İşçi sınıfının birleşik mücadelesi İzmir’de tartışıldı
Emek Araştırmaları Derneği tarafından İzmir Mimarlık Merkezi’nde düzenlenen “Türkiye’de İşçi Sınıfının Birliği” sempozyumunun ikinci oturumunda, işçi hareketinin tarihsel deneyimleri, sendikal mücadele, sınıf örgütlenmesi ve emek-ekoloji mücadelelerinin ortaklaştırılması ele alındı. Konuşmacıların sunumlarının ardından söz alan katılımcılar ise Smart Solar direnişinden emeklilerin mücadelesine, tarım işçilerinden dijital emek biçimlerine kadar farklı alanlardaki deneyimlerini paylaşarak birleşik mücadele çağrısı yaptı.
Av. Hüseyin Korkmaz’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturumda yazar Haluk Yurtsever, DİSK Enerji-Sen Örgütlenme Uzmanı Kamil Kartal, Akbelen direnişçisi Esra Işık, Bağımsız Maden-İş Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu, BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali konuşmacı olarak yer aldı.
İşçi hareketinin tarihsel mirası ve yeni arayışlar
Oturumun çerçeve sunumunu yapan yazar Haluk Yurtsever, “Birleşik Örgütlü Mücadele” başlıklı konuşmasında işçi sınıfının tarihsel gelişimini 1848’den 1992’ye uzanan dönem üzerinden değerlendirdi. İşçi sınıfının siyasal sahneye çıkışını, 1917 Ekim Devrimi’ni ve reel sosyalizmin çözülüşünü temel tarihsel dönemeçler olarak ele alan Yurtsever, emek-sermaye mücadelesinin genel oy hakkı, sendikalaşma ve demokratik hakların kazanılmasında belirleyici rol oynadığını vurguladı.
Reel sosyalizmin çözülüşünün işçi hareketi ve sosyalist düşünce açısından önemli bir kırılma yarattığına dikkat çekilen sunumda, bugünün koşullarında Marx ve Lenin’in yöntemsel mirasından yararlanarak yeni teorik ve politik araçlar geliştirilmesi gerektiği ifade edildi.
Türkiye işçi hareketinin deneyimleri
Türkiye’de işçi sınıfının ve sendikal hareketin gelişimi de oturumun önemli başlıkları arasındaydı. Türkiye’de sanayi proletaryasının 1950’lerden itibaren şekillendiği, Türk-İş’in kuruluşunun ise dönemin NATO ve Batı merkezli sendikal anlayışıyla bağlantılı olduğu değerlendirildi.
1961 Anayasası, 1963’te yapılan yasal düzenlemeler ve 1967’de DİSK’in kuruluşu, Türkiye sendikal hareketinin önemli dönüm noktaları olarak ele alındı. 15-16 Haziran 1970 işçi eylemlerinin yalnızca DİSK üyeleriyle sınırlı kalmayan, farklı sendikal çevreleri de kapsayan örgütlü ve meşru bir mücadele deneyimi olduğu vurgulandı.
Çeltek maden işgali, 1978 maden direnişi, 1989 Bahar Eylemleri ve Zonguldak deneyimi de işçilerin yalnızca ücret ve çalışma koşulları için değil, üretim süreçleri ve toplumsal yaşam üzerinde söz sahibi olmak için yürüttükleri mücadelelerin örnekleri olarak değerlendirildi. Bu deneyimlerin, sendikacılığın ücret pazarlığına indirgenemeyeceğini ve işyerinden toplumsal yaşama uzanan kapsamlı bir sınıf örgütlenmesine ihtiyaç bulunduğunu gösterdiği belirtildi.
İşyerlerinden ortak mücadele platformlarına
DİSK Enerji-Sen Örgütlenme Uzmanı Kamil Kartal, “Yeni Bir Sınıf Hareketi İçin Somut Mücadele Platformu” başlıklı sunumunda, işçi sınıfının bugünkü parçalı yapısına ve ortak mücadele ihtiyacına dikkat çekti. Küresel tedarik zincirleri, parçalanmış üretim biçimleri, platform çalışmaları, kurye emeği, güvencesizlik ve toplumsal eşitsizliklerin sınıfın ortak hareket etmesini zorlaştırdığı değerlendirildi.
Emeklilerin yeniden çalışmak zorunda kalması, gençlerin borç ve geleceksizlik sorunlarıyla karşı karşıya olması da güncel sınıfsal koşulların parçaları olarak ele alındı. Organize sanayi bölgeleri, işyerleri ve sanayi havzalarının ortak örgütlenme ve dayanışma alanlarına dönüştürülmesinin önemi vurgulandı. Saraçhane, Gebze, İstanbul Sendikalar Birliği ve yerel mücadele platformları taban inisiyatiflerine örnek gösterildi.
Sermayenin ortak çıkarları doğrultusunda daha etkili örgütlendiği, işçilerin ve sendikaların ise parçalı kaldığına dikkat çekilerek işten çıkarmalar, sürgünler, baskılar ve yetki davalarının sendikal örgütlenmenin önünde ciddi engeller oluşturduğu ifade edildi.
Emek ve ekoloji mücadeleleri birlikte ele alınmalı
Akbelen direnişçisi Esra Işık, “Toprak ve Emeği Birlikte Savunmak” başlıklı konuşmasında emek ve ekoloji mücadelelerinin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini anlattı. Akbelen başta olmak üzere Soma, Agrobay ve farklı bölgelerde yaşanan direnişler üzerinden, şirketlerin toprak ve doğal kaynaklar üzerindeki müdahalelerinin hem yaşam alanlarını hem de emekçilerin geçim kaynaklarını tehdit ettiği vurgulandı.
Köylülerin tarım, turizm, balıkçılık, maden ve enerji gibi farklı alanlarda aynı zamanda emekçi konumunda bulunabildiğine dikkat çekildi. Akbelen deneyimi, yerel halkın kendi iradesiyle örgütlenmesi, uzun soluklu dayanışma kurması ve işçi mücadeleleriyle ortak bir zemin oluşturması bakımından örnek gösterildi.
Mücadele alanlarına dışarıdan destek veren kurumların yerel halk adına karar almak yerine, halkın kendi karar alma ve örgütlenme kapasitesini güçlendirmesi gerektiği belirtildi. Dönemsel destek açıklamalarının ötesine geçen, kalıcı ve süreklilik taşıyan dayanışmanın önemi öne çıkarıldı.
Sendikal bürokrasi eleştirisi ve sınıf sendikacılığı
Bağımsız Maden-İş Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu, “Yapabiliriz” başlıklı sunumunda işçi direnişlerinin örgütlenmesi ve kalıcı kazanımlara dönüştürülmesi üzerinde durdu. Farklı işkollarındaki mücadele deneyimlerinden hareketle, işçilerin kendi iradeleriyle örgütlenmesinin ve mücadele süreçlerinde söz sahibi olmasının önemini anlattı.
BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen ise “Faşizmin İnşası ve Sendikal Çürümüşlüğün Gölgesinde İşçi Hareketinin Geleceği ve Politik İddiası” başlıklı konuşmasında sendikal bürokrasiyi eleştirdi. Sendikaların işçilerin karar alma süreçlerinden uzaklaşmasının ve bazı sendika yöneticilerinin sermaye ve devletle uzlaşan tutumlarının işçi hareketini zayıflattığını belirtti.
Bununla birlikte sendikaların terk edilmesi değil, işçilerin ekonomik ve demokratik mücadelelerini örgütleyen araçlar olarak yeniden işçilerin iradesine dayalı biçimde kurulması gerektiğini vurguladı. Bağımsız Maden-İş, BİRTEK-SEN, DGD-SEN, Öğretmen Sendikası ve mücadeleci DİSK sendikalarının farklı işkollarındaki direnişlerde üstlendiği rolü değerlendirdi.
Türkmen, mücadeleci sendikaların ve son yıllarda öne çıkan direnişlerin önemine işaret ederken, bu deneyimlerin mevcut sınıf hareketinin genel güçsüzlüğü karşısında olduğundan büyük gösterilmemesi gerektiğine de dikkat çekti. Sendikanın gücünün yalnızca üye sayısıyla değil, işçilerin iradesini toplu sözleşmelere ve işyeri kararlarına yansıtabilme kapasitesiyle ölçülmesi gerektiği belirtildi.
Ekonomik mücadele ile politik mücadele arasındaki bağ
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali, “Örgütlenmek ve Direnmek Yeterli mi? Yöntem ve Gelecek Arasında Kurulması Gereken İlişki(ler)” başlıklı sunumunda örgütlenme yöntemleri ve geleceğe yönelik politik hedefler arasındaki ilişkiyi ele aldı.
Ücret, vergi, grev hakkı, sendikal barajlar, sosyal haklar ve çalışma yasalarının siyasi kararlarla belirlendiğine dikkat çekilerek ekonomik mücadele ile politik mücadele arasındaki ayrımın giderek geçerliliğini yitirdiği ifade edildi. İşçi sınıfının yalnızca seçim dönemlerinde ya da sembolik eylemlerde değil, fabrikalarda, sanayi bölgelerinde ve gündelik yaşamın içinde örgütlenmesi gerektiği vurgulandı.
Sosyalist hareketin işçi sınıfından kopuk, yalnızca temsil ve hukuk söylemiyle sınırlı yaklaşımlarının da eleştirildiği tartışmalarda, işçilerin mücadelelerin destekçisi değil, karar alan ve yöneten özneleri olması gerektiği belirtildi.
Katılımcılar deneyimlerini ve mücadele önerilerini paylaştı
Konuşmacıların sunumlarının ardından söz almak isteyen katılımcılara söz verildi. Smart Solar direnişinden Ülkü Aydın Ergil, Özgür Emeklilerin Meclisi’nden Ömer Seyfettin Atılgan, Tarım-Sen’den Umut Kocagöz, Bilgi Müşterekleri’nden Oğuz Demirkapı, Birleşik Emekliler Sendikası’ndan Suna Yalçın ve Alınteri- Köz’den Ali Topçuoğlu başta olmak üzere katılımcılar, kendi mücadele alanlarından deneyim ve değerlendirmelerini aktardı.
Smart Solar işçilerinin mücadelesi ve dayanışma çağrısı
Smart Solar direnişini aktaran Ülkü Aydın Ergil, işyerindeki sendikalaşma sürecinin işçilerin gerçek iradesine dayanmadığını, toplu iş sözleşmesi hükümlerinin uygulanmadığını ve kararlaştırılan ücret artışlarının yapılmadığını anlattı. İşyerinde baskıların yaşandığını, işçilerin sorunlarını dile getiren temsilcilere tutanak tutulduğunu, iletişimlerinin kısıtlandığını ve bazı temsilcilerin yazılı gerekçe gösterilmeden görevden alındığını belirtti.
İşçilerin, işveren yanlısı tutum sergilediğini düşündükleri sendikaya güvenlerinin azaldığını aktaran Ergil, işçilerin WhatsApp grubu üzerinden kısa sürede örgütlenerek çoğunluğa ulaştığını ifade etti. İşten çıkarmalara rağmen mücadelenin sürdüğünü, iş bırakma eylemleri ve fabrika önündeki eylemlerin ardından ücret ve hakların ödenmesi için görüşmeler yapıldığını belirtti.
İşçilerin yetki başvurusunun sonucunu beklediğini aktaran Ergil, 85 işçiyle sürdürülen mücadeleye destek verilmesi amacıyla 29 Kasım’da Konak’ta düzenlenecek dayanışma gecesine katılım çağrısı yaptı.
Emeklilerin sınıfsal mücadelesi ve toplumsal rolü
Emeklilerin deneyimlerini paylaşan katılımcılar, emekliliğin çalışma yaşamının sona ermesiyle sınıfsal konumun ortadan kalktığı bir dönem olarak değerlendirilemeyeceğini vurguladı. Emeklilerin uzun çalışma yaşamları boyunca edindikleri deneyim ve mücadele birikiminin toplumsal hafızanın önemli bir parçası olduğu ifade edildi.
Emeklilik meselesinin yalnızca yaşlılık veya sosyal güvenlik harcamaları üzerinden ele alınmasına karşı çıkılarak sağlık, barınma, adil gelir, kamusal sosyal hizmetler ve güvenceli yaşam taleplerinin toplumun tamamını ilgilendirdiği belirtildi. Akademisyen ve araştırmacılara emeklilerin tarihsel ve sınıfsal deneyimlerini merkeze alan çalışmalar yapma çağrısı yapıldı. Dağınık öfke ve itirazların ortak bir demokrasi ve halk mücadelesinde birleştirilmesi gerektiği dile getirildi.
Tarım işçileri, köylüler ve yerel örgütlenme
Tarım-Sen’in çalışmaları üzerinden tarım işçileri, mevsimlik işçiler, küçük köylüler ve çiftçilerin kendi sözlerini söyleyebilecekleri örgütlenme alanları yaratmanın önemi anlatıldı. Agrobay direnişi ve benzeri mücadelelerde özellikle kadın işçilerin kendi taleplerini sahiplenerek önderleştiği belirtildi.
Köylü mücadelelerinde dışarıdan belirlenen temsil biçimleri yerine yerel aktörlerin ve halkın kendi iradesinin öne çıkması gerektiği vurgulandı. HES ve maden karşıtı mücadeleler, köylülerin yaşam alanlarını savunduğu ve ekoloji mücadelesinin sınıf mücadelesiyle birleştiği örnekler olarak değerlendirildi.
Dijital teknoloji ve değişen emek biçimleri
Dijital teknolojiler ve yapay zekâ üzerine yapılan değerlendirmelerde, teknolojik dönüşümün öznesiz ve kaçınılmaz bir süreç gibi sunulmasına karşı sınıfsal bir yaklaşım geliştirilmesi gerektiği ifade edildi. Bu kapsamda Yapay Zekâ ve Emek kitapçığı, Sosyalist Yapay Zekâ Manifestosu, Örgütlenme 2.0 ve Komünist Manifesto 2.0 gibi çalışmalar tanıtıldı.
Çağrı merkezleri, taşeron çalışma ve evden çalışma biçimlerinin işçileri birbirinden uzaklaştırdığı; aynı işyerinde çalışanların dahi telefon veya e-posta yoluyla birbirleriyle iletişim kurmakta zorlandığı aktarıldı. Evden çalışmanın kadın işçilerin ücretli emeğini ev içi bakım, yemek ve temizlik yükleriyle birleştirdiğine dikkat çekildi.
Yeni emek biçimlerinin, klasik fabrika merkezli örgütlenme yöntemlerinin yanı sıra yeni iletişim, dayanışma ve örgütlenme araçlarını da gerekli kıldığı belirtildi. Kılavuz İşçi Derneği’nin anket sonuçlarına da değinilerek işçilerin yüzde 45’inin işçi sağlığı ve güvenliğini, yüzde 37’sinin ücret ve hak gasplarını öncelikli sorun olarak gördüğü aktarıldı. Dijital teknolojilere ilişkin ankette ise performans baskısı ve iş süreçlerinin otomatikleşmesi öne çıkan sorunlar arasında yer aldı.
Birleşik mücadele ve siyasal örgütlenme arayışı
Katılımcıların değerlendirmelerinde Türkiye’de sınıf hareketinin gerilediği, sendikal yapıların etkisizleştiği ve devrimci yapıların dağınık kaldığı yönündeki eleştiriler de öne çıktı. Bu dağınıklığın emekçilere umut verecek bir siyasal önderlik oluşturmayı zorlaştırdığı ifade edildi.
Sefalet ücretleri, güvencesiz çalışma, örgütlenme özgürlüğü ve kamusal varlıkların sermayeye devredilmemesi emekçilerin temel gündemleri arasında sıralandı. Emekçilerin taleplerinin düzen siyasetinin gölgesinden çıkarılması ve işçi sınıfı adına ülkeyi yönetme iddiasının somut bir programa dönüştürülmesi gerektiği dile getirildi.
Sosyalist bir adayın emekçilerin programını seçimlerde temsil etmesi fikri de tartışmaya açıldı. Ancak bu öneri konusunda toplantıda kesin bir karar alınmadı. Sendikalar, dernekler, sosyalist partiler ve sınıf mücadelesi yürüten yapıların masa başında değil, sahada ve ortak pratikler içinde birleşmesi gerektiği yönünde çağrılar yapıldı.
Kalıcı örgütlü güç ve dayanışma ihtiyacı öne çıktı
Sempozyumun ikinci oturumunda yapılan konuşma ve değerlendirmelerde, işçi sınıfının birliğinin yalnızca farklı sendikaların veya siyasal yapıların bir araya gelmesiyle sağlanamayacağı; asıl ihtiyacın işyerlerinde, işkollarında ve yerel mücadele alanlarında tabandan örgütlenmeyi güçlendirmek olduğu vurgulandı.
Smart Solar işçileri için dayanışma gecesi çağrısı yapılırken, katılımcılardan maddi ve örgütsel destek sunmaları istendi. Toplantının değerlendirilmesi ve katılımcılar arasındaki iletişimin sürdürülmesi amacıyla QR kod üzerinden kısa bir anket paylaşılması da önerildi.
Yeni emek biçimleri ve yapay zekâ karşısında örgütlenme yöntemlerinin geliştirilmesi, emekçi taleplerini ortaklaştıracak siyasal bir program oluşturulması ve birleşik mücadele hattının güçlendirilmesi tartışmaların açık kalan başlıkları arasında yer aldı.
Oturumda öne çıkan ortak değerlendirme; farklı işkollarındaki direnişlerin birbirinden kopuk kalmaması, emek ve ekoloji mücadeleleri arasında kalıcı dayanışma kurulması, işçilerin kendi örgütlerinde karar sahibi olması ve kısa vadeli ekonomik-demokratik taleplerin uzun vadeli toplumsal kurtuluş hedefleriyle birleştirilmesi oldu.
Sempozyumunen en büyük eksikliği de 660 gündür Gaziemir Serbest Bölge girişinde çadır kurup direnen Digel Tekstil işçilerinin ve sendika temsicilerinin ayrıca da Pancar Organize Sanayi’de iki yıl direnen Temel Conta İşçilerinin temsicilerinin çağrılmamış ve kürsüde yer almamış olmalarıydı.

