Karşıyaka’da Rojava Halkının Direnişiyle Dayanışma: Ablukaya, Cihatçı Karanlığa ve Emperyalizme Karşı

 

Karşıyaka Emek ve Demokrasi Platformu, HTŞ’nin Kobanî’yi abluka altına alması, DAİŞ tehdidinin bölgede büyümesi ve Rojava’da yaşayan halka yönelik saldırıları protesto etmek amacıyla Karşıyaka Çarşı girişinde bir araya gelerek basın açıklaması yaptı. Açıklamaya ‘Barış Anneleri’ de katıldı.  Eylemde “Karşıyaka Emek ve Demokrasi Platformu” pankartı açılırken, katılımcılar sık sık “Rojava halkı yalnız değildir”, “Biji berxwedana Rojava”, “katil İŞİD işbirlikçi AKP”  ve “Jin, jiyan, azadi” sloganlarını attı.

Platform adına açıklama öncesinde konuşan sözcü Didar Gül, Rojava’da yaşananlara dikkat çekmek için toplandıklarını belirterek, “Bugün burada Karşıyaka Emek ve Demokrasi Platformu olarak, Rojava’daki katliama, kırıma, insanlık dışı uygulamalara ve savaş politikalarına karşı sesimizi yükseltmek için bir aradayız. Açıklamamızı yapmadan önce bugün aramızda olan DEM Parti Milletvekilimiz İbrahim Akın’a sözü bırakıyorum” dedi.

DEM Parti Milletvekili İbrahim Akın, Karşıyakalıları selamlayarak başladığı konuşmasında, Rojava’ya yönelik saldırıların yalnızca bölge halkını değil tüm insanlığı ilgilendirdiğini ifade etti. Rojava halkının yaklaşık on bir yıl önce DAİŞ’e karşı büyük bir direniş sergilediğini hatırlatan Akın, bu mücadelenin yalnızca bölgeyi değil Türkiye ve Avrupa’yı da büyük bir felaketten kurtardığını söyledi. Bugün gelinen noktada ise farklı aktörlerin yeni oyunlarla bölgeyi yeniden kaosa sürüklemek istediğini belirten Akın, Rojava’da Kürtlerin, Arapların, Türklerin, Ermenilerin, Alevilerin ve farklı inançlardan halkların bir arada yaşam iradesinin hedef alındığını vurguladı.

Akın, Kobanî başta olmak üzere Rojava’ya yönelik saldırıların, abluka ve aç bırakma politikalarının uluslararası hukuka göre açık bir insanlık suçu olduğunu ifade ederek, çocukların soğukta hayatını kaybettiği bir tablonun kabul edilemez olduğunu söyledi. Kürt halkının yalnızca Türkiye’de değil, Suriye, İran, Irak ve dünyanın dört bir yanında ayağa kalktığını dile getiren Akın, bu saldırıların halkların ortak geleceğini daha da sahiplenmesine yol açtığını kaydetti. Rojava halkının huzurunun bozulmasının tüm bölgeyi savaşa sürükleyeceğini belirten Akın, hükümete ve uluslararası güçlere sessiz kalmamaları çağrısında bulundu.

Konuşmasında Suriye’de yaşanan son gelişmelere de değinen Akın, geçmişte terörist olarak tanımlanan yapıların bugün meşrulaştırılmaya çalışıldığını, buna karşın Suriye Demokratik Güçleri’nin haksız biçimde terörize edildiğini söyledi. SGD’nin yalnızca Kürtlerden oluşmadığını, Arapların, Türklerin ve farklı halklardan yurttaşların kendi yaşamlarını savunmak için bir araya geldiği bir yapı olduğunu ifade eden Akın, “Orada bir terör örgütü yok; hayatını, toprağını, suyunu savunan insanlar var” dedi. Halep’te yaşananlar ve DAİŞ tutuklularının serbest bırakılmasının yarattığı tehlikeye dikkat çeken Akın, bu durumun Türkiye açısından da ciddi güvenlik riskleri doğurduğunu belirtti. Mücadelenin yalnızca bir Kürt meselesi olmadığını, hukuksuz ve adaletsiz yeni düzene karşı ortak bir mücadele gerektiğini vurgulayarak Karşıyaka’daki emek ve demokrasi güçlerine teşekkür etti.

Akın’ın konuşmasının ardından basın açıklamasına geçildi. Açıklamayı platform adına DEM Parti Karşıyaka İlçe Başkanı Yaşar Şeren okudu. Şeren, dünyanın hukuka ve insan haklarına yönelik saldırıların giderek arttığı tarihsel bir eşikten geçtiğini belirterek, küresel güçlerin daha fazla kâr ve iktidar uğruna halkları yerinden ettiğini, ekolojik yıkımı derinleştirdiğini söyledi. Günümüzde yürütülen savaşların klasik askeri çatışmaların ötesine geçtiğini, şiddetin taşeronlaştırıldığı yeni bir savaş düzeninin kurulduğunu ifade eden Şeren, cihatçı ve paramiliter yapıların sahaya sürülerek suçların görünmez kılındığını dile getirdi.

Rojava’nın hedef alınmasının nedeninin, emperyalist planlara boyun eğmeyen bir halk iradesini temsil etmesi olduğunu vurgulayan Şeren, Rojava’nın Kürtlerin, Arapların, Süryanilerin, Ermenilerin, Türkmenlerin; Alevilerin, Ezidilerin, Hristiyanların ve Sünnilerin ortak iradesiyle, kadınların öncülüğünde kurulan tarihsel bir özgürlük deneyimi olduğunu söyledi. Bu deneyimin Ortadoğu’da savaşın, mezhepçiliğin ve erkek egemenliğinin kader olmadığını gösterdiğini belirten Şeren, kadın özgürlüğünü esas alan bu toplumsal modelin cihatçı zihniyetler ve kapitalist-emperyalist sistem için tehdit olarak görüldüğünü ifade etti.

Şeren, bugün Kobanî’nin fiilen kuşatma altında olduğunu, IŞİD artığı HTŞ güçlerinin sivillerin yaşam koşullarını hedef alan saldırılarla kenti teslim almaya çalıştığını belirterek, bunun bir askeri çatışma değil, yaşamı boğma ve halk iradesini kırma girişimi olduğunu söyledi. HTŞ’nin isim ve semboller değiştirse de ideoloji ve pratik olarak IŞİD’in devamı olduğunu vurgulayan Şeren, yaşananların IŞİD’in ortadan kaldırılmadığını, yalnızca farklı biçimlerde yeniden sahaya sürüldüğünü gösterdiğini dile getirdi.

Rojava’ya yönelik saldırıların hedefinin çok kimlikli, özgür ve eşit bir yaşam ihtimali olduğunu belirten Şeren, amaçlanan şeyin Kürt halkının tarihsel varlığını tasfiye etmek ve bölgeyi tekçi, cihatçı bir yapıya teslim etmek olduğunu söyledi. Türkiye’nin Suriye politikalarını da eleştiren Şeren, sahte güvenlik söylemleriyle yürütülen askeri ve siyasi müdahalelerin barışa hizmet etmediğini, aksine yıkımı kalıcı hale getirdiğini ifade etti.

Şeren, tüm demokratik kamuoyuna Rojava halkıyla dayanışma çağrısı yaparak, bunun bir tercih değil insanlığa karşı bir sorumluluk olduğunu vurguladı. 2014’te Kobane direnişinde olduğu gibi bugün de halkların iradesinin kazanacağını belirten Şeren, “Rojava halkları yalnız değildir” sözleriyle açıklamayı sonlandırdı.

Basın açıklamasının ardından eylem olaysız şekilde sona erdi ve katılımcılar dağıldı.

 

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.