Akbelen’de Yargılanan Yalnızca Esra Işık Değil, Köylülerin Toprağı, Havası Suyu Ve Yaşam Hakkıdır

SERMAYENİN KAMULAŞTIRMA SALDIRISINA KARŞI DİRENEN ESRA IŞIK’IN DAVASI 6 TEMMUZ’A ERTELENDİ

Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy’de yıllardır maden ve enerji şirketlerinin yağma politikalarına karşı direnen köylülerin mücadelesi mahkeme salonlarına taşınmaya devam ediyor. Akbelen Ormanı’nı, zeytinlikleri, tarım alanlarını ve yaşam alanlarını savunduğu için yargılanan İkizköylü yaşam savunucusu Esra Işık’ın Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davasının üçüncü duruşması bugün yapıldı. Mahkeme, dosyadaki eksiklikleri gerekçe göstererek davayı 6 Temmuz 2026 tarihine erteledi.

Ancak Milas Adliyesi’nde görülen yalnızca bir ceza davası değildi. Yargılanan, toprağını savunan köylüler, yaşam alanlarını koruyan kadınlar, ormanlarını savunan halk ve şirketlerin yağmasına karşı yükselen toplumsal itirazdı.

AKBELEN’DE HEDEF KÖMÜR İÇİN KÖYLERİN TASFİYESİ

Akbelen Ormanı çevresindeki Bağdamları, Çakıralan, Çamköy, İkizköy, Karacaağaç ve Karacahisar mahallelerinde bulunan toplam 679 parsel tarım arazisi için 10 Ocak 2026 tarihli Cumhurbaşkanı kararıyla acele kamulaştırma kararı alınmıştı.

Kararın gerekçesi, Yeniköy Termik Santrali’ne kömür sağlanması olarak açıklandı. Ancak köylüler açısından bu karar, yalnızca arazi kaybı değil üretim alanlarının, geçim kaynaklarının, mezarlıkların, su varlıklarının ve yaşamın bütünüyle şirketlerin çıkarlarına teslim edilmesi anlamına geliyor.

Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırma kapsamındaki araziler için değer tespit ve el koyma davaları açılırken, 30 Mart’ta bölgede bilirkişi keşfi gerçekleştirildi. Köylüler ise kendi topraklarında yapılan bu işlemlere karşı çıkarak yaşam alanlarını savunmak için alandaydı.

İşte tam da bu nedenle İkizköylü Esra Işık gözaltına alındı. Aynı gün gece saatlerinde gözaltına alınan Işık, ertesi gün tutuklandı ve 42 gün boyunca cezaevinde tutuldu. 11 Mayıs’ta yurt dışına çıkış yasağı ve adli kontrol şartıyla tahliye edilen Işık hakkındaki bu tedbirler daha sonra kaldırıldı.

MAHKEME SALONUNDA DAYANIŞMA BÜYÜDÜ

Milas Adliyesi önünde yalnızca İkizköylüler yoktu. Deştin köylüleri, Yatağan’dan gelen yaşam savunucuları, Fethiye, Bodrum ve Menteş’den yurttaşlar ile Didim, Aydın, İzmir, Denizli ve İstanbul’dan gelen çok sayıda kişi duruşmayı takip etti.

Bu dayanışma, Akbelen direnişinin artık yalnızca bir köyün mücadelesi olmadığını bir kez daha ortaya koydu. Bugün Akbelen’de yaşananlar, Türkiye’nin dört bir yanında maden şirketleri, enerji tekelleri ve sermaye projeleri karşısında yaşam alanlarını savunan köylülerin ortak sorunu haline gelmiş durumda.

MİLAS ADLİYESİ ÖNÜNDE DAYANIŞMA VE DİRENİŞ MESAJLARI

Duruşma öncesi ve sonrasında Milas Adliyesi önünde geniş katılımlı bir basın açıklaması gerçekleştirildi. İkizköylüler, çevre örgütleri, demokratik kitle örgütleri, hukukçular, yaşam savunucuları ve farklı kentlerden gelen yurttaşlar adliye önünde bir araya gelerek Esra Işık’a ve Akbelen direnişine sahip çıktı.

Köylü kadınların ön saflarda yer aldığı açıklamada, “Milas zeytinine sahip çık, acele kamulaştırma iptal edilsin” yazılı pankart açıldı. Yıllardır Akbelen’de ağaçlarını, zeytinliklerini ve yaşam alanlarını savunan köylüler, adliye önünde bir kez daha sermayenin kamulaştırma saldırılarına karşı mücadele kararlılıklarını ortaya koydu.

Adliye önünde yapılan konuşmalarda Akbelen’in yalnızca bir orman mücadelesi olmadığı, köylülerin üretim alanlarını, emeklerini ve yaşamlarını savunma mücadelesi olduğu vurgulandı. Farklı kentlerden gelen dayanışma heyetleri, Akbelen’de yürütülen direnişin Türkiye’nin dört bir yanında maden şirketleri, enerji tekelleri ve sermaye projelerine karşı yükselen halk direnişlerinin ortak bir parçası olduğunu ifade etti.

Köylü kadınların ve yaşam savunucularının yan yana durduğu açıklama boyunca sık sık yaşam alanlarının şirketlere teslim edilmeyeceği vurgulanırken, Esra Işık’ın yargılanmasının Akbelen direnişini durduramayacağı mesajı verildi.

Adliye önündeki kitlesel katılım, Akbelen’de yargılananın yalnızca Esra Işık olmadığınıhavasını,  toprağını, ormanını, zeytinliğini ve geleceğini savunan bütün köylülerin, emekçilerin ve yaşam savunucularının iradesinin hedef alındığını bir kez daha ortaya koydu.

ESRA IŞIK: “AKBELEN DEMEK MEMLEKET DEMEKTİR”

Duruşma sonrası açıklama yapan Esra Işık, Akbelen mücadelesinin bütün köylüler için bir umut olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Akbelen’in kazanması demek başka köylere, ezilen köylülere örnek olacak. Başkaları da umutlansın istemiyorlar ama biz umudumuzu kaybetmeyeceğiz. Bizler bu memleketin gerçek sahipleriyiz.”

Işık, yalnızca İkizköylülerin değil farklı bölgelerden gelen insanların dayanışmasının da mücadelenin haklılığını gösterdiğini ifade etti.

“AKBELEN’DE UYGULANIRSA DEVAMI GELECEK”

Esra Işık, acele kamulaştırma uygulamasının yalnızca Akbelen’le sınırlı kalmayacağını belirterek şu uyarıda bulundu:

“Geçtiğimiz yıl şirketlerin yasası Meclis’ten geçirilmeye çalışılırken söylemiştik. Eğer bu yasa geçerse köylüler olarak mağdur olacağız, toprağımızdan,olacağız, memleketimizden olacağız demiştik. Aradan bir yıl bile geçmeden evimiz, barkımız, her şeyimiz kamulaştırıldı.”

Akbelen’de yaşananların bugün Yatağan’ın Turgut Mahallesi’nde, başka köylerde ve başka bölgelerde de yaşandığını belirten Işık, köylülerin çığlığının duyulması gerektiğini vurguladı.

“PATRONLAR BU ÜLKENİN KÖYLÜLERİNDEN DAHA MI DEĞERLİ?”

Esra Işık konuşmasının en çarpıcı bölümünde şirketlerin çıkarları için köylülerin yaşamlarının yok sayıldığını ifade etti:

“Bizler bu memleketin topraklarını savunmayı onurumuz olarak görüyoruz. Bu toprakları savunmak haysiyetimizi savunmaktır. Memleketimizi savunmaktır. Sonuna kadar onurumuzu da haysiyetimizi de evimizi, barkımızı, toprağımızı savunmaya devam edeceğiz.

Bizim tek bir derdimiz var: topraklarımız çöle dönmesin, madenlere, patronlara ve şirketlere peşkeş çekilmesin. Patronlardan daha değerli değil mi bu ülkenin köylüleri? Şirketlerin kasasına birkaç kuruş daha fazla girecek diye bizim mezarlarımızı tarumar mı edeceksiniz?”

AKBELEN DİRENİŞİ BİR SINIF VE YAŞAM MÜCADELESİDİR

Akbelen’de yaşananlar yalnızca bir çevre sorunu değildir. Bu mücadele, bir yanda maden şirketlerinin, enerji tekellerinin ve sermaye politikalarının diğer yanda ise emeğiyle yaşayan köylülerin, emekçilerin ve yaşam savunucularının karşı karşıya geldiği bir sınıf çatışmasıdır.

Topraklarını işleyen köylüler üretimden koparılmak, mülksüzleştirilmek ve yoksullaştırılmak istenirken şirketlerin kârı uğruna ormanlar kesilmekte, tarım alanları yok edilmekte ve yaşam alanları sermayeye açılmaktadır.

Akbelen davası bu nedenle yalnızca Esra Işık’ın davası değildir. Bu dava, toprağını, havasını, suyunu, ormanını ve geleceğini savunan köylülerin; yaşam alanlarını şirketlerin kâr hırsına teslim etmeyen emekçilerin davasıdır.

6 Temmuz’da yeniden görülecek dava öncesinde yaşam savunucuları, köylüler ve emek örgütleri mücadeleyi büyütme çağrısı yaparken, Akbelen’den yükselen ses bir kez daha şunu göstermektedir: Topraklarını, yaşamlarını ve geleceklerini savunanlar geri adım atmıyor.

 

DİRENİŞ ALANINDA ORTAK MESAJ: “AKBELEN YALNIZ DEĞİLDİR”

Milas Adliyesi’nde görülen duruşmanın ardından mücadele adliye koridorlarında sona ermedi. İkizköylüler ve dayanışma için Türkiye’nin farklı kentlerinden gelen çevre, emek ve demokrasi örgütler İkizköy-Karacahisar yol ayrımındaki direniş alanında yeniden bir araya geldi.

EGEÇEP, EFESÇED, AYÇEP, Akbük Doğa ve Yaşam Derneği, Didim Dernekler Platformu, Didim Ekoloji Platformu, Didim Kadın Platformu, Didim  Emekliler Platformu, İnsan Hakları Ege Bölge Dayanışma Grubu,  İstanbul Akbelen’le Dayanışma Platformu, İmece-Der, DGD-Sen, Tarım-Sen, Umut-Sen, DEM Parti temsilcileri, hukukçular, yaşam savunucuları ve çok sayıda yurttaş direniş alanında yaptıkları konuşmalarla Akbelen mücadelesine sahip çıktı.

Kurum temsilcileri yaptıkları konuşmalarda Akbelen direnişinin yalnızca İkizköy’ün değil, bütün ülkenin toprağını, suyunu, havasını ve geleceğini savunma mücadelesi olduğunu vurguladı. Konuşmalarda sık sık, “Doğamıza, havamıza, suyumuza, toprağımıza dokundurtmayacağız” vurgusu öne çıktı.

Temsilciler, Cumhurbaşkanlığı kararıyla gerçekleştirilen acele kamulaştırma uygulamalarının halkın mülkiyet hakkına yönelik ağır bir saldırı olduğunu belirterek, köylülerin topraklarına ve yaşam alanlarına idari kararlarla el konulmasının hukuksuzluk ve adaletsizlik olduğunu ifade etti.

Yapılan konuşmalarda, köylülerin yıllardır ekip biçtikleri toprakların enerji şirketlerine ve sermaye gruplarına devredilmek istenmesine tepki gösterilirken, yaşam alanlarının şirketlerin kâr hesaplarına teslim edilemeyeceği vurgulandı.

Konuşmacılar, bu toprakların gerçek sahiplerinin köylüler olduğunu belirterek, uluslararası şirketlere ve onların yerli ortaklarına karşı Akbelen’de yükselen direnişin büyütülmesi gerektiğini ifade etti. İkizköylülerin yıllardır sürdürdüğü kararlı mücadelenin bugün Türkiye’nin dört bir yanındaki yaşam savunucularına umut verdiği dile getirildi.

“İkizköylülerin direnişi her şeyi belirleyecektir” denilen konuşmalarda, köylülerin kararlılığı ve örgütlü mücadelesinin sermaye projelerini durdurabilecek en büyük güç olduğu vurgulandı.

Kurum temsilcileri, “Biz köylülerin yanındayız. Dayanışma direnişi büyütecek, mücadeleyi güçlendirecek” mesajı verdi.

Konuşmaların ardından direniş alanında türküler söylendi, halaylar çekildi ve ortak mücadele kararlılığı bir kez daha ilan edildi. Akbelen’de yıllardır süren direnişin yalnızca bir çevre mücadelesi değil; toprağına, üretimine, yaşamına ve geleceğine sahip çıkan halkın örgütlü direnişi olduğu bir kez daha ortaya konuldu.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.