İzmir Kadın Platformu (İKP), Dilovası’ndaki Ravive Kozmetik’te yaşanan ve 3’ü kız çocuğu, 6 kadının hayatı elinden alan patlamanın ardından bir basın açıklaması yaptı. Türkan Saylan Kültür Merkezi’nin önünde toplanan kadınlar, acılarını ve öfkelerini “Kaza değil katliam. Denetimsizliğe, güvencesizliğe karşı isyandayız” yazılı pankartla haykırdı.
Ellerinde “İş kazası değil, cinayet” ve “Dilovası’nda öldürülen kadınların hesabı sorulacak” dövizlerini taşıyan kadınlar, kaybettikleri kardeşlerini unutmayacaklarını, unutturmayacaklarını güçlü bir sesle ilan ettiler. Alan, sık sık yükselen“ucuz işgücü olmayacağız/ bir kişi daha eksilmeyeceğiz”, “ Kaza değil katliam, kader değil cinayet”, “Kadınlar artık susmayacakla, susmayacaklar, susmayacaklar”, “Kaza değil bu bir katliam”, “Susmuyoruz korkmuyoruz itaat etmiyoruz”, “Koruma aklama yargıla / yaşasın örgütlü mücadelemiz” sloganları atıldı.
Basın metnini platform adına okuyan Hatice Çoruk’un sesi, hem derin bir isyanın hem de bitmeyecek bir mücadelenin sesi oldu. Bu açıklama, yalnızca yaşananlara duyulan isyanın değil, aynı zamanda kadınların birbirine kenetlendiği dayanışmanın da somut bir ifadesiydi.
Açıklamanın tam metni şöyle:
“Kadınlar ve Çocuklar Ölüyor, Sermaye Kazanıyor
Dilovası’nda bir parfüm fabrikasında meydana gelen patlamada ikisi çocuk, dördü kadın olmak üzere altı işçi hayatını kaybetti. Gelen ilk bilgiler ve aile beyanları, hayatını kaybeden kadınların kayıtsız, sigortasız ve güvencesiz koşullarda, iş yeri ruhsatı dahi olmayan bir binada çalıştırıldığını gösteriyor. Bu “kaza” değil; kadın ve çocuk emeğini ucuzlaştıran, denetimsizliği kural haline getiren, yaşamı hiçe sayan sömürü düzeninin bir iş cinayetidir.
CİMER’e yapılan şikayetlere rağmen denetim görevini yerine getirmeyen devletin tutumu, güvencesiz çalışmanın patronlar lehine nasıl örgütlendiğinin kanıtı niteliğindedir. Bu katliam, sermayenin sınırsız kâr hırsı uğruna insan yaşamının, özellikle de en güvencesiz konumdaki kadın ve çocuk işçilerin hayatının nasıl hiçe sayıldığını bir kez daha yüzümüze çarpmıştır. Kadınların yoğun olarak çalıştığı depo, tekstil, kozmetik ve temizlik sektörlerinde düşük ücret, uzun vardiya, sigortasız istihdam ve güvenlik önlemlerinin yokluğu artık olağan hale getirilmiştir. Yangın çıkışlarının kapalı olduğu, denetimlerin kâğıt üzerinde yapıldığı her işyeri bir sonraki cinayet mahallidir. Ve bu katliam “aile ile iş yaşamının uyumu” gibi söylemlerle meşrulaştırılan güvencesizliğin en ağır sonucudur. “Aile ile iş yaşamının uyumu” dedikleri şey, ya açlık sınırında, taciz, hakaret ve mobbing altında güvencesiz çalışma ya da evde ve iş yerinde bir cinayete kurban gitme ihtimalidir. Bu sistem, kadınlara sadece iki seçenek bırakmaktadır: Ya yoksulluk ya da ölüm.
Bu nedenle Dilovasında yaşananlar ne bir ihmal zinciriyle açıklanabilir ne de tekil bir kaza olarak tanımlanabilir. Apaçık politik ve sistematik bir tercihtir. Ve ilk değildir.
2005’te Bursa’da Özay Grup Tekstil Fabrikasında biri 15, diğeri 17 yaşında iki kız çocuğu ve üç kadın işçi, dışarıdan kilitli kapılar yüzünden yanarak can verdi. Patron övüldü. 2009’da Pameks Tekstil işçileri sele kapılan kapalı kasalı “servis”te boğuldu; iktidar suçu doğaya attı. 2024’te Balıkesir ZSR Patlayıcı Fabrikasında çoğu kadın 11 işçi öldü; patronlar soruşturulmadı bile. Her seferinde tablo aynıydı: Sigortasızlık, denetimsizlik, cezasızlık. İşçiler öldü, patronlar teşvik aldı. Devlet, denetimsizlikle, teşviklerle ve işçi düşmanı tutumuyla patron sınıfını korudu, kadınlar ölürken sermaye kazandı.
Dilovası’nda yaşamını yitiren iki çocuk işçi, bu düzenin en karanlık yüzünü bir kez daha ortaya çıkardı. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) verilerine göre yalnızca 2024 yılında en az 62 çocuk işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Son 10 yılda bu sayı 600’ü aştı. TÜİK verileri ise 2023 itibariyle 720 bini aşkın çocuğun fiilen çalıştığını, bunların büyük bölümünün 15 yaşın altında olduğunu gösteriyor. Çocuklar doğrudan MEB’in kurguladığı MESEM’ler eliyle ‘staj’ adı altında sermayenin kar hırsına feda ediliyor. Bu tablo, yoksulluğun ve sermaye düzeninin çocukları nasıl sistemli biçimde ölüme sürdüğünün kanıtıdır. Yoksulluk politikalarıyla aileleri çaresiz bırakan, sosyal destekleri sadakaya indirgeyen iktidar; çocukları fabrikalara, depolara, tarlalara sürmektedir. Devlet, patronlara ucuz çocuk emeği sağlar, sonra da “kaza” der geçer.
Devletin “Soruşturma Başlattık” Rutinine Kanmıyoruz! Her iş cinayetinden sonra Cumhurbaşkanı ve bakanlıklar yine “soruşturma başlattık” açıklamalarıyla öfkeyi bastırmaya çalışıyor. Ama biliyoruz: Bu açıklamalar, sorumluluğu gizlemenin aracıdır. Gerçek sorumlular yalnızca işyeri sahipleri değil; denetimsizliği bilerek sürdüren, iş güvenliğini kâğıt üzerinde bırakan, ucuz, güvencesiz, esnek çalışmayı çalışma yaşamının tek kuralı haline getiren ilgili devlet yetkilileri ve siyasi iradedir.
Emeği görünmez kılınan kadınlar, güvencesiz ve denetimsiz işlerde en ağır bedeli ödüyor. Dilovası’nda yitirdiğimiz altı kadın ve çocuk, bu ülkenin dört bir yanında çalışan milyonlarca kadının ve çocuğun ortak kaderini hatırlatıyor: Bu düzen, emeğimizi sömürürken çocukların yaşamını da çalıyor. İSİG verilerine göre 2013–2025 arasında en az 1605 kadın işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Bu kadınların sadece %3’ü sendikalıydı. Örgütsüzlük güvencesizliği, iş cinayetlerini beraberinde getiriyor. Ama kadınlar emeğini, haklarını, yaşamlarını savunmak için mücadele ettiğinde karşısında yine devletin şiddetini görüyor.
Şık Makas Tekstil işçileri gasp edilen hakları için eylem yaptıklarında polis barikatıyla karşılaştı. “Bize değil, patrona barikat kurun!” diye haykıran işçiler, “Cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla ev hapsine mahkûm edildi. Gaziemir Serbest Bölgede kurulu Digel Tekstil Fabrikasında sistematik şiddete maruz kalan kadınların sesleri ise duyulmuyor. Bu ülkede patronlar işçileri öldürdüğünde serbest kalırken; hakkını arayan kadın işçiler yargılanıyor, kolluk güçleri tarafından şiddete maruz kalıyor, örgütlü mücadelesi doğrudan devlet eliyle bastırılıyor.
Biliyoruz ki nerede bir hesap sorabilmişsek, bu davaların peşini bırkmayan işçilerin, emekçilerin kadınların sayesinde oldu. Hendek’te, Bartın’da, Balıkesir’de olduğu gibi — her kazanım, direnen işçi ve emekçilerin, kadınların eseri oldu.
Dilovası’nda yaşanan patlama, yalnızca bir fabrikanın değil, tüm bir sömürü düzeninin çürümüşlüğünün sonucudur. Ve bu yangını söndürecek olan, örgütlü mücadelemizdir.
-Gerçek sorumlular hesap versin! İş yeri sahipleriyle birlikte, denetim görevini ihmal eden kamu yetkilileri hakkında da etkin ve şeffaf yargılama yapılsın. Bağımsız ve toplumsal denetim sağlansın! diye
-İş cinayetleri soruşturmaları yalnızca bakanlıklarla sınırlı kalmasın; işçi temsilcileri, kadın örgütleri, eğitimciler ve hukukçuların dahil olduğu bağımsız komisyonlar oluşturulsun diye
-Çocuk işçiliği yasaklansın, MESEM’ler kapatılsın! Çocuk emeğini “staj” adı altında meşrulaştıran tüm uygulamalara son verilsin; çocuklar eğitim hakkına ve güvenli bir yaşama kavuşsun. Kadın ve çocuklara özel iş güvenliği politikaları oluşturulsun! Taşeron ve güvencesiz çalışma sistemi son bulsun! diye
-Kadın ve çocukların yaşamını hiçe sayan bu esnek istihdam biçimleri yerine güvenceli, sendikalı, insanca çalışma koşulları sağlansın diye biz onların “kaza” dediği cinayetlerin hesabını hep birlikte soracağız!
Biz kadınlar biliyoruz: Bu düzen kadın düşmanıdır, emek düşmanıdır, çocuk düşmanıdır. Yaşamlarımızı patronların insafına değil, örgütlü mücadelemize emanet edeceğiz. Kadınlar, çocuklar yaşayacak. Biz kazanacağız. Yaşasın kadınların örgütlü mücadelesi!
Son olarak yangında yakınlarını yitiren ailelere başsağlığı dilerken, yitirdiklerimizin hesabını hep birlikte soracağımızı bir kez daha ilan ediyoruz.
İZMİR KADIN PLATFORMU”
