HÜSEYİN GÜZEL

ANMA

HÜSEYİN GÜZEL

1952 yılında Sivas-İmranlı’nın Güngören (Cugi) köyünde doğdu. Babası Şah İsmail ve annesi Fatma Cugi   köyünde sevilen bir aileydi. Hüseyin Güzel genç yaşında devrimciler tanıştı. Yaşamını işçilikle kazandı. Proleter devrimci hareketin bir militanıydı.

İzmir’de İkiçeşmelik’te Cami durağında  faşist silahlı saldırıya uğradı. 29 Şubat Pazar günü, İzmir İkiçeşmelik Camii durağında, faşist Serdar Turan adlı bir kişi tarafından işçiler kurşun yağmuruna tutuldu.İşçilerden Hüseyin Güzel, Ö.K V.Y ağır biçimde yaralandılar. 05.03.1976 tarihinde sabaha karşı hastahanede kurtarılamayarak kaybettik.  Konak Devlet Hastahanesinde bulunan naaşını devlet güçleri Yurtsever Devrimci Gençliğe  vermek istemedi.Konak Devlet Hastahanesine gelen binlerce gence saldırıldı. Devrimcilerle polis arasında çatışmalar çıktı. Devlet Hastahanesi  çevresinde lokal silahlı çatışmalar oldu. Askeri Birlik takviyesi alan polis, Konak, Eşrefpaşa ,İkiçeşmelik, Çankaya bölgesinde devrimci gençlere terör uyguladı. Yüzlerce genç yaralandı ve gözaltına alındı.

İmranlı halkı ve köylüleri cenazeye sahip çıktı. Devrimcileri ve halkı baskı altına almak için devlet güçleri zor tedbirleri uygulamıştı. Cenaze törenine katıldıları gerekçesiyle,  270 öğrenci (ilkokul öğrencileri de) ve 25 öğretmen ile bir kısım işçi ve köylüde gözaltına alınmıştı.

İmranlı’lılar ve Cugi Köylüleri proleter devrimci Hüseyin Güzel’i görkemli bir törenle köyünde toprağa verdi .Mezar taşında ”Ulusal Demokratik Halk Devrimi Yolunda Faşist Katiller Tarafından Katledildi” yazıyor.Sonraki yıllarda Hüseyin’in mezar yerinden yol geçirmek istediler. Ancak Cugi köylüleri Hüseyin Güzel’in mezarına sahip çıktılar ve geçirmediler.

Hüseyin Güzel’i saygıyla anıyoruz.

13 Mart’ı Unutma

13 mart 1982 tarihinde İzmir Buca Cezaevinde idam edilen üç devrimci işçi;

İbrahim Etem Çoşkun, Necati vardar ve Seyit Konuk’u saygıyla anıyoruz.

Bir inancın yüceliğinde buldum seni
bir kavganın güzelliğinde sevdim.
bin kez budadılar körpe dallarımızı
bin kez kırdılar.
yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz
bin kez korkuya boğdular zamanı
bin kez ölümlediler
yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!??

HAKAN TUĞRUL

HAKAN TUĞRUL

(1962-27.03.1977)

İzmir  Bahçelievler?in yurtsever devrimci gençliği 70?lerde tutuşan özgürlük, bağımsızlık ve demokrasi ateşini yüreklerinde hissederek  Bahçelievler Kültür ve Dayanışma Derneği?ni kurdular.

Hatay Nokta Durağı?nda açılmış olan  Ülkü Ocağı?ndan kaynaklanan faşist saldırılara karşı direniş odağı olan dernek her türlü faşist saldırının hedefi haline geldi. Onlarca yıl sonra  ?Ya sev ya terk et? sloganının üretildiği  Ülkü Ocağı ?nın saldırganlığı; o yıllarda da ?Kahrolsun komünistler?  sloganıyla kahvelere kadar uzanıyordu.

Kısaca söylemek gerekirse  Ülkü Ocağı; ortaokullardan, liselere, sokaklara, duraklara, kahvelere ve evlere kadar uzanan bir korku imparatorluğu yaratmak isteyen bir saldırı odağı konumundaydı. Her türlü aracı da kullanmaktan geri durmuyordu: silahla yaralama, bombalama, şişleme ve bıçaklama sıradan olaylardı. Saldırılarında çoğunlukla da Askeri Hastane?de görevli ülkücü askerler kullanılıyordu.

Bahçelievler Kültür ve Dayanışma Derneği önce faşist işgal altındaki Eşrefpaşa Lisesi öğrencileriyle birlikte lisedeki faşist işgali kırmış sonra da tüm Hatay gençliğinin güvenini kazanarak faşist saldırıları giderek geriletmişti. Bu başarı emek yoğun bir mücadelenin yanı sıra işçi sınıfı devrimcilerinin  ekonomik, demokratik ve siyasi özgürlükler uğruna mücadele  etmesi ve  gençlikle kurduğu bağlardı.

Bu gelişmeleri tersine çevirmek isteyen güçler Bahçelievler gençliğine yönelik tam bir sindirme sağlamayı hedefleyen bir saldırı düzenleyerek Dernek ?te bir katliam yapmaya çalıştılar. Dernek binası tarandı üç genç yaralandı.

Yaralananlardan HAKAN TUĞRUL, Güzelyalı Ortaokulu ?na giden, ülkemizin ve yaşamın gerçeklerini anlamaya çalışan onbeş yaşında  gencecik bir arkadaşımızdı.   Yaralandığında ilk sözü ?ben anneme ne diyeceğim?? olmuştu.   Ailesi durumu kabullenemedi. Haklı bir refleksle çocuklarını koruma kalkanı altına alıp hiç kimseyle görüştürmediler. Ne yazık ki hastaneden taburcu olması beklenirken Hakan Tuğrul  27 Mart 1977 tarihinde sabah 10.00 da   kaybedildi.

Yapılan saldırının önemli ayrıntıları vardı. Derneği tarayanlar profesyoneldi, olay sırasında Aliağa Rafinerisinde iş başında görülüyorlardı. Yani suçüstü yakalanmasalar suçlanmaları imkansızdı çünkü bölgede de tanınmıyorlardı. Derneği taradıktan sonra devriye gezen polislerle de silahlı çatışmaya girişmiş ve ele geçirdiği bir polisi tam başından vuracakken mermisi bittiği için bekçiler tarafından suçüstü yakalanmışlardı. Yaralıların dışında polisler ve bekçiler de şikayetçiydi. SORGU MAHKEMESİNDE SERBEST BIRAKILDILAR. Bırakan hakim hapsedildi. Daha sonra başka bir suçtan yakalanan katiller cezaevinden bir şekilde buharlaştırıldılar.

Egemen sınıfların siyasi ve ekonomik egemenliğine karşı mücadele eden devrimcilere yönelik faşist saldırılar sonucu yitirdiklerimizi ve   Hakan Tuğrul?u saygıyla anıyoruz.

YILMAZ PEHLİVANOĞLU

Yılmaz Pehlivanoğlu

(27.6.1955-2.4.1998)

27 Haziran 1955 İzmir ?Yenifoça doğumlu.. Ama bu günün  Yenifoça?sı değil?Şirin ,sevimli bir deniz kasabası.Tütüncü bir ailenin çocuğu olarak  tam da sarısıcak kıvamında yaşanan , Haziran sonunda ,  tütün tarlasında bir taş evde dünyaya geldiğini söylerdi.. Ve onu doğaya geri verdiğimiz 2 Nisan 1998 yılına kadar yüreği insan sevgisiyle dolu, dürüst yiğit bir devrimci sosyalist olarak yaşamını sürdürdü. İlkokulu Yenifoça? da bitirdi. O yıllarda ortaokul olmadığı için öğretmeninin ısrarı ile Buca Ortaokulu ve ardından Bornova Suphi Koyucuoğlu Lisesi ile eğitimi devam eder. Okumak  için İzmir?e geldiğinde ayakkabılarını bağlayamayacak kadar küçük olması ve sürekli bağcıklarına basarak düşmesini gülerek anlatırdı. Kısa ve onurlu yaşamı boyunca hep yaptığı gibi espirili ve şakacı yapısı onu hep sevilen ve aranan bir dost konumuna getirmişti. Onun espirilerini, şakalarını çok özlüyoruz.

E.Ü yıllarında fırtına çocuklardandı. Dönemin toplumsal mücadelelerinin genç bir komünistiydi. Üniversite yaşamında maden mühendisliği eğitimi çok isteyerek yaptığı, bilincli bir tercih değildi .O yıllarda pek çoğumuzun yaptığı gibi ..Onu tanıdığımda yanında iki can dostu vardı. Asım Dağlı ve Sezai Emiral..Bu gün de birlikteler. Yitirdiğimiz pek cok canımızla birlikte.

Madencilerin yaşam koşullarının çok zor olduğunu biliyoruz.Ülkenin pek çok  dağlarındaki şantiye koşullarında , ?Benim meskenim dağlar ? diyerek tuturduğu türküsünü, ? Haydar, Haydar? diyerek te bir akşam masasında tamamlamak yaşamından aldığı en büyük keyiflerden birisiydi. Mühendis  mi ,işçi mi olduğunu anlamak zordu çalışırken ve yaşam boyu savunduğu işçi haklarını savunma  fırsatı bulduğu mesleği aynı zamanda farkında olmadan tutkusu olan özgürlüğüydü,devrimci bilinciydi. Gözünün içine baktığı oğlu Canda ile sohbet etmek ise başka bir tutkusu.

Başka ne yazılır ki bir sevdanın ardından.

MUAMMER BAYÇIN

3 MAYIS 1954 – 3 AĞUSTOS 1996 )

Manisa’da doğdu. İlkokulu Üzümcüler İlkokulu, orta okulu Atatürk Orta Okulu, lise eğitimini ise Manisa Lisesi’nde tamamladı. 1970’li yıllarda  yurtsever devrimci hareketin saflarında her tür emperyalizme ve gericiliğe karşı mücadele etti. Emperyalizme, faşizme, kapitalizme karşı sosyalizm mücadelesinin neferlerindendi. Proleter devrimci hareketin örgütlü, fedakar ve mücadeleci bir insanıydı. Proleter devrimci hareketin gençlik örgütünde ve ana ekseninde yöneticilik dahil  görev ayrımı yapmadan fedakarca çalıştı.

Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya bölümünden mezun oldu. Askerliğini Çorlu Ulaş’ta asteğmen olarak yaptı. Ankara’da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nda uzman olarak göreve başladı. 1980 yılında ilk evliliğini yaptı. Doğan kızına Deniz adını verdi. Eşinden kızı 6 aylık iken ayrıldı. Bakanlıktaki görevinden de istifa etti. İzmir’e yerleşti. Aliağa Petkim’de çalıştı. Bu arada ikinci evliliğini yaptı. Gamze adında bir kızı daha oldu. Alman firması olan Hoest’te Yapı Kimya Malzemeleri bölümünde satış müdürü olarak görevine devam etti.1988-1990 yılları arasında TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Ege Bölgesi Şube Başkanlığını yaptı. 3 Ağustos 1996 yılında yakalandığı mide kanserinden vefat etti. Mezarı Urla Çeşme altındadır. Hayatı boyunca iyilik sembolü oldu. İyiliksever, arkadaş canlısı, iyi bir baba , iyi bir eş , iyi bir evlat , iyi bir kardeş ve çok iyi bir yurtseverdi; yoldaşdı. İnsanlığa özgü değerleri içselleştirmiş bir yapısı vardı. Çökertme onunla bütünleşmiş bir türküydü. Sevgi dolu , hiç kimseyi incitmeyen bir kişiliğe sahipti. Bugün hala aynı sevgi ve özlemle ailesi, arkadaşları, dostları  ve çevresi tarafından hatırlanmaktadır.

Muammer Bayçın dostumuzu özlemle ve  saygıyla anıyoruz.

Bir dostundan, kardeşinden  Muammer’e:

Canım Ağabeyime Hitaben ;

Çocukluğumun en güzel anıları
Seninle geçti.
Bir film şeridi gibi
Hepsi gözümün önünde şimdi..
Küçük dar bir sokakta ;
Üstü beyaz, altı aşı boyalı ,
Minik bir evimiz vardı.
O zamanlar bu evde ,
Mutlu insanlar yaşardı.
Sokağımıza girmeden önce,
Ulu bir çınar vardı.
Altındaki çeşmenin suyu,
Sokağımızdan akardı
Ne güzeldi, o çeşmenin suyu
İçmeye doyamazdık.
Çınarın serin gölgesinde
Kuyu başında oynardık.
Sonbahar gelince;
Çınar yapraklarını döker
Sanki bize küserdi.
Sokağımızın içini,
Halı gibi süslerdi.
Kuruyan gazallarin üstünde gezdikçe
Çıtır çıtır ederdi.
Biliyor musun o çınar hala var
ama sen yoksun
Ne çeşme kaldı, ne de sen.
Çocukluğumuz  da mazide kaldı.
Seni hiç unutmadım. Unutmayacağım.
Rahat uyu canım Ağabeyim.

 

A.N

İ.GÖKHAN EDGE

 

SER VERİP SIR VERMEYEN BİR YİĞİT
İSMAİL GÖKHAN EDGE
(04.02.1953-24.11.1976)

5 Kasım 1953 tarihinde İzmir’de doğdu. İzmir Atatürk Lisesinden 1971 yılında mezun oldu. Aynı yıl Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne kaydını yaptırdı.

Demokrasi, Bağımsızlık ve Sosyalizm mücadelesinin bir sıra neferi olarak okul sıralarını bırakıp işçi sınıfının örgütlenmesi için Adana’ya gitti. İşçi sınıfı içerisinde çalıştı. 19 Kasım 1976 tarihinde Diyarbakır’da gözaltına alındı. Ağır işkencelere rağmen sınıf bilincinin direncini gösterdi, konuşturamadılar. İşkence günlerce sürdü, direndi. Gökhan’ı yenemeyince katlettiler.

Cansız olarak Diyarbakır Numune Hastahanesine götürülen Gökhan’a hastahanede öldü diye rapor vermeyi ilgili doktorun reddetmesi üzerine, oyunları açığa çıktı.

Faşist katillerin işlediği cinayeti öğrenen Diyarbakır halkı büyük bir tepki gösterdi. Şehirde olağanüstü baskı tedbirleri alındı. Dönemin faşist MC iktidarının uşağı Dr. Nuriye Toker ve Nöbetçi Cumhuriyet Savcısı İhsan Kaya işkenceden ölüm olgusunu örtbas etmeye çalıştılar. Dr.Nuriye Toker 26.11.1976 tarihli tüberküloz ve nefrit tedavisi ilaçları ihtiva eden bir reçete ve seyahat edebileceğine dair rapor düzenlemiştir. Oysa Savcı İhsan Kaya ise 25.11.1976 tarihli ‘Defin Ruhsatı’ ile sokakta bulunan hüviyeti meçhul ve sahipsiz cesedin gerekli adli ve tıbbi muayenesi yapılmış olduğundan usulüne göre defnini istemiştir. Savcı ve doktor birlikte işkencede ölüm olayını örtbas etmek istediler.

Gökhan’ın ailesinin isteği üzerine ikinci kez yapılan otopsisinde Gökhan’a ağır işkence yapıldığı, boğazından verilen elektrik akımı sonucu yaşamını yitirdiği ortaya çıktı. Boğazının altında, sırtında, kalçasında morluklar olduğu, akciğerlerinin zedelendiği ve yüzünün şiş olduğu, ayaklarında yanık izlerinin bulunduğu tespit edildi.

Diyarbakır’da yapılan cenaze törenine, çeşitli yüksek okul ve lise öğrencileri bir günlük boykot yaparak katıldılar. Kitle örgütleri ve halkın geniş katılımıyla yapılan cenaze töreninde ‘Katil İktidar’, ‘İşkencecilerden Hesap Sorulsun’ sloganları atılmıştı. Cenaze Diyarbakır’dan Edge ailesinin yaşadığı İzmir’e getirildi.

Ege Üniversitesi’nde forum yapılarak tüm fakültelerde bir günlük boykot kararı alındı. 2000’e yakın öğrenci araçlarla Bahçelievler semtine gitti ve yürüyüşle Gökhan’ın evinin önüne geldiler. Bahçelievlerden Karabağlar Paşaköprüsü Mezarlığına kızıl bir bayrağa sarılarak taşınan İ.Gökhan Edge, işçilerin ve emekçilerin katılımı ile 3500 kişiye ulaşan yürüyüş kolunun 6 km lik yolu ‘Gökhanlar Ölmez’, ‘Devrimciler Ölmez’, ‘Mit Dağıtılsın’, ‘İşkencecilerden Hesap Soralım’, ‘Faşizme Ölüm Halka Hürriyet’ , ‘Ne Amerika Ne Rusya Bağımsız Demokratik Türkiye’ sloganlarıyla toprağa verildi.

Alnı ak gitti gidenlerimiz
Bir tek leke bırakmadılar
Kararlılığın defterine ,
Ama kazıdılar kurşunlarıyla,
Yazdılar kanlarıyla,
Halkın kurtuluşuna giden yola
Zaferin kaçınılmazlığını.
İsmail Gökhan Edge yaşıyor!.
Türkiye Halkı ve Sosyalistleri seni Unutmayacak !
Anısı, mücadelesi ve direnci bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesine ışık tutuyor!

TANER BENİAN

TANER BENİAN (16.06.1954-20.12.1976)

E.Ü Fen Fakültesi öğrencisi yurtsever devrimci Taner Benian İzmir Hatay semtinde sivil faşistlerin saldırısına uğradı,şişlenerek öldürüldü. Hatay semtinde otobüs durağında bekleyen Taner Benian ve Serdar Ersuna’ya saldıran faşistlerden sekizi, Taner Benian’ın üzerine saldırdılar ellerindeki şişi kalbine  sapladılar.

21 Aralikda  E.Ü Fen Fakültesi ve Mühendislik Fakültesinde ve diğer fakültelerde yurtsever devrimciler ve öğrenciler derslere girmedi, boykotlar yaptı.22 Aralık sabahı binlerce öğrencinin katıldığı bir forum yapılmıştı. Forumdan sonra Öğrenciler otobüslerle cenazenin olduğu Eşrefpaşa Camisine gitmişlerdi. Polis ailesinin izni olmasına karşın cenazeyi devrimcilere ve öğrencilere vermemek için direndi. Öğrenciler cenazeyi alarak, 6 km uzaklıktaki Paşaköprüsü Mezarlığına yürüyüş yaptılar. Karabağlar Paşakapısı mezarlığında Taner Benian güçlü bir anti-faşist gösteriyle uğurlanmıştı.. Hatay semtinde de faşizmi ve katilleri lanetleyen yürüyüşler yapılmıştı.

Saygıyla Anıyoruz.
Unutmadık Unutturmayacağız.

CEMİL ORAL

 

CEMİL ORAL

(1963-10.02.1980)

Erzurum’lu  sekiz çocuklu bir ailenin beşinci çocuğu olarak Erzincan’da doğdu. Babası aşçıydı, askeri personeldi.  İlkokulu  Erzincan’da bitirdi. Cemil’in babası emekli olunca aile İzmir’in Çiğli Çimentepe (şimdiki Güzeltepe) mahallesine yerleşir; baba seyyar satıcılık yapmaya başlar. Cemil , Çiğli Lisesinin  orta bölümünü bitirdikten sonra Çınarlı  Meslek Lisesi’nin Torna-Tesfiye bölümüne devam eder. Çınarlı Meslek Lisesinde devrimci öğrencilerle tanışır. Halkın Kurtuluşu gazetesi okumaya başlar. Emekçilerin kurtuluşunun sosyalizm ile gerçekleşeceğini kavrar, öğrenmeyi sürdürür. Çimentepe’de ve okulunda haftalık gazete dağıtımına katılır. İzmir Liseliler Birliği’nin (İz.L.B) kuruluş çalışmalarına katılır; Okulunda İzmir Liseliler  Birliği’nin temsilciliğini yapar.

Ağustos 1979 tarihinde babasını yitirir. Aile dayanışması ve kardeşlerinin paylaşımı ve desteği ile okuluna devam eder. 1980  yılında Tariş İşçilerinin direnişi sürecinde, proleter devrimci hareketin çağrısı üzerine genel grev, genel direniş  mücadelesinin bileşeni olarak  mahallesindeki emekçilerle yürüyüşler, destek eylemleri ve okulunda öğrencilerle boykot eylemlerinin örgütleyicisi ve katılımcısı olur. Güzeltepe?den emekçilerle birlikte, 9 şubat öğle sularında  Tariş İşçilerinine destek olmak amacıyla Tariş İplik fabrikasına yürüyüşe  geçince,  panzerden açılan ateşle vurulur, açılan ateş sonucu iki genç daha yaralanmıştır. Olay sonrası yüzlerce emekçi gözaltına alınır.

10 şubatta Cemil yaşamını yitirir.  Cemil’in ölüm haberi üzerine  beş binin üzerinde emekçi iki gün boyunca yürüyüşler, gösteriler yaparak devlet terörünü protesto ederler. Devlet güçleri bu kez protestoları izlemekle yetinerek müdahalede bulunmaz. Tariş işçilerinin işten atılmalara karşı başlattıkları mücadele sermaye ve faşizme karşı mücadele niteliği kazanır; işçi-emekçi sınıflardan destek bulur, yaygınlaşır ve mücadele diğer fabrika, atelye – işyeri, okullara, semtlere yayılır. İşte Meslek lisesi üçüncü sınıf öğrencisi  Cemili, yakın tarihimizde, dayanışmayı ve birleşik mücadeleyi örme kararlığının ve meşru direnişinin örnekleri arasındaki  yerini alan bu süreçte yitirdik. Unutmadık, unutturmayacağız.

Saygıyla anıyoruz.

CİHAN ALPTEKİN

Cihan Alptekin 30 Mart 1972 Kızıldere

Unutmadık Unutmayacağız!

”Düşlerin sonsuza koştuğu yerde

Sabrın çiceklerini açtığı yerde

Asla kapanmaz yaşanan defter

Son sözü hep direnenler söyler”

NURHAK’ta ÖLÜMSÜZLEŞENLERİ UNUTMADIK

NURHAK’ta ÖLÜMSÜZLEŞENLERİ UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ!

Hatırlamak, hatırlatmak, unutturmamak değerlerimize sahip çıkmak ve onur duymaktır.

Katledilen üç devrimciyle Nurhak’ta karartılmak istenen; ancak yürekleri bilinçleri ışıtan

o güneş bugüne dek hiç batmadı !

SİNAN CEMGİL-KADİR MANGA ve ALPASLAN ÖZDOĞAN’ı ANIYORUZ!

31 MAYIS 2014 CUMARTESİ SAAT: 12. 30 Buca Eski Mezarlığı.

Gezi Direnişi’nin yıldönümünde, bu isyan ateşini sürdüren tüm emek ve özgürlük dostlarının

 
katılımını yürekten diliyoruz.