Hükümetin OHAL’i uzatma kararına karşı

 

C.Başkanlığı’nın ve Hükümetin OHAL’i uzatma kararına karşı İzmir’de siyasi parti, kitle örgütleri, sendikalar, meslek odaları, kent konseylerinden oluşan 46 kurum ortak açıklama yaptı.

Fuar-Kültürpark İsmet İnönü Kültür Merkezi’ndeki açıklamaya kurumlardan kitlesel katılım oldu. Kurumların ortak metnini TMMOB İzmir il Koordinasyon Kurulu Sözcüsü Melih Yalçın okudu
Tam metin şu şekilde:

OHAL DEĞİL ACİL DEMOKRASİ

OHAL, HUKUKSUZ KEYFİ İHRAÇLARDIR.

OHAL, PARLAMENTONUN TASFİYESİDİR.

OHAL HALK İRADESİNİN GASPIDIR.

OHAL, HUKUKUN YOK EDİLMESİDİR.

OHAL ÖRGÜTLENME YASAKLARIDIR.

OHAL, BASININ KARARTILMASIDIR.

OHAL, ZORBALIK DÜZENİDİR.

OHAL, EMEK DÜŞMANLIĞIDIR.

OHAL, İŞSİZLİK, YOKSULLUK, PAHALILIKTIR.

OHAL, KADINLARIN YAŞAMI VE HAKLARINA SALDIRIDIR.

OHAL, TEK ADAM REJİMİDİR.

Bizler aşağıda imzası bulunan Kurum ve Kuruluşlar sonuçlarını 11 madde ile özetlediğimiz OHAL’in derhal kaldırılmasını talep ediyoruz.
16.01.2018
KURUM
DİSK EGE BÖLGE TEMSİLCİLİĞİ
KESK İZMİR ŞUBELER PLATFORMU
TMMOB İZMİR İL KOORDİNASYON KURULU
TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
İZMİR GAZETECİLER CEMİYETİ
İZMİR KADIN PLATFORMU
İHD
TİHV
ÇHD
İZMİR DAYANIŞMA AKADEMİSİ
İZMİR DERSİM KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ
ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU İZMİR BİLEŞENLERİ
İZMİR DEMOKRATİK ALEVİ DERNEĞİ
ÖV-DER
ONBEŞLER BİRLİK VE DAYANIŞMA BİLİM VE KÜLTÜR DERNEĞİ
ODTÜ EGE MEZUNLAR DERNEĞİ
BUCA EVKA-1 KADIN KÜLTÜREVİ DERNEĞİ
EGEÇEP
İMECE-DER
TJA
KONAK KENT KONSEYİ
KARABURUN KENT KONSEYİ
BUCA KENT KONSEYİ
NARLIDERE KENT KONSEYİ
ÇEŞME KENT KONSEYİ
SEFERİHİSAR KENT KONSEYİ
KARŞIYAKA KENT KONSEYİ
BAYRAKLI KENT KONSEYİ
GAZİEMİR KENT KONSEYİ
SELÇUK KENT KONSEYİ
HDP
CHP
HDK
BİRLEŞİK HAZİRAN HAREKETİ
EMEP
SYKP
İZMİR HALKEVİ
ESP
HTKP
SOSYALSİT GENÇLİK DERNEKLERİ FEDERASYONU
SOSYALİST KADIN MECLİSİ
YEŞİL SOL PARTİ
PARTİZAN
DEVRİMCİ PARTİ
KALDIRAÇ
SOSYALİST MECLİSLER FEDERASYONU

‘Bu Suça Ortak Olmayacağız’ metnine imza attıkları için Dokuz Eylül Üniversitesi’nde görevlerinden uzaklaştırılan barış imzacısı akademisyenler

 

‘Bu Suça Ortak Olmayacağız’ metnine imza attıkları için Dokuz Eylül Üniversitesi’nde görevlerinden uzaklaştırılan barış imzacısı akademisyenlerde 3 araştırma görevlisinin sözleşmeleri uzatılmadı. İİBF’den Araş. Gör. Aydın Arı, Edebiyat Fakültesi’nden Araş. Gör. Özer Yersüren ve Mimarlık Fakültesi’nden Araş. Gör. Dilek Karabulut’un sözleşmeleri henüz yenilenmedi ve atamaları yapılmadı. Özlük haklarına ilişkin işlemler askıya alınmış durumda. Sözleşmeler yenilenmezse araştırma görevlilerinin üniversite ile ilişkisi kesilmiş olacak.

Akademisyenlere açılan soruşturma süreci ile  ilgili rektörlük önünde imzacıların üyesi olduğu Eğitim Sen İzmir Üniversiteler Şubesi ve SES İzmir Şubesi ortak açıklama yaptı. Açıklamada barış talep etmenin suç olmadığı hatırlatılarak soruşturma komisyonunun lağvedilmesi ve akademisyenlerin görevlerine dönmesi istendi. Açıklamaya Dokuz Eylül Üniversitesinden öğrenciler ve emek ve demokrasi güçlerinin temsilcileri de katıldı. Basın metnini okuyan Eğitim Sen İzmir 3 Nolu Şube Başkanı Ulaş Yasa, okudu.

Basın açıklamasının tam metni şöyle:

Basına, Kamuoyuna ve Dokuz Eylül Üniversitesi Çalışanlarına,

Dokuz Eylül Üniversitesi’nde iki yıldır yaşanan garabete ve husumete tanıklık etmek için buradayız. Bundan tam 2 yıl önce, diğer birçok üniversitede olduğu gibi, üniversitemizde bir “cadı avı”nın fitili ateşlendi. 15 Ocak 2016’da “Barış Akademisyenleri” diye bilinen 12 öğretim elemanı hakkında soruşturma başlatıldı. 3 farklı rektör, 4 farklı komisyon ve 12 farklı soruşturmacı gördük. Bu iki yıl içinde üniversiter değerlerin aşama aşama nasıl ayaklar altına alındığına tanıklık ettik. Yaşananlar, ifade özgürlüğünün ve barış isteğinin yargılanma çabasıdır maalesef.

Yaratılış kuramını savunanlar, ırkçı düşünceleri fütursuzca yayanlar, eşini dostunu işe sokanlar, şikeci yollarla unvan devşirenler, intihalciler, darbeci olan/olmayan cemaatler için gizlice çalışanlar akademisyen olabilirler; olmaktadırlar. Oysa arkadaşlarımız, bilim dünyasının parlayan yıldızları, hepimizin ve ülkemizin yüz akı hocalarımız ise üniversiteden ihraç edilmeye çalışılıyor.

Dün itibariyle olmayan yönetmeliği bile işletmiş olsalar, iki yıllık zaman aşımı da dolmuştur. Çünkü YÖK Başkanlığı’ndan gönderilen talimat üzerine, Rektörlük tarafından 15 Ocak 2016 tarihinde soruşturma açılmıştı.

Soruşturmacı olarak görevlendirilen Prof. Dr. Meltem Kutlu Gürsel tarafından 1 Mart 2016 tarihinde Soruşturma Raporu hazırlanmıştır. Ve bu rapor YÖK’ün itirazlarına rağmen hocamız tarafından ikinci kez aynı şekilde rektörlüğe sunulmuştur. Prof. Dr. Meltem Kutlu Gürsel, raporunu düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğüne ve bilimsel özerkliğe dayandırmıştır. Bu raporda ayrıca adlî sürecinin sonlanmasının beklenmesi gerektiği ifade edilmiştir. Oysa yeni göreve gelen Rektör Prof. Kasman ve ardından göreve gelen Prof. Çelik, hocamızın bu ders niteliğindeki görüşünü göz ardı etmişler ve soruşturma komisyonunu kafalarına göre değiştirmeye devam etmişlerdir.

Arkadaşlarımız, Prof. Kasman döneminde kendi oluşturduğu komisyonun teklifi üzerine 28 Haziran 2017’de açığa alınmışlardır. Haklarında soruşturma açılan 12 meslektaşımızdan dördü emekli olmak zorunda kalmıştır. Diğer sekiz arkadaşımız ise, 203 gündür açıktadır; öğrencilerinden, hastalarından, akademiden uzaklaştırılmışlardır.

Söz konusu açığa alma kararlarına karşı avukatlarımız İzmir İdare Mahkemelerinde yürütmeyi durdurma istemli iptal davaları açmış; ancak yürütmeyi durdurma taleplerimiz reddedilmiş olup söz konusu açığa alma işleminin iptaline ilişkin davalar devam etmektedir.

Rektörlük, ancak geçen ay arkadaşlarımızdan yazılı ifade isteyebilmiştir. Kaldı ki, hemen ardından da komisyon şimdilik son kez değişmiştir. Hukuktan nasibini almamış ifade talebine, usul itirazlarımızı yaptık. Dosyayı görmek istedik. Hiçbirini kabul etmediler.

Arkadaşlarımız ne ile suçlanmaktadır? Belli değil. Ortada bir disiplin yönetmeliği bile yok. Soruşturma hangi mevzuata dayandırılmış, bilen yok.

Defalarca değişen soruşturma komisyonu, bugünkü haliyle bir kumpas çetesi halini almıştır. Yeni komisyon üyelerinin İİBF’den Prof. Dr. Recep Kök, İlahiyat Fakültesi’nden Prof. Dr. Himmet Konur ve Mühendislik Fakültesi’nden Prof. Dr. Mustafa Akgün olduğunu öğrendik. Prof. Kök ve Prof. Konur, kamuoyuna “Vatansever Türk Aydınları Bildirisi” başlığıyla ilan edilen metnin imzacısıdırlar. Prof. Kök aynı zamanda, 7 Haziran seçimlerinde Milliyetçi Hareket Partisi’nin İzmir milletvekili adayıdır. İzmir Türk Ocaklarının eski başkanıdır. İmzacı akademisyenlerden biriyle sıhrî hısımlık bağı bulunuyor. Ayrıca anabilim dalı başkanlığı sıfatıyla iki imzacının yeniden atanmaması için olumsuz görüş vermiştir. Ve maalesef Prof. Kök’ün çabaları sonuç vermiş bulunuyor. Bu arkadaşlarımızdan Araş. Gör. Aydın Arı’nın yeniden atama vakti geçmesine rağmen henüz yapılmamıştır. Bugün itibariyle Aydın Arı’nın maaşı yatmamıştır.

Ve benzer şekilde Edebiyat Fakültesi’nden Araş. Gör. Özer Yersüren ve Mimarlık Fakültesi’nden Araş. Gör. Dilek Karabulut’un yeniden atama süreçleri de aksamaktadır. Bundan şu sonuç mu çıkmaktadır? Dokuz Eylül Üniversitesi, barış akademisyenlerini, hukuksuz bir şekilde sözleşmeleri yenilemeyerek sistemli bir şekilde tasfiye etmeye mi çalışmaktadır?

15 Eylül 2017’de Dokuz Eylül Üniversitesi rektörlüğüne vekâleten atanan Prof. Dr. Erdal Çelik’in imzacı akademisyenlerin özlük haklarına ilişkin tasarrufları ve görevlendirdiği soruşturma komisyonu hukuksuzdur.

Hepinize şunu bir kez daha belirtmek isteriz. Barış imzacısı arkadaşlarımız, hiçbir suç işlememişlerdir. Düşünceyi açıklamak suç değildir. Kendilerini savunmak zorunda değillerdir. Ama bu büyük husumete karşı hep beraber onlara sahip çıkacağız. Bu husumete karşı, biz de büyük bir dayanışma ve mücadele platformuyuz. Asla vazgeçmeyeceğiz.

Dokuz Eylül Üniversitesi ise bir yol ayrımındadır. Dünyada sayısız örneği olan, Boğaziçi, ODTÜ, Galatasaray, Hacettepe vb. gibi mi olacaktır; yoksa diğer kurumlar gibi cadı avına devam edip üniversite vasfını mı yitirecektir? Üstelik bugünler geçicidir. Kötülük baki değildir. Yeniden demokratik, özgürlükçü bir ülkeye ve üniversiteye kavuştuğumuzda, şimdilerde yaşananların asla unutulmayacağının, bir utanç vesikası olarak muhataplarının CV’lerinde yer alacağının ve bu CV’lerin kurulacak Dokuz Eylül Üniversitesi Müzesi’nde ibretlik olarak sergileneceğinin sözünü veriyoruz.

  • Rektörlük, soruşturma komisyonunu lağvetsin! Recep Kök ve Himmet Konur soruşturmacılık görevinden alınsın!
  • Arkadaşlarımızın suçsuzluğu teyit edilsin!
  • Aydın Arı, Özer Yersüren ve Dilek Karabulut’un yeniden atamaları ivedilikle yapılsın!
  • Arkadaşlarımız işlerine geri dönsünler!
  • Yeni, özgür bir üniversite için, birlikte mücadele edeceğiz!

Eğitim Sen İzmir 3 No’lu Şube Yürütme Kurulu

SES İzmir Şubesi 

Bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü

 

Bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü

10 Ocak artık ‘’Çalışamayan Gazeteciler Günü’’ oldu.

Basın ve düşünce özgürlüğü siyasi iktidar tarafından yok sayılmaktadır.

Gazeteciler içerde ve onlarca gazete, dergi ve tv kapatılmış, el konulmuştur.

Türkiye basın tarihinin en karanlık dönemini yaşıyor.

Basın emekçileri hukuksuz, adaletsiz bir şekilde gözaltına alınıyor, tutuklanıyor aylarca mahkemelere çıkarılmıyor.

Gerçekleri yazmak suçtur. İktidarın politikalarına uyum göstermeyen iç ve dış haberler, suç haline getirilmiştir. Gerçekleri yazmayın diyorlar. Basın ve düşünce özgürlüğünü kullanınca zindanlara konuyorsunuz.

Hatta Ahmet Şık gibi dönemine uygun, suç isnatları yaratılarak, içeride tutulan gazetecilerimiz var. Yaptıkları haberlerden dolayı  ‘‘hain, casus’’ ilan edilen gazetecelerimiz var, onlarca yıl hapis cezası veriyorlar.

Bunlar yetmiyor, dış basından gazetecileri tutukluyorlar. Aylardır mahkeme karşısına çıkarmıyorlar.

Gazetecilerin yoksulluk sınırlarında ücret aldığı, sendikasız çalıştırıldığı, on bin gazetecinin işsiz olduğu  koşullar yetmiyor ki ceza davaları, tazminat davaları ile  susturulmaya çalışılıyorlar

Türkiye’de ve dünyanın birçok çatışma bölgelerinde siyasi iktidarlar, militarize güçler tarafından içeride ve dışarıda gerçekleri yazdığı için öldürülen, kaçırılan, baskıya uğrayan işkence yapılan yapılan gazeteciler var. Basın tarihimiz, öldürülen, işkence yapılan  gazetecilerin tarihidir.

Gazeteciler direniyor. Basın ve düşünce özgürlüğü için canlarını veriyor zindanlarda bedel ödüyorlar.

Tüm baskılar ve zor politikaları  nafiledir.

Basın ve ifade özgürlüğünü yasaklayamazsınız.

Basın emekçilerini susturamayacaksınız. Uğurlar, Metinler, Hrant’ların daha yüzlercesinin korkmadan yazdığı,  can bedeli ödediği gelenek var..

Selam olsun, gerçekleri yazan, gazetecilere..

ÇOCUKLARIMIZIN GELECEĞİNE SAHİP ÇIKALIM, HAKLARINI GÜVENCE ALTINA ALALIM.

 

ÇOCUKLARIMIZIN GELECEĞİNE SAHİP ÇIKALIM,  HAKLARINI GÜVENCE ALTINA ALALIM.

AKP 15 yıllık siyasi iktidarı döneminde hayatı ve gündelik yaşamı yeniden biçimlendirmeye çalıştı.  Bu süreçte hayatı değiştirmenin, islami esaslara uyumlu duruma getirmenin alanlarından birisi çocuklar ve kadınlar oldu. Kadın cinayetlerindeki duyarsızlığın yanı sıra cezasızlık, ceza indirimi, karakol aşamasında erkeği kollama-şiddeti olağanlaştırma-barıştırma uygulamalarına sıklıkla tanık olduk.

Çocuk yaşlarda evlenmeyi meşrulaştırma ve teşvik politikaları; ana okulları, kreşlerde ve kamu okullarında uygulanan din bilgisi müfredatlarına yansıdı. Toplumsal ve aile yaşamında en büyük zararı kadınlar ve çocuklar gördü. Toplumun geleceği çocuklarımız ve onları doğuran annelerimiz  gündelik yaşamda,  işte, evde, eğitimde, yurtlarda,  gerici, yıkıcı, şiddet politikalarıyla fiziksel ve ruhsal olarak örselendi. Aile içi şiddetten en çok ta çocuklar etkilendiler, paylarına düşeni yaşadılar. Aile içinde, tarikat yurtlarında sıbyan mekteplerinde bedenleri kötüye kullanıldı, çocuklukları- düşleri-masumiyetleri hoyratça kırıldı..

İktidar destekli vakıflar, tarikatlar, cemaatlerle ilişkili yoksul aile çocuklarının; yaşam alanı yurtlarda, sıbyan mekteplerinde çocuklara şiddet ve  istismar artarken;   “babanın kızına şehvet duyması haram değil” fetvasıyla ensesti, “küçüğün rızası” ve ‘’bademleme’’  söylemiyle  tacizi- tecavüzü aklayan açıklamalar, yazılı ve görsel yayınlar yapıldı. Kadına yönelik şiddet   ‘’erkek kadınını dövebilir’’ açıklamaları ile zihinler çarpıtılıyor, çarpık zihniyetli erkekler cesaretlendiriliyor; şiddet erkek şiddeti cezasız bırakılarak, cezai indirimlerle ya da ceza ertelemeleriyle  toplumun günlük yaşamı İslami referanslara uygun hale getiriliyor. Diyanet İşleri Başkanlığı web sitesindeki sözlüğü, yayınları, verdiği fetvalarla toplumu gericileştiriyor, kadını toplumsal yaşama katılamaz hale getirmeyi kolaylaştırıyor.Cumhuriyetle kazanılmış kadın ve çocuk hakları, 1948 Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi ve 20 Kasım 1989 tarihinde BM tarafından benimsenen, 2 Eylül 1990 tarihinde de bizde yürürlüğe giren Çocuk Hakları Bildirgesi kazanımları fiilen rafa kaldırılmış, tasfiye edilmiş oluyor.

Diyanet İşleri Başkanlığının resmi internet sitesinde, Dini Kavramlar Sözlüğü bölümünde: “ buluğ “çağına ulaşmak, yetişmek, iş gayesine varmak gibi” anlamlara gelen bulûğ, fıkıh terimi olarak, bir kimsenin çocukluk dönemini bitirip, ergenlik çağına ulaşması demektir. Bulûğ çağına ulaşan kimseye bâliğ denir. Ergenlik yaşı çocuğun vücut yapısına ve iklim şartlarına göre değişebilir. İslâm hukukçularınca bulûğ çağının alt sınırı, erkekler için 12, kızlar için 9 yaş olarak belirlenmiştir. Bu yaşa ulaştıktan sonra erkeğin ihtilam olması, baba olabilme devresine girmesi; kızın da adet görmesi, gebe kalabilme çağına ulaşması fiilî olarak bâliğ olmalarıdır. Ancak erkek ve kızlar 15 yaşlarına ulaştıklarında, kendilerinde bu erginlik alametleri görülmese de bâliğ olduklarına hükmedilir. Buluğ, kişinin dinen mükellef sayılıp, yetişkin insan statüsünü kazandığı dönemdir. Bu çağa ulaşan ve akıllı olan kimse artık tam edâ ehliyeti kazanır. Böylece, ibâdet, helal ve haram gibi dinî hükümlere muhatap; cezâî, malî ve hukukî yükümlülüklere ehil olur’’ yazıyor.

Diyanet İşleri Başkanlığının bu açıklamasına göre; “kızlar 9 yaşında erkekler 12 yaşına ulaştıktan sonra  erkeğin baba, kızın da gebe kalabilmesi ile yetişkin insan statüsü kazanır,  ibadet,helal,haram gibi dini hükümlere muhatap,ve cezai,mali hukuki yükümlülüklere sahip olur” deniyor.

Diyanet İşleri sitesinde nikahı nasıl açıklanıyor, bir de buna bakalım:

‘’Buluğ çağına erişmiş kadının velisi olmaksızın kendisinin nikâhlanabilmesi mümkün olmakla birlikte, velisinin de bulunması menduptur. Nikâhın sahih olması için, evlenecek kişilerin evlilik engelleri bulunmamalıdır. Şartlarına uygun olarak gerçekleşen evlilik; dinin izin verdiği ölçüler içinde eşleri birbirine helâl kılmakta, hısım akrabalığı, nesep, miras, mehir, nafaka gibi hukukî sonuçlar doğurmaktadır. Hukuken tanınmayan evlilikte, bu sonuçlar güvence altına alınamadığından, resmen tescil ettirilmeyen evlilik kanunen suç olduğu gibi, dinen de doğru değildir.’’

“9 yaşında buluğ çağına ermiş kız çocuğu yetişkin statüsü kazandığı için nikahlanması mümkündür” diyor. Ayrıca velisi olmadan da nikahlanabilmesi mümkün görülüyor. 9 Yaşındaki kız çocuğunun evlenebileceğini, cezai ehliyete sahip olduğunu söylemek insani değerler açısından de evrensel hukuk açısından da suçtur.

Siyasi iktidarın eğitim sisteminde 11 Nisan 2012’de ”İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” adıyla Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe koyduğu değişiklikle kız çocuklarını 4+4+4 eğitim sistemi ile erken okuldan ayrılmasıyla kırsal alanlar  başta olmak üzere çocuk yaşta evliliklerin yolu da açılmıştı.

2 Aralık 2017 de Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren yönetmelikle İçişleri Bakanlığı, il ve ilçe müftülüklerine de evlendirme memurluğu görev ve yetkisi veriyor, yetkiyi kullanacaklar da Bakanlıkça belirlenecek.. Yakın zamanda her düzeyde din görevlisinin nikah kıyma yetkisi alabileceği düşünülürse kız çocuklarının erken evlendirilmesi, rıza dışı evliliklerin de yaygınlaşacağını söylemek zor olmasa gerektir.

Toplumsal yaşamda laisizmi savunmadan ve gerçekleştirilmesi için mücadele etmeden çocuklarımızı, yani geleceğinizi  koruyamayacağımız açıktır. Kadınları ve çocukların haklarının güvenceye alınmasının yolu laisizmin gerçekleşmesidir. Din, devlet işlerinden gerçek anlamda ayrılmalıdır. Devletin dinsel kurumlara, vakıflara, derneklere parasal desteği kesilmelidir.

Kamu kaynakları “yeni paralel” cemaatlere, vakıflara, siyasi iktidara yandaş derneklere (Ensar Vakfı, TÜRGEV, TÜGVA, Anadolu Gençlik Derneği..vb) açılmamalı, bu vakıflarla sosyal, kültürel, sportif, mesleki ve teknik kurslar açılması kapsamında düzenlenen protokoller iptal edilmelidir.

Diyanet İşleri ve siyasi iktidara yandaş vakıf gibi araçlarla eğitimin dinci karakter kazanması girişimlerine son verilmelidir. İnanç ve ibadetin politikanın aracı olarak istismarı önlenmeli ve herkes için din, vicdan ve ibadet özgürlüğü güvence altı­na alınmalıdır.

Bu talepler için mücadele etmeliyiz. Çocuklarımızın din üzerinden istismar edilmelerine, çocuk evliliklerine, kız çocuklarının itaatkar cinsel kölelere dönüştürülmesine izin vermeyeceğiz. Çocuklarımıza sahip çıkmalı gündelik yaşamın gericileştirilmesine, dinselleştirilmesine barikat oluşturmalıyız.

Kadınların, çocuklarımızın geleceğinin karartılmasına izin vermeyelim. Birlikte güçlü mücadele, dayanışma her tür engeli aşacak güçtedir.

2018 UMUDUN VE DİRENCİN YILI OLSUN!

 

2018 UMUDUN VE DİRENCİN  YILI OLSUN!

Yeni bir yıl, yaşanacak yeni günlerdir. Yeni günler emekçiler için eskisinden daha yaşanılır olmalıdır.

Yaşanılası bir ülke ve dünya için mücadele, dünyanın tüm ezilenleri için her zamankinden yakıcı, güncel, yaşamsal  bir sorun; ya dünyayı ve tüm insanlığı kurtaracak çözümler üreteceğiz ya da dünyamız emekçiler için bir cehennem ve yaşamın tükendiği bir duruma gelecek. Bütün bilimsel veriler dünyanın ve tüm yaşamın yok oluşunun işaretlerini veriyor.  Dünyanın yaşamsal sorunları politik rejimler ve tekelci kapitalizmin özünden kaynaklanıyor.

Dünyanın bir çok ülkesi faşizm ve gerici siyasal rejimler tarafından yönetilmekte ve tüm ezilenler ve emekçiler bütün bir hayatlarını tekelci kapitalizmin sömürü, baskı ve  kötü yaşam koşulları altında geçirmektedir.

Ülkemizde faşizm tüm baskı ve zor aygıtları ile hayatı özgürlük ve demokrasi yanlılarını cendere altında tutmaya çalışmaktadır. Yaşam, çalışma, barınma ve düşünce-ifade hakkı fiili olarak yasak kapsamı içerisine alınmış durumda. Siyasal iktidar uygulamalarıyla herkesi otoriteye boyun eğen, kimliksiz, kişiliksizleştirmeye çalışmaktadır. Özgürce düşünmek, eylemek, aydınlanma ve aydınlatma araçlarını edinmek-kullanmak hayatın her alanında engellenmekte, zorlaştırılmakta ve toplum buna uygun yeniden biçimlendirilmeye çalışılmaktadır.

Çıkış yolumuz faşizme karşı olan tüm güçlerin birleşmesi ve demokrasi, özgürlük mücadelesini yükseltmesinden geçmektedir.. Askeri ve sivil darbeciliğe, tek adam rejimine ve  faşizme karşı birleşik, demokratik güç birliği ve demokrasi cephesi oluşturmanın önemi açıktır.

2018 yılı tüm ezilenleri ve emekçileri birleşmeye ve tüm insanlığı daha yaşanılır bir hayatı kurmaya çağırmak hepimizin görevidir. Daha iyi bir yaşam ve gelecek için 2018 yılında gerçekleşmesini istediklerimiz:

*Olağanüstü Hal kaldırılmalıdır.

*KHK’lar iptal edilmeli; haksız, hukuksuz olarak işten atılanlar işine iade edilmeli;

*Yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesi sağlanmalı;

*Tüm yurttaşlar ayrım gözetmeksizin demokratik hukuk devleti ölçütlerine göre etkin  ve yansız olarak yargılanmalı. işkence, kötü muamelede zaman aşımı, cezasızlık olmamalı; idam cezası tartışmaları gündemden çıkarılmalı;

* Düşünce ve ifade özgürlüğü tüm yurttaşlar için ayrımsız gerçekleşmeli.

* Düşünce ve ifade özgürlüğünün ayrılmaz araçları olan basın-yayın; toplanma ve barışçıl gösteri hak ve özgürlüğü sağlanmalı;

* Siyasal, demokratik, mesleki, mahalli, sosyal örgütlenmeler üzerinde baskı ve tehditler kaldırılmalı.

*Kürt sorunun barışçıl ve demokratik çözümü için müzakere yolu açılmalı, can yitimleri son bulmalı;

*Alevilerin farklı mezhep, din ve kültürlerin inanç özgürlüğünü geçekleşmeli; devletin din, dinin devlet işlerinden tamamen bağımsız olmalı; demokratik laisizm gerçekleşmeli;

*Taşeronlaştırma son bulmalı, kıdem tazminatı korunmalı ve kiralık işçi büroları..vb emeğin köleleştirilmesine karşı mücadele edilmeli;

*Kadın hak ve özgürlüklerinin koşulsuz savunulmalı, kadına yönelik şiddete ve cinsiyet eşitsizliğine karşı mücadele etmeli;

*Gençliğin bilimsel-özerk-demokratik-parasız eğitim-öğretim hakkı; iş ve gelecek mücadelesi; YÖK’ün kaldırılması talebi desteklemeli;

*Mimar ve mühendisleri ilgilendiren Uluslararası İş Gücü yasası iptal edilmeli..

*Herkese sağlıklı bir yaşam ve parasız sağlık hakkı olmalı

*HES, RES, termik santrallere karşı halkın çıkarları savunulmalı, yaşanabilir, gelecek kuşaklara devredilebilir doğal yaşam alanlarına sahip çıkmalıyız.

2018 Yılında da emek ve demokrasi güçleriyle yolumuzda onurla yürüyeceğiz.

2017  yılının hayatı değiştirme ve direnme  direnci, mücadelesi  2018 yılına  umut olsun!

Umudumuzu, direncimizi, mücadele ve dayanışmamızı  büyütelim. 01.01.2018.

İmece-Der

İZMİR BÜYÜK ŞEHİR BELEDİYESİ’NİN İŞSİZ BIRAKTIĞI İŞÇİLER

 

İZMİR BÜYÜK ŞEHİR BELEDİYESİ’NİN İŞSİZ BIRAKTIĞI İŞÇİLER

İŞLERİNE GERİ DÖNMELİDİR.

CHP İL YÖNETİMİ VE SAYIN KOCAOĞLU İŞÇİLERİ AÇLIĞA MAHKUM

ETMEMELİDİR.

KADRO DAVASI AÇTIKLARI İÇİN İŞSİZ KALAN

İŞÇİLER

AÇIKLAMA YAPTI.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne karşı ilave tediye ve kadro davası açtıkları için işten atılan işçiler ve 48 gündür açlık grevinde olan  Mahir Kılıç   Eski Sümerbank önünde basın açıklaması yaparak, işlerine geri dönmeyi talep ettiler.

‘‘İş ekmek yoksa direniş Var, yaşasın onurlu mücadelemiz’’, ‘’Aziz Kocaoğlu tarafından hakarete uğradık, haksız yere işten atıldık işimizi ve adalet istiyoruz’’, ‘‘Engelli kadrosunda çalıştığım İzmir Büyük şehir Belediye’si gerekçesiz işten çıkardı, işimizi ve adalet istiyoruz’’  pankartları açan işçiler kimsenin yeni yıla aç girmesini istemediklerini söyledi.

İşçiler adına açıklamayı Barış Kaya yaptı. Kaya açıklamasında, atılan işçiler olarak, haksız ve hukuksuz şekilde işten atıldıklarını, sosyal demokrat, emek yanlısı belediye söylemi ile uygulamaların birbiriyle zıt olduğunu İzmir Büyük Şehir Belediye Başkanı ve bürokratlarının herkese adalet diye haykırdıklarını, emekçiler sizlerle birlikte haykırdığını, ancak  dava açmış kazanmış yüzlerce işçiyi işinden ekmeğinden edip açlığa mahkum ettiklerini, bu işçilerden biri olan Mahir Kılıç’ın iftira ve yalan iddialarla tazminatsız haksız hukuksuz işten atıldığını ve 49 gündür belediye önünde açlık grevi ile  işten atılan bir kısım işçi ile birlikte direndiğini yargı yoluyla kazandığımız kadro davalarını İz.BŞB vermediği gibi işçileri işsiz ve açlığa mahkum ettiğini söyledi.

İKTİDARIN KADRO DÜZENLEMESİ İŞÇİLERİN KAZANILMIŞ HAKLARINDAN VAZGEÇMELERİNİ ŞART KOŞAN BİR DÜZENLEMEDİR.

‘’Kamuoyunun bildiği üzere emekçiler için yeni bir KADRO düzenlemesi yayınlandı. Yasalaştırılmasındaki yönteme bakarak bile bunun KADRO hakkı değil aksine, taşeron işçinin yasa ve mahkeme yolu ile kazandığı haklardan bile vazgeçmeyi şart koşan bir düzenlemedir. örneğin  Belediyeler de yüzbinleri bulan işçileri kapsamamış, kazanılmış haklardan vaz geçmeyi şart koşmuştur. İZMİR BÜYÜK ŞEHİR BELEDİYESİ işçileri olarak yıllar önce açtığımız ve bugün Yargıtay tarafından da onaylanmış davalar ile belediye işçileri için bu KADRO lu çalışma hakkını kazanmış işçileriz.

‘‘İktidarın KHK ile işçilerin elindeki hakları gasp etmesi ile İZMİR BÜYÜK ŞEHİR BELEDİYESİ nin dava açıp kazananları işten atması aynıdır. Emekçiler konu olduğunda aynı zihniyette olduklarının açık kanıtıdır. AKP iktidarı belediye işçisine “kazanılmış haklarından vazgeçersen çalışabilirsin “diyor. CHP li sosyal demokrat belediye dava açan işçileri işten atmakla tehdit edip, işbirlikçilerine dava açanların listesini tutuşturup, “KADRO ve alacak davasından vazgeçmezseniz işten atılacaksınız” diyor. ‘’Yüzlercesini de işten atıyor. Daha bu KADRO yasası çıkmadan İZMİR BÜYÜK ŞEHİR BELEDİYESİ emek gaspı, zihniyetini hayata geçirmiştir.

CHP YÖNETİCİLERİ YÖNETİMDE OLDUKLARI BELEDİYELERDE HAK,HUKUK VE ADALETİ SAVUNMALI ATILAN İŞÇİLERİN İŞLERİNE DÖNMESİNİ SAĞLAMALIDIR

Buradan basın önüne geçip kürsülerden emek, emekçi, gibi  laflar eden CHP’li yetkililere sesleniyoruz, Buradan hiç samimi görünmüyorsunuz. Sormak hakkımız, sizin belediyeleriniz de olunca neden sessiz ve tepkisizsiniz. HAK, HUKUK, ADALET’ i iktidar gasp edince başka, sizin belediyeleriniz aynı gaspı yapınca  başka mı oluyor. Emekçiler söz konusu olunca sizlerin bakış açısı da aynı oluyor. Hepiniz sessiz, hak aramayan, yumruklayıp bayılttığınız da ekmek için susuyorum diyen işçiler istiyorsunuz.

HAKKIMIZ OLAN İŞİMİZİ İSTİYORUZ. YENİ YILDA KİMSE YATAĞINA AÇ GİRMEMELİDİR.

‘’Hakkımız olanı istiyoruz işimizi istiyoruz. Haklı olan biziz. Yeni bir yıla  DİRENİŞ ile giriyoruz. Yeni yılda da direnmeye devam edeceğiz. Yeni yıl dileği olarak “kimsenin yatağına aç girmemesini diliyorum” diyen İZMİR BÜYÜK ŞEHİR BELEDİYE Başkanına burdan sesleniyoruz. Eğer samimi iseniz, ADİL iseniz 48 Gündür devam eden MAHİR KILIÇ ın gün, gün açlıkla erimesine izin vermezsiniz. Haklarını ve işini geri verirsiniz.

KAYA, GENEL Ş SENDİKASI YÖNETİCİLERİNİ DAYANIŞMAYA VE MÜCADELEYE ÇAĞIRDI

‘’Saydığımız tüm bu hukuksuzluklara karşı Başarlı olabilmenin en büyük koşulu DAYANIŞMA dır. Biz bu DAYANIŞMA yı bugüne kadar geçen 48 gün içinde, duyarlı emek dostlarından, haberli dostlardan, sosyal medyada görebildik. Asıl dayanışmayı, Bu işçi mücadelesini yürütmesi gereken üyesi olduğumuz sendikadan henüz göremedik. Sizlerin önünde bir kez daha açık çağrı yapıyoruz. Gelin göreviniz olan direnişi destekleyin, işçi mücadelesinin yanında olun. Asli görevinizi yapın… Burdan faydamız var diye verdiğiniz her taviz, işçi haklarının kaybedilmesi ile sonuçlanmıştır. Sendikacılığa olan güveni sıfıra indirmiştir. Gelecek emekçiler için karanlıktır.. …Sizi direnmeye çağırıyoruz….

ATILAN İŞÇİLERE AKP TARAFINDAN  CHP VE SENDİKA ALEYHİNE KONUŞMALARI KARŞILIĞINDA KAMUDA İŞ VE MAKAM TEKLİF EDİLDİ, ATILAN İŞÇİLER REDDETTİLER.

‘’Direnişimize yönelik karalamalara ve iftiralara gülüp geçiyoruz. Eğer bizim şahsi çıkar, makam mevki meselemiz olsaydı sırf televizyona çıkıp parti ve sendika aleyhine konuşma karşılığı olarak sunulan, kamu da iş ve makam teklifini elimizin tersiyle itmez kabul ederdik. Bunun da böyle bilinmesini istiyoruz. Biz sadece uğradığımız haksızlığın giderilerek işimize geri dönmek istiyoruz.    MAHİR KILIÇ ve işten atılan diğer işçiler olarak işimiz, ekmeğimiz için direniyoruz. Hakkımız olanı istiyoruz, işimizi istiyoruz. Haklı olan biziz.

CHP YÖNETİMİ VE SAYIN AZİZ KOCAOĞLU BU HAKSIZLIĞA ADALETSİZLİĞE DUR DEMELİDİR.

İŞÇİLER İŞLERİNE GERİ DÖNMELİDİR.

‘’ Yeni bir yıla  DİRENİŞ ile giriyoruz. Yeni yılda da direnmeye devam edeceğiz. Yeni yıl dileği olarak “kimsenin yatağına aç girmemesini diliyorum” diyen İZMİR BÜYÜK ŞEHİR BELEDİYE Başkanına sesleniyoruz.  Eğer samimi iseniz, ADİL iseniz 48 Gündür devam eden MAHİR KILIÇ ın  açlıkla erimesine izin vermezsiniz. MAHİR ve Direnen işçileri işlerine döndürmek için adım  atarsınız. Buradan birkez daha belirtmek isteriz ki, haklı olan biziz. Tek gücümüz haklılığımızdır. Direnişimize güç veren HAKSIZLIĞA, ADALETSİZLİĞE karşı koyuyor olmaktır. Direniş dostlarımız, emeğin,  emekçilerin yanında olanlar ile güçlüyüz. Buralar kamu kurumlarıdır, bugün var yarın yoksunuz. Biz buradayız. Emekçiler burada. Emeğin dostları burada. Nerde bir haksızlık varsa karşısında duracak yürekli dostlarımız var bizim. Bu nedenle sonuna kadar mücadele edecek irademiz var. Biz kazanacağız.

İŞÇİYİZ HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ.

İŞ EKMEK YOKSA DİRENİŞ VAR. ‘

Not: Ara başlıklar tarafımızdan oluşturuldu.

OHAL DEĞİL ACİL DEMOKRASİ -OHAL KALDIRILSIN

OHAL DEĞİL ACİL DEMOKRASİ -OHAL KALDIRILSIN

OHAL HUKUKSUZ YASAKLARDIR-KHK’LAR GERİ ÇEKİLSİN

KESK’Lİ İHRAÇLAR İŞLERİNE GERİ DÖNSÜN

 

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, 23 Aralık’ta Gündoğdu Meydanı’nda düzenlemek istediği “OHAL Değil Acil Demokrasi” mitinginin İzmir Valiliği’nce Ohal  gerekçe gösterilerek İller İdaresi Yasasına atfen yasaklamasının ardından basın açıklaması düzenledi.

Karşıyaka  Kemalpaşa caddesi çarşı girişinde  toplanan Eğitim-Sen üyeleriyle İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri  üyeleri ve  yurttaşlar, “Ne darbe ne OHAL, demokrasi derhal” , “Karanlığa teslim olmayacağız” , ‘’Ohal Kaldırılsın KHK’lar geri çekilsin’’, ‘’İşimizi geri istiyoruz’’,“Zafer direnen emekçinin olacak” vb. sloganlarını attı.

Emek ve Demokrasi güçleri adına TMMOB İl Koordinasyon Kurulu Dönem sekreteri Melih Yalçın,  Ohal değil acil demokrasi mitingine valilikçe izin verilmediğini, belirterek; ‘’AKP iktidarı, kendinden olmayanlara baskıyı, zoru, yasakları reva görürken, tüm hak ve özgürlüklerin kendisi ve yandaşları için sınırsız kullanılmasında bir sakınca görmemektedir.

‘’OHAL’in kalkması ve demokrasi talebimiz acildir. Bu aciliyet gün gibi ortadadır. Ülkenin OHAL ile idare edildiği süre 18 aya yaklaşmaktadır. OHAL; yoksulların, emekçilerin, kadınların çıkarına değildir.

‘’ OHAL; sorgusuz sualsiz işini kaybetmek, hukuksuz, keyfi ihraçlar demektir, grev ve örgütlenme yasakları demektir, işsizlik, yoksulluk, pahalılık demektir, iktidar aygıtı olmayan basının susturulması demektir, parlamentonun tasfiyesi, belediyelere el konulması, halk iradesinin gaspıdır, hukukun yok edilmesidir. OHAL; basının karartılmasıdır. İşsizlik, yoksulluk, pahalılıktır.

‘’ OHAL, tek adam rejimi ve zorbalık demektir. OHAL; ne ekonomiyi daha iyi duruma getirmiş, ne istihdamı arttırmış, ne kadına yönelik şiddeti azaltmıştır. Bu nedenle, baskı rejimi için önemli bir araç olan ve sürekli bir hâl durumuna gelen OHAL’e karşı mücadele hepimizin öncelikli görevlerindendir. Yasak ile kısılmaya çalışılan ses sadece İzmir’den “OHAL’e hayır” diyen ses değil, Türkiye’de demokrasi ve özgürlük isteyen milyonların sesidir.’’

Kurumlar adına basın metnini okuyan Eğitim-Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Hasan Ali Kılıç, 17 aydır sürdürülen OHAL hukuksuzluğunun ülkede demokrasi, adalet, eşitlik, özgürlük, insanca bir yaşam isteyen milyonları hedef aldığını, kamu emekçilerinin işlerinden atıldığını belirterek, “Pazar günü yayımlanan iki KHK, OHAL olmadan ülkeyi yönetemeyecek hâle gelen siyasi iktidarın yaşadığı korkunun ürünüdür.

695 sayılı KHK ile toplam 2 bin 756 kamu çalışanı daha ihraç edildi” dedi.

İhraçlarda yine KESK’e bağlı sendikaların yönetici ve üyelerinin hedef seçildiğini belirten Kılıç, “TSK, Jandarma ve Sahil Güvenlik’ten ihraç edilenler çıkarıldığında geriye kalan bin 694 kamu görevlisinin 138’i KESK’e bağlı sendikalarımızın üyesidir. Türkiye genelinde 169 belediye çalışanı ihraç edilirken bunlardan 109’unun tüm belediyelerine kayyum atanan Van’da yaşanması, Van belediyelerinden ihraç edilen 109 kişiden ise 73’nün sendikamız Tüm Bel-Sen üyesi olması, siyasal iktidarın emek ve demokrasi düşmanlığını bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Yeni KHK’ler ile sadece ihraçların yaşanmadığını, AKP’nin, 696 sayılı KHK ile iktidarına biat etmeyen tüm kesimleri hedef alan politikasına faşist rejimleri aratmayacak düzenlemeler ekledi.

“6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi kanununda yaptığı değişiklik gibi, yüz binlerce işçi ve emekçiyi yakından ilgilendiren kadro düzenlemesini dâhi parlamentodan, her tür denetimden kaçırarak yapmayı tercih etmiştir. En önemlisi eşitlik ilkesinin ihlal edildiği düzenleme yasa ile değil, KHK ile yapıldığı için mağdur olan taşeron işçilerinin yargıya, Anayasa Mahkemesi’ne başvurmasının yolu da kapatılmıştır. Emek kazanacak, demokrasi kazanacak, laiklik kazanacak,  barış ve kardeşlik kazanacak. OHAL ve KHK rejimi ile örülen açık faşizme karşı emek, demokrasi ve barış mücadelesinde tek ses, tek yürek olmaya çağırıyoruz.”

EMEK VE DEMOKRASİ GÜÇLERİ ROBOSKİ KATLİAMINI UNUTMAYACAĞIZ VE UNUTTURMAYACAĞIZ

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, Roboski katliamının yıl dönümünde  Roboski katliamını unutmayacağımızı ve unutturmayacağımızı ve her fırsatta sorumlulara dikkat çekeceğimizi açıkladı

Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde gerçekleştirilen basın açıklamasında “Roboski’nin hesabı sorulacak”, “Roboski’yi unutma, unutturma”, “Yaşasın halkların kardeşliği” vb. sloganlar atıldı.

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri adına açıklamayı TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu Dönem Sekreteri Melih Yalçın yaptı. Yalçın açıklamasında, katliamın üzerinden 6 yıl geçmesine rağmen bugüne kadar kimsenin yargılanmadı ya da ceza almadığını belirterek, “Katliamın ardından dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, ‘Uludere, Ankara’nın karanlık dehlizlerinde kaybolmayacak’ demişti. Oysa iktidar, katliamın sorumlularını yargı önüne çıkarmak şöyle dursun, ailelerin, yakınlarını diledikleri gibi anmalarına bile tahammül edememektedir” dedi.  Yalçın, “OHAL sopası sıklıkla olduğu gibi Roboski katliamının yıl dönümünde de ortaya çıkarılmış, Roboski’de katledilenleri anmak isteyen yakınlara, OHAL gerekçe gösterilerek katliam kurbanlarının her birinin ailesinden sadece bir kişinin anmaya katılımı sınırlaması dayatılmıştır. Ancak ailelerin direnci bu dayatmayı kırmış ve yasak konusunda geri adım attırmıştır. Bununla yetinilmeyip acılı aileler parayla terbiye edilmeye çalışılmaktadır. Uludere Kaymakamı Mehmet Fatih Eyüboğlu, ailelerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptıkları başvuruları çekmeleri halinde kendilerine tazminat ödenmesi vaadinde, yani adeta sus payı teklifinde bulunmuştur. Kaymakam Eyüboğlu, bundan 5 yıl önce ailelere tazminat ödemesi yapılmak istendiğini ancak onların bu ödemeyi kabul etmediklerini unutmakta, onurlarını satın almaya çalışmaktadır” dedi.

Açıklamada; “Eldeki mevcut günah keçilerini her türlü suçun üstünü örtmek için kullanan iktidara buradan sesleniyoruz: Eğer samimi iseniz, 28 Aralık 2011 sonrasında katliamın arkasında duranları, onları ödüllendirenleri de soruşturma kapsamına alın. Dönemin Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’in, yine o dönem Genelkurmay İstihbarat Başkanı olan Yaşar Güler’in, bugün Genelkurmay Başkanı olan, o günün Genelkurmay ikinci Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın, katledilen köylüler için “PKK adına kaçakçılık yapıyorlardı” diyerek katliamı meşrulaştırmaya çalışan dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in ifadelerine başvurun, sorumluluklarını sorgulayın.  Hatta yaşananlardan birkaç gün sonra partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada Roboski katliamına değinerek, “Medyaya rağmen, hassasiyetleri için Genelkurmay Başkanı ve komuta kademesine teşekkür ediyorum” diyen dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ı da unutmayın.  Tüm bu isimler katliam konusunda da muhtemelen “kandırıldıklarını” öne sürecekler, sorumluluklarını örtbas edeceklerdir. O gün Roboski’de yoksul Kürt köylülerini katledenler, bugün geride kalanları şiddetle, baskılarla, tutuklamalarla terbiye etmeye çalışıyor. İktidar, katliamın sorumlularını değil, bu sorumluları ortaya çıkarmak için çabalayan kesimleri hedefe koymaktadır.

‘’Tüm bu çabaları nafiledir. Biz sorumluları çok iyi biliyoruz: Diyarbakır’da, Suruç’ta, Ankara’da, Cizre bodrumlarında gözünü kırpmadan insanları katleden, katledilmelerine göz yuman ve bunların hesabını verecek olanlar kimler ise, Roboski’nin hesabını da günü geldiğinde aynı isimler verecekler. Unutmayacağız, affetmeyeceğiz.

‘’Bugün iktidar, kolluk güçleri tarafından gerçekleştirilen katliamlarla yetinmeyeceğinin işaretini yaptığı düzenlemeler ile vermektedir. 696 sayılı KHK ile faşist paramiliter çetelere cezasızlık taahhüdü sunulmakta, katliam tehditleriyle toplum tamamen teslim alınmaya çalışılmaktadır. Ancak bu ve benzeri gözdağı çabalarına teslim olmayacağımızı, katillere katil demeye devam edeceğimizi, faşizme, ırkçılığa ve gericiliğe karşı mücadelemizi sürdüreceğimizi buradan bir kez daha hatırlatmak isteriz.

‘’Roboski katliamının üzerinden 6 yıl geçmişken yapılması gereken açıktır. Komuta kademesinden bakanlara, bürokratlara dek, katliamda payı olabilecek herkesin soruşturulması, sorumluların yargı önüne çıkarılması, halka karşı işledikleri bu insanlık suçunun hesabının sorulması gerekmektedir. Ancak AKP iktidarının böyle bir niyetinin olmadığını biliyoruz. İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri olarak, Roboski katliamını unutmayacağımızı, unutturmayacağımızı ve her fırsatta sorumlulara dikkat çekeceğimizi buradan bir kez daha kamuoyuyla paylaşıyoruz.”

İşçimiz köylümüz halkımızla

Ülkenin dört bir yanından mücadele sesleri de geliyordu. 30 Ocak 1980 gecesi Ankara-Hoşdere caddesinde genç komünistler  faşist cuntayı protesto  eden duvar yazıları yazıyordu.  30 Ocak gecesi hava çok soğuk ve Yukarıayrancı  Hoşdere caddesi buzluydu.   Bir çift göz onları izliyordu. Bu MHP’li Bakan Cengiz Gökçek’in bir dönem korumalığını yapmış  MHP’li polis Süleyman Ezendemir’di. Ezendemir silahını doğrultarak Yurtsever  Devrimci Gençlik Derneği üyesi  ODTÜ öğrencisi 21 yaşındaki Sinan Suner’e ateş etti. kurşun arka yan kalçasından girip ön tarafından çıkmıştı. Hoşdere caddesinde evi bulunan tanık Ali Soyoğlu, Sinan’ı kendi arabasıyla götürmek istiyor, ancak MHP’li polis buna engel oluyordu. Daha sonra polis Ezendemir, Sinan’ı kendisinin getirttiği sarı bir mercedes arabaya bindiriyor ve Dikmen Polis Karakolu’na oradan bilinmeyen bir yere ve en son hastahaneye götürüyor ve aradan geçen iki saat sonra bilerek kan kaybından ölümü sağlanıyordu.Tanık hemşire Müjgan Taymaz ”15 dakika önce getirilseydi yarasını diker çocuğu kurtarırdık”  demişti.

Sinan’ın katledilmesi  yurtsever  devrimci gençliği harekete geçirdi. Devrimci gençler Sinan?ın ölümünü protesto etmek için yine Hoşdere caddesinde toplanarak,  Sinan’ın öldürülmesini protesto ediyorlardı. Askeri İnzibat  ekibi gösteriye müdahale ediyor; gençlere ateş ediliyordu. Çıkan çatışmada Zekeriya Önger adında bir er ölüyordu. Gözaltına alınan 21 genç insandan biri Erdal Eren’di.

Sadece üç duruşmada herşey tamamlandı. 19 mart 1980 tarihinde 17 yaşındaki,cuntanın korktuğu adama idam cezası verildi.  Avukatı Nihat Toktay’n anlatımıyla; Zekeriya Önger  asker arkadaşlarının silahından çıkan mermi ile vurulmuş olması olasıydı. Arkadan vurulmuştu.  Ateş eden yakın mesafeydi. Oysa ki Erdal Eren ve arkadaşlarıyla yüzyüze olması gerekiyordu. Mahkeme  tarafından tüm  inceleme talepleri  reddedildi. ..Dava ciddi bir şekilde yürütülmedi.

Erdal mahkeme heyetine sunduğu savunmasında  şöyle diyordu:

”Sayın yargıçlar;

Türkiye ve dünyada görülmemiş bir yargılama usülüyle karşı karşıyayız. Bu davanın o kadar çabuk sonuçlandırılmak istenmesi, olay dahi anlaşılmadan yukarıdan gelen emirlerle çoktan verilmiş bir kararın formalitesini yerine getirdiğinizi gösterir.

Benim hakkımdaki kararın üst düzeydeki sıkı yönetim komutanları tarafından verildiği o kadar açıktır ki normal hukuk usulleri dahi ayaklar altına alınmıştır.

Mahkemeniz sadece bu düzeni koruyan bir mahkeme değil, aynı zamanda askeriyenin hiyerarşik emirlerine de bağlıdır. Ve sizin burada emir kulu olmaktan, tanrıların kan isteğini onaylamaktan başka bir göreviniz yoktur. Bu o kadar açıktır ki mahkemenin bırakalım hukukun diğer kurallarını, sadece usule ilişkin yöntem bile bunun kanıtı olmak için yeterlidir.

Hakim sınıflar ve onların uşakları bu sömürü ve baskı düzenine yönelen her hareketi kanla boğmak istiyorlar. Bunun için olmadık tertipler tezgahlıyorlar. Halkın kurtuluşu için mücadele veren baskı ve sömürüye karşı çıkan herkes bu tezgahlara muhataptır. Ve siz bir mahkeme heyeti olarak bu tezgahın bir dişlisinden başka birşey değilsiniz. Benim hakkımda ne kadar peşin bir yargılama yapıldığı son derece ortadadır.Nitekim benimle ilgili olayın ertesinde Genel Kurmay Başkanının “çoktandır idam olmuyor. Bazı kişilerin idam edilmesi gerek” şeklindeki demeç vermesi benimle ilgili idam kararıdır. Ve size bu konuda ulaştırılan emirlerin açıkca dışa vurulmasıdır.

Hakim sınıflar ve uşakları kan isteklerini benim idamımla tatmin etmeyi düşünüyorlar. Ben bu olayın içerisinde kasten bir eri öldürmedim. Benim bu koşullar içerisinde bir eri öldürmek siyasi inancıma terstir .Kaldı ki, eğer ben isteyerek öldürmüş olsaydım bu öldürme olaylarını sürdürecek durumdaydım.

Herşeyden belli olduğu gibi sadece havaya iki el ateş ettim. Tabancamda beş mermi vardı. Ve ayrıca yedek şarjör doluydu. Askerlerin hemen hepsi benim hedef sınırlarım içinde olmasına rağmen ne öleni nede başkasını öldürmedim. Kastım olmadığından ateş etmedim. Kaldı ki o panik içerisinde askerler de bol miktarda mermi sıktılar.

Sıkı yönetim varlığıyla birlikte, halklar ve halk gençliğine başlı başına bir saldırıdır. Sıkıyönetimden bu yana dur ihtarına uymadığı gerekçesiyle onlarca vatandaş ve devrimci jandarma ve polis tarafından katledilmiştir.Ve benim katıldığım gösterinin nedeni olan, bir gün önce polis tarafından katledilen Sinan Suner’in ölümü de bunlardan biridir.

Her türlü demokratik hakkın hakim sınıflar ve sıkıyönetim tarafından ayaklar altına alındığı şu dönemde, biz devrimcilerin alçakça katledilen yoldaşlara son saygı görevini yasaları da çiğneyerek yapması meşrudur. Meşru olmayan şey sıkıyönetimin ta kendisidir.

Biz devrimciler sizlerin şartlandırılmış düşüncelerinizdeki gibi terörist veya anarşist değiliz. Biz devrimcilerin Türkiye halkının her türlü baskı ve sömürüden kurtulması dışında hiçbir kaygımız yoktur. Anarşi yaratmak veya terör estirmek bizim düşüncemizle çelişen bir şeydir. Tersine en büyük terörist ve katil bu devletin kendisidir. Buna sıkıyönetim öncesinde ve sonrasında  devletin güçleri tarafından katledilen halk ve halk gençliğinin kanları tanıktır.

Bugün devrimcileri ve onların bir parçası olan beni aldığınız emirlere uygun olarak yargılayabilir ve ölüm cezası verebilirsiniz. Fakat bu ilelebet sürmeyecektir. Bir gün mutlaka sizin yerinizde halkımız olacak sizi ve koruduğunuz düzeni yargılayacak ve doğru karar verecektir.

Faşist cuntanın acelesi vardı. 12 Aralığı 13 üne bağlayan gece saat 02.55 de  genç fidanı kırıverdiler, ”Gözdağı olur” dediler, ”devletin büyüklüğü” görülsün istediler. İşçilerin, emekçilerin,  halk gençliğinin  soyguncu, sömürücü, zulumcü  düzenlerine  karşı dirençlerini kırmak;  baskıya, zulme, sömürüye boyun eğen bir gençlik istediler.

Avukatı anlatıyor; ”Bize sarıldı öpüşürken göz kırptı. Sonrada yürüdü gitti çocuk. Resmen gitti. ”KAHROLUSUN FAŞİST DİKTATÖRLÜK YAŞASIN TDKP” diye haykırınca sehpayı ayaklarının altından çektiler..

…..

İşte Erdal Eren

Bir kahraman.

Faşistler sarmış çevresini.

Sehpada.

Boynunda ip.

Ve o son nefesiyle dalayıp ciğerini

Bir bıçak gibi vuruyor kelimeleri dişleri arasından

Haykırıyor: ”Faşizme Olüm Halka Hürriyet”….

Erdal Eren

Onurun bekçisi

Direnmenin.

Ercan Koca, Erdal’ın yoldaşıydı. Erdal’ın idamını duyar duymaz  13 Aralık 1980 günü saat 17.00?de Demetevler’de, Erdal Eren’in idam edilmesini protesto eden bir pankart asıyordu. ”Erdal Eren’in hesabını Faşist Cuntadan Soralım-YDGF”  Pankartı astığını gören askeri tim komutanı Üsteğmen Yaşar Kunduh mahkemede ”Pankartı bizzat kendisine indirtmek için zor kullandık..”  diyecekti. Onyedi yaşındaki  Ercan Koca vahşice dövülecek, kafasına tabanca kabzası ile vurulacak, daha sonra ise Yenimahalle Polis Karakolu’na oradan da Etimesgut Zırhlı Birlikler Komutanlığına götürülecekti. Fenalaşan Ercan ancak ertesi sabah Gülhane Askeri Hastahanesine götürülecek ve orada yaşamını yitirecekti. Ankara 4. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi Ercan Koca’nın yerlerin buzlu olması nedeniyle düştüğü ve beyin zarı kanamasından öldüğü belirtilecekti. Annesi Yaşar Koca  ”Elbiselerini aldığımızda çamur içinde olduğunu gördüm.Öyle bir kere düşmekle o kadar çamurlanması mümkün değildi. Ayrıca çevreden insanlar oğlumun dövüldüğünü görmüşler, eyvah çocuk gitti demişler.Ama hiç kimse korkudan bir şey söyleyemedi, şahitlik yapamadı” Ercanı, bir fidanı daha hoyratlıkla kırmışlardı.

”Yıldızlar metal metal düşmüş yere

Her yerde sessizlik kaynaşıyor, Kafalar susmuş omuzlar konuşuyor”

Ankara Karşıyaka mezarlığında üç fidan yatıyor. Dünya işçi sınıfına ve gençlerine selam gönderiyor. Zulme ve sömürüye karşı direnmiş üç komünist genç yatıyor, birbirine yakın sanki elele. Oradan geçenler, ziyaret edenler Ercan’ın mezarının üstündeki şu dizeleri okuyorlar.
”Dağ keçileri nasıl yerlerse taptaze sürgünleri

Seni de, tam sürerlerken

Alacakaranlıklardan masmavi göklere
Kopardılar, o koskoca umut ağacının
Dev gölgesinden.”

O dönem Mamak Askeri Cezaevi’inde bulunan  kadın yoldaşları  Erdal’ın Türküsü’nü yazdılar ve bestelediler. O türkü o zamandan bu zamana  dilden dile dolaşıyor.

ERDAL’IN TÜRKÜSÜ
O, genç bir yiğitti o..
O, genç komünistti o..

Küçücük gözleri, incecik elleri

Kocaman, kocaman, yüreğiyle.

Deniz’im, Yusuf’um, İnan’ım,

Tohum saçtınız çorak topraklara.

Ulaşmak istediğiniz hedefe varmak için

Bu toprak elif elif işlendi

Ve çelik su vere vere sertleşti.

Suların çağıltısı

Dalların uğultusu

Halkının, halkının onuruydu O

Halkının, halkının coşkusuydu O!

Erdal’ım,

Darağaçlarında Deniz’leri yaşatan

Körpecik fidanım benim!

Andın andımız,

Sevdan sevdamız.

Yıkacağız darağacı seni kurduranları

Kavgamız, kavgamız, kavgamızla,

İşçimiz köylümüz halkımızla.

Filistin’e ve ezilen halklara özgürlük !

ABD emperyalizminin İsrail ile ittifak içerisinde bölgemizdeki Kudüs hamlesi başta olmak

üzere tüm saldırgan ve hegemonyacı politikalarına karşı bölge halklarının ve Filistin

halkının haklı mücadelesinin yanındayız.

Emperyalizm yenilecek, direnen Filistin halkı kazanacak!

Filistin’e ve ezilen halklara özgürlük !