İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli 7,8 ve 7,5 büyüklüğündeki depremlerde yaşamını yitiren on binlerce yurttaşı depremin üçüncü yılında Bayraklı Deprem Anıtı önünde andı. “Deprem değil cinayet! 3. yılında unutmuyoruz, affetmiyoruz” pankartı arkasında bir araya gelen demokrasi güçleri, mumlar yakarak yaşamını yitirenler için saygı duruşunda bulundu.
Anıt önünde toplanan kitle, “Depremde kaybolan çocuklar nerede” ve “Deprem değil yağma düzeniniz öldürür” dövizleri taşıdı. “Unutmak yok, affetmek yok, helalleşmek yok”, “Deprem değil ihmal öldürür”, “Yüzbinlerin katili saray rejimi” sloganlarıyla hem yasını hem de öfkesini dile getirdi. Basın açıklaması Emek ve Demokrasi Güçleri adına KESK Dönem Sözcüsü ve Eğitim-Sen 1 No’lu Şube Başkanı Hamdi Çalık tarafından okundu.
“Asrın Felaketi Değil, Asrın İhmali”
Açıklamada 6 Şubat depremlerinin bir doğa olayı olmasına rağmen, ortaya çıkan yıkımın ve can kaybının siyasal tercihler, rant düzeni, denetimsizlik ve cezasızlık politikalarının sonucu olduğu vurgulandı. Üçüncü yılda da kayıpların gerçek sayısının hiçbir zaman şeffaf biçimde açıklanmadığına dikkat çekilirken, resmi verilere göre 53 bin 537 kişinin yaşamını yitirdiği, 107 bin 213 kişinin yaralandığı hatırlatıldı. Milyonlarca insanın barınma ve geçim sorunuyla karşı karşıya kaldığı, yüz binlercesinin göç etmek zorunda bırakıldığı ifade edildi.
“Deprem doğal bir olaydır; yıkımın boyutu ise siyasidir” denilen açıklamada, Türkiye nüfusunun büyük çoğunluğunun aktif fay hatları üzerinde yaşamasına rağmen kentlerin bilimsel esaslara göre yeniden planlanmadığı, her büyük depremden sonra aynı senaryonun tekrarlandığı belirtildi. İmar aflarıyla çürük yapıların yasallaştırıldığı, göstermelik davalarla gerçek sorumluların korunduğu vurgulandı.
Deprem Vergileri, Kızılay ve Cezasızlık
Açıklamada, 21 yılda “deprem vergisi” adı altında toplanan yaklaşık 40 milyar doların nerelere harcandığının hâlâ açıklanmadığına dikkat çekildi. Bilim insanlarının uyarılarının görmezden gelindiği, rant odaklı kentleşmenin teşvik edildiği ifade edildi.
Deprem sonrası ilk çöken kurumlardan birinin Kızılay olduğu belirtilirken, yüz binlerce insan açlık ve donma tehlikesi altındayken çadırların satılmasının hafızalardan silinmediği vurgulandı. Bu skandala ilişkin davaların cezasızlık politikalarıyla sonuçsuz bırakıldığı dile getirildi.
“Üç Yıl Geçti, Acı ve Yoksulluk Derinleşti”
Depremin üçüncü yılında deprem bölgelerinin ne kadar yaşanabilir hale getirildiğinin bilinmediği ifade edilirken, yüz binlerce yurttaşın hâlâ güvencesiz koşullarda yaşadığına dikkat çekildi. Geçici denilen konteyner kentlerin kalıcı hale geldiği, insan onuruna aykırı koşulların yaygınlaştığı, elektrik ve su kesintileriyle yaşamın daha da zorlaştığı belirtildi.
Eğitim, sağlık ve sosyal hizmetlere erişimde ciddi sorunlar yaşandığı; salgın hastalıkların arttığı, kadınların artan bakım yükü nedeniyle çalışma yaşamından kopma riskiyle karşı karşıya kaldığı, çocuk yoksulluğu ve çocuk işçiliğinin derinleştiği ifade edildi. Zeytinlikler ve yaşam alanlarının kamulaştırılarak müteahhitlere devredildiği, güvenli barınma hakkının yok sayıldığı vurgulandı.
“Afetlere Hazırlık Piyasanın Değil Kamunun Görevidir”
Açıklamada, deprem dayanıklılık raporlarının ve güvenli barınmanın piyasaya terk edilmesinin milyonlarca insanı çaresizliğe ittiği belirtildi. Deprem risk raporlarının ve güvenli bir eve taşınmanın maliyetlerinin asgari ücretin çok üzerinde olduğu, bu nedenle yurttaşların bile bile riskli binalarda yaşamaya mahkûm edildiği ifade edildi.
Emek ve Demokrasi Güçleri, tüm kamu binalarının bağımsız ve bilimsel ölçütlerle denetlenmesini, deprem risk raporlarının kamu tarafından yapılmasını, imar aflarının tamamen kaldırılmasını ve deprem vergilerinin amacına uygun kullanılmasını talep etti. Meslek örgütleri, sendikalar ve halkın katılımıyla bağlayıcı bir Deprem Kanunu çıkarılması ve afet yönetiminin demokratik biçimde yeniden yapılandırılması çağrısı yapıldı.
Basın açıklaması, “Deprem değil ihmal öldürdü. Gerçek sorumlular hesap vermelidir” sözleriyle sona erdi.
