“Tango ile Govend: Nazım Hikmet ile Cegerxwin” Söyleşi

 

İmece Dostluk Dayanışma Derneği’nde 21 Şubat Cumartesi günü düzenlenen “Tango ile Govend: Nazım Hikmet ile Cegerxwin” başlıklı söyleşimizin anlatıcısı ve konuğu, Tango ile Govend / Nazım ile Cegerxwin kitabının yazarı Hayri K. Yetik oldu. Söyleşiye geçmeden önce derneğimiz adına Günseli Kaya söz aldı; konuk yazarımıza ve katılımcılara teşekkür etti. Etkinliğin 21 Şubat’a denk gelmesi nedeniyle Dünya Anadilleri Günü’nün yaşadığımız ülke açısından önemine değindi. Anadilde konuşabilme, şarkılarını ve türkülerini dinleyip söyleyebilme uğruna can verenleri, sürgüne gitmek zorunda kalanları, işkence görenleri ve yaşamını yitirenleri hatırlatarak; anadilin kimlik, yaşam ve kültürün korunması ile sürdürülebilirliği açısından taşıdığı değere vurgu yaptı ve sözü yazarımıza bıraktı. (*)

“Evet dostlar,” diye başladı konuşmasına: “Biraz önce söyleşimizin başlangıcında Günseli, tanışmamızla ilgili bir açıklama yaptı. Sanırım 25 yıl kadar önceydi. Kemeraltı’na gelmiştim; o zaman Turgutlu’da çalışıyordum. Girişte bir grubun basın açıklaması yaptığını gördüm. Konuşmalar bana tanıdık geldi, ‘Bunlar bizimkiler,’ dedim. Dönüp baktım, küçük bir grup. Gönlüm razı olmadı; ‘Bir kişi bir kişidir,’ dedim ve gidip yanlarında durdum. Basın açıklamasından sonra Günseli dönüp ‘Sizi tanıyalım, siz kimsiniz?’ diye sordu. Ben de Turgutlu’da öğretmen olduğumu, konunun beni ilgilendirdiği için geldiğimi söyledim. ‘Memnun oldum,’ dedi. Böylece tanışmış olduk.”

“Günseli benim yaşayan kahramanlarımdan biridir. Bu kahramanlar roman kahramanı değil; romanı yazılması gereken kahramanlardır. Dün yine bir vesileyle bir araya geldik. Bir diğer yaşayan kahramanım da Can Atalay. Onunla ilgili bir belgesel izledim; bana biraz Günseli’yi de hatırlattı. Bu insanlar bana kendimi iyi hissettiriyor. İnsan zaman zaman mutsuz ve umutsuz olabilir; işte böyle kahramanlarla karşılaşınca umut ve inanç tazeleniyor. O yüzden mutluyum ve kendisine teşekkür ediyorum.”

“Böyle zamanlarda ne diyeceğimi bilemem ama sanıyorum Hayri arkadaş seçici bir algıya ve hafızaya sahip; onun yaşayan kahramanları mücadelenin sıra neferleri. Teşekkür ederim, enerji yeniledim.”

“Dostlar, Cegerxwîn’den başlamıştık. Cegerxwîn, Şeyh Said İsyanı öncesinde milli duygular kazanmaya başlamış ve bu uğurda çalışmalara yönelmiştir. Şiirleri de İslami temalardan milli temalara kaymıştır. Bu süreçte Kürtlerin mücadelesinde önemli bir yeri olan Hoybun örgütüyle ilişki kurmuş, Hawar Dergisi’nin yazı kadrosuna girmiştir. Orada Kürt dili, grameri ve şiir üzerine yazılar yazmaya başlamış; aynı zamanda öğretmenlik yapmıştır. Devlet olmadığı için bu çalışmalar ancak birebir eğitim yoluyla, kırsalda, köylerde ve mahalle mektebi benzeri ortamlarda yürütülebilmiştir; çünkü dernekler bile yasaktır.”

“Hawar Dergisi, Kürt özgürlük mücadelesinde önemli bir dönüm noktasıdır; modern anlamda edebiyatın ve dil çalışmalarının yapıldığı bir yayın organıdır. Cegerxwîn de modern edebiyat yaklaşımını burada öğrenir. 1946’da Suriye Komünistleriyle tanışır ve Suriye Komünist Partisi’ne üye olur. Bu üyeliği 11–12 yıl sürer. 1958’de ayrılır. Ayrılma nedeni, eğitimlerin Kürtçe yapılmasını ve partinin Kürtçe yayınlar çıkarmasını önermesidir; önerileri kabul edilmeyince ayrılır. Ancak komünizmden kopmaz; ömrünün sonuna kadar sosyalizme bağlı kalır.”

“Biyografisini böyle özetledikten sonra şiirlerine gelirsek: Nazım Hikmet bu anlamda çok ileri bir şairdir. Şiir tekniği ve estetik açısından son derece ileridedir. Cumhuriyetle birlikte edebiyat yeniden kurgulanır; geçmişten kopmak için en önemli alanlardan biri edebiyattır. Cumhuriyet kendi edebiyatını kurmak ister. Nazım’a bu kadar eziyet edilmesinin nedenlerinden biri de budur; çünkü o bu resmi edebiyat politikasına alet olmak istemez.”

“Ziya Gökalp ve Yahya Kemal’in kurucu özneler olduğu bir edebiyat anlayışı vardır. Yahya Kemal tarihi Malazgirt’ten başlatmak isterken Ziya Gökalp Orta Asya’dan başlatmak ister; baskın olan görüş Gökalp’in yaklaşımı olur. Bu edebiyat anlayışı uzun süre etkili olur, hatta sosyalistleri bile etkiler. Bu nedenle bu anlayışın eleştirilmesi, Marksist estetiğin kendini ortaya koyması açısından önemlidir.”

“Nazım Hikmet hayatı boyunca baskı görmüştür. Deniz Harp Okulu öğrencisinin onu ziyaret etmek istemesi üzerine şüpheye kapılıp polisi araması ve tutuklanması bunun örneklerinden biridir. Sonuçta insandır; korkuları da vardır ama direngenliği de vardır. Birçok yazara zorla övgü metinleri yazdırılırken ona yazdırılamamıştır. Kuvayi Milliye Destanı’nı yazması farklı tartışmalara konu olmuştur; ancak destanın adı bile niyetini gösterir: Kuvayi Milliye, yani halk hareketi.”

“1960’larda Memleketimden İnsan Manzaraları basılırken bazı değişiklikler yapılır; örneğin ‘Kürt’ ifadesi ‘Türk’ yapılır. Nazım’ın amacı halk hareketini anlatmaktır. Destanda Mustafa Kemal’e göndermeler vardır ama açık övgü yoktur; destanın büyük bölümü halkı anlatır.”

“Nazım Hikmet hayatı boyunca emeğiyle yaşamıştır; hapiste bile çeviri yaparak geçimini sağlamıştır. Aristokrat bir aileden gelmesine rağmen sosyalizme bağlı kalmıştır. Türkiye’nin 1940’lı yılları pek çok aydın için baskı dönemidir; kimisi öldürülmüş, kimisi sürgüne gönderilmiştir.”

“Kurtuluş Savaşı’nı anlatırken halkın rolünü vurgular. Ona göre bu mücadele yalnız önderlerin değil, halkın mücadelesidir. Farklı etnik gruplar ve siyasi çevreler bu mücadeleye katılmıştır. Ancak sonradan bazı anlatımlar değiştirilmiş; örneğin Kürt milisler Türk gösterilmiş, destanın adı ‘Kurtuluş Savaşı Destanı’ olarak anılmak istenmiştir. Eleştiri bu noktadadır.”

“Araştırmacının nesnel olması gerekir. Bugün doğru görünen yarın yanlış olabilir; yeni bir belge ya da farklı bir gerçeklik ortaya çıkabilir. Bu nedenle araştırmacı yeni ve doğru olanı yazabilmeli, gerekirse kendini ve yazdıklarını yeniden düzenleyebilmelidir. Bu yüzden ideolojiyi araştırmanın dışında tutmak gerekir.”

“Birçok nedenle Nazım Hikmet eleştirilir. ‘Başka şairler de Kürtlerden bahsetmemiş; neden Nazım eleştiriliyor?’ denildiğinde şu yanıt verilir: Çünkü Nazım Hikmet, Nazım Hikmet’tir; ondan beklentiler yüksektir. O yalnızca şair değil, aynı zamanda kuramcı, öğretici ve siyasal yazardır. ‘Milli Grup’ ve ‘Alman Faşizmi’ gibi metinler yazmıştır. Türkiye sosyalist hareketi üzerinde büyük etkisi vardır; birçok kişi gibi benim de sosyalist serüvenim onun şiirleriyle başladı.”

“Bu kadar siyasal etkisi olan bir şairin Kürt meselesi gibi önemli bir konuda ne yazdığı da tartışılır. Memleketimden İnsan Manzaraları’nda ve diğer eserlerinde kadın meselesi, dil ve etnik konular açısından bugün sorunlu sayılabilecek ifadeler bulunur. Örneğin eril dil kullanımı ya da bazı halklara dair ifadeler eleştirilir. Çerkez Ethem’e ‘hain’ denmesi gibi örnekler tartışma konusudur.”

“Buna rağmen Nazım yine bizim şairimizdir. Eksikleriyle birlikte değerlendirmek gerekir. Marksistler var oldukça onun şiiri de var olacaktır.”

“Nazım Hikmet, Türklük meselesinde resmi görüşe yakın durmuştur; kendini Türk şairi olarak tanımlar. Çocukluk yıllarında yazdığı şiirler Türkçü-İslamcı temalar taşır. Ailesi paşa kökenlidir; farklı milletlerden ataları vardır. Bedirhan kardeşlerle süt kardeşliği gibi ilginç aile bağları da bulunur. Bu karmaşık kökenler onun kimlik meselesine bakışını da etkilemiş olabilir.”

“İki şair arasındaki benzerlikler de dikkat çekicidir: İkisi de farklı Osmanlı vilayetlerinde (Nazım Selanik’te, Cegerxwîn Suriye Amude’de) birbirine yakın tarihlerde doğmuş; ikisi de komünizme sevdalıdır. İkisi de vatansız kalmış, baskı ve tehdit altında yaşamış, cezaevinde bulunmuş; ikisi de sürgünde (Nazım Moskova’da, Cegerxwîn Stockholm’de) yaşamlarını yitirmiştir. İlk şiirleriyle sonraki şiirleri arasında belirgin fark vardır; politik kimlik edinmeleriyle şiirlerinin niteliği değişmiştir. Ancak bu değişim ulusal kimliklerinin inkârı biçiminde değil; tersine ulusal kimliklerine sahip çıkarken sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya özlemini şiirlerine yansıtmaları şeklinde gerçekleşmiştir. İkisi de sosyalist gerçekçi ve enternasyonalisttir.”

“Farklılıklarını da unutmamak gerekir. Nazım’ın dedeleri paşadır; iki taraftan da paşa torunudur. Annesi Fransızca bilen bir ressamdır; aile aristokrat bir yapıya sahiptir. Duyguları ve arzuları dışa dönük ve doğrudandır; yedi eşi ve tek çocuğu vardır. Cegerxwîn ise yoksul, okur-yazar olmayan bir anne babanın çocuğudur. Medrese eğitimi görmüş, sufi-tasavvufi bir kültür ve hayat tarzından gelmiştir; bu etki ilk şiirlerinde açıkça görülür. Kürtçe hiçbir zaman devlet dili olmamış; ağalık, beylik ve şeyhlik düzeni altında dili de baskı görmüştür. Buna tepki olarak anadilini geliştirmesi ancak kişisel çaba ve çalışmalarıyla mümkün olmuştur. Kırk beş yaşlarındayken Suriye Komünist Partisi ile tanışmış; yaşamı boyunca mutlaka bir komünist yapı içinde yer alma isteği taşımıştır. 1961 yılında Kürtçe gramer kitabı hazırlamış, dil çalışmaları yapmış ve eğitim vermiştir. Bir diğer önemli fark da Cegerxwîn’in tek eşi ve yedi çocuğunun olmasıdır.”

“Sonuç olarak Nazım ve Cegerxwîn’in varlıkları, yazdıkları, yaptıkları ve yaşamları — eleştirilebilir yanları bulunsa da — kararlı duruşun ve umudun örnekleri olarak bugün de yaşamaya devam etmektedir.”

(*) Hayri K.Yetik’in konuşma özetidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.