ÖZGÜRLÜK,DEMOKRASİ VE BARIŞ İÇİN OMUZ OMUZA!

ÖZGÜRLÜK,DEMOKRASİ VE BARIŞ İÇİN OMUZ OMUZA!

 

Askeri darbelere, askeri cuntalara karşı durmak ve demokrasiyi, özgürlüğü savunmak   devrimcilerin, demokratların, sosyalistlerin  görevidir. Bugüne kadar yaşanan tüm darbelere ve askeri cuntalara karşı en tutarlı karşı duruşu Türkiye Devrimci Hareketi yapmıştır. 12 Mart ve 12 Eylül Faşist Cuntasına karşı mücadele bayrağını devrimciler hep yükseklerde tuttular. Muhafazakar, sağ partiler ve gençlik örgütleri askeri cuntaları ve darbeleri hep destekledi. Faşist cuntaların yedeği ve destekçisi oldular. Muhafazakar sağ partiler İslami tarikatlarla hep iç içe oldular; faşist cuntaları hep desteklediler.

Fettullah Gülen hareketi dahil tüm tarikatlar 12 Eylül faşist cuntasına destek oldular. Faşist cuntaların açtığı yolda kendilerine gelişme ve ilerleme yolları açıldı. Faşist generallerin desteği ile güç topladılar,  siyaset kulvarında kendilerine siyasi,ekonomik ve kültürel mevziler kazandılar. 12 eylül faşist dikdatörlüğü döneminde  okullarda, üniversitelerde, mescitler açıldı; cami sayıları artırıldı. Okul müfredatları sunni islami eğitime uygun duruma getirildi. Kenan Evren Anadolu’da yaptığı konuşmalarda elinde Kuran  islami nutuklar attı.  Kurtuluş savaşının kazanımı güdük ve sınırlı laisizm tasfiye edilmeye çalışıldı  ve  sunni islami bir devletin yolları açıldı. Ilımlı sunni  islam projesi adım adım ilerletilerek bugünlere gelindi. Fettullah Gülen’in  sunni islam cemaaati; bugünlere 12 mart askeri cuntasının açtığı yolda ilerleyerek geldi. Natocu generaller şeyhlere tarikatlara, yol verdi; güç toplamalarını sağladı.

12 eylül generallerini ve cuntasını destekleyen önemli güç Fettulah Gülen örgütüydü. Devletin tüm kurumlarında örgütlendiler. İşbirlikçi kapitalizmin ve  devletin açtığı yolda yargı,yürütme ve yasamada önemli mevziler elde ettiler. AKP’de Fettullah Gülen teşkilatının sahasında büyüdü ve onların desteği ile gelişti. Devlet içinde önemli bir kanat haline gülen Gülen tarikatı iktidar sorunu ve siyasi,ekonomik,kültürel konularda egemenlik alanını genişletme kavgasında; ilerlemek için atılım yaptığı dönemde, eski bağlaşıkları ile iktidar kavgasına girdi. AKP’nin parti içerisinde ve kamusal yaşamda sivil darbesinin önünde direnemeyen Gülen teşkilatı,askeri anlamda atılım ve askeri darbe sürecinde de başarı gösteremeyerek yenildi. Askeri darbenin yenilgisi kanatlar arasındaki çatışmayı artırdı; çatışma devam ediyor.

Cumhurbaşkanı ve hükümet bir yandan cemaati tasfiye etmeye çalışırken diğer yandan sivil darbesini de sürdürmeye devam etmektedir. “RTE’nin fiili olarak rejim değişmiştir” açıklamasıyla başlattığı sivil darbe, Fethullahçıların darbe girişimi gerekçesiyle tamamlanıyor. Hukuku temel alan ülkelerde esas olan kuvvetler ayrılığı ilke ve uygulamalarının kırıntıları da yok ediliyor. Yasama, yargı, yürütme organlarındaki “yargısız infaz” yöntemleriyle, hukuk ve mevcut yasalar dahi yok sayılarak yapılan  yüzlerce yargıcın, bürokratın gözaltına alınması, yargıtay ve danıştayda  görevden alma, binlerce kamu çalışanının görevden uzaklaştırılması, soruşturmalar, gözaltı merkezlerindeki işkence ve kötü muamele idam cezasının yeniden tartışılması.vb uygulamalar darbe gerekçesi arkasında pervasızca yapılıyor.

Devlet içinde egemenlik çatışmasında emekçi halk kitleleri taraf olamaz. Bizlerin taraf olduğu tek konu vardır: darbeler ezilenlere karşı yapılır ve zarar gören yalnızca ezilenler, emekçiler ve özgürlük sevdalılarıdır. Darbelere karşı olmak, özgürlüğü, demokrasiyi, demokratik mekanizmaları ve işlerliğini savunmaktan geçer.Askeri darbe üzerinden işçi sınıfına emekçilere; demokrasi ve barış güçlerine yapılan yeni saldırı dalgasına karşı güçleri birleştirmek ve demokrasi, emek ve barış temel talepleri etrafında mücadeleyi yükseltmek önem taşımaktadır.

Sevgi ve dostlukla.

Özgür, eşit bir yaşama doğru mücadelede bir adımı daha birlikte atalım!

 

Özgür, eşit bir yaşama doğru mücadelede bir adımı daha birlikte atalım!

Sevgili arkadaşlar, saat 15.30 da Z Kitabevinde buluşuyor ve flamalarımızla yürüyüşe katılıyoruz.

Sevgi ve dostlukla.

Tüm katliamları kınıyor

Tüm katliamları kınıyor, 13 Mart katliamında yitirdiğimiz

insanların yakınlarının acılarını paylaşıyor, yaralılarımızın

sağlıklarına kavuşmasını diliyoruz.

Katliamlara alışmayacağız, kanıksamayacağız, unutmayacağız;

kanıksanmasına, alışılarak, suskunlukla yaşanmasına izin

vermeyeceğiz.

Terörle yaşamaya alışmak, kanıksamak zorunda değiliz.

İşyerinde, fabrikada, okulda, atelyede sokakta, mahallede,

tarlada tüm yaşam alanlarımızda katliamlara karşı sesimizi

yükseltelim, tepki verelim.

Katliamlara bizi alıştırmalarına, sindirmelerine, yıldırmalarına,

suskunluğa izin vermeyelim.

Toplu kıyımları planlayanlar, emir verenler, yerine getirenler

açığa çıkarılmalı, hesap sorulmalıdır.

Katliamların unutulmaması, hesap sorulması için herkesi

barış,demokrasi ve özgürlük mücadelesine güç vermeye

çağırıyoruz.

Saray savaş istiyorsa biz SAVAŞA HAYIR! Diyoruz.

Saray savaş istiyorsa biz SAVAŞA HAYIR! Diyoruz.

Siyasi iktidarın içerde, dışarda sürdürdüğü savaş politikaları çocuklarımızın geleceğini, bizlerin yaşamını karartacak.

Bir yanda asgari ücretle, zorunlu mesailerle çalışmak zorunda bırakılan milyonlar sendikasız, iş güvencesinden yoksun; Diğer yanda nüfusun gerçek işsizlik oranıyla (%18.) nasıl olursa olsun iş arayanlar.

Bir yanda tarım politikaları nedeniyle kente göçüp işçileşenler; diğer yanda dışarıdan ithal edilen tarımsal ürünler; kg.si 3.5 TL olan soğan, 6 TL olan limon.

Bir yandan tankla, tomayla, kirpiyle yakılıp yıkılan; yok edilen canlar, yaşam alanları, sağ kalıp ta göç etmek zorunda kalıp memleketinde mülteci olanlar..

Bir yanda “komşularla sıfır sorun diye iktidara gelenler ve bugün tüm koşullarla sorun yaşayıp, savaşı kışkırtanlar..

Bir yanda Reyhanlı, Diyarbakır, Suruç, 10 Ekim ve 17 Şubat katliamlarıyla halkta güvensizlik, geleceğe dönük belirsizlik, kaygı ve korku yaratanlar, bu ortamdan siyasi çıkar sağlamak isteyenler..

Bir yanda “savaş ortamı, sınır ihlalleri” diyerek silahlı, bombalı saldırıları gerekçe yapıp içeride en temel hakların, özgürlüklerin kullanılmasını engelleyenler; çıkarılan kararnameler, genelgelerle hukuku askıya alan, ilan edilmemiş bir OHAL ya da sıkıyönetim uygulamasını yaşama geçirenler; diğer yanda kişisel çıkarlarını hiçe sayarak çocuklarının, torunlarının geleceği için mücadeleye emek verenler..

Bir yanda tüm bu katliamların gerçek faillerini açığa çıkarmadan kendi siyasi yorumlarını TV kanallarıyla halka empoze ederek algı yanılsaması yaratanlar; kendisi gibi düşünmeyen herkesi “düşman” ilan eden siyasi iktidar; diğer yanda politik bir merkezde toparlanamayan, örgütsüz bir muhalefet.. Bu örgütsüzlük içerisinde siyasi iktidarın hızlandırdığı savaş politikaları. AB nin koç başı emperyal güçlerle ABD’nin ittifakı karşısında Rusya, İran ve Suriye’nin dönemsel birliği..

Siyasi iktidarın izlediği politikalarla savaş kışkırtıcılığı, Suriye’nin içişlerine müdahale politikaları, savaşa müdahil olma istekleri ve ülkemizin Ortadoğunun emperyalist paylaşım savaşı sürecinin içine çekilmeye çalışılması, coğrafyamızda yaşayan halklar için yıkım anlamına gelecektir. Bu politikalardan ve Suriye sınırlarına yönelik tacizlerden hemen vazgeçilmelidir.

Suriye başta olmak üzere bölge ülkelerinin iç işlerine saygı temelinde bir ilişkiyi (politikayı) öne alırken, içeride de Kürt sorununun eşit haklar temelinde demokratik bir çözüme kavuşturulması için gerekli adımlar bir an önce atılmalıdır.

Dün Ankara’da TSK servis otobüslerine yönelik kim tarafından yapıldığı belli olmayan öldürücü saldırılar, yaratılmak

istenen kaosla koşulları olgunlaştırılmak istenen başkanlık sistemi ve Suriye müdahalesi..

Güdük temel hak ve özgürlüklerin dahi yasaklanması, ‘’terör-bölücü örgüt’’ propagandası yapıldığı gerekçesiyle düşünce ve ifade etme özgürlüğünün, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yasaklanması..

Biz yakın tarihimizden savaşın hangi argümanlarla kışkırtıldığını iyi biliyoruz. İç düşmanlar, dış düşmanlar yaratarak milliyetçiliği, pantürkizmi, ırkçılığı kışkırtmak ve yoksul halkın çocuklarını savaşta kırdırmak..

Çıkarılmak istenen bu savaş bizim savaşımız olamaz. Bu savaş hepimize, ölüm, acı, işsizlik, ücretlerde düşüş, açlık, sefalet getirecektir. Bu savaş kökeni ne olursa olsun bugüne dek birbirleriyle sorunsuz yaşarken, halkların birlikte yaşama iradesinin kırılması, halkların boğazlaşması demektir.

Irak ve Suriye’nin savaş sonrası yaşadıkları ve yaşamakta olduklarından ders çıkarmak bir yana, bu ortamdan yararlanarak Ortadoğu’da güç olmayı hayal edenlere HAYIR denilemezse çok geç kalabiliriz.

SAVAŞ İSTEMİYORUZ; MEMLEKETİN VE HALKLARIMIZIN ÇIKARLARI SAVAŞTAN DEĞİL, ÇATIŞMASIZLIK; EŞİT VE ÖZGÜR BİRLİKTEN YANADIR.

BÖLGEMİZDE VE DÜNYADA EMPERYALİST SAVAŞLARA HAYIR!

YAŞASIN HALKLARIN EŞİTLİĞİ ve KARDEŞLİĞİ!

Açıklama

İstanbul Sultanahmet Meydanı’ndaki patlamada 10 kişi öldü, onbeş kişi yaraladı. Canlı bombanın Suudi Arabistan doğumlu IŞİD militanı olduğu açıklandı.

İstanbul ilinde Sultanahmet Meydanı turizm açısından önemli ve turistlerin yoğun bulunduğu bir bölgedir. Ülkemizi gezmek ve tanımak için gelen sekiz Alman turist te patlamada yaşamlarını yitirdi.

Patlama Susurluk, Reyhanlı, Diyarbakır, Suruç ve Ankara patlamalarının devamıdır. Bu katliamların failleri bulunmadı, dosyalarda hiçbir gelişme yok. Sultanahmet katliamı dosyasında da ilerleme olmayacaktır.

AKP’nin iktidarı döneminde gelişen ve geliştirilen İslamcı politikalar tüm devlet kurumlarında da güç kazanmış, şeriatçı, dinci kadrolar önemli kurumlarda mevzilenmiştir. Devletin önemli işlerini yöneten ve yürüten kurumları bölgemizdeki İslamcı terör akımlarıyla ilişkilidir. Güdük laikliği de tasfiye ederek eğitimi ve yaşamı dinselleştiren bir program çerçevesinde ilerleyen AKP iktidarı yeni atılımlarını da önümüzdeki süreçte gerçekleştirecek gibi görünmektedir. Bölgemizde radikal dinci terör örgütlerini silahlandıran, destekleyen, koruyan siyasal gücün ve istihbarat örgütlerinin ülkemizde de yeni katliamlara zemin hazırlandıkları bir gerçektir. Irak’ta, Suriye ‘de yakın geçmişte patlayan ve patlamaya devam eden bombalar artık halkımızı ve çocuklarını katletme noktasına gelmiştir.

AKP ve siyasi iktidarına muhalefet eden emek, barış ve demokrasi güçlerinin Ankara İlindeki miting ve yürüyüşüne yapılan bombalı saldırı sonucu 102 canın ölümünün üzerinden aylar geçmeden onların acıları ve yarattığı travmayı toplum olarak atlatamamışken, Sultanahmet patlaması toplumda yeni bir travma, can güvenliği sorununu yeniden gündeme getirmiştir.

Can güvenliğinin olmadığı toplumlarda demokratik barışçı muhalefetin gelişmesi ve güçlenmesibeklenemez. Bu nedenle, siyasi iktidarlar ve işgalci devletler kendilerine muhalif siyasi akımların ve halk muhalefetinin gelişmemesi için kör terörden beslenen akımları desteklemeyi ve onları yönlendirmeyi ve yönetmeyi her zaman tercih ederler. Devletler de özellikle vahşi kapitalist sistemlerini korumak ve kollamak; emekçi halk muhalefetini tasfiye etmek için terörü kendi özel kurumları aracılığıyla yürütmekte ve halk muhalefetini etkisiz duruma getirecek özel savaş yöntemleri uygulamaktadır.

Siyasi iktidarın ve AKP hükümetinin Sur’da, Silvan’da, Nusaybin’de, Cizre’de, Silopi’de kısaca 7 il ve 19 ilçede en az 59 gündür süren sokağa çıkma yasakları ile halk açlığa, susuzluğa, sağlıklı yaşam hakkına ulaşamaz olmaya mahkum edildi. Mahallere ağır silahlarla saldırarak, yaşam hakkı, özgürlük ve can ve mal güvenliği hakkı ortadan kaldırıldı; işkence ve kötü muamele yapıldı. Siyasi iktidar ve devletin silahlı güçleri ulusal ve uluslararası sözleşmeler ile koruma altına alınmış olan hemen tüm hak ve özgürlükleri ihlal etmektedir. Bölgede yaşayan erkekler kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve tüm canlıların temel yaşam ve sağlık haklarını ihlal edilmekte; doğa ve kültürel varlıklar tahrip edilmektedir. AKP iktidarı ve sözcüleri kendilerine muhalif olan tüm toplum kesimlerine ve aydınlara terör estirmektedir.

Düşünce ve ifade özgürlüğü yasaklanmıştır. Siyasi iktidarı eleştirmek, farklı düşünceler ifade etmek ağır sonuçlara yol açmaktadır. Kürt illerinde yürütülen operasyonlarda öldürülen çocukları, bebekleri, yaşlıları, infaz edilen kadınları, savaş yöntemleriyle tahrip edilen binaları görüp bu terör uygulamalarına karşı çıkıyorsanız, AKP iktidarı tarafından ‘’Hain’’ ve ‘’ PKK yanlısı’’ ilan ediliyorsunuz. 1128 akademisyenin barışı savunması ve devletin bölgedeki insan hakları ihlallerini ve sokağa çıkma yasaklarını eleştirmesi ve iktidarın yürüttüğü özel savaşa kaşı çıkmasına Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan’ın “devletten yana olacaksınız” diye açıklama yapması sonrasında Yüksek öğretim Kurumu’nun soruşturma başlatması, hukuk devletinde yaşanabilecek bir olay olamaz.. AKP iktidarı düşünce ve ifade özgürlüğüne tahammül edememekte; sadece kendilerini destekleyen düşüncelere “özgürlük” tanımaktadır. Kamu görevlileri siyasi iktidarın uygulamalarına ortak edilmek istenmekte ve muhalif düşüncelerini ifade etmelerini yasaklamaktadır.

Bizler tarihe tanıklık edenler, tarihi yazanların ezen-ezilenler arasındaki mücadele olduğunu bilenler ve bu mücadelenin tarafı olanlar, bir kez daha özgürlük-eşitlik ve kardeşlikten yana net taraf olduğumuzu ilan ediyoruz.

Gün Siyasi iktidarın insan hak ve ihlallerine karşı çıkmak, Kürt illerindeki uygulamalara karşı demokratik hak ve özgürlükleri, barışı savunmak faşizme karşı güçlerin birleşik mücadelesini savunma günüdür.

İmece Dostluk Dayanışma Derneği

Yönetim Kurulu

İnsan Hakları Gününü ve Ankara katliamının 2. ayında yitirdiklerimizi unutmadık.

İnsan Hakları Gününü ve Ankara katliamının 2. ayında yitirdiklerimizi

unutmadık.Unutmayacağız!

Günümüzde; İnsan hakları mücadelesinin, ezilen ulusların, ezilen dünya

halklarının ve işçi sınıfının emperyalizme,emperyalist savaşlara ve kapitalizmin

bütün sonuçlarına karşı bir mücadelesi olduğunu da unutmayacağız!

Kahrolsun Faşizm! Yaşasın Mücadelemiz.

 

İnsan hakları ve barış savunucusu ve Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi öldürüldü.

İzmir Emek,Barış ve Demokrasi Güçleri Kıbrıs Şehitleri caddesi girişinde toplanarak

basın açıklaması yaptı ve İzmir Barosu önüne kadar yürüdü.Yürüyüşte faşizm ve

katliamlara karşı sloganlar atıldı.

Faşizme,katliamlara karşı teslim olmayacak,direneceğiz.Faşizme karşı birleşik

mücadeleyi örmek ve yükseltmek insanım diyen herkesin omuzlarındadır.

Gün faşişt diktatörlüğe,katliamlara, zulme,işkenceklere,sokağa çıkma yasaklarına

karşı birleşik mücadele günüdür.

Kahrolsun Faşizm!

Yaşasın Mücadelemiz.

Haber alma- haber yapma hakkı engellenemez.

 

Bir gazeteci yaşadığı toplumda ve dünyada olup biteni araştıran, belgemeye ve gerçekleri

yurttaşlara haber olarak  ulaştırmaya çalışan politik bir varlıktır. Sermaye gruplarından

hükümetlerden ve devletlerden bağımsız olduğu oranda görevini yapabilir.

Gazeteciler, basın emekçileri üzerindeki siyasi baskılara son!

Haber alma- haber yapma hakkı engellenemez.

Tekelci kapitalizmin G20 örgütü Antalya’da toplandı

 

Tekelci kapitalizmin G20 örgütü Antalya’da toplandı. Antalya’da, tüm demokratik

hak ve özgürlükler askıya alındı, sokağa çıkan muhalifler gözaltına alındı.

Emekçi halkımızdan korkuları dağlar kadar büyük. Korkun, korkunuz da haklısınız.

Ezilen ulus ve halkların kan emicileri, soygun ve talancılar, savaş kışkırtıcıları, islamcı

terör örgütlerinin besleyicileri, ergeç yenileceksiniz. Halklar sömürücü, soyguncu, talancı

kapitalizminizi yerle bir edecek, paylaşmacı ortaklaşmacı sömürünün olmadığı, tüm

ulusuların ve halkların eşit,özgür ve mutlu yaşadığı sosyalist bir ekonomik düzen

işçilerin emekçilerin emekleri üzerinde yükselecek.

Kahrolsun Emperyalizm!

Yaşasın Mücadelemiz !

Yaşasın Sosyalizm!

Mülkiyeliler Birliği

28.10.2015

Mülkiyeliler Birliği

UNUTMUYORUZ…

AFFETMİYORUZ…

Ankara Garı, 10 Ekim 2015 günü Türkiye tarihinin en kanlı katliamına tanık oldu. Katliamda 100 kişi hayatını kaybederken 500’den fazla kişi yaralandı. Bugün, aradan iki hafta geçmişken halen yoğun bakım servislerinde yaralıların yaşama tutunma mücadelesi sürüyor.

Katliamın hemen sonrasında, daha cenazelerimiz yerden kaldırılmadan kitlenin güvenliğini sağlama safsatasının ardına sığınan polisin saldırısı, devamla olay yerini incelediği ve katliamı aydınlatma iddiasında olduğu bir rivayetten ibaret olan savcılığın tavrı; siyasi iktidar temsilcilerinin yaptıkları açıklamalar soruşturma sürecinin devletin katliamlardaki sorumluluğunun tespit edilerek katliamın asıl sorumlularının açığa çıkarılmasına yönelik değil katliamın üstünün örtülmesine yönelik yürütüldüğünü göstermektedir. Buna izin vermeyeceğiz. Soruşturma sürecine ilişkin kimi gözlem ve tespitlerimiz:

Katliamlara ilişkin gerçekler kısıtlama kararlarıyla ve yargı eli ile gizlenmeye çalışılmaktadır:

Bizler, bu sürecin hukuksal takibini üstlenirken, katliamın aydınlatılması ve faillerin tespiti; devletin katliamlardaki sorumluluğunun ve katliamın asıl sorumlularının açığa çıkarılması çabası içerisindeyiz. Bu çabamız öncelikle dosya içeriğine ulaşmamızın fiilen engellenmesi, devamla önümüze mağdur vekillerini kapsamadığı açıkça yazılı kısıtlılık kararı ile boşa çıkartılmaya çalışılmıştır. Nihayet Sulh Ceza Hakimliği’nin kısıtlılık kararının hukuken geçerli olmadığı yönündeki itirazımız bir diğer Sulh Ceza Hakimliği tarafından hiçbir dayanak, hukuksal gerekçe gösterilmeden reddedilmiştir.

Kısıtlılık kararına yapılan birden fazla itirazın reddedilmesi üzerine, kısıtlılık kararı kapsamında olmayan bilgi ve belgelerin mağdurlarla paylaşılmasına ilişkin taleplerimiz de reddedilmiştir.

Dosyadaki kısıtlılık kararı nedeniyle, soruşturmanın kamu görevlilerini kapsayacak şekilde genişletilmesi taleplerimizle ilgili acilen atılması gereken adımların atılıp atılmadığı konusunda bilgi sahibi değiliz.

Dosya içeriğinin mağdurların ve halkın bilgisinden kaçırılması, faillerin ve delillerin gizlenmesi, katliamın arkasındaki karanlığın korunmaya çalışıldığını göstermektedir. Oysa bizler biliyoruz ki Reyhanlı Katliamı, Suruç Katliamı, Diyarbakır Katliamı’na ilişkin soruşturma süreçlerindekine benzer kısıtlılık kararları Ankara Katliamı’nın koşullarını yaratmıştır.

Biz katledilenler ve katledilmeye çalışılanlara yönelik ilk engel dosyanın gizlenmesi de değildir. Henüz cenazelerimiz yerden kalkmadan hukukçulara yönelik engelleneme ve hukuksal faaliyetleri gizleme çabası başlamıştır.

Katliam alanına ambulans değil TOMA, sağlıkçı değil çevik kuvvet gönderen zihniyet; yaralılara sedye değil gaz bombasını reva görmüştür. Bu şekilde polis postalları altında çiğnenen sadece cenazelerimizin hatırası değil, alandaki delillerdir.

Olay yeri inceleme ekiplerinin, savcıların, yetkililerin alana müdahale etmedeki basiretsiz tutumunun yanı sıra, katliamı aydınlatmaya yönelik en önemli veri olarak olay yeri incelemesinde biz avukatların bulunması fiilen ve zor kullanılmak suretiyle engellenmeye de çalışılmıştır.

Henüz alanda delilleri korumak isterken, sırasıyla kolluğun, devamla savcılığın ve siyasal iktidar temsilcilerinin engelleri ile karşılaşılmıştır. Yaralılar için kan verilmesi çağrısı yapmanın ambulans göndermekten aciz bir sağlık teşkilatının bakanı tarafından provokasyon olarak nitelenmesi ile olay yeri incelemesinden sorumlu polisin cenazelerin üzerine tükürmesi arasında hiçbir fark yoktur.

Hukukçu gibi davranması beklenen savcıların yaralılar, sağ kurtulan mağdurlar, tüm aileler ve avukatlarına yönelik tutumu ve üslubu da siyasal iktidarın kendisine verdiği emir ve talimatlar doğrultusunda şekillenmektedir. Yaralıların ve tanıkların ifadelerinin alınması, hayatını kaybedenlerin ve yaralıların olay yerinden ya da hastanelerden el konulan eşyalarının iadesi süreçlerinde de sadece hukuk değil; terbiye sınırlarını aşan bir tutum sergilenmektedir.

Dosya bizlerden, katledilenlerden ve katledilmeye çalışılanlardan kaçırılıp, gizlenirken siyasal iktidar temsilcileri bulundukları her ortamda soruşturma sürecini maniple eden açıklamalar yapmaktadır:

Kamu kurumları olayın gerçekleştiği andan itibaren katliamı aydınlatmaya dönük değil, karartmaya ve katliam mağdurlarını daha fazla mağdur etmeye yönelik hareket etmiştir, etmektedir. Örneğin, Başbakan Davutoğlu’nun iddiasının aksine olaydan sonra can çekişen insanların üzerine gaz bombası atılmış, ambulansların geçişi polis ve itfaiyeler tarafından geciktirilmiştir.

Gizli kapaklı bir şekilde soruşturma yürüten Başsavcılık ve iktidar temsilcileri yaptıkları açıklamalarda IŞİD’in adını dahi anmazken akla mantığa sığmayan iddialarla hayatını kaybedenlerin aileleriyle, yaralılarla ve halkla adeta dalga geçmektedirler. Katliamı gerçekleştiren IŞİD, Davutoğlu tarafından aralarındaki işbirliğini de ifşa edecek şekilde ancak “nankör”lükle suçlanabilmiştir.

“Onlar terörist değil öfkeli çocuklar” dedikleri vahşi terör örgütlerine tırlar dolusu silah göndererek destek olan siyasi iktidar; elbette Ankara Katliamı’nın ardındaki ismi telaffuz edememektedir ve hatta Cumhurbaşkanı birbiriyle savaşan düşman yapıların katliamı birlikte gerçekleştirdiğini iddia edebilmektedir. Başsavcılığın bilmediği ayrıntıları Cumhurbaşkanı seçim meydanlarında dillendirmektedir. Tarihimizin en kanlı eyleminin bu ciddiyetsizlikle, alay edercesine soruşturulması, dosya içeriğinin karartılmaya ve kamuoyunun yönlendirmeye çalışılmasının amacı ise zaten Davutoğlu tarafından “AKP oylarının katliam sonrası artış trendine girmesi” şeklinde ifade edilmiştir.

Katliam hakkında konuşmak, devletin sorumluluğunu teşhir etmek, adalet talep etmek gerek üniformalı ve gerekse sivil faşist odaklar tarafından şiddet kullanılarak karşılanmıştır.

Katliam sonrası hem cenaze törenlerine katılanlar, hem de çeşitli etkinlikler ile anma ve protestolar düzenleyenlere kolluk saldırmış, katliamın hesabının sorulmasını isteyenler sanki bu katliamın failleriymişçesine sokak ortasında kolluk eliyle cezalandırılmaya çalışılmıştır. Alanya Adliyesi’nde avukatlara, Ankara’da siyah yas bezlerine ve asanlara saldırılması; Rize ve Eskişehir’de cenaze ve anmalara katılanların sloganları sebebiyle tutuklanması, İstanbul’da yaşanan gözaltılar yargının katliamı aydınlatmak değil, katliamın aydınlatılması çabasını bastırmak üzere işlevlendirldiğinin göstergesidir.

Öyle ki, Davutoğlu katliamın üzerinden henüz 48 geçmişken katıldığı canlı yayında “Türkiye’de bulunan canlı bombaların isim listesi elimizde, ancak eylem yapılmadıkça tutuklayamıyoruz” deyip, canlı bombaları Suruç ve Ankara’daki gibi katliam gerçekleştirdikten sonra yakalamakla övünürken; Bursa’da Davutoğlu’nun protesto edilebilme olasılığı ile toplumsal muhalefete önleyici gözaltı işlemi yapılabilmiştir.

Saldırı sadece sokakta değil, her alanda gerçekleşmiştir. Katliamın hemen ardından bazı iktidar temsilcilerinin, kendilerine bağlı sosyal medyadaki tetikçi hesaplarının ve yandaş medyanın hiçbir bilgi, belge ve delile dayanmayan iddiaları savcılık soruşturmasını yönlendiren pozisyona gelmiştir. Başsavcılık açıklamasında olayı gerçekleştiren örgütten adını verememesi, devamlı suretle başka örgütlerin bağının araştırıldığını eklemesi de tam olarak bu hedeften saptırmanın, manipüle etmenin bir sonucudur.

Herkes bilmektedir ki söz konusu eylem IŞİD eliyle gerçekleştirilmiştir.

Canlı bombalardan birisinin kimliği ve ona yardım eden kişilerin basında yer alan ifadeleriyle bu ispatlanmıştır. Ancak şimdilik bilinmeyen, IŞİD’in bu saldırıyı gerçekleştirmesinde, bu saldırının planlanmasında devlet ve siyasi iktidar içindeki isimlerin rolleridir. İşte tüm karartma ve hedef saptırmanın amacı da bunun bilinmesini önlemek, katliamın bu yönünü karanlıkta bırakmaktır. Soruşturma dosyasına kısıtlılık kararı konulmasının bir sonucu da bu rollerin ortaya çıkması engellemektedir.

Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki düzenlemenin aksine soruşturmanın amacını tehlikeye düşüren, anılan içerik kaçırma faaliyetidir. Son yıllarda siyasi iktidarın sorumluluğu bulunan soruşturma dosyalarının tamamında kısıtlılık kararları verilmekte ve bu kararın ardından bu dosyalarda hiçbir kayda değer gelişme olmamaktadır. Reyhanlı’dan Diyarbakır’a, Suruç’tan Cilvegözü’ne katliamları planlayanlar bu yolla gizlenmiştir ve bir defa daha gizlenmeye çalışılmaktadır.

Gerçekler açığa çıkarıldığında devletin katliamdaki sorumluluğunun basit bir ihmal veya göz yummadan ibaret olmadığı da ortaya çıkacaktır. Bizler biliyoruz ki savaş çıkarmak için “Suriye’ye adam gönderir bu tarafa üç beş füze attırırım” diyenler kendi halkını katletme planları da yapmaktadır. Ankara Katliamı da böyle bir planın ürünüdür.

Soruşturma sürecinin sağlıklı yürütülmesinin ve katliamın aydınlatılması için bugün acilen yapılması gerekenler ise;

– Soruşturma dosyasındaki kısıtlılık kararının, biz bu olayın aydınlatılmasını elbette ki herkesten çok isteyen mağdurlara yönelik uygulanmasına derhal son verilmesi;

– Soruşturma sürecinin; katliamın gerçekleşme sürecinin öncesinde ve sonrasında parçası olan siyasi polis tarafından değil bizzat savcılık tarafından yürütülmesi;

– Soruşturma sürecinin katliamın siyasi sorumluları, MİT ve emniyet yetkililerini de kapsayacak şekilde genişletilmesi;

– Cumhurbaşkanı, başbakan ve AKP iktidarının tüm temsilcilerinin sürecin hukuksal takibini ve soruşturma mercilerini siyasi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye, katliamda parmağı olanları aklamaya çalışmaya son vermesidir.

Başlarken söyledik, UNUTMUYORUZ, AFFETMİYORUZ,

Bilinmelidir ki biz aşağıda imzası olan hukuk örgütleri ve bu katliamı aydınlatacak olan hukukçular, bu soruşturmanın asıl sahibidirler. Barış talebini dile getirirken katledilen arkadaşlarımıza, barış özlemleri bombalanan halklara barışın yanı sıra bir de adalet sözümüz var.

ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ ANKARA ŞUBESİ

DEMOKRASİ İÇİN HUKUKÇULAR

HALKEVLERİ HUKUK DAİRESİ

HUKUKTA SOL TAVIR DERNEĞİ

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ ANKARA ŞUBESİ

ÖZGÜRLÜKÇÜ HUKUKÇULAR DERNEĞİ ANKARA ŞUBESİ

TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VAKFI