişe hazırlandıklarını ifade ediyorlar..
İzmir Konak Eski Sümerbank önünde bir araya gelen Birleşik Metal-İş Sendikası üyesi işçiler “İşçilerin birliği sermayeyi yenecek”, “MESS şaşırma sabrımızı taşırma”, “Genel grev genel direniş”, “İşgal grev direniş”,”Açlıktan ölmeyiz biz bu yoldan dönmeyiz”,”Vur vur inlesin Mess dinlesin”,”Şalter duracak elimizde, Mess dize gelecek önümüzde” sloganlarını attı.
İşçilerin eylemine, siyasi parti temsilcileri, CHP İzmir Milletvekili Kani Beko, DİSK Ege Bölge Temsilcisi Memiş Sarı, DİSK’e bağlı Genel-İş şube yöneticileri,kitle örgütlerinden de katılımlar oldu.
Açıklamayı Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu yaptı.
Açıklama şöyle;

MESS’le 7 Ekim günü başlayan toplu sözleşme görüşmeleri 4 aralık günü yapılan toplantı ile sona ermişti. Bunun ardından arabulucuya başvurduk ve arabulucu ile de iki toplantı yapıldı ve bir anlaşma sağlanamadı. Arabulucu raporunu Bakanlığa verdi bugün yarın arabulucu raporu Sendikamıza ulaşacaktır bunun ardından grev süreci başlayacak.

Bugüne kadar 5 görüşme yapmıştık ve 4 aralık günü yapılan son toplantıda MESS bizlere yüzde altı ücret zammı teklif etmişti. Tartışma dahi etmeyeceğimiz bu tekliften sonra bizler de sesimizi yükseltmeye başladık.

Günlerdir çeşitli eylemlerle sesimizi MESS patronlarına duyurmaya çalışıyoruz. Günlerdir, çeşitli yöntemlerle taleplerimizi haykırıyoruz. Bu sesi duyun dedik. Her gün daha da yükselen sesimiz biraz olsun duyulmuş.

MESS’le bugün yeni bir görüşme daha yapıldı. MESS yetkilileri yüzde 6,05 olan ücret zammı tekliflerini bugün yapılan toplantıda ilk 6 ay için %8 e yükseltti. Diğer 6’şar aylar için enflasyon oranında zam öneriyorlar.

Bugün yapılan toplantıda ücret teklifi dışında başka bir maddeye ilişkin teklif vermediler.

MESS’in yeni teklifini kabul etmemiz mümkün değil. Bugün masada kendilerine açıkça belirttik. Bu oranları tartışmayız bile. Birkaç puanlık artışlarla karşımıza gelmeyin. bize metal işçisinin taleplerini karşılayacak bir teklifle gelin, sizden bunu, bekliyoruz.

Sanırız, sesimizi yeterince duyuramadık. Sanırız, kararlılığımızı yeterince anlamadılar. Öyleyse, bize düşen sesimize ses katmak, haklarımız için mücadelede ne kadar kararlı olduğumuzu göstermek. Bunun için ne gerekiyorsa yapmaya hazır olduğumuzu Görecekler.

Her geçen gün greve yaklaşıyoruz. Adım adım greve doğru gidiyoruz. Hazırlıklarımız her bakımdan sürüyor. Dört bir tarafta grev eğitimlerimizi yapıyoruz.

MESS bize sefaleti reva görüyor. MESS bize açlığı ve yoksulluğu dayatıyor. Bu duruma boyun boyun eğeceğimizi sanıyorlarsa yanılırlar.

MESS asgari ücretin iki katından fazla ücret aldığımızı söylüyor. Diyorlar ki, 10 yıllık işçi brüt 6,500 TL alıyor. Sanki brüt ücret rakamlarının hepsi cebimize giriyormuş gibi brüt rakamları açıklıyorlar. Bu işler algı yaratmakla olmaz. Siz ne derseniz deyin. Biz aldığımızı bilmiyor muyuz.

Böylece kamuoyunu yanıltmaya çalışıyor. Hiç kimse onların açıkladığı rakamlara itibar etmeyecektir.

Son asgari ücret artışı ile, ikramiye dahil aldığımız ücret, asgari ücretin yalnızca yüzde 62 üzerinde. Bundan 9 yıl önce Asgari ücretin 2,5 katı ücretimiz vardı. Bu bile, ücretlerimizin nasıl gerilediğini gösteriyor.

Bu sözleşmeyi başarı ile sonuçlandıracağız.Buna herkes inanmalıdır. Bunun gereği neyse onu yerine getireceğiz.

MESS’ten taleplerimizi karşılayacak bir teklif gelmezse, mücadeleyi yükseltmekten, geriye greve gitmekten başka çare kalmıyor. O zamana kadar da eylemlerimizi kararlılıkla ve artırarak sürdüreceğiz.

Taleplerinizde kararlıyız. Haklarımızı almak için ne gerekiyorsa yapacağız. Kazanan biz olacağız Bundan hiç kuşkumuz yok

Kararlılığımızı kimse test etmesin. dün yaptık, yarın da yapmaktan çekinmeyeceğiz.

Hepimize kolay gelsin.

Yaşasın onurlu mücadelemiz!”

Halk İçin Bütçe Demokratik Bir Ülke İstiyoruz.

Ekonomik kriz, işsizlik yoksulluk her geçen gün yaşamımızı daha çok zorlaştırıyor.

İğneden ipliğe devam eden zam yağmuru, eriyen maaşlarımız, artan borçlarımız,kapanan iş yerleri, hacizler toplu intiharlara kadar varan toplumsal çıkmazlara yol açıyor.

Artan vergi yükü kamu emekçilerini, işçileri, emeklileri ve küçük esnafı daha fazla yoksulluğa itiyor.

Yeter artık dur demek için, alanlarda haykırmak için, siyasi iktidara ve kapitalizme karşı haydi mitinge!

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri; Libya Tezkeresi derhal iptal edilmelidir. Dünyanın neresinde olursa olsun savaş politikalarına karşı barış politikalarını savunmaya devam edeceğiz..

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, Libya tezkeresine karşı Disk Ege Bölge Temsilciliğinde basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısına KESK Genel Başkanı Aysun Gezen ve KESK Merkez Yöneticisi Elif Çuhadar  da katıldı. Emek ve Demokrasi Güçleri adına açıklamayı TMMOB il Koordinasyon Kurulu Sekreteri Melih Yalçın okudu.

Açıklama şöyle;

“Türkiye, tarihinin en büyük ekonomik, sosyal ve siyasal krizini yaşamaktadır. AKP hükümeti, gerçekçi olmayan politikalarıyla iç ve dış siyasette çuvallamış, ciddi anlamda bir çıkmaza girmiştir. Her alanda çırpındıkça batan iktidar, çareyi yeni bir savaşta aramaktadır.  Libya’ya asker göndermenin hedeflendiği tezkere geçtiğimiz günlerde Meclisten AKP ve MHP oylarıyla geçti.

Bugüne kadar Suriye ve Irak başta olmak üzere TBMM’den geçirilen onlarca tezkerenin kalıcı bir çözüm üretmediği aksine yeni sorunları da beraberinde getirdiği açıktır. Bununla birlikte iç savaş halindeki Libya‘ya asker gönderme, AKP’nin Türkiye’de iç ve dış politikada yaşanan tıkanmayı aşma çabasından başka bir şey değildir.

“Yurtta barış, dünyada barış” ilkesi ile temelden çelişen bu tür askeri müdahalelerin Türkiye’nin ulusal çıkarlarına değil, AKP’nin daha uzun süre iktidarda kalma amaçlarına hizmet ettiği açıktır. Ayrıca, AKP’nin Suriye ile başlayan, bugün Libya ile sürdürülmek istenen hamlelerinin ülkeyi daha fazla çıkmaza sürüklemesi olasılığı hiç de yabana atılacak cinsten değildir.

Her geçen gün geriye dönülemez tahribatlar yaratan, halkları birbirine düşman eden AKP’nin savaş politikalarının emekçilere, insanlığa ve halklarımıza hiçbir yararı yoktur. Ülkemizin, emekçilerin ihtiyacı yeni tezkereler değil, hızla barışı ve demokrasiyi tesis edecek adımların atılmasıdır.  Libya tezkeresi derhal iptal edilmeli, savaş politikalarında ısrardan vazgeçilmelidir!

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri olarak, Türkiye’yi Libya’da yaşanan iç savaşa taraf olmaya zorlayan her adımın karşısında olduğumuzu belirtiyor, hangi amaçla olursa olsun başka bir ülkeye yönelik her türlü askeri ya da siyasi müdahalenin karşısında olduğumuzun bilinmesini istiyoruz. Yeni bir tuzağa düşmemek için barış, demokrasi ve halkların kardeşliğinden yana olan tüm kesimleri barıştan yana tutum almaya çağırıyoruz.

İktidar güçlerinin uzun süredir can simidi olarak sarıldığı milliyetçilik, din ve mezhep istismarcılığı ve militarizm üstünden yürütülen kara propagandaya karşı, dünyanın neresinde olursa olsun savaş politikaları karşısında barış talebinde ısrar etmeye devam edeceğiz.”

Çocukların Cinsel İstismarının Affı Olmaz.. Yasa Değişikliği Geri Çekilmelidir..

Çocuk yaşta evliliklerin af kapsamına alınmasını içeren  yasa değişikliği  yeniden  meclise gelecek. “Çocukların Cinsel İstismarının Affı Olmaz”  diyen kadınlar  yasa değişikliğinin geri çekilmesini istiyor. İzmir Kadın Platformunun  çağrısıyla kadınlar, Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması ve  el ele tutuşarak zincir eylemi yaptı.

Basın açıklamasına KESK Genel Başkanı Aysun Gezen ve KESK MYK Üyesi Elif Çuhadar da katıldı. Kesk Yöneticisi Elif Çuhadar,  “..Biz kadınlar birleşirsek bu yasayı püskürtürüz. Gücümüzü, örgütlüğümüzü birleşmeden alıyoruz.. ”  dedi ve Kesk’in 11 ocakta İzmir Gündoğdu Meydanında yapacağı “Halk İçin Bütçe Demokratik Bir Türkiye İstiyoruz” mitingine  katılım çağrısı yaptı.

İzmir Kadın Platformunun basın açıklaması şöyle;

“Çocukların Cinsel İstismarının Affı Olmaz!

İktidarın, küçük yaştaki kız çocuklarıyla evlenen erkeklerin istismar suçundan affedilmesine yönelik bir tasarı hazırladığıyla ilgili haberler bir süredir basına yansımaktadır.  Son çıkan haberlere göre AKP tarafından 15 yaş farkının bir kriter olarak benimsenmiş olduğu ve çocuk istismarını meşrulaştıracak bu affın bütçe görüşmeleri tamamlandıktan sonra, Ocak 2020 gibi meclise getirileceği söylenmekte.

AKP, 2016 yılından beri sistematik olarak çocuk yaşta, zorla ve erken evlendirmelerin önünü açacak, çocuk istismarını meşrulaştıracak bu af da dahil, birtakım yasa değişiklikleri ve uygulamaları gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Bu çerçevede, kadın örgütlerinin tüm itirazlarına rağmen 2016 yılında Torba Kanun ile çocukların cinsel istismarına ilişkin cezayı düzenleyen TCK 103. maddesinin 1. ve 2. fıkralarına 12 yaş ayrımı ve 12 yaş altındaki cinsel istismar suçlarına ağırlaştırılmış cezalar getirilmiş, 12 yaş sınırının neye göre belirlendiği ise kamuoyuyla paylaşılmamıştır.

Şu anda getirilmek istenen af, 15 yaş altı kız çocuklarına karşı işlenen cinsel istismar suçundan hüküm giyen failleri de kapsayacaktır. Yani 12 yaşında bir kız çocuğunun 27 yaşındaki bir erkek ile evlendirilmesi durumunda cezasızlık yoluna gidilmek istenmektedir. Bu cezasızlığın çocuk istismarı suçu faillerine cesaret vereceği ve bu suçu teşvik edeceğini öngörüyoruz. Nitekim, Elbistan Ağır Ceza Mahkemesi kendisinden 9 yaş küçük olan 12 yaşındaki kuzenini evlilik görüntüsü altında istismar eden ve olay gerçekleştiği zamanda “kız çocuğunun yaşını bilmediğini” savunan faili beraat ettirmiş ve  Yargıtay da oy çokluğuyla bu kararı onamıştır. “Geleneksel değer yargıları, birlikteliklerin sorunsuz devam etmesi, mağdurun şikayetçi olmaması, ceza verilmesi halinde aile yapısının zarar göreceği” gibi gerekçelerle verilen bu karar, 15 yaş altındaki çocukların cinsel istismarının meşrulaştırılmasının alt yapısının sağlanmaya çalışıldığını göstermektedir. Ayrıca böyle bir af, 2005 yılında kanundan çıkarılan “tecavüzcü ile evlilik durumunda cezasızlık sağlayan” maddenin geri getirilmeye çalışıldığını göstermektedir.

İstismar suçunu evlenme koşullu bir düzenleme ile aklamak çocukların tekrarla istismara maruz bırakılması ve şiddet dolu hayatlara mahkûm edilmesi anlamına gelmektedir. AKP’nin “Affı bir defaya mahsus yapacağız” açıklaması, “Bir kereden bir şey olmaz” zihniyetinin devam ettiğini göstermektedir. Bu düzenlemeyi yapma gerekçesi olarak, küçük yaşta istismar edilmiş ve evlendirilmiş kız çocuklarının, suç olan bu eylemi gerçekleştiren erkeklerin hapse girmesi sonucunda çocuklarıyla birlikte ortada kalmaları ve mağdur olmaları gösterilmektedir.

Çocukları korumakla yükümlü devletin veri dahi paylaşmadan böyle bir gerekçeyle çocukların cinsel istismarını meşrulaştırmaya çalışmasını akıl ve vicdan dışı buluyoruz. İktidara tekrar sesleniyoruz, amaç gerçekten kız çocuklarını korumak ve mağdur olmalarını engellemekse neler yapılabileceğini kadın ve çocuk örgütleri yıllardır haykırmakta!

Faillerin değil, çocukların mağduriyetlerini öncelemek ve dahası önlemek elinizde! İstismarcıları affetmek yerine çocukları koruyacak önlemleri hayata geçirin!

Evlenme ehliyeti olmayan çocuklara imam nikahını kıyan din görevlilerinin, kız çocuklarını çocuk yaşta evlendiren ailelerin ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirmeyerek buna göz yuman kişi ve resmi otoritelerin cezalandırılması, Türk Ceza Kanunu’nda 15 yaş altı çocukların cinsel davranışa rızasının söz konusu olamayacağının açıkça belirtilmesi, erken yaşta ve zorla evlendirmenin suç olarak düzenlenmesi, evlilik yaşının her koşulda 18’e çıkartılması  ve bunların hiçbir boşluk ve yorum farkına yer bırakmayacak şekilde yasalara dahil edilmesi gerekmektedir.

2016’da “tecavüzü meşrulaştıramazsınız”, 2018’de “istismarı affettirmeyiz” diyerek sokakları mücadele alanına çevirerek yasayı geri çektirdik. Bugün tüm Türkiye’de kadınlar olarak yine sokaktayız ve tekrar söylüyoruz “Çocuk istismarının affı olmaz. Daha önce izin vermedik yine izin vermeyiz.”

Son olarak tüm milletvekillerini tasarının yasalaşmaması için gerekeni yapmaya, başta tüm kadınlar olmak üzere basın ve medya kuruluşlarını ve kamuoyunu bu konunun takipçisi olmaya çağırıyoruz! ”

İZMİR KADIN PLATFORMU

Yeni yılınız kutlu olsun; barış sevgi dayanışma paylaşma ortaklaşma güçlensin..

Kanal İstanbul bir kent suçudur.Coğrafi, ekolojik, ekonomik, sosyolojik, kentsel, kültürel, yani yaşamsal bir yıkım ve bir eko- kırım projesi olan Kanal İstanbul projesi iptal edilmelidir!


Kanal İstanbul projesi ÇED raporuna karşı İzmir’de de TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu çağrısıyla itiraz dilekçeleri verildi.
TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu,Kanal İstanbul’un kent suçu olduğunu ifade ederek, projenin iptali için yetkililere çağrıda bulundu
İtiraz süresi 2 Ocak 2020 tarihinde dolacak olan ÇED Raporuna karşı İzmirli’ler de TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu’nun çağrısıyla itirazlarını yükselttiler. İzmirli yurttaşlar ÇED raporuna karşı itiraz etmek için Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü önünde toplandı, burada TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu Dönem Sekreteri Melih Yalçın tarafından bir açıklama yapıldı. Açıklamanın ardından itiraz dilekçeleri yurttaşlar tarafından İzmir Çevre İl Müdürlüğü’ne verildi.

TMMOB İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Yalçın’ın açıklaması şöyle;

“Çok geç olmadan Kanal İstanbul projesinden vazgeçilmelidir!

Son günlerde, İstanbul, Trakya, Marmara Karadeniz için, coğrafi, ekolojik, ekonomik, sosyolojik, kentsel, kültürel, yani yaşamsal bir yıkım ve bir eko- kırım projesi olan Kanal İstanbul ile ilgili hazırlık süreçlerinin hızlandırıldığı görülmektedir.

Bu süreçte, kapsamlı bir çevresel etki değerlendirme raporu hazırlanarak, 23 Aralık 2019 tarihinde İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün Web sayfasında ilan edilmiştir rapor 2 Ocak’a kadar olumlu olumsuz görüşlere sunulmuştur.

TMMOB’a bağlı ilgili odalarca incelenen ÇED Raporuna dayanarak Diyoruz ki;

Bugün İstanbul, içme suyunun %70’ini başka illerden karşılamak zorunda bırakılmış bir şehir iken Cumhurbaşkanı Erdoğan daha yeni “İstanbul susuzluğa doğru yürüyor” demişken, mevcut su kaynaklarımızın yok edilmesi söz konusu bile olamaz.

Kuzey ormanlarını, meraları, tarım alanlarını, tüm hassas ekosistemleri yok edecek bu proje savunulamaz.

Üç aktif fay hattının geçtiği bölgeye nüfusu yapılaşma baskısı yükleyerek afet riskini arttıran bu projeyi kabul etmiyoruz

Kentin tüm Kuzey bölgesini ve hassas ekosistemlerini, kentsel, arkeolojik ve doğal sit alanlarını baskısı altına alacak bu projeyi kuvvetle reddediyoruz

– sosyolojik etkileri çok güçlü olacak, bölgede yerinden edilmelere yol açacak, halkın yaşam kalitesini ve ekonomisini derinden sarsacak, yaşam ve su hakkını elinden alacak bu projenin, Anayasanın 56 maddesine aykırı olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.

– İstanbul Boğazı’nda sağlanamayan geçiş güvenliğinin Kanal İstanbul’da sağlanmasının mümkün olmadığını iddia ediyoruz.

– İstanbul’un Kent Anayasası olan ve 2009 tarihinde onaylanan 1/100.000 İstanbul Çevre Düzeni Planı’nın genel planlama ilkelerine ve esaslarına aykırı olan, planlara sonradan işlenen ve plan ana kararlarıyla çelişen Kanal İstanbul projesi, İstanbul’un üst ölçekli planında hukuken yer alması mümkün olmayan bir projedir ve bu özelliğiyle yok hükmündedir diyoruz.

1600 sayfalık ÇED Raporu okunup incelendiğinde, bunun çevresel etkileri değerlendiren bir rapor olmadığı, bir tür proje tanıtım raporu olduğu açıkça anlaşılmaktadır.

Sonuç olarak;

TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu olarak, Kanal İstanbul projesinin gerçekleştirilmesi halinde sadece İstanbul ilgilendiren bir kent suçu olmayacağını, denizlerimize, su havzalarımıza, tarım, mera, orman alanlarımıza, hassas koruma alanlarımıza, arkeolojk alanlarımıza, doğal ve kentsel sit alanlarımıza, su ve yaşam hakkımıza müdahale eden ve telafisi imkansız tahribatlar yaratmasının kaçınılmaz olduğunu belirtiyor, projeyi reddediyoruz ve tüm ilgili kurum ve kuruluşları sorumlu davranmaya davet ediyoruz.30.12.2019
TMMOB İzmir İl koordinasyon Kurulu”

Sekiz yıl önce, 34 can bombalanarak öldürüldü. Hiç kimse yargılanmadı, ceza almadı..Ama öldürülenlerin yakınları yargılandı..Burjuva hukuku egemenlerin silahlı güçlerine değil işçilere,emekçilere, kürtlere, kapitalist düzenin muhaliflerine uygulanıyor, burjuva devlet uygulaması bile değil..burjuva hukuk ve adalet bile yok..umutsuzluk yok..bir gün emekçiler iktidar olacak..


Roboski Katliamı’nın 8. yılında Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri basın açıklaması yaptı.
Basın açıklamasını TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Melih Yalçın yaptı.Yalçın açıklamasında;
“Bütün soruşturmalar kapatıldı. Katliama ilişkin Uludere Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan ve daha sonra Genelkurmay Askeri Savcılığına gönderilen dosya hakkında takipsizlik kararı verildi. Anayasa Mahkemesine taşınan dosya eksik evrak gerekçesiyle reddedildi. Bunun üzerine 281 başvurucu ile dosya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşındı. AİHM ise yaklaşık 2 yıl boyunca beklettiği dosya başvurusunu ‘iç hukuk yolları tüketilmedi’ gerekçesiyle reddetti.. Bunun üzerine 281 başvurucu ile dosya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşındı. AİHM ise yaklaşık 2 yıl boyunca beklettiği dosya başvurusunu ‘iç hukuk yolları tüketilmedi’ gerekçesiyle reddetti”
“‘Roboski Katliamı insanlığa karşı suçtur ve insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı yoktur’ diyen Yalçın, “Devlet biliyordu Şırnak’ta fabrikaların olmadığını, biliyordu iş ve işçilik kelimesinin bölgede sadece bir kavram olduğunu, biliyordu halkın geçim kaynağını ve biliyordu bu halkın kaçakçılık yaptığını . herkesin bilmesine rağmen o gece kaçağa giden canların üzerine bombalar yağdı, paramparça edildi 34 canın bedeni, hayaller, umutları”
“Katliamla ilgili bütün dosyaların açılmasını ve gerçeklerin ortaya çıkmasını istediklerini” belirterek, “Bu davanın peşini bırakmayacağız ve Roboski için adalet demeye her koşulda devam edeceğiz. Unutmadık, unutturmayacağız” dedi.

Basın açıklamasın ardından Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir Milletvekilleri Serpil Kemalbay ve Murat Çepnin de aramızda olduğu belirtildi.Söz verilen Halkların Demokratik Partisi İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay “Acılarımız ilk günkü kadar sıcak. Bugüne kadar adalet sağlanmadı. Ne askeri ne de siyasi sorumlulular hesap vermedi. Ölen çocuklar Türkiye Cumhuriyet’i vatandaşı. Bu çocuklar yaşam mücadelesi vermek üzere o sınırda bulunuyorlardı. Bu çocuklara karşı sorumluluğu olan Türkiye Cumhuriyeti devletiydi. Biz ne yazık ki tarihte olduğu gibi bir kez daha katliam ile karşılaştık ve bir kez daha bu katliam ile yüzleşilmedi. Hukuk önünde hesabı verilmedi”
“Mücadelemiz sorumlular bulununcaya kadar, bu suçu siyasi ve askeri olarak işleyenler hukuk ve Türkiye halkları olarak bizler bu katliamlar ile yüzleşinceye kadar devam edecektir. Mücadelemiz halkarın birlikte barış içerisinde özgürce yaşaması için. Sürdürülen savaşa politikalarına karşı barışı savunmamız bunun için. Eğer bir gün Roboski’yi hukuk önünde açığa çıkartabilirsek, Roboski ile yüzleşebilirsek inanıyoruz ki Türkiye’de yaşam hakkını da doğamızı da kadınları da koruyabileceğiz” dedi.