Emek, barış ve demokrasi güçleri kazanacak!

Faşist-gerici siyasi örgütlerin,faşist diktatörlüğün katliamlarına,silahlarına bombalarına, barbarlığınıza,vahşi

katliamlarınıza  boyun eğmeyeceğiz.

Özgürlüğü,demokrasiyi,emeği, sosyalizmi ve barışı  savunmayı sürdüreceğiz!

Emek, barış ve demokrasi güçleri kazanacak!

Üzgünüz, Öfkeliyiz, Yastayız ve İsyandayız!

ÖLEN ARKADAŞLARIMIZI ANMAK, FAŞİST KATLİAMI PROTESTO ETMEK İÇİN YARINDAN İTİBAREN

YASTAYIZ/12-13 EKİM GÜNLERİ BÜTÜN TÜRKİYE’DE GREVDEYİZ!

Bugün Ankara’da Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi için toplanmıştık.

Türkiye’nin dört bir yanından gelmiştik.

Emek, Barış, Demokrasi taleplerimizi haykırmak için gelmiştik.

İşçilerin, kamu çalışanlarının, işsizlerin, yoksulların, mağdurların sesini duyurmak için gelmiştik.

“Savaşa İnat Barış Hemen Şimdi!” demek için gelmiştik.

Saray’ın saltanatı uğruna aylardır kan dökenlere “Dur!” demek için gelmiştik.

Savaşa karşı barışı; baskı, şiddet ve zora karşı özgürlükleri ve demokrasiyi; yolsuzluğa, hırsızlığa ve sömürüye karşı emeğin mücadelesini hep birlikte yükseltmek için gelmiştik.

Başvurusu Ankara Valiliği’ne yapılmış (ve Valilikçe uygun görülmüş), bütünüyle barışçıl bir miting için gelmiştik.

Türkülerimizle, halaylarımızla, pankartlarımızla, sloganlarımızla ve coşkuyla miting alanına yürüyüşümüz başlarken patlattılar bombaları.

Türkiye’nin göbeğinde, Ankara Garı’nın, binlerce polisin gözü önünde patlattılar.

Şu ana kadar belirlenebilen seksen altı kardeşimiz hayatını kaybetti, yüzlerce kardeşimiz yaralandı.

Üzgünüz, Öfkeliyiz, Yastayız ve İsyandayız!

Hiç kimse bize bu katliamın faili meçhul olduğunu söylemesin.

Bombaları tanıyoruz.

18 Mayıs’ta Adana ve Mersin’deki, 5 Haziran’da Diyarbakır’daki, 20 Temmuz’da Suruçtaki patlamalardan tanıyoruz; “aynı seriden” olduğunu biliyoruz.

Katilleri tanıyoruz.

Katiller; diktatörlük hevesleri 7 Haziran seçimlerinde kursaklarında kalanlardır.

Katiller; 400 vekil alamadıkları için ülkeyi iç savaşa sürükleyenlerdir.

Katiller; yarattıkları terör ve dehşetin korkusuyla 1 Kasım seçimlerinden galip çıkmaya çalışanlardır.

Katiller; aylardır AKrep’lerle, TOMA’larla, tanklarla, toplarla ülkeyi kan gölüne çevirenlerdir.

Amaçlarını biliyoruz.

Amaçları; bizi korkutarak, bizi yıldırarak, bizi sindirerek on üç yıllık zulüm ve hırsızlık düzenlerini sürdürmeye çalışmaktır.

Amaçları; Gezi İsyanı’ndan bu yana diktatörlüğe karşı direnen milyonlarca yurttaşın iradesini kırmaktır.

Amaçları; halkın iradesine rağmen KaçAK Saray’daki iktidarlarını devam ettirmeye çalışmaktır.

Emek, Barış ve Demokrasi Mitingimiz kana bulayanlara sesleniyoruz:

BÜTÜN VAHŞETİNİZE, BÜTÜN ŞİDDETİNİZE, BÜTÜN KATLİAMLARINIZA RAĞMEN EŞİT, ÖZGÜR, DEMOKRATİK BİR ÜLKEDE BİR ARADA YAŞAMI VE BARIŞI SAVUNMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ!

Bizi korkutmaya, bizi yıldırmaya, bizi sindirmeye çalışanlara sesleniyoruz:

KORKMAYACAĞIZ, YILMAYACAĞIZ, UNUTMAYACAĞIZ VE AFFETMEYECEĞİZ!

DÖKTÜĞÜNÜZ KANDA BOĞULACAKSINIZ!

Ölen Arkadaşlarımızı Anmak, Faşist Katliamı Protesto Etmek İçin Yarından İtibaren Üç Gün Yastayız/12-13 Ekim Pazartesi-Salı Günleri Bütün Türkiye’de Grevdeyiz!

Bütün Sendikaları, Bütün Meslek Örgütlerini, Bütün Siyasi Partileri, Örgütlü-Örgütsüz, Hangi Sendikanın Üyesi Olursa Olsun Bütün İşçileri-Bütün Kamu Çalışanlarını, İnsanlığa Sahip Çıkan Bütün Yurttaşlarımızı Katılmaya Çağırıyoruz!

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği

Türk Tabipleri Birliği

SF Deri işçilerinin Direnişi 87.Gününü Doldurdu

SF Deri işçilerinin Direnişi 87.Gününü Doldurdu

İşçiler ve Emekçiler Direnen İşçilerin Yanında Olmalıdır

İzmir SF Leather Deri ve Tekstil Konfeksiyon San.ve Tic.Ltd.Şti’  İşçilerinin Deriteks Sendikasında örgütlenmeye başlamasıyla işten atmalar sonrası başlayan direniş 87. gününü doldurdu. DERİTESK Sendikası’nın örgütlenme çalışması yürüttüğü SF Deri’de 200 işçi; SF Konfeksiyon’da 200 işçi kötü koşullarda, düşük ücretlerle çalışıyor. Deriteks her iki işyerinde de örgütlenme çalışması yürütüyor.

SF Leather Deri, Uluslararası Mulberry, Lancel, Je Porte Mon Bebe, Haremligue, Michael Corse firmalarına kadın ve erkek çantası, cüzdan gibi malzemeler üretiyor. İşçilerin ürettiği çantaları  Mulberry  firması  en düşük 3-4 bin TL’sına pazara sunuyor.

İşveren SF Leather Sendikal  Hak ve Özgürlüklere Saldırıyor.

İşçilerin Deriteks Sendikasında örgütlenmesini hazmedemeyen işveren 14 sendika üyesini 25-26 Mart tarihlerinde işten çıkarmıştı.  Fabrikada çalışmaya devam eden diğer sendika üyelerine baskı uygulamaya ve sendikadan istifa ettirmeye çalıştı. Geçtiğimiz 87 gün içerisinde Deriteks Sendikası İzmir Şubesi defalarca İşverene, sendikalaşmanın İşçilerin yasal hakkı olduğunu belirtti. İşverene bu hakka saygı duyma ve atılan işçileri geri alma çağrısını yineledi. İşten çıkarılan işçilerin direnme hakkını kullanmalarına tahammül gösteremeyen SF Leather Deri yönetimi işçilerin temel hak ve özgürlüklerini; örgütlenme özgürlüğünü ve ifade etme özgürlüklerini yok saydı.

SF Leather Deri’nin Patronlarından Biri İşçi Sınıfının Tanıdığı Bir İsim

SF Deri’nin ortaklarından birisi İzmir Basma Fabrikası’nın sahibi Frederic Giraud’dur. İzmir’in en eski Levanten ailelerinden biri olan Giraud’lar, Koç ailesinin dünürüdür. İzmir Basma Fabrikası’nın 2000’li yılların başında kapanmasının ardından, işçilere yıllarca kıdem tazminatları ödenmemiş ve işçiler ücret ve tazminatlarını mücadele sonucunda alabilmişlerdi.

İşçilerin Niçin Sendikalaşıyor?

SF Leather Deri’de işçiler yoğun  ve uzun çalışma saatlerine karşın düşük ücret almakta. Fazla mesai ve hafta sonu mesaisi yaparak düşük ücretleri yükseltmeye çalışıyorlar; böylelikle mesailerle oniki saate kadar uzayan günlük iş saatleri arasında, yemeklerin yetersizliği neredeyse aç çalışmalarına yol açıyor;‘’ramazan paketi” dışında hiçbir yardım ya da sosyal hakta almıyorlar. Ayrıca işçiler, yöneticilerin işçilere yönelik  yaklaşım ve davranışları (hakaret, azarlama) vb. uygulamaların kaldırılması ve işverenle toplu sözleşme masasına oturarak çalışma koşullarının yeniden düzenlenmesi için  mücadele ediyorlar.

Din ve İnanç Özgürlüğü Yok Sayıldı

SF Deride  kadın işçilerin başörtüsü takması yasak. İşçilerin sendikal örgütlüğe yönelmeleri ve mücadelelerinin kazanımı ile kadın işçilere başörtüsü yasağı kaldırıldı. İşveren işçilerle yaptığı toplantıda inanç özgürlüğüne saygılı olacağını açıkladı. Ayrıca bir oda, ibadet yeri (mescit) olarak düzenlendi. Yemeklerde iyileştirmeye yapıldı.

SF Deri Patronları İşçilere ve Sendika Yönetimine Hukuk Dışı Uygulamalarla Baskı Uyguluyor

SF Leather Deri işçilere ve sendika yönetimine haksız rekabete dair yasa hükümlerini ihlal ettikleri ve bu nedenle zarara uğradıklarını iddia ederek 300 bin lira tazminat talebiyle dava açmıştır. Nitekim 26.05.2015 tarihinde direnen işçilerin beklemekte olduğu kamuya ait Serbest Bölge girişinde  bulunan pankarta İcra Memurunca el konulmuş  ve  2. Asliye Ticaret Mahkemesi Hakimliği 25.05.2015 tarihinde tensiben vermiş olduğu ihtiyati tedbire dair kararı, işçilere ve sendika başkanına  tebliğ etmiştir.

Sendika Üretici bir Firma mı ?

Sendika  haksız rekabetin unsuru olamaz. Sendika Deri ve konfeksiyon alanında üretici bir firma değildir. Deri konfeksiyon sektöründeki rekabetin tarafı da değildir. Deriteks İzmir Şubesi Yöneticileri ve Sendika üyeleri, uluslararası sözleşmeler ve yasalar çerçevesinde örgütlenme haklarını kullanmıştır. Ulusal ve uluslar arası yasalar çerçevesinde yürütülen sendikal faaliyetin, “deri çanta imalatı sektöründe” işverenler arasında gerçekleşen rekabete bir etkisinin bulunması söz konusu bileolamaz..

İşverenin Talebi ile Mahkemenin Kararını Hukuka Aykırı Buluyoruz.

Mahkemenin kararı hukuka aykırıdır ve sendikaların sınıf içerisinde örgütlenmesini ve  faaliyetini yasaklamaktadır.

Kararda; ‘‘..organizasyon ve üretim bilgilerini, çalışanlara ilişkin politikalarını müşterilerinin ticari unvan ve markalarını, afiş, pankart, yazı ve internet ortamında kullanmalarının engellenmesi için bu tür yazı, görsel,haber ve yorum içeren;

a-)Afişlerin asılmasının, toplantı ve gösterilerde kullanılmasının,

b-)internet ve sosyal medyada paylaşmalarının, ‘’ önlenmesine diyor. Sendikalar Yasası ‘‘çalışma ilişkilerinde ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerin korunması ve geliştirilmesi için’’ esasları düzenlemekte ve işçilerin haklarının ilerletilmesinde ve çıkarlarının savunulması görevini  içermektedir.  Bu karar ile “şirketin organizasyon ve üretim bilgileri” ile “çalışanlara ilişkin politikaları” konularının afiş, pankart, yazı, internet paylaşımı, haber ve yorum yapılamaz duruma getirilmektedir. Sendikal faaliyet uluslararası sözleşmeler ve ulusal yasalara aykırı bir şekilde  yasaklanmaktadır. SF deri’nin ‘’organizasyonu ve üretim bilgileri’’ ve ‘’çalışan politikaları’’ doğrudan sendikanın ulusal ve uluslararası yasalarca belirlenmiş çalışma alanına girmektedir. Sendikanın işverenin çalışanlara ilişkin politikalarını eleştirmek, kamuoyuyla paylaşmak, işçilerin lehine değiştirmek için faaliyet yürütmesi, işçilerin haklarının korunması, ve pazarlık konusu yapması  asli göreviyken, kararın kapsamı düşünüldüğünde   sendikal faaliyetin yasaklanması söz konusudur. Karar bu yönüyle de hukuka aykırıdır. .

Sendikal faaliyet Ulusal ve Uluslararası yasalarca; ILO’nun 87 ve 98. Maddeleri ve Anayasa hükümlerince güvence altına alınmıştır.

Mulberry Markasının Çalışma Yaşamı Kriterleri

SF Deri’nin  ürettiği çantaları satan Mulberyy firması da kurumsal ve sosyal sorumluluk politikaları gereği, işçilerin özgür bir şekilde sendikalara üye olmalarının ve toplu pazarlık özgürlüklerinin tanınması gerektiğini savunmaktadır.

“1‐ Örgütlenme Özgürlüğü ve Çalışanların Temsili

Tedarikçilerin çalışanların istedikleri bir derneği kurma ya da katılmalarına ve çalışanların haklarına saygı duymaları gerekir (işçi konseyleri, sendika veya işçi birlikleri gibi). Örgütlenme özgürlüğü ve toplu pazarlık haklarının kanunen kısıtlandığı durumlarda işveren bağımsız, özgürce gelişebilecek toplu pazarlığa engel olmamalı, bunu kolaylaştırmalıdır. İşçi temsilcilerinin işyerinde görevlerini yerinegetirme imkânları vardır ve bu nedenle ayrımcılığa maruz bırakılamazlar.

2‐ Ayrımcılık yapılamaz

İşe alım sürecinde; ırk, kast, milliyet, din, yaş, engellilik, cinsiyet, medeni durum, cinsel yönelim, sendika veya siyasi üyelik, eğitime erişim, terfi, işten ayrılma konularında ayrımcılık yapılamaz.”

Firmanın açıkladığı kriterlerden başlıcaları  bunlardır. SF Leather Deri aynı zamanda müşterisi Mulberyy markasının işçilere yönelik kriterlerine de uymamaktadır.

Deriteks İzmir Şubesi ve işçiler de SF Deride’ki  tüm faaliyetlerini  yasal  ve meşru güvencelerini hatırlatmak ve SF Deri’yi  işçilerin yasal  haklarına uymaya davet etmek istemektedir. Firmanın mal sattığı şirketlerin kriterlerine uygun davranmasını istemek ve işten attığı işçilerin geri almasını ve iş yaşamını sürdüren işçilerin üzerindeki baskıların ve sendikal örgütlenme özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılmasını talep etmektedir.

Demokratik  Hakların Kullanılması Yasaklanamaz

Deritekas İzmir Şubesi’nin sendikalı olan işçilerin işten çıkarılmasına, çalışan işçilere baskı uygulanmasına karşı demokratik barışçıl tepkilerini göstermeleri, pankart açmaları, basın açıklaması yapmaları, sosyal medyada paylaşmaları, sendikal faaliyetin ve temel hak ve özgürlüklerini kullanmalarının bir biçimidir. Mahkemenin pankarta icra  yoluyla el koyması, sosyal medyada ve internette paylaşmalarını yasaklaması aynı zamanda temel hak ve özgürlüklerinin yasaklanması ve kısıtlanması ya da hakların uygulanmasının engellenmesi anlamına gelmektedir.

İşveren ve yargı düşünce ve ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, işçilerin toplu pazarlık haklarının engellenmesi yönündeki hak ihlallerini durdurmalı ve evrensel hukuk ilkelerinin gereğini yapmalıdır.

İşçiler, Emekçiler, Sendikalar, Meslek Örgütleri,  Emekten  Yana Tüm Örgütler  SF Deri İşçilerini Yalnız Bırakmayacaktır. GÜN DAYANIŞMA ve HAKLARIMIZA SAHİP ÇIKMA GÜNÜDÜR.

SF Leather Deri’nin düşük ücretlerle çalıştırmave ücret köleliğine karşı Deriteks İzmir Şubesinde örgütlenmeye çalışan ve işverenin ağır politikalarıyla karşı karşıya kalan işçilerin davası hepimizin, tüm işçilerin, emekçilerin davasıdır. Eğer SF Deri işçisi kazanırsa, tüm emekçiler kazanacak!

İşten atılmalara, sendikasızlaştırmaya, asgari ücret köleliğine, sendikal hakların, ifade ve düşünce özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yapma hakkının, örgütlenme özgürlüğünün sosyal medya ve internet paylaşımlarının yasaklanmasına karşı ve tüm  iş kazaları ve işçi cinayetlerine, sömürüye ve baskıya karşı SF deri işçileriyle dayanışmaya!

Yaşasın Emekçilerin Sınıf  Dayanışması!

20.06.2015

İmece-Der

 

İşte Deniz, Yusuf, Hüseyin

Ölülerimiz .İşte Deniz, Yusuf, Hüseyin

Bağımsızlık,demokrasi ve sosyalizm fidanları

Emperyalizmin, faşizmin işbirlikçileri kuşatmış çeveresini

Sehpadalar

Boyunlarında faşizmin ipi

Ve Onlar son nefeslerinde

Yırtıyor inançları  hançerelerini

haykırıyorlar..

”Kahrolsun faşizm, kahrolsun emperyalizm

Yaşasın işçiler köylüler ve devrimciler”

Onlar devrim ve sosyalizm mücadelesinin

Onurun bekçisi

Direnmenin..

Üniversitelerde, kampüslerde

Beyazıtta, Kızılayda, Cumhuriyet meydanlarında, alanlarda

Zapsuyunda

Fabrikalarda,atelyelerde

Grevlerede,direnişlerde

Toprak işgallerinde

Üreticilerin eylemlerinde

Köy meydanlarında,

Miting alanlarında,

Yürüdükleri gibi

Omuz omuza

Emperyalizme ve faşizme karşı

Sonsuzluğa yürüdüler

Devrim ve sosyalizm mücadelesinin kızıl gelinliğiyle…

İşçiler,yoksul köylüler, tüm emekçiler , gençlik

Yürüyorlar elele….

Kahrolsun faşizm…

Yaşasın devrim ve sosyalizm mücadelemiz…

ANIYORUZ..

 

ANIYORUZ..

1976 yılında Milliyetçi Cephe(MC) hükümeti döneminde öğrencilere yönelik saldırılar artmıştı.

Hakan Yurdakuler Siyasi Bilimler Fakültesi (SBF)  öğrencisiydi. Faşistlerin 8 Nisan 1976 tarihinde

SBF’ne silahlı saldırısı sonucu öldürüldü. İki öğrenci de yaralanmıştı. Hakan Yurdakuler’in

katledilmesi üzerine aynı gün öğrenciler Kurtuluş’a doğru yürüyüşe geçti, Hacettepe Köprüsü

altına mevzilenmiş polisler kitlenin üzerine yaylım ateşi açtılar. Açılan ateş sonucu devrimci öğrenciler

Burhan Barın ve Eşari Oran  yaşamını yitirdi.  En az, 50 kişi yaralanmıştı.

Onları saygıyla anıyoruz. Unutmadık..

Kahrolsun Faşizm..

Halil Sekan Öz Ölümsüzdür

Değerli öğretmenlerimizin onuru ve kişiliğine saldıranlar onur abidelerinin karşısında

her zaman ezilecek ve değersizlikleri ile tarihin çöp sepetine atılacaklar..

Çürümüş düzenin direnç çiçekleri ve onurlu öğretmenleri hiç unutulmayacak..

Yaşarken öğrettikleri kadar, ölümsüzleşirken de öğretmeye devam ediyorlar.

Onların öğrencileri de onların onurlu ve dirençli yolundan gidecek..Ülkemizin

sömürülen, ezilen halkı onurlu öğretmenlerini unutmayacak..

Halil Serkan Öz  hep yaşayacak ve yaşatacaktır..

Halil Sekan Öz Ölümsüzdür..

Yalova Valisi istifa etmelidir.

Kahrolsun faşizm.

Yaşasın mücadelemiz !

MUAMMER BULUT

MUAMMER  BULUT

Yoksul bir ailenin çocuğu olarak Manisa’da dünyaya geldi. Devrimci yaşamına 1975 yıllında  başladı.  Proleter devrimci hareketin  saflarında mücadele etti. Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği  üyesiydi.  Faşizmin saldırılarının yoğunlaştığı dönemde, emperyalizme ve faşizme karşı mücadelenin örgütlenmesinde yer aldı. Kısa zamanda atılganlığı ,cesareti ve bilinçi ile anti-faşist  mücadelenin önünde yer aldı. Sosyalizme olan inancı ve mücadeleci, dayanışmacı ve paylaşmacı  yaşamıyla bunu kanıtladı. Sosyalizm mücadelesinde,  faşist katillerin boy hedefi olmuştu ve iki kez silahlı saldırıya uğramış ve yaralanmıştı. 7.3.1980 günü Manisanın Turgutlu ilçesi Askerlik Şubesi’nin önünde kurulan pusuda faşist katilerin silahlı saldırısı sonucunda yaşamını yitidi.

O’nu Unutmayacağız!

Faşizme ölüm Halka hürriyet!

Kahrolsun Faşizm! Yaşasın Mücadelemiz!

YAŞAR KEMAL’ e saygıyla

YAŞAR KEMAL’ e saygıyla

Türkiye işçi sınıfının, emekçilerin,ezilenlerin,yosul köylülerin yazarına selam olsun!

(6 Ekim 1923-Hemite / 28.02.2015 İstanbul)

”İnsan, evrende gövdesi kadar değil, Yüreği kadar yer kaplar…”

Siyasi İktidar devleti zor yasaları ile tahkim ediyor. Torba Yasa geri çekilmelidir

AKP,siyasi iktidarını pekiştirme, muhalefeti ezme  sürecini güçlendiriyor.Faşizmi tahkim etme   sınırlı hak ve özgürlükleri  ortadan kaldırma politikaları,“torba yasa” kapsamında içgüvenlik paketi ile  polisin yürürlükteki yetkilerini  daha da genişletmeyi içermektedir.

Valileri adli kolluk amiri haline getirerek mülki amirlerin savcı ve yargıç yetkilerini kullanmasını sağlamakta; toplantı ve gösterilere yönelik hukuken temellendirilmeyen fazlasıyla ağır olan cezaları daha da artırmaktadır.

Siyasi iktidarın  yolsuzlukları, talanına işçilerin ve emekçilerin grevlerini yasaklanması, direnişlerinin, sendikal örgütlülüğünün; muhalif siyasi örgütlere yönelik baskıların; toplantı ve gösteri yürüyüşlerine yönelik zor uygulamalarının yeni yasal değişikliklerle arttırılmasına ihtiyaç duymaktadır.   Burjuva demokrasisinin  temel kurum ve kurallarını; kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, adil yargılama, ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğü gibi evrensel ilkelerini yok saymaktadır. Kazanılmış sınırlı hak ve özgürlükleri de tasfiye ederek iktidarını tahkim etmeye çalışmaktadır

Bu haliyle, İç Güvenlik paketi yasa tasarısı kişi hak ve özgürlüklerini tamamen rafa kaldırırken polisin yetkisini sınırsız bir biçimde artırmaktadır. Tasarının bu genel değerlendirme dışında, hukuk devleti, insan hakları ve hak özgürlükleri ile taban tabana zıt hükümlerinin altını çizmek gerekmektedir.

1-Polise kişilerin üstleri ve araçların aranmasında daha geniş bir yetki tanınmaktadır. Polis bundan böyle kaymakam ve vali tarafından görevlendirilecek kolluk amirinin yazılı, acele hallerde ise sözlü emri ile kişinin el ile kontrol haricinde de üstünü ve aracını detaylı bir şekilde arayabilecektir.

2- Polisin arama yetkisini kullanırken var olan savcılık ve mahkeme izin şartı da kaldırılıp, sadece kolluk amirinin kararının 24 saat içinde hâkim önüne sunulması öngörülmektedir.

3- Polise;savcının veya mahkemelerin yetkisini kullanacak şekilde müşteki, mağdur veya tanık ifadelerini kişilerin ikamet ettiği yerde alma yetkisi verilmektedir.Kolluğun temel görevi sadece “tehlikeyi önlemektir”. Suç sonrası “adli görevler” ise, Ceza Muhakemesi Hukukunu ilgilendiren yetkilerdir. Bu düzenleme ile polise çok geniş bir yetki tanınarak savcıların ve mahkemelerin yetkileri tasfiye  edilmektedir. Hukuk Devleti yerine Polis Devleti’ni tahkim eden düzenlemelerden birisi de budur.

4-Polisin şimdiki uygulamalarına yasallaştırılmaktadır. Mevcut düzenlemede polisin basınçlı su sıkabilmesi yasa ile korunurken boyalı su yasa ile korunmuyordu ancak polis boyalı, ilaçlı, içeriğinde insan hayatı için zararlı olabilecek maddeler içeren suları insanlara acımasızca sıkıyordu. Şimdi bu düzenleme ile boyalı su yasallaştırılmaktadır. Bu düzenleme polisin bunca zaman boyalı ve kimyasallı  su kullanmasının  yasal olmadığının da,itirafıdır.

5- Polise; molotof, patlayıcı, yanıcı, yakıcı, boğucu, yaralayıcı vb. silahlarla açık veya kapalı alanlara yapılan saldırı veya saldırı teşebbüsünde bulunanlara karşı polisin saldırıyı etkisiz kılmak amacı ile ve etkisiz kılacak ölçüdeki yetkilerine  sınırsız silah kullanma yetkisi tanınmaktadır. Mevcut durumda insan öldürme hakkını kendinde gören polis 7 yılda 178 kişiyi katletmiştir. Bu madde ile bu yetkisi sınırsız bir biçimde artarken polis cinayetlerinin hiçbir cezai yaptırım ile karşılaşmamasının garantisi,verilmektedir.

6-Mevcut durumda  24 saat olan gözaltı süresi 48 saate çıkarılmakta, aynı düzenleme jandarma için de geçerli kılınmaktadır. Ayrıca polis ve jandarmanın istihbarat toplama yetkisi de artırılmaktadır. Polis ve jandarmanın yetkilerinin artırılması  topluma huzur ve güvenlik getirmeyecektir.Temel hak ve özgürlüklerin kullanılması devlete rağmen gerçekleştirilecek bir sürece girilmekte ve  halka savaş ilan edilmektedir.

7-Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununda yapılan değişiklik ile “demir bilye ve sapan” da “ateşli silah” sayılmaktadır. Basit bir çocuk oyuncağının, ateşli silah kapsamında değerlendirilmesi sadece,faşistrejimlereözgüdür.

8-Ateşli silahlar ve molotof gibi patlayıcı maddelerin kullanılması ve gösteri ve yürüyüşlerde amblem, pankart, afiş vs kullanılması halinde verilecek cezaların artırılmasıdır. Yürürlükte olan TCK’da cezai müeyyideye tabi tutulan molotof için mükerrer cezalandırma söz konusu olmaktadır. Yüzlerce insan, genç yaşlı şu an molotofa dair cezai düzenlemeden ötürü cezaevindedir. Söz konusu düzenlemenin evrensel hukuk standartlarına ulaştırılması gerekirken başka bir yasa ile cezaların artırılması hukuk ilkelerine terstir.

9-Devletin rücu hakkına dair düzenleme ile ekonomik cezalandırma yöntemi benimsenmekte ifade özgürlüğünün önü kapatılmaktadır. Devletin toplumsal olaylar esnasında uğradığı zararın tazmini vatandaşa yükleme yaklaşımı zaten ceza kanunun konusu olan bir düzenlemeye bir de ekonomik boyut katmaktadır.

10-Toplantı ve gösterilerde yüzün tamamen ya da kısmen kapalı olması TMK’nın 7. maddesinde yer almakta ve “terör suçu” olaraknitelendirilmektedir. Gazdan etkilenen ve kendini puşi ile korumaya çalışan yüzlerce kişi sırf bu hüküm nedeniyle hapis cezaları almıştır.Bu tasarıda ise verilen cezalar artırılmakta, cezanın alt sınırı 1 yıldan 3 yıla çıkarılmaktadır.

11- Mülki amirlerce belirlenecek kolluk amirlerine, 24 saate kadar, toplumsal olaylarda ise 48 saate kadar gözaltı yetkisi verilmektedir. Önleyici gözaltı düzenlemesi vatandaşların bizzat idari bir birim olan kolluk güçleri tarafından suçlu kabul edilerek getirilmiş bir düzenlemedir.Bu durum hukuk devleti ilkesine, masumiyet karinesine açıkça aykırıdır.

12-Bir diğer düzenleme de gösteri ve propaganda eylemlerinin katalog suçlar kapsamına alınmasına dairdir. Bu tür düşünceyi ifade eylemleri otomatik tutuklama nedeni haline gelmektedir. Katalog suçlara eklenen suçlarla her türlü düşünceyi ifade yöntemi tutuklama nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır.Böylelikle, bir toplumsal gösteri yahut bir düşünceyi dile getirme neticesinde kişi derhal tutuklanabilecektir. En asgari demokrasi kuralları ile bağdaşmayan bu hal neticesinde büyük hak ihlallerinin yaşanması kaçınılmaz olacaktır.Katalog suç uygulamasının kaldırılması gerekirken bu suçun kapsamının kişi hakları aleyhine genişletilmesi özgürlükleri kısıtlayıcı yeni bir hukuki durum yaratmaktadır.

13-Vali ve kaymakamların yetkileri artırılmıştır. Tasarıya göre “vali, lüzumu halinde kolluk amir ve memurlarına suçun aydınlatılması ve suç faillerinin bulunması için gereken acele tedbirlerin alınması hususunda doğrudan emirler verebilir.”Yine tüm kolluk görevlileri de bu tür emirleri yerine getirmekle mükellef,kılınmıştır. Yapılan değişiklik ile bir hukuk devletinde savcılık makamına ait olması esas olan yetki valiye verilmektedir. Öncelikle vali, yargı makamı değildir bu tür kararları alma yetkisi hukuken yoktur. Yine vali yürütme erkinin bir parçasıdır, İçişleri Bakanına bağlıdır. Yürütmenin yargıya ait konular ile ilgili iş ve işlem yapabilmesini olanaklı kılan bu düzenleme; suçların soruşturulup soruşturulmayacağına karar verme sorumluluğunu savcılık makamından alıp valiliğe vermekte ve bu itibarla da hukuk normunu ihlal etmektedir.

14-Yapılan değişiklik ile devlet kendi sorumluluklarından kurtularak meydana gelen zararların tazminini de vatandaşa yüklemektedir.Yapılan bu değişiklik işbu yasanın amacı ile de çelişmekte, vatandaşı hem zarar görme hem zarar tazmini gibi risklerle bir başına bırakmaktadır.

15-Yapılan değişiklik ile; “özel veya resmi, her türlü konaklama, dinlenme bakım ve tedavi tesisleri ve işyerleri ile konutlarda geçici veya sürekli olarak kalanlar, oturanlar, çalışanlar ve ayrılanların kimliklerinin tespiti ve bildirilmesi” zorunluluğuna “araç kiralayanlar” da eklenmiş olup araç kiralama halinde de kimlik bildirme zorunlu hale gelmiştir.

Böylelikle araç kiralama işlemleri ile ilgili emniyete kimlik bildirme zorunluluğu getirilerek özel hayatın gizliliği ilkesi tümüyle ihlal edilmektedir. Bu düzenlemenin yasalaşması halinde; tatil için gittiğiniz bir yerde araç kiralamanız halinde polis tarafından izlenmeniz kaçınılmaz olacaktır. Kanuna eklenen yeni maddelerle de araç kiralama şirketlerine öngörülen ayrıntılı prosedür ve yaptırımlarla araç kiralama şartları zorlaştırılmaktadır.

Siyasi iktidar   torba yasa tasarısını geri çekmelidir.

İmece Dostluk Dayanışma Derneği Y.K.

Charlie Hebdo’ya Faşist Saldırı

 

Paris’te Mizah dergisi Charlie Hebdo’nun ofisine yapılan silahlı saldırıyı kınıyoruz. Silahlı saldırı sadece mizah dergisine yapılan bir saldırı değil, düşünce, ifade ve basın özgürlüğüne yapılan bir saldırıdır. Her koşulda ve şartta ifade ve basın özgürlüğünü gerici önyargılara karşı savunmak; sermayenin ve faşizmin hempalarının, kirli ve karanlık örgütlerinin şiddeti bahane ederek özgürlükleri kısıtlayıcı, ırkçı, ötekileştirici politikalarına karşı mücadele etmeliyiz.

İmece Dostluk; Charlie Hebdo’nun emekçileri ve yazarları,çizerlerinin ve ailelerinin, uluslararası ilerici, özgürlükçü, basın camiasının acılarını paylaşır, başsağlığı diler, dayanışma içerisinde olacağımızı bildiririz.

Bu saldırıları bahane ederek, müslümanlara ve yabancılara karşı nefreti ve saldırıları kışkırtan, yeni baskı yasaları ve güvenlik paketleri ile gerici burjuva diktatörlüğünü güçlendirmek isteyenlere, şiddete ve zulüm politikası uygulamalarına karşı çıkan Fransız halkı, ilericileri ve sosyalistleri ile dayanışma içerisinde olacağız.

Gerçekte hem saldırganlar hemde Fransız tekelci kapitalizmi ve onun gerici diktatörlüğü demokrasinin, özgürlüğün düşmanıdır; emekçilerin, halk sınıflarının düşmanıdır; uluslararası tekellerin yeni baskı yasası atılımlarına karşı birliği ve mücadeleyi yükseltme zamanıdır.

Gün, tüm ülkelerde özgürlükleri, ifade ve basın özgürlüğünü savunurken aynı zamanda halkları düşmanlaştırıcı, ırkçı, ayrımcı, ötekileştirici şiddet politikalarına karşı tavır alma ve mücadele etme günüdür.

UFUK DEMİREL

UFUK DEMİREL

Ufuk Demirel 2 Şubat 1965 tarihinde Şebinkarahisar’da doğdu. Babası küçük esnaf, annesi ise ev hanımıydı. İlk, orta ve lise öğrenimini bu ilçede tamamladıktan sonra üniversite sınavlarına girdi ve Dokuz Eylül Üniversitesi İktisat fakültesini kazandı. İşletme Bölümünü bitirdi. Bundan sonraki yaşamını İzmir de sürdürdü.

Ufuk lise yıllarında devrimci gençlik hareketlerinden etkilenir ve devrimcilere sempati duyar. O yıllarda kendini Devrimci Yolcu olarak tanımlar. Üniversite yılları Ufuk?un değişim ve dönüşümü açısından belirleyici olmuştur. İnciraltı öğrenci yurdunda kalmaya başlar. O dönem, 80 sonrası öğrenci gençlik üzerindeki faşist baskıların en yoğun olduğu bir dönemdir. Faşist cunta devrimci örgütlenmeleri dağıtmış, gençlik önderlerini zindanlara atmış ve apolitik bir gençlik yetiştirmek için tüm kurum ve kuruluşları ile üniversitelerin üzerinde baskı politikaları uygulamıştır. YÖK kurulmuş, devrimci demokrat bilim insanları üniversitelerden uzaklaştırılmış, öğrenci yurtları asker kışlalarına dönüştürülmüştür.

Bu baskılara karşı yurtta kalan devrimci- demokrat öğrenciler örgütlenerek mücadele ederler. Gençlik hareketini örgütlemeye çalışırlar. Özellikle o dönem Ufuk genç komünistlerin ajitasyon ve propaganda çalışmalarından etkilenir ve kısa süre sonra bu grup içerisinde yer alarak yurtta ve üniversitede aktif olarak çalışmalara katılır. Yurtta direnişlerin örgütleyicisi, okulda YÖK e karşı gelişen öğrenci hareketinin bir militanıdır. Bu çalışmalarda gösterdiği kararlılık, inatçılık ve fedakarlık o dönem faaliyet içerisinde Ufuk? u öne çıkarır. En belirgin kişilik özelliği kararlılığı ve inatçılığıdır. Zeki ve çalışkan bir öğrencidir aynı zamanda. Okul bitirdikten sonra yüksek lisans sınavına girer ve kazanır.

İşçi sınıfının devrimci partisinin 1986 yılında örgütlenme çalışmalarına aktif olarak katılır. Bir yandan yüksek lisans tezi için çalışıken diğer yandan Narlıdere ve Balçova semtlerinde emekçileri aydınlatma çalışmalarına katılır, işçi gençleri örgütler. Bu süreçte işçi sınıfına yönelik çalışmaların içinde de yer alır. İşçi ve emekçilerin aydınlatılması ve örgütlenmesi faaliyeti ekseninde yayın ve bildirilerin sınıfa ulaşması için işçi semtlerinde çalışır. Yine bu dağıtımlar sırasında bir yoldaşıyla beraber gözaltına alınır. Emniyette yapılan işkencelere direnir, evinin adresini söyletemezler kendisine. Kararlılığı burada da kendini gösterir. Tutuklanarak Buca Cezaevi?ne gönderilir. Burada yapılan direnişlerde hep ön saflardadır. Dava sonucunda 3 yıl ceza alır ve Kemalpaşa Cezaevi’ne gönderilir.

1991 yılında cezaevlerindeki baskı ve şiddet uygulamalarına karşı tutsakların açlık grevine Kemalpaşa Cezaevi?nden katılır. Açlık grevlerinin sonlandığı, anlaşma sağlandığı tarihte dört kişi Devlet Hastanesinde mahkum koğuşunda açlık grevini sürdürmektedir; Hastanedeki tutsaklar anlaşma sağlandığına ilişkin cezaevinden teyit için arkadaşları gelinceye dek açlık grevini sürdürürler. Ufuk ta Hastahaneye kaldırılır, orda açlık grevini sürdürür. 41. gün açlık grevi başarı ile sonuçlanınca yoldaşlarının yanına Buca Cezaevi?ne gitmek için diretir ve açlık grevinine devam eder. Hastanedeki arkadaşların da bu konuda savcılıkla görüşmesinin olumlu sonuçlanmasıyla açlığın 44. Gününde Ufuk?un kararlığı ve arkadaşlarının dayanışmasıyla Buca’ya getirilir ve grevini sonlandırır.

Cezaevinde birçok genç yoldaşın kendisini yenilemesi ve değiştirmesi için çaba harcar. Onlarla saatlerce konuşarak ve tartışarak cezaevindeki yaşamın yeniden örgütlenmesinde önemli bir rol oynar. Onun bu özelliği cezaevi idaresini rahatsız eder. Az cezası kalmasına karşın ilçe cezaevi yerine Aydın E tipi cezaevine gönderilir. Burada da sağlık koşulları kötü olmasına rağmen yapılan açlık grevleri ve direnişlere katılır.

Cezaevinde bulunduğu dönemde dışarıda gelişen toplumsal muhalefeti yakından izler, eline geçen her kitabı okur ve okuduğunu paylaşmaktan büyük mutluluk duyardı. Gelişen Kürt ulusal hareketine de kayıtsız kalmaz, hareketi ve bu alandaki gelişmeleri yakından takip eder.

Cezaevinde genelde insanlarımız yabancı dilleri geliştirmek için İngilizce almanca vb. dilleri öğrenmeye çalışırken Ufuk Kürtçe öğrenmek içim çalışır. Kürtçe gramer kitapları ve sözlükleri ile Kürt dilini öğrenmeye, çözmeye çalışır. Bir halkı anlamak için önce onunu dilini iyi bilmek gerektiğini düşünür. Bu anlamıyla da asimile olmuş Kürt ulusundan bir çok arkadaşı şaşırtır ve örnek olur.

Cezaevinden çıktıktan sonra mücadeleye kaldığı yerden devam eder. Onun için perspektif bellidir. O bundan sonra sınıf içinde çalışacaktır. Düşüncelerinde nettir ve bu amaçla sosyalistlerin işçi sınıfı içinde çalışma programı gereği sınıf içinde fiilen çalışmayı esas alır. Bunun için de bir grup arkadaşı ile beraber tekstil sektöründe çalışmaya başlar. Kısa sürede İzmir? deki birçok fabrikada, atelyede doğal ilişkiler kurulur ve örgütsüz tekstil işçisi gençlerin sendikal mücadeleye katılmasına önderlik etmeye çalışır. Tekstil işçilerinin uzun saatler, sigortasız ve kötü koşullarda çalışmasına karşı mücadele örgütlemeye çalışır. Bu nedenle bir çok fabrikada işten çıkarılır. Bir süre sonra tekstil sektöründe iş bulamaz hale gelir. Adı kara listeye alınır. Tekstil sektöründe patronlar artık onu çalıştırmaz.. Hayatını sürdürmek için inşaatlarda boyacılık yapmaya başlar.

Bu süreçte işsizlik sorununu aşamaz. İşçi olarak yaşamını sürdürme kararlığından vazgeçmez. Fiziksel ve ruhsal sağlığı kötüye gitmeye başlar. Bir çıkış yolu arar. Hem iş bulacağı hem de siyasal olarak faaliyet yürüteceği bir alan olarak yurtdışına gitmeye karar verir; 2004 yılında bir yolunu bularak İsviçre’ye gider. İltica başvurusu yapar. Mültecilerin kaldığı Glattfelden Kampına yerleştirilir.. Kamp koşulları çok kötüdür ve ayrımcı uygulamaları fazlasıyla hisseder. Bu durum zaten kötü olan ruh sağlığını daha da olumsuz etkiler. Burada da siyasal anlamda beklentilerine karşılık bulamaz. Kampta farklı milliyetlerden insanlarla ilişkiler kurar dayanışma içerisinde bulunur. Üretken kişiliğini burda da gösterir. Kampın depo işlerine bakar, günlük harcamasını karşılamak için boya badana işlerini asgari de olsa bir ücret karşılığı yapar.

İltica sürecinin uzaması üzerine; yaşam koşullarının düzeltilmesi ve iltica başvurusunun hızla sonuçlandırılması için ölüm orucunu düşünür ve bu fikri yakın çevresindeki arkadaşlarıyla paylaşır. Görüşmeler sonrası bu kararından vazgeçer. Fakat koşullarının düzelmemesi ve ruh sağlığının gittikçe bozulması sonrası anlık bir kararla yaşamını sonlandırmak ister ve bunun sonucu 24.06.2005 tarihinde saat 3,45 de hastahanede yaşamını yitirir.

Yitimiyle büyük bir değer ellerimizin arasından kaybolup gitti. Yaşamını işçi sınıfı davasına, devrim ve sosyalizm mücadelesine adamış kararlı, direngen, inatçı bir komünist yaşamını sonlandırdı. Emperyalist kapitalist sisteme, faşizme ve her türlü zorbalığa karşı eğilmeden bükülmeden aramızdan ayrıldı. Yüreğimizde büyük yaralar açarak…