Bu Düzen Değişmeden Çocuklar Özgürleşmeyecek.

BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 36. yılında gerçekler tüm çıplaklığıyla bir kez daha karşımızda; ülkemizde 19 Kasım 2025 tarihine kadar 83 çocuk işçi yaşamını yitirdi, bu sayı da sadece saptanabilenlerden oluşuyor.

Bugün çocukların yaşadığı yoksulluk, emek sömürüsü, şiddet ve eğitimden yoksun bırakılma, bireysel tercihlerin, ihmalin değil sınıflı toplumların karakterinin çocukların hayatına yansımasıdır.

2025 yılında çocuklar savaşların, otoriter rejimlerin, kapitalist krizin derinleştirdiği yoksulluğun ve ekolojik yıkımın bedelini en ağır şekilde ödüyor.

Bu coğrafyada ise her bir hak ihlali, egemenlerin politik tercihleriyle birleşerek daha da ağırlaşıyor.

Çocuklar yaşamlarını kaybederken, sayı istatistiklere indirgenirken ve görünmez kılınırken, devletin ve sermayenin kurduğu düzen çocuğu bir hak öznesi olarak değil, yönetilmesi ve yönlendirilmesi gereken potansiyel bir kitle, hatta kimi zaman ucuz emek “hazinesi” olarak görüyor.

Ama biz biliyoruz. Hiçbir çocuk, sermayenin ihtiyaçlarına göre biçimlendirilmiş bir dünyada eşit, özgür ve onurlu yaşayamaz.

Sömürü düzeni, çocukluğun her alanını kuşatıyor, çocukların düşlerini çalıyor.

Bu ülkede çocukları en çok yaralayan şey tesadüfler değil,  kapitalist düzen politikalarının, piyasa merkezli eğitim sisteminin ve faşist-gerici siyasal rejimin ürettiği koşullardır.

-Yoksulluğun kuşattığı mahallelerde, çocuklar daha küçük yaşta evin ekonomik yükünü sırtlamak zorunda bırakılıyor.

-MESEM gibi “mesleki eğitim” adı altında kurgulanan yapılar, sermayeye ucuz emek sağlarken çocukların hayatlarını riske atıyor.

-Sabahın karanlığında işe gönderilen çocukların yaşamı, makinelerin soğuk metalinde son buluyor.

-Kürt çocukları anadilinde eğitimden mahrum bırakılıyor; kimlikleri ve kültürleri değersizleştiriliyor.

-Kız çocukları ücretsiz bakım emeğinin görünmez duvarlarına sıkıştırılıyor; eğitimden koparılıyor; kayıt dışı üretime ucuzun ucuzu iş gücü olarak sokuluyor.

-Afetlerde, depremlerde, sellerde yine en çok çocuklar hayatını kaybediyor çünkü devletin öncelikleri çocuklar değil, rant projeleri oluyor.

-Yargının cezasızlık politikaları şiddeti büyütüyor; çocuklara yönelik suçlar görünmezleştiriliyor.

-Yoksulluğun ve güvencesizliğin ortasında çocuklar çetelere, suça, şiddet kullanmaya sürüklenirken çocuklara dönük algı çocuğu “suçlu” görüp gösterirken sorumluları aklıyor, görünmez kılıyor.

Bu tablo bir kader değil, sermayenin çıkarını çocuk yaşamının önüne koyan sistemin kaçınılmaz sonucudur.

Çocukların değil, sermayenin ihtiyaçlarına göre kurulan bu düzen sürdürülemez

Çocukların ölümü “kader”, yoksulluğu “işin fıtratı-doğası”, sömürüsü ise “çıralık ya da mesleki eğitim” olarak sunuluyor.

Oysa gerçekte:

Her çocuk ölümü politiktir.

Her çocuk yoksulluğu sınıfsaldır.

Her çocuk emeği sömürüsü bir utançtır, bir suçtur.

Bu gerçek değişmeden çocukların hayatı da değişmeyecektir.

Çocukların özgürleşmesi, toplumun özgürleşmesiyle mümkündür

Biz biliyoruz ki:

Çocukların hakları ancak eşitlikçi, özgürlükçü ve halkın yararını önceleyen bir toplumsal sistem içerisinde güvence altına alınabilir.

Onların eşit yurttaşlar olarak var olabilmesi için, yalnızca sosyal politikalara ve kurumlara değil, toplumsal dönüşüme, sınıfsal adalete ve hukuksal, demokratik özgürlüklere ihtiyaç vardır.

Bu nedenle:

– Çocuk emeğini sömüren tüm mekanizmalar dağıtılmalıdır.

– Anadilinde eğitim hakkı tanınmalıdır.

– Cezasızlık sona ermelidir.

– Eğitim, sağlık, barınma ve beslenme çocuklar için tartışmasız kamusal hak olmalıdır.

– Toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle mücadele edilmelidir.

– Çocuğa özgü adalet sistemi kurulmalı, çocuk cezaevleri kapatılmalıdır.

– Afetlerde, krizlerde ve çatışmalarda çocukların yaşamı her şeyin önünde gelmelidir.

Çocukları korumak, onların yalnızca yaşamasını değil eşit, özgür, güvenceli bir yaşam kurmasını sağlamak demektir.

Bugün bir kez daha ilan ediyoruz:

Çocuk haklarının yok sayılmasına karşı susmak ezenden yana taraf olmaktır.

Çocuklar için mücadele etmek geleceğe sahip çıkmaktır.

Bu düzen değişmeden çocuklar özgürleşmeyecek;

Bu düzen değişmeden barış, adalet ve eşitlik mümkün olmayacak.

Biz, çocukların yaşamını, haklarını ve geleceğini savunan bir kurum olarak söz veriyoruz:

Çocukların sömürülmediği, öldürülmediği, yok sayılmadığı, aç kalmadığı bir ülke kurulana kadar mücadeleyi sürdüreceğiz.

Çocukların özgür geleceği toplumun özgürlüğünün yolunu aydınlatacaktır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.