Hakan Tosun’un Kamerası Hala Kayıtta. Hakan Tosun’a Ne oldu? Hakan Tosun’un Katilleri Bulunsun Hesap Sorulsun!

İzmir Alsancak’ta, Mimarlık Merkezi’nin dar koridorlarına sığmayan bir soru yankılandı gün boyu:

“Hakan Tosun’a ne oldu?”

Cevabı hâlâ resmi kayıtlarda yok. Ama ailesinin, dostlarının, meslektaşlarının yüreğinde tek bir cümlede düğümleniyor:

“Hakan Tosun’un katilleri bulunsun, hesap sorulsun.”

“Hayat Var”: Hakan’ın objektifinden kalan izler

26 Kasım Çarşamba günü, ekoloji ve hak mücadelesinin izini süren, bu yıl aramızdan koparılan gazeteci Hakan Tosun, İzmir Alsancak’taki Mimarlar Odası İzmir Şubesi Mimarlık Merkezi’nde anıldı.

Anma, Hakan’ın hayatla kurduğu bağı en iyi anlatan yerden, yani gözünden başladı:

“Hayat Var: Hakan Tosun Fotoğraf Sergisi” ile.

Duvarlara asılı kareler, yalnızca birer fotoğraf değildi. Validebağ’dan Akbelen’e, Bergama’dan Kültürpark’a, Çeşme’den kent meydanlarına uzanan direnişlerin sessiz tanıklarıydı. O karelerde hem bir ağacın gövdesi, hem bir işçinin yüzündeki çizgiler, hem de bir annenin öfkeyle karışık umudu vardı.

Hakan, yalnızca haber yapan biri değildi.

O, insan haklarını ve doğayı aynı kadrajda savunan bir gazeteciydi. Fotoğraf ve videolarında; kolluk kuvvetleriyle çevrelenmiş bir orman, dozerlerin gölgesinde kalmış köylüler, gözaltı otobüsünün camına vuran bir el ve gökyüzünü kurtarmaya çalışan eller yan yanaydı.

Belgesel gösterimleri, şarkılar, şiirler ve anılarla dolu bu etkinlik, Hakan’ın yalnızca nasıl öldüğünü değil; nasıl yaşadığını da hatırlatmak içindi.

“Hakan’ın kamerası hâlâ kayıtta”

Serginin ortasında, Hakan’ın çektiği fotoğrafların arasında söz alan ablası Özlem Tosun, kelimeleri zorlayarak konuştu:

“Hakan’ın ardından konuşmak çok acı…

Hakan için adalet talebiyle buradayız.

Adaletin yerine getirilmesini istiyoruz.

Hakan tek başına mücadele verdi belki ama şimdi arkasında biz varız.

Hakan’ın kamerası hâlâ kayıtta ve biz de onun sesi olmaya devam edeceğiz.”

Bu cümle, salonu dolduran herkesin boynuna bir sorumluluk gibi asıldı. Hakan’ın durduğu yer, artık yalnız ona ait değil; hepimize devredilmiş bir nöbet gibi.

Kim bu kalabalık? Yarım kalan sözleri tamamlamaya gelenler

Anma yalnızca bir aile buluşması değildi; aynı zamanda hak ve adalet mücadelesinin buluşmasıydı.

Etkinliğe; Karabağlar Belediye Başkanı Helil Kınay, İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz, KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, İzmir Tabip Odası Başkanı, Siyasi Partiler,  kitle örgütleri, çok sayıda Çevre örgütleri  temsilcileri ve üyeleri yurttaşlar katıldı.

Sergi salonunda konuşan Karabağlar belediye Başkanı Helil Kınay, aslında herkesin dilindeki soruyu tekrar etti:

“Herkes ‘Hakan Tosun’a ne oldu?’ diye soruyor.

Bu kalabalıkların hepsi yarım kalanların sözlerini tamamlamak için.

‘Ne oldu’ sorusunu sormak ve cevabını almak gibi bir borcumuz var.

Sesimizi tek yumruk olarak büyütürsek, cevaplarımızı da alacağımız, hesabını da soracağımız başka buluşmaları gerçekleştireceğiz.”

Bugün sorulan “Hakan Tosun’a ne oldu?” sorusu, yalnızca bir gazetecinin ölümüyle ilgili değil;

Türkiye’de adalet mekanizmasının, hak mücadelesinin, basın özgürlüğünün, ekoloji direnişinin durumuna dair bir soru.

Hakan dakikalarca dövülerek öldürüldü

Etkinlikte, Hakan’ın fotoğraflarından oluşan sergiyi gezenler; ardından Hakan Tosun’un video haberlerinden hazırlanan belgeseli izledi.

Sonra söz, Hakan’ın ablası Özlem Tosun ve avukatı Onur Cıngır’a geçti.

Avukat Cıngır, yalnızca bir hukukçu gibi değil, Hakan’ı tanıyan biri olarak konuştu. Soruşturmadaki eksiklikleri tek tek sıraladı ve şunları söyledi:

“Hakan herhangi bir şekilde ölmedi; dakikalarca dövülerek öldürüldü.

“İlk altı gün boyunca Hakan’ın kimliği ve çantası “bulunamadı”.

“Fotoğraf makinesi hâlâ kayıp; altı gün sonra bulunan çantanın da aslında ilk dakikadan itibaren hastanede olduğu ortaya çıktı.

“Dosya, ciddi eksikliklerle ilerliyor;

iki kişi tutuklu ama dosyada üçüncü bir fail daha var.

‘Bu üçüncü kişi kim?’ sorusu hâlâ cevapsız.

“Avukatlar, dosya için iki farklı resmi dilekçeyle, 27 ayrı talepte bulundu; bunların yalnızca birkaçı dikkate alındı.

“Çıkmayan görüntüler, ortaya çıkmayan deliller ve tamamlanmayan soruşturma adımları var.

“Cıngır, bu dosyanın yalnızca bir cinayet davası değil, aynı zamanda Türkiye’de adalet mekanizmasının turnusol kâğıdı olduğunu vurguladı:

“Bu dosya Türkiye’deki adalet mekanizmasında önemli bir mihenk taşıdır.

Biz sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz.

Bu karanlık kalan kısımlarından kalan deliller ortaya çıkana kadar çalışacağız.”

İddia açık ve sert:

Hakan’ın ölümü bir “olay” değil, sistemli bir şiddet sonucu gerçekleşen bir katliam.

Ve bugün sorulan soru daha da berraklaşıyor:

Hakan Tosun’u kimler, neden hedef aldı?

Bu cinayetin arkasında Hakan’ın yaptığı haberler mi var?

Ve en önemlisi: Hakan Tosun’un katilleri neden hâlâ sokakta?

“Hakan’ın kamerası hâlâ kayıtta”: Bir simgeye dönüşen cümle

Etkinlikte söz alan KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak ve İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz, Egecep Eş sözcüsü Arif  Ali Cangı ve diğer konuşmacılar  da aynı cümleyi tekrar etti:

“Hakan’ın kamerası hâlâ kayıtta.”

Bu cümle, artık ekoloji mücadelesiyle, hak ihlalleriyle, sokak eylemleriyle, adliye koridorlarındaki bekleyişlerle bütünleşen bir simge haline geliyor.

Hakan’ın objektifi, Validebağ Korusu’ndaki ağaçlara,  Akbelen’de direnen köylülere, Bergama’daki altın madenine, Kültürpark’ın betonlaştırılmasına, Çeşme’nin kıyılarındaki talana dönüktü.

Bugün aynı kamera, adalet arayan gözler olarak devam ediyor.

Sanatçılar sahnede, söz adalette

Anma yalnızca konuşmalarla sınırlı kalmadı.

Sergi salonunda Levni Band ritim dinletisi yaptı; salonun duvarlarına vurulan ritimler, adalet talebiyle birleşti.

Etkinliğe destek veren sanatçılar arasında: Geniş Merdiven, İlkay Akkaya, İlker Kılıçer, Kasım Taşdoğan, Latif Tiftikçi, Levni Band, Moleni,  Praksis, Halkların Korosu,  Özcan Yaman, Özgür Başkaya, Tuğrul Keskin vardı.

Türküler, şarkılar, şiirler…

Hepsi tek bir cümleye bağlandı:

“Hakan Tosun’un katilleri bulunsun, hesap sorulsun.”

Bir gazetecinin ölümünün ötesinde: Ekoloji ve hak mücadelesine açılan dosya

Hakan Tosun’un dosyası, yalnızca bir ceza davası değil.

Bu dosya;

Ekoloji mücadelesinin kriminalize edilip edilmediği,

Gazetecilerin, özellikle de sokağın, direnişin, doğanın,  gazetecilerinin ne kadar güvende olduğu,

İşkence ve ağır şiddet iddialarının nasıl soruşturulduğu,

Kayıp delillerin, kaybolan görüntülerin, geciktirilen işlemlerin nasıl “normalleştirildiği” sorularını önümüze koyuyor.

Hakan’ın ölümü, yalnızca bir insanın aramızdan gitmesi değil, toplumun hafızasından bir tanığın eksiltilmesi anlamına geliyor.

Kamerasıyla hakikati kayda alan, doğaya ve insana yapılan kötülüğü belgeleyen biri, şimdi adalet arayan bir dosyaya dönüşmüş durumda.

Hakan Tosun’a ne oldu?

Bugün Alsancak’ta sorulan soru, yarın başka meydanlara da taşınmak zorunda:

Hakan Tosun neden dakikalarca dövülerek öldürüldü?

Bu şiddetin tüm failleri neden hâlâ ortaya çıkarılmadı?

Kayıp deliller, çıkmayan görüntüler, eksik işlemler kimin sorumluluğunda?

Hakan’ın ablası Özlem Tosun’un sözleri, aslında bu soruların cevabı gelene kadar sürecek mücadelenin özeti gibi:

“Hakan tek başına mücadele verdi belki ama şimdi arkasında biz varız.”

O “biz”; aile, dostlar, meslektaşlar, çevre örgütleri, sendikalar, barolar ve adalet isteyen herkes.

Son söz değil, başlangıç: Hesap sorulana dek…

Alsancak’taki anma, bir “veda” değildi.

Tam tersine, hesap soruluncaya dek sürecek bir adalet mücadelesinin yeniden ilanıydı.

Bugün, Hakan Tosun’u fotoğraflarıyla, belgeselleriyle, şarkılarla, şiirlerle andılar.

Yarın, adliye önlerinde, meydanlarda, ekoloji alanlarında, haber merkezlerinde anacaklar.

Çünkü soru hâlâ ayakta:

Hakan Tosun’a ne oldu?

Ve bu soruyu soranlar, şunu da ekliyor:

Hakan Tosun’un katilleri bulunsun, adalet yerini bulsun, hesap sorulsun.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.