İzmir’de 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde Kadınlar: “Susmuyoruz, Korkmuyoruz, İtaat Etmiyoruz”

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla İzmirli kadınlar, Alsancak’ta ÖSYM önünde toplanarak Türkan Saylan Kültür Merkezi’ne yürüdü. Kadınlar “Eşit özgür, güvenceli bir yaşamdan vazgeçmiyoruz” pankartı taşıdı. Yürüyüş boyunca kortejde sık sık “Nehirden denize özgür Filistin”, “Yaşasın kadın dayanışması”, “Katledilen kadınlar isyanımızdır” ve “Görünmeyen emeğin sesini yükselt”, “Susmuyoruz korkmuyoruz itaat etmiyoruz”, “ Nefrete inat yaşasın hayat “, “Kutsal aileniz batsın kadınlar yaşasın”,  “Çocuk cinayetleri politiktir”, “Görünmeyen emek sesinin yükselt”, “Kadın yaşam özgürlük”, “Jin jiyan azadi”   sloganları atıldı. Yürüyüşün en dikkat çekici görsellerinden biri, ön safta her biri “FREE PALESTINE” harflerini taşıyan kadınların oluşturduğu “Özgür Filistin” yazısı ve metrelerce uzunluktaki Filistin bayrağının kadınlar  tarafından taşınmasıydı.

Yürüyüş boyunca megafonla yapılan ajitasyon konuşmalarında Filistin’deki saldırılar, kadın ve çocukların hedef alındığı insanlık dramı,  uluslararası sermaye ve savaş ekonomisinin sorumluluğu ile Türkiye’deki siyasal ilişkiler eleştirildi; katılımcılar sık sık “Susmuyoruz, susmayacağız” vurgusunu tekrarladı. Bu konuşmalar yürüyüşün dinamiğini oluşturdu ve sokakta güçlü bir dayanışma mesajı verdi .

 

Yürüyüş boyunca,  kadın cinayetleri, devletin koruma mekanizmalarının yetersizliği, “aile yılı” politikalarının yol açtığı sonuçlar, LGBTİ+’lara yönelik nefret politikaları, iş yerlerinde artan güvencesizlik ve iş cinayetleri konuları sıkça gündeme getirildi. Eylemde paylaşılan verilere göre 2025’te bugüne kadar en az 407 kadın katledildi, 317 kadın ölümü şüpheli kayıtlara geçti; katılımcılar devletin sorumluluğuna dikkat çekti ve hesap sorma çağrısı yaptı.

Ayrıca yürüyüş boyunca işçi kadınların direnişleri, emek sömürüsü ve son dönemde yaşanan iş cinayetleri örnekleri  (Dilovası’ndaki patlama vb.) eylemin ana gündemleri arasında yer aldı. Digel  İşçileri de kendi dövizleriyle  eyleme katıldı.  Kadınlar farklı coğrafyalardaki kadın direnişleriyle de dayanışmalarını  vurguladı.

TKM önünde basın açıklaması gerçekleştirildi.

Açıklamanın tam metni şöyle:

“Basına ve Kamuoyuna

Bugün 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü. 65 yıl önce Dominik’te faşist diktatörlüğe karşı mücadele eden Mirabel kardeşlerin kanat çırpışı bugün dünyanın dört bir yanında erkek-devlet şiddetine karşı eşit, özgür, güvenceli bir yaşamdan vazgeçmeyen kadınların, LGBTİ+’ların isyanıyla yankılanıyor.

Saray iktidarının kadın, LGBTİ+, çocuk, hayvan, doğa, emek düşmanı yüzü tüm dünyada derinleşen kapitalizmin krizi ile emeğimize, bedenimize, kimliğimize yönelik saldırılar ile kendini gösteriyor. Sermayenin çıkarlarını korumak için oluşturulan 12.Kalkınma Planı’nın bir parçası olan “Aile vizyon belgesi”nde “aile ve iş yaşamının uyumu” adı altında kadınlar kutsal ailenin içerisine hapsedilmeye, ucuz, esnek ve güvencesiz çalışmaya mahkum edilmeye çalışılıyor. Yoksullaştırma politikaları derinleşirken faşist iktidarlar beden/nüfus politikalarını sertleştiriyor. Kapitalizm, kadınların görünmeyen bakım emeği üzerinden tüm dünyada 10,8 trilyon dolar kar elde ederken bu kardan vazgeçmemek için kutsal aile mitine yeniden saırılıyor.  Ülkemizde ise asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığı, kamusal kreşlerin, bakım evlerinin olmadığı koşullarda kadınların ev içi emeğinin daha fazla sömürülebilmesi için “Aile Yılı” ilan ediyor. Sermayenin çıkarlarını korumak ve ucuz iş gücü yaratmak için kaç çocuk doğuracağımıza karışan AKP, yukarıdan aşağıya tüm kurumları ile kadın, LGBTİ+ düşmanlığını, yapısal şiddeti örgütlüyor.

Sermaye çıkarlarını ve ucuz iş gücünün sürekliliğini sağlamaya çalışan iktidar, Sağlık Bakanlığı ile kadınların “normal doğum” yapması gerektiğine dair kamu spotu yayınlarken çocuk başına verilen teşvik primlerini bir müjde gibi duyuruyor. Eğitim Bakanlığı MESEM projeleri adı altında çocukları işçileştiriyor, güvencesiz çalıştırılan çocukların ölümüne neden oluyor. Ataerkil kapitalist sistem, neoliberal poltikalarla derinleşen yoksulluğu erkek-devlet şiddeti ile yönetmeye çalışıyor. Açlık sınırının altındaki ücretler ile pazar arabaları, market poşetleri dolmuyor, kiralar/faturalar ödenemiyor, çocukların yanına bir öğün yemek koyulamıyor. Kaynamayan tenceresinin sorumlusu ise biz kadınlar oluyoruz. Hane gelirine destek olmak isteyen kadınların emeği parça başı iş adı altında patronlar, büyük şirketler tarafından sömürülüyor.

Bizler her gün yoksullaşırken kendi karlarına kar katmak için iş güvenliği önlemleri almayan patronlara iktidarın politikaları güç veriyor. Kadınlar açlık sınırın altında çalıştırılıyor, sendika hakları patron tarafından keyfi olarak engellemeye çalışıyor. İşyerinde ve evde şiddet artıyor. Tüm bu saldırılara rağmen tacize, şiddete, mobbinge karşı  insanca yaşanabilir bir ücret, güvenceli çalışma ve sendika hakları için Temel Conta’da, Digel’de, TPI’da,  Şık Makas’ta ve ülkenin dört bir yanında kadın işçiler grev kırıcı patronlara karşı emek ve onur kavgasını aynı zamanda işyerinde şiddete, tacize karşı direnişe dönüştürüyor.

Güvencesizlik, denetim eksikliği her gün can almaya devam ediyor. İş cinayetleri artarken geçtiğimiz günlerde Zara’nın taşeron firması olan Dilovası’ndaki bir fabrikada yaşanan patlamada 3 kız çocuğu 3 kadın işçi katledildi. Birkaç bina ötesinde İş-Kur binası bulunan, defalarca şikayete rağmen kapısına gidilmeyen fabrikada yaşanan ne kaza, ne ihmaldir. Bunun adı cinayettir ve bu cinayetin sorumlusu işçilerin güvenliği için önlem almayan, denetlemeyen Çalışma Bakanlığı ve iktidardır. Güvencesiz, güvenliksiz, düşük ücretlere çalışmaya hayır diyoruz. Eşit işe eşit ücret, sendikalı çalışma hakkı için mücadeleyi de dayanışmamızı da büyütüyoruz.

İstanbul Sözleşmesi’ni bir gecede fesih eden Saray, yıllardır mücadele ile kazandığımız tüm medeni haklarımıza saldırıyor. Erkek şiddetini önlemeyen devlet, kadınların boşanma hakkını arabuluculuk ile engellemeye çalışıyor. Erken yaşta evlilikler için teşvik primleri veren Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, kadınların güçlendirilmesi için günde 51 kuruş bütçe ayırıyor. Nafaka hakkımıza göz diken iktidar; Diyanet’in fetvaları ile hayatlarımızı, bedenlerimizi tahakküm altına alan politikalarını, erkek şiddetini, çocuk istismarını meşrulaştırıyor. Medeni haklarımıza, miras hakkımıza saldırıyor.

Gülistan Doku’nun faillerini bulmayanlar, aile-cemaat-tarikat işbirliği ile öldürülen Narin Güran’a ne olduğunu açıklayamıyor, Rojin Kabaiş cinayetinin üstünü şüpheli ölüm olarak kapatmaya çalışıyor. Hiçbir kadının ölümünü şüpheli olarak bırakmayacağız diyen kadınların mücadelesi sonucunda Rojin’in ölümünden tam bir yıl sonra Adli Tıp Kurumu raporlarında Rojin’in üzerinde iki ayrı erkeğe ait DNA bulunduğunu açıklandı. Bu ülkede kadınlar, çocuklar katlediliyor, kaybediliyor. Deliller gizleniyor, failler korunuyor.  Öldürülen, kaybedilen kadınların, çocukların akıbeti milyonların gözleri önünde gizleniyor.

Aile yılının ilan edilmesinin ardından 2025’i ilk on ayında 235 kadın cinayeti yaşanırken, 247 şüpheli kadın ölümü gerçekleşti. Son altı ayda şüpheli kadın ölümleri %96 arttı. Her üç günde bir 2 kadın cinayeti şüpheli olarak kayıtlara geçiyor. Kadın cinayetlerinin sayısı hiç olmadığı kadar artarken, şüpheli kadın ölümleri ise ilk kez kadın cinayeti sayısını geçti.  Bu ülke ölü kadınların, ölü ve kayıp çocuklar ülkesine dönmüş durumda. Aile irşat büroları ile “Kutsal aile” masalı anlatılıyor. Kutsal aile masalı ile üstünü örtmeye çalıştıkları ailelerde kadınlar şiddete uğruyor, çocuklar istismar ediliyor. Kutsal aile örtüsünün altında cebinde uzaklaştırma kararıyla öldürülen kadınlar, bakım emeği yükü, yoksulluk, kadınların sömürülen emeği var. Yaşamlarımızı sizin ataerkil kapitalist sisteminize teslim etmeyeceğiz! Aileye, saraya kul; sermayeye köle olmayacağız!

2025, dünyayı emperyalist savaşların yıkıcılığıyla kuşatan bir yıl oldu. Ortadoğu’dan Ukrayna’ya, Kafkaslar’dan Afrika’ya kadar süren paylaşım savaşlarının bedelini yine en ağır biçimde kadınlar ve çocuklar ödüyor. Siyonist İsrail’in Filistin’de sürdürdüğü soykırım, kapitalist devletlerin açık desteğiyle derinleşiyor; son iki yılda 50 binden fazla kadın ve çocuk katledildi, hayatta kalanlar açlıkla teslim alınmaya çalışılıyor. Suriye’de Dürzi ve Aleviler katlediliyor, kadınlar tecavüze uğruyor,  İran zindanlarında kadınlar kimlikleri ve özgürlük talepleri için işkenceye, idam tehdidine maruz kalıyor. Dünyanın dört bir yanında farklı dillerde, farklı topraklarda kadınlar emperyalist ve faşist iktidarlar tarafından katlediliyor, göçe zorlanarak yerinden ediliyor, emeği ucuzlatılıyor.

Bu tabloda AKP iktidarı, timsah gözyaşlarıyla Filistin için ağlarken Türkiye’nin limanlarını İsrail’e açıyor, askeri–ticari ilişkileri sürdürüyor, bölgedeki gelişmelerden pay kapmak için Yeni Osmanlıcı hayallerle ABD emperyalizminin yanında hizalanıyor. Bütçe; eğitime, sağlığa, kadınlara, çocuklara değil savaş politikalarına, savunma sanayisine ve sınır ötesi operasyonlara akıtılıyor. Kürt sorunun çözümü için barış ve demokrasi talepleri görmezden gelinirken, muhalefeti susturmak için gözaltı–tutuklama terörü, baskı ve şiddet artıyor. Bu baskı rejimi en çok da kadınlar üzerinde hayat buluyor; mücadele eden kadınlar gözaltına alınıyor, tutuklanıyor; cezaevlerinde politik kimlikleri ve kadın olmaları nedeniyle sistematik olarak ağır hak ihlallerine maruz kalıyor, tahliyeleri engelleniyor, sağlık hakları gasp ediliyor.

Biz kadınlar, emperyalist savaşlara karşı durmanın aynı zamanda varlığımıza, emeğimize, doğamıza ve çocuklarımızın geleceğine sahip çıkmak olduğunu biliyoruz. Bunun için buradan bir kez daha sesleniyoruz: Filistin’de, İran’da, Suriye’de hiçbir kadın yalnız değildir; tıpkı bu ülkede savaş politikalarının en ağır yükünü taşıyan, kimliği, dili ve eşit yurttaşlık hakkı uzun yıllardır yok sayılan Kürt kadınlarının da hiçbir zaman yalnız olmadığı gibi.

Bizler Deniz Poyraz’ın kız kardeşleri olarak, onun düşlediği barış içinde eşit ve özgür bir toplumsal yaşamın inşası için mücadelemizi sürdüreceğiz. Çünkü biliyoruz ki bu ülkeye gerçek bir barış, Ekin Van’ın bedenini teşhir edenlerin, Kürt illerinde kadınlara tecavüz edip “Bana bir şey olmaz” diyen Musa Orhan’ın ve sivillere yönelen tüm asker–polis–korucu şiddetinin yargılanmasıyla mümkündür. Devletin özellikle Kürt kadınlarının bedenleri ve yaşamları üzerinde kurduğu savaş politikalarının bir aracı olan çıplak arama işkencesinin faillerinin hesap vermesiyle mümkündür.

Biz kadınlar için barış; yalnızca silahların susması değil, aynı zamanda kimliğimizin tanınması, ana dilimizin kamusal yaşamdan eğitim hakkına kadar her alanda özgürce kullanılabilmesi, eşit yurttaşlığın lafla değil hukukla güvence altına alınması demektir. Kadınların ve özellikle Kürt kadınlarının kamusal, siyasal ve toplumsal hayatta kendi diliyle, kimliğiyle, iradesiyle görünür ve eşit olması demektir.

Yemekhane zammını protesto ettiği için geri gönderme merkezinde kötü koşullara mahkûm edilen ve sınır dışı edilen Nana’nın yeniden Türkiye’de güvenli yaşamasının garanti altına alınmasıyla mümkündür. Tüm kadınlar ve LGBTİ+’lar için barış; yaşamlarımız üzerinde kurulan baskı biçimlerinin son bulması, faillerin yargılanabilir olması, eşitliğin ve özgürlüğün gerçek anlamda güvence altına alınmasıyla mümkündür.

Biz kadınlar biliyoruz: Barış, ancak Kürt kadınlarının kimlik, ana dil ve eşit yurttaşlık taleplerinin yok sayılmadığı; tüm kadınların özgürce ve eşitçe var olduğu bir ülkede mümkündür. Barış için mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz.

11.Yargı Paketi ile ahlak bekçiliğine soyunan iktidar, doğuştan gelen biyolojik cinsiyete aykırı tutum ve hayasızca hareket diyerek neyi dahi tanımladığı belli olmayan ifadeler ile LGBTİ+’lara hapis cezasını getirmeyi hedefleyen, LGBTi+lara yönelik şiddeti meşrulaştıran, hormona erişimi engelleyen, suça sürüklenen çocukların faillerin sırtını sıvazlayıp çocukları cezalandırmayı hedefleyen yargı paketini kadınların ve LGBTİ+’ların tepkisi sonucu geri çekmek zorunda kaldı. Biz kadınlar ve LGBTİ+’lar direnişimizi birbirimize miras olarak bırakıyor, birbirimizden aldığımız güç ile ellerimizi sıkıca tutuyoruz. Akademisyeninden, sanatçısına, yazarına kadar uyguladığı şiddeti ataerkil sistemin ona sunduğu koruma kalkanlarının arkasına saklamaya çalışarak örtbas etmeye çalışmasına karşı kadınlar susmuyor. Cesaretini birbirine bulaştırarak yaşadığı şiddeti anlatmaya devam ediyor. Yıllarca uğradığı şiddetin karşısında yaşamını savunuyor. Hiçbir kadının kirpiği yere düşmesin diye, hikayemiz yarım kalmasın, ismimiz anıt sayacın eklenmesin diye gücümüzü birbirimizden alacak, dayanışmamız ile yeni bir yaşamı kuracağız. Kimliğimiz, bedenimiz, aşkımız sizin yargı paketlerinize sığmadı/ sığmayacak!

Makbul kadın olmayacağız, nafaka hakkından da, İstanbul Sözleşmesinden de, eşit yurttaşlık haklarımızdan da vazgeçmeyeceğiz. Yoksulluğa karşı sabretmeyecek, insanca yaşam ve  güvenli, güvenceli, çalışma koşulları için mücadele edeceğiz. Sağlıklı konutlarda barınma hakkı, güvenli kentler, güvenceli yaşam için dayanışmayı da mücadeleyi de yükselteceğiz. Tarım alanlarını, sulak arazileri, ormanları maden şirketlerinin talanına açanlara karşı doğayı ve katliam yasasına karşı yaşamı savunmaya devam edeceğiz. Emperyalist savaşlara karşı tüm dünyada barışın sesi olacağız,

Kadın ve LGBTİ düşmanı politikalarınıza karşı, birbirimizden, dayanışmamızdan, haklarımızdan, hayatlarımızdan ve mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz.  Erkek egemen kapitalist düzeninize karşı, eşit, özgür bir hayatı kazanana dek örgütlü mücadelemiz devam edecek.  Ve kadın özgürlük mücadelemizde hiçbir kadın, hiçbir zaman yalnız yürümeyecek.

Yaşasın kadın dayanışması

Yaşasın örgütlü mücadelemiz

İZMİR KADIN PLATFORMU”

 

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.