Kadın Emeği, Direniş ve Dayanışma: DİGEL  İşçileri 293 Gündür Ayakta İzmir Kadın Platformu’ndan DİGEL Direnişine Destek “Gücümüz Birbirimizde, Gücümüz Dayanışmamızda”

Türkiye’de emeğin, özellikle de kadın emeğinin görünmeyen yüzü, Gaziemir Ege Serbest Bölge’de 293 gündür süren DİGEL Tekstil işçilerinin direnişiyle bir kez daha açığa çıktı. Alman sermayesiyle çalışan DİGEL fabrikasında sendikalaşmak istedikleri için işten atılan kadın ve erkek işçiler, bir yıla yakın süredir Gaziemir Serbest Bölge önünde nöbetteler. Onların mücadelesi yalnızca insanca bir iş, ücret değil, onurlu bir yaşam ve çalışma mücadelesi.

İzmir Kadın Platformu direniş alanını ziyaret etti. Kadın işçilerle kurdukları dayanışmayı güçlendirmek, emekçi kadınların seslerini gürleştirmek ve destek vermek üzere direniş alanına geldiler.  Yaklaşmakta olan 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü öncesinde, şiddetin biçimlerinden olan sözlü, fiziki ve ruhsal tacize karşı bu haklı direnişle dayanışmak amacıyla yapılan ziyaret, direnişin sadece ekonomik değil, aynı zamanda siyasal ve toplumsal bir mücadelenin bir parçası olduğunu bir kez daha gösterdi.

TEKSİF Sendikası temsilcisi anlatıyor:

Bir takım elbise 1.500 Euro, bir kadın işçi ücreti 25 bin TL.

DİGEL’de üretilen takım elbiseler Avrupa vitrinlerinde binlerce euroya satılırken, bu ürünleri diken kadın işçiler asgari ücrete dahi ulaşamayan maaşlarla geçinmeye çalışıyor. İşçiler, “Bir takım elbise 1.500 euro, ama biz evimize bir kilo kıyma götürmekte zorlanıyoruz” diyorlar.

Bu çelişki, sadece DİGEL’e özgü değil; Türkiye’nin ihracata dayalı “ucuz emek cenneti” modelinin somut bir örneği. Kadın emeği, düşük ücretin ve güvencesizliğin taşıyıcısı haline getirilmiş durumda. Üstelik sömürü yalnızca ekonomik değil: taciz, mobbing, ayrımcılık ve beden politikaları da bu sömürünün ayrılmaz parçası.

Taciz, mobbing ve kadın düşmanlığı: “Hamile kalınca aşağılandık” diyor kadın işçiler.

Kadın işçiler, çalışma koşullarını anlatırken yalnızca düşük ücretleri değil, insanlık dışı uygulamaları da dile getirdi. Hamile kalan kadınlara “ultrason raporu getir, bebeğin keseye düştüğünü görelim” diyebilen insan kaynakları müdürlükleri, tacizci yöneticiler, baskı ve yıldırma politikaları…

Bir kadın işçi, yaşadığı tacizi ilk kez Evrensel Gazetesi’nin canlı yayınında anlatmış:

“Utandım, korktum, sustum. Ama sonra fark ettim ki sustukça o büyüyor. Şimdi sesimi çıkarıyorum çünkü yalnız değilim.”

Bu sözler, sermayenin fabrikalarda kurduğu sömürü düzeniyle patriyarkanın kadın bedeni üzerindeki tahakkümünün nasıl iç içe geçtiğini gözler önüne seriyor. Kadınlar, hem üretim alanında emek sömürüsüne, hem de erkek egemen zihniyetin sistematik şiddetine karşı direniyorlar.

“Bir yıldır buradayız çünkü onurumuzu satmadık”

Direnişteki kadınlar, “Biz pastadaki paydan bir çilek istedik, onu bile çok gördüler” diyerek işverenin kibirini özetliyor. İşçilerin talebi açık: Sendikal haklarına saygı duyulması, işten atılanların geri alınması ve taciz, mobbing gibi uygulamalara son verilmesi.

Fakat işveren, direnişi bastırmak için çeşitli yollar denemiş. İşçilerin ifadesiyle, “bizi yıldırmak istediler, ama biz geri adım atmadık.”

Kadın işçilerden biri şöyle diyor:

“Bir yıldır buradayız çünkü onurumuzu satmadık. Biz sadece emeğimizin karşılığını istedik, ama anladık ki bu sistemde en büyük suç, hakkını istemek.”

Kadın dayanışması büyüyor: “Bu direniş hepimizin”

İzmir Kadın Platformu’nun ziyareti, kadın mücadelesinin sınıf mücadelesiyle nasıl birleştiğini gösterdi. Platform temsilcileri, işçilerin yaşadıklarının tesadüf olmadığını, AKP iktidarının kadın emeğini ucuzlaştıran ve baskılayan politikalarının bir sonucu olduğunu vurguladı:

“Evde bakım emeğiyle, işyerinde düşük ücretle, sokakta şiddetle karşı karşıyayız. Kadın emeğine dönük bu çok katmanlı sömürü sistematik.  Ama DİGEL işçilerinin direnişi bize umut veriyor: Direnen kadın işçiler yalnız değil.”

İzmir Kadın Platformu, tüm bileşenlerini 25 Kasım eylemlerinde DİGEL işçilerini yürüyüş ve basın açıklamalarına, direnişini kadın mücadelesinin bir parçası olarak sahiplenmeye çağırdı.

Direniş Meclis’e de taşındı: Sessizliği yıkan bir mücadele

DİGEL işçileri, mücadelelerini Meclis gündemine taşımayı da başardı. TBMM Kadın Komisyonu ve milletvekilleriyle yapılan görüşmelerde işçilerin talepleri dinlendi; AKP ve MHP dışında tüm partiler destek verdi. Mecliste özel bir komisyon kuruldu ve önümüzdeki günlerde milletvekillerinin fabrikayı ziyaret etmesi bekleniyor.

Bu gelişme, direnişin yerel bir işyeri mücadelesinden ulusal bir politik meseleye dönüşmeye başladığını gösteriyor. Çünkü DİGEL sadece bir fabrika değil; Türkiye’deki yüzlerce tekstil atölyesinin bir modeli.

Sınıfın uluslararası sesi: Dayanışma Almanya’ya taşınacak.

Direnişin bir sonraki adımı, mücadelenin uluslararası alana taşınması.  Almanya’daki sendikalar ve dayanışma ağlarıyla birlikte, DİGEL’in merkez ofisi önünde eylemler planlanıyor. İşçiler, “Bizim emeğimizle zenginleşenler bu sesi duymak zorunda kalacak” diyor.

Bu plan, Türkiye’deki işçi direnişlerinin uluslararası dayanışma ekseninde yeniden örgütlenebileceğini gösteriyor. Kapitalizm küreselse, emek direnişi de öyle olmalı.

Patriyarka ve kapitalizm: Aynı zincirin halkaları

DİGEL direnişi, yalnızca bir işçi direnişi değil; aynı zamanda patriyarkal kapitalizmin kadın emeğini nasıl disipline ettiğinin de açık örneği. Kadınlar, hem üretim sürecinde değersizleştiriliyor hem de erkek egemen mekanizmalar ve anlayış içerisinde denetleniyor.

Patronlar için bu, “itaat eden işgücü” anlamına geliyor; devlet için ise kapitalist kalkınma modelinin sessiz temeli.

Bu yüzden kadın işçilerin direnişi, yalnızca patrona değil, aynı zamanda erkek egemen kapitalist düzene karşı bir başkaldırı anlamı taşıyor.

Kadın işçilerin sesi: “Dayanışmayla kazanacağız”

Ziyaretin sonunda kadın işçiler, İzmir Kadın Platformu üyeleriyle birlikte fabrikanın önünde halay çekti, sloganlar attı:

“Yaşasın kadın dayanışması!”, “Direne direne kazanacağız!”

Bir kadın işçi son sözü aldı:

“Biz buraya pes etmeye değil, kazanmaya geldik. 293 gündür buradayız, çünkü yalnız olmadığımızı biliyoruz. Kadın kadının yoldaşı oldukça, biz bu düzeni sarsarız.”

Sonuç: Kadın emeği mücadelesinin yeni eşiği

DİGEL işçilerinin direnişi, kapitalist sömürü düzeni ile patriyarkal tahakkümün iç içe geçtiği Türkiye’de, kadın işçi hareketinin yeni bir eşiğe geldiğini gösteriyor. Bu direniş, “kadın sorunu”nu toplumsal bir çelişkinin kalbine yerleştiriyor:

Kadınlar yalnızca haklarını değil, kendi özneliklerini, onurlarını ve var oluşlarını savunuyorlar.

Ve her geçen gün büyüyen bu dayanışma, şu gerçeği yeniden hatırlatıyor:

“Gücümüz birbirimizde, gücümüz dayanışmamızda.”

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.